16. bölüm · Beyaz zambak
Bölüm 16
Bölüm 16 – Cesaretin Rengi
Ala, sınıfa girip masasının başına geçtiğinde gözleri, Alaz’ın sınıfın diğer ucunda oturduğu yere kaydı.
O da Ala’ya bakıyordu. Ama bu bakış, dün geceki kararsızlıktan eser taşımıyordu.
Netti.
Sakin ama içinde bir telaş vardı.
Ders bittiğinde Ala, bu sefer kaçmadı. Tam tersine, sınıf boşalırken Alaz’a yaklaştı.
“Biraz konuşabilir miyiz?” dedi, sesi titrek ama kararlıydı.
Alaz başını salladı.
“Tabii.”
Okulun arka bahçesine yürüdüler. Ağaçların yaprakları arasından süzülen güneş ışığı, Ala’nın saçlarına dokunuyordu.
O an Alaz, zamanın ağırlaştığını hissetti.
Bir şey olacaktı.
Ala durdu.
“Bana dün söylediklerin… ‘Senin cesaretin olsun’ demen… O kadar doğruydu ki, önce içime oturdu. Sonra içimde bir yer ayağa kalktı.”
Alaz bir şey söylemeye yeltendi ama Ala elini kaldırdı.
“Lütfen… bu kez ben bitireyim.”
Derin bir nefes aldı.
“Ben seni tanımaya çalışırken… kendimi yeniden tanıdım. Ve sanırım… seni sevmekten korkmuyorum artık.”
O an kelimeler havada asılı kaldı.
Alaz’ın yüzünde önce şaşkınlık, sonra ışıltılı bir huzur belirdi.
Yaklaştı.
“Biliyor musun?” dedi, “Bunu ilk duyduğumda ne yapacağımı planlamamıştım. Çünkü... ben de sana çoktan kalbimi verdim.”
İkisi de sustu.
O sessizlikte bir kuş geçti.
Bir yaprak düştü.
Ve Ala, bu kez kendi elleriyle Alaz’ın elini tuttu.
Ama bu kez Alaz geri çekmedi.
Tam tersine, sımsıkı tuttu.
O anda telefon çaldı. Ala'nın çantasında.
Arayan: “Annem”
Ala kısa bir “pardon” deyip açtı.
Ama duyduğu ses yüzünü bir anda bembeyaz yaptı.
Alaz hemen fark etti.
Ala’nın elleri titriyordu.
Telefonu kapattıktan sonra sadece şunu fısıldadı:
“Alaz… Annem hastanede. Acilen gitmem gerek.”
