4. bölüm · Beni Bana Verin •Gerçek Ailem•
4. Bölüm
“Acımanın bile acıdığı bir kıza, merhem olmak o
kızı umutlandırmaktan başka bir şey değildi.
Ve o kız, umutlanmayı çoktan bırakmıştı."
4.Bölüm; Bana Acımayan ve Yanımda Duran
Pamir Gülşah Tütüncü (Sahraf);
Elimdeki tabağı durulayarak bulaşıklığa koydum. Sarı bezi yıkayıp tezgahı sildim ve tekrar yıkayarak yerine koydum. Ocağın altını kapattım ve hazır olan yemeği tabaklara koydum. Et sote ve pirinç pilavı yapmıştım. Güzel bir sunum hazırladıktan sonra onları kurmuş olduğum masaya koydum.
Salona geçtim, babam oturmuş film izliyordu. Onu görünce içimde ki kız çocuğu heyecanla gözlerini açtı. Kapıya tıktıklayarak beni fark etmesini sağladım.
"Hazır mı yemek?" dedi, gözlerini televizyondan ayırıp bana döndürdüğünde. Babam sessizliğimi anlıyor ve cevap vermem için bana bakıyordu. Başımı salladım ve hazır olduğunu belirttim.
Ayağı kalkarak üstünü düzeltti ve yerdeki ev terliklerini giydi. Yanımdan geçtiğinde onu takip ederek mutfağa girdim. Masayı gördüğünde memnunca başını salladı. Sandalyeye yerleşip kaşığı eline aldı ve et soteyi kaşığına aldı, ağzına attığında bende yerime geçerek ona baktım.
"Bakma öyle," dedi, yanyan bana bakarak. "Bir halt beceremiyorsun ama el lezzetin var. Güzel olmuş." Gülümseyemedim ama gözlerimin mutluluktan parladığına emindim. Bende yemeğimi yemeye başladığımda aramıza sessizlik çöktü. Babamla sofra da konuşmazdık zaten. Yani o konuşmazdı. Ben onunla konuşmak isterdim.
Aklıma o evde yaptığımız gece kaçamağı geldiğinde yutkunamadım. Onlar konuşuyor ve gülüyorlardı. Yemeğin sonlarına yakın kapı çaldığında babam bana baktı. Kapımız pek çalmazdı.
"Seninle bir ilgisi var mı?" dedi, sinirle. Başımı hayır anlamında salladım ve bilmediğimi belirttim. Ayağı kalkarak mutfaktan çıktı. Bende ayağı kalkarak sofrayı toplamaya başladım. Daha birinci tabağı tezgaha koymamıştım ki içeriden bir bağırma sesi geldi.
"Kızım nerede!" Kılıç Tuğra Bey'in sesiyle yutkundum. Ahsen eve varmamış mıydı? Bu imkânsızdı, ağabeyini aramış olmalıydı.
"Bilmiyorum, çıktı gitti, dedim size!"
"O değil lan dangalak, Pamir nerede!" Bu Murat'ın sesiydi. Kılıç Tuğra Bey, kızım derken beni mi kastediyordu? Ahsen onun ağabeyi olduğunu söylemişti, benim de biyolojik olarak ağabeyim olmalıydı.
"Pamir!" dedi babam bağırarak. Sesi sinirliydi. Dudağımı dişlerimin arasına aldım ve mutfaktan çıktım. Koridoru arşınlayıp dış kapının önüne geldiğimde, Kılıç Tuğra Bey, Bedir Bey, Murat ve Uran buradaydı. Uran bir şey düşünüyormuş gibi bakışlarını yere sabitlemişti. "Burada işte!" Babamın sesi akşam olacaklardan sinyaller veriyordu. Neden gelmişlerdi ki şimdi! Babamla iyi anlaşıyorduk bugün. Onlar yüzünde bana vuracaktı!
Kaşlarımı çatarak onlara baktım. Sinirlenmiştim.
"Hiç öyle bakma, sinirli gözükmüyorsun," dedi Murat. "Daha çok bir sincaba benziyorsun." Ona döndüğümde ellerini ben masumum dermiş gibi kaldırdı ve omuz silkti.
Kılıç Tuğra Bey, babamın yakasını kavramış ve onu duvarla arasına sıkıştırmıştı. Onun yanına giderek kollarını ittim ve babamın önüne geçtim.
Onların suçuydu! Babam onlar yüzünden bana kızacaktı!
Cebinden kâğıt ve kalem çıkararak bana uzattı. Bu hastahanede verdiği kalemdi. "Gülşah, sana şimdi bir soru soracağım," Sesi beni korkutmak istemiyormuş gibi çıkmıştı. Ahsen onlara anlatmış mıydı? "Bu herif sana vuruyor mu?" Bunun için kâğıt ve kalem gerekmiyordu. Onun için elinden onları almadım.
Kafamı iki yana salladım.
"Korkmana gerek yok, Gülüm, sana bir şey yapamaz."
Tekrardan kafamı iki yana salladım. Babamın arkamda ki boğuk nefesini duyabiliyordum.
"Nasıl korkuttun ulan kızı!" diyerek babamın üzerine yürüyen Bedir'in önüne geçtim bu sefer. Kılıç Tuğra Bey'in elindekileri alarak yazmaya başladım.
"Bena vurduğu filan yok! Size ihtiyacım da yok! Kuruntularınızı kendinize saklayın!" Normalde kuramayacağım cümleleri yazarken, bana babamın cesaret verdiğini biliyorum. Babam benim kırmızı çizgimdi! Notu onlara uzattığımda babam kolumdan tutarak beni yanına çekti.
"Kızımı duydunuz, terk edin evimizi!" dedi. Kılıç Tuğra Bey bir anda babamın burununa kafasını gömmüştü! Çığlık atarak geriye kaçtığımda ellerim dudaklarımı bulmuştu. Babama vurmuştu! Babam geriye sendelediğinde, kendini toparlayarak ona yumruğunu savurdu. Kılıç Tuğra Bey onun yumruğundan son anda kurtuldu ve babamın bileğini kavrayarak büktü. Yanına giderek yumruklarımı koluna geçirmeye başladım. Babamın acı dolu iniltileri kulağıma doluyordu. Koluna geçirdiğim yumruklar ona işlemiyor gibiydi.
Islak gözlerim ile ona baktığımda yutkunup babamın bileğini iterek bıraktı. Anından babamın yanına gittim. Baba acıyor mu, demeyi çok istedim ama ben sessizliğin mahkûmydum.
Babamın elini tutarak dudaklarımı bileğine bastırdım. Bir saniye bile sürmemişti. Canı acımasındı. Akşam canımı acıtacak olması umrumda bile değildi. Onun canı acımasındı.
Ayağı kalkarak Kılıç Tuğra Bey'in yanına gittim ve göğsüne yumruklarımı geçirmeye başladım. Kalbinin hizasına gelen boyum ve olmayan kuvvetim ile ona vuruyordum. Şu an babama benzeyip benzememem umrumda değildi. Babamın canını yakmıştı!
Bir şey yapmadan bana izin verdiğinde durdum. Babam olsaydı, bana ne cüretle vurursun, diyerek beni döverdi. Burnumu çekerek geriye adımlardım ve ona kapıyı işaret ettim.
"Seni almadan gitmeyeceğim, Gülşah." dedi, sinirle. Kafamı iki yana salladım, ardından Uran'ın elinde duran kâğıdı ve kalemi aldım.
"Beni buraya bırakan sizsiniz, almak size düşmez!" yazdım ve ona verdim. Tekrardan elim ile kapıyı göstermiştim.
"Gelmiyor musun?"
Başımı iki yana salladım. Bir anda bana doğru atılıp bacaklarımı kavradı ve beni omuzuna attı! "Ben götürürüm o zaman!" Baş aşağı dururken açık saçlarım aşağı doğru sallanıyordu. Ona beni indirmesi gerektiğini söyleyemiyorum. Ve daha da önemlisi midem bulanıyor! Elimi kaslı sırtına geçirerek beni indirmesi gerektiğini ifade ettim.
"Alman gereken bir eşya var mı?" Cevap vermek yerine tekrardan sırtına vurdum. Konuşamayan birinin suratını görmüyorsan ona sorular sormamalıydın. "Odan nerede?" Babama dönerek odamın nerede olduğunu sordu. Babam korkuyla odamın yerini gösterirken ondan daha cesaretli olduğumu görmüştüm.
Odama vardığımızda beni yere indirdi. Uran da gelmişti. Bedir ve Murat yoktu.
"İhtiyacın olanları al, diğerlerini umursama, yenilerini alırız." Omuz silkerek kollarımı önümde bağladım. Yatağıma oturarak gelmeyeceğimi belirttim. "İyi o hâlde kafama göre koyuyorum." diyerek dolabımı açtı.
"Çanta yok mu?" dedi bana dönerek. Kaşlarımı çattığımda: "Hiç, ben sizinle gelmiyorum, gibi şeyler söyleme, çanta yok mu?" Nefes vererek dolabın diğer kısmını işaret ettim. Diğer kapağı açarak alt kısımda ki valiz tarzında olan çantayı aldı. İçine bir kaç parça kıyafet attı. Ardından bir okuma kitabı attı. Ayağı kalkarak diğer kitaplarımı işaret ettim.
"Hepsini mi alalım?" Kafamı sallayarak onu onayladım. "Yenilerini alırız." Hayır manasında salladım bu sefer kafamı. Onlar aynı anılara sahip olmazdı ki. "Adam gönderip aldıralım mi?" Adam, demek dikkatsiz taşıma demekti. Kitaplarım zarar görürse...
Kafamı hızla iki yana salladım. Olmazdı! Kitaplığıma göz gezdirdi. "Bu kadar kitabı şimdi alamayız. Adam gönderelim." Yutkunarak kafamı olumlu anlamda salladım. Ondan uzaklaşarak çalışma masamın çekmecesinden fotoğraf albümünü ve günlüğümü aldım. Onları da çantaya koyduğumda ihtiyacım olan bir şey kalmamıştı galiba, derken gözlerim yatağımın üstünde duran peluş oyuncağıma kaydı.
Onu da çantaya koydum. Annem almıştı o oyuncağı...
Özlem dolu bir nefes verdiğimde bittiğini belirttim. "Kendi isteğinle mi geleceksin yoksa omuzuma atayım mı seni?" dedi, asılan suratımı fark eden Kılıç Tuğra Bey. Yürümeye başlayarak ona cevap vermiş oldum. O ve Uran peşimden gelirken bakışlarım kapının yanında sinirle bize bakan babama kaydı.
"Bakma ulan," dedi Murat ona. "Baba kız bir değişiksiniz zaten!" Ben mi? Ben değişik miydim? "Sen değil, Ahsen'den bahsediyorum, Pamir." Aklımdan geçenleri okumuş gibiydi. Ahsen mi değişik oluyordu şimdi? Bence hiç de değişik değildi.
Kapıdan dışarı çıktığımda onlarda ardımdan çıkmıştı. Kılıç Tuğra Bey'in önderliğinde arabasına binmiştik. O sürücü koltuğunda, Bedir Bey yanında, ben, Murat ve Uran'da arka koltukta oturuyorduk.
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Benimkini zaten açamazdı. Kendimi zorbalamaya başladığımda göz devirdim. Kendine de bunu yapmazsın, Pamir.
Uran'ın kolu koluma değdiğinde cama daha da çok yapıştım. Birisinin bana değmesini istemiyorum, hele ki güvenmediğim biriyse. Rahatsız olduğumu gördüğünde o da diğer tarafa doğru kaydı. Derin bir nefes vererek başımı cama yasladım. Sarsıntıdan dolayı titreyen cam beynimi hoplatmıştı!
On dakikanın ardıdan yine o eve ulaştığımızda duran arabadan indim. Bahçede korumalar ile konuşan Buğra Bey beni gördüğünde kaşlarını çattı. Derince yutkundum. Kılıç Tuğra Bey kolumu tutarak beni yönlendirdiğinde gerilmiştim. Nefeslerim hızlanmaya başlarken fark edilmesin diye tuttum. İçeri girip salona vardığımızda Buğra Bey de peşimizden gelmişti.
"Bu kı..."
"Pamir! Biriniz daha ona 'o, bu, şu,' diye seslenirse bu evde kıyamet kopar!" dedi Murat sinirle. Helal be, Kara Murat! İçimden ona tezahürat yaparken Buğra Bey sinirle bana bakmayı sürdürdü.
"Pamir'in burada ne işi var?"
"Gelmesini ben istedim ağabey. Madem ikisinden biri bu evde yaşayacaktı, kendi kanımızdan olanın bize zulüm etmesi daha katlanır geldi." Omuzlarım düşmüştü. Bu beni hem mutsuz ediyordu, hem de mutlu. Yani bana acıdıkları için gelmemişlerdi, bu beni mutlu ediyordu.
"Ya da ikisini de s*ktir ederek daha kaliteli bir hayat sürdürebiliriz!" dedi Buğra Bey.
"Bunları sonra konuşalım, Buğra Bey. Ahsen nerede?" dedi, Kılıç Tuğra Bey.
"Ahsen de mi burada?" dedi, Buğra Bey daha da sinirlenerek.
"Sanırım artık değil," Uran, elinde ki kâğıt parçasını havaya kaldırarak bize göstermişti. Ne yazdığını seçemiyordum. Notu okuyan Kılıç Tuğra Bey başını sallayarak bir kaç gün orada kalabileceğini belirtti. Aklıma gelen ile çantamdan not defterimi çıkardım, bir de kalemimi.
"Terbiyesiz," yazarak kâğıdı kopardım ve Buğra Bey'e verdim. Notu okuyan Buğra Bey kaşlarını çatarak bana döndü. Küfüre tahammülüm yoktu!
"Ne yazıyor?" dedi, Murat merakla.
"Sana ne ulan? Gidip ders çalışsana sen!"
"Sen çalıştın da ne oldu ağabey?" dedi, Murat alaylı sesi ile.
"Sonra 'Ağabeyim beni neden dövüyor,' diyorsun!" dedi, Buğra Bey onun üzerine yürüyerek. Onu dövecek miydi? Babam gibi miydi o?
Murat gülerek benim arkama geldi ve arkamdan sarıldı. "Koru beni, Kumpir!" Bana sarılıyordu! Derin nefesler almaya başladığımda, bedenim titremeye başlamıştı. Bunu gören Murat hemen benden ayrıldı. Görüş alanımda ki bulanıklığı yok saymaya çalıştım. "Özür dilerim, Pamir." dedi, Murat endişeyle. Ona sorun yok dermiş gibi baktım.
Sorun vardı, bilmesine gerek yoktu. Ellerimi birbirine geçirdim ve ona gözlerimi kırptım.
"Hiç gülmez misin sen?" dedi, Kılıç Tuğra Bey konuyu dağıtmak amaçlı. Ne diyecektim ki şimdi? Hiç gülmem, dersem nedenini sorar mıydı? Gülerim, dersem neden onlara gülmediğimi sorgulardı.
"Gülmeyi pek sevmem," yazdım ve ona uzattım. Ucu açık yanıtım ile bana baktı.
"Bence gülmek sana çok yakışır." Kalbim teklemişti. Bu bir iltifat oluyordu, değil mi? Utançla başımı eğdiğimde dudağımı dişlerimin arasına aldım. Ah, iltifat almak ne kadar da zormuş! Peki benim ona ne demem gerekiyordu? Bir şey demez isem ayıp olur muydu? İltifat karşılıklı mı oluyordu?
"Sakin ol, kız!" dedi Murat omuzumu hafifçe itekleyerek. "Bir şey demen lazım gelir değil." Devrik cümlesi ile ona baktım.
"TDK (TeDeKe)'nin gözünden yaş geldi!"
"Sen TDK (TeDeKe) dersen tabii yaş gelir. TDK (TeDeKa) o bir kere." dedi Murat Uran'a karşın. Bilmiş bir tavırla ona bakarken Uran ona mal görmüş gibi bakıyordu.
"İzlediğim bir Türkçe Hocasının buna çok güzel bir yanıtı var." dedi, Uran.
"O saptırmış seni yoldan." dedi, Murat.
"Hocama laf ettirmem!"
"Bende kocama laf ettirmem!" dedi, Murat onun gibi bağırarak. Etrafı bir sessizlik kapladı.
"Senin kocan mı var?" diye yazdım, her kesin aklında ki soruyu sorarak.
"Tabii ki de var!" dedi, bana kınayan bir bakış attırarak. "Sensin Pamir, sana 'O' bile dedirtmiyorum, ilerde birimize ağabey diyeceksen ilk bana de, olur mu?" Derdi bu muydu? İyi de ben hiçbirine ağabey diye seslenemezdim ki...
Bunu ona söylemek yerine alaya alarak yazmaya başladım: "İyi de kocaya ağabey denmez ki."
"Duydunuz değil mi, evlilik teklifimi kabul etti!" dedi onlara nisbet yaparcasına. "Gel kocam, biz mutfağa gidip yemek yiyelim!" Mutluluk ile ona baktım. O ise az önceki tepkimi unutarak elimi tuttu ve onlara göstermek istermişcesine havaya kaldırdı. "Kocam!" dedi, sonra ki 'M' harfine bastırarak. Rahatsız olmama rağmen sesimi çıkarmadan onu takip ettim.
"Şerefsiz yerini hazır ediyor!" diyişini duydum, Kılıç Tuğra Bey'in. Birlikte mutfağa girdiğimizde onun elini bırakarak masaya oturdum.
"Yemek yapmayacak mıyız?" dedi, bana küskün bir bakış atarak.
"Ben koca değil miyim, yemeği kadın yapar genellikle." Yazdım ve ona gösterdim.
"Ah, kocam! Sen iste yeter!" dedi ve aklına ne geldiyse burada beklememi söyleyerek mutfaktan çıktı. Diğerlerinin davranışları acımadan kaynaklanıyor olabilirdi ama Murat'ın ki öyle değildi. Çünkü o ilk geldiğim zamanda böyleydi.
Dakikalar sonra içeri girdiğinde gördüğüm şeyle dudağımın kenarının titrediğini hissettim ama gülemedim. Başında ki oyalı yazma ile o kadar komik ve aynı zamanda o kadar tatlı gözüküyordu ki...
"Kocam da kocam! Paşam da paşam!" diyerek buzdolabının kapağını açtı. Ardından bana döndü. "Bu arada sadece noodle yapmayı biliyorum." Omuz silkerek sorun olmadığını belirttim. Rahatlayarak dolaba geri döndü. "Evimin direği," dedi şarkıya devam ederek. "Gözümün bebeği!"
Ona eşlik etmek için kalemi elime aldım;
"Karıcım, sultanım
Evimin neşesi, kalbimin sesi
Kocasının nefesi
Hiç durmuyor çenesi." yazdım ve ona uzattım.
Gülerek okudu ve devam etti.
"Bu adam benim kocam
Hastasıyız romancı
Bak dikkat edin
'Benim' diyorum
Kocamda kocam, paşamda paşam
Evimin direği, gözümün bebeği."
Tekrardan aynı sözleri yazarak ona uzattım:
"Karıcım, sultanım
Evimin neşesi, kalbimin sesi
Kocasının nefesi
Hiç durmuyor çenesi."
"Hadi kocacığım
Getir kocacığım
Para getir
Altın getir
Paşa kocacığım
Yaşa kocacığım!" Şarkı bittiğinde kaynayan suyu alarak bardak noodlelerin içine boşalttı ve masaya koydu. Çatal alıp gelerek onları da masaya koydu.
"Şimdi üç dakika beklemek zorundayız, değil mi?" Kafamı salladım. "Peki ya beklemezsek?"
"Çiğ olurlar," Başını arkaya atarak derin bir nefes verdi. "Kaç yaşındasın sen?" yazdım.
"Yirmi, aramızda dört yaş var yani." Onu onayladım. "Sosyal medyan var mı?" Başımı iki yana salladım. "Numaranı verebilir misin?" Başımı iki yana salladım. "Neden?"
"Telefonum yok," yazdım.
"Okula gittiğinde nasıl haberleşeceğiz, ya da normal bir zamanda?" Okulda telefonun ne işi vardı? Tamam bizim sınıftakiler gizlice sokuyordu, orası ayrı.
"Haberleşmeyeceğiz?"
"Olmaz öyle, ya başına bir iş gelirse! Sana telefon alalım." Hızla kafamı iki yana salladım. Buraya paraları için gelmiş gibi mi gözüküyorum? Kendime bir telefon alabilirdim, tek yapmam gereken bir işe girip çalışmaktı.
"İstemem, kendime alabilirim."
"Nasıl?"
"Çalışarak,"
"Onu aklından çıkar," dedi, içeri giren Kılıç Tuğra Bey. Yazdığım notu ne ara okumuştu?
Omuz silktim. "Sonsuza kadar burada kalmayacağım ne de olsa, istediğimi yaparım."
"Hayatımıza tam anlamıyla girdikten sonra çıkamayacağını söylemiştim." dedi bu sefer.
"Ben girmedim ki, siz girdirdiniz."
"Unut, dedim,"
İtaat et, nefes al. Hayat mottom kendini hatırlattığında onu onayladım. İtaat et, nefes al.
Noodlelerimiz olduğunda yemeye başladık. Kılıç Tuğra Bey odaya gitmişti. Murat bir anısını anlatmaya başladığında ona odaklandım. "La biz bir gün gölete gitmiştik, pinik yapmaya," dedi sonra aklına ne geldiyse sustu ve yüzünü buruşturdu. "Boş ver, rezillik."
"Ayıp, neden anılarından utanıyorsun ağabey?" dedi Uran. Murat ona öldürücü bakışlar attığında Uran sinyali alıp U dönüşü yaparak mutfaktan çıktı. Anlatması için ısrar etmedim.
Ve ben bugün kendimi yalnız hissetmiyordum.
Bu Murat sayesinde olmuştu... Murat, benim ihtiyacım olan dostum gibiydi, en azından öyle hissetmekten kendimi alamıyorum. Bana acımıyordu...
