BARISTA kitap kapağı

18. bölüm / 20

BARISTA

PART 18

Yazar: Skz ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: PART 18

Helüüü kaldığımız yerden son gaz devam ediyoruzzz valla ben bile heyecanlandımahsjdkdlxlx

Keyifli okumalarrr

------

Hyunjin'den
Felix tekrar içeri girdikten sonra terasın kapısı arkasından gürültülü bir şekilde kapandı. Evan bir süre onu izledi, sonra bana döndü. Yüzündeki ifade değişmişti; az önceki alaycı tavrının yerini, sanki kafasında yeni bir fikir oluşmuş gibi meraklı bir bakış almıştı.

"Akşam ne yapıyorsun?" Diye sordu kollarını göğsünde birleştirirken.

"Bilmiyorum,sanırım boşum." Dedim Felix'in gidişini izlerken.

"Uzun zamandır görüşmüyoruz akşam bir yerlere gidelim mi? Yemek yer, biraz konuşuruz hatta biraz da içeriz hm?" Omuzlarımı silktim, teklifi çok cazip gelmişti biraz içmeye ihtiyacım vardı. "Olabilir boşum zaten."

"Güzel." Evan'ın yüzü düşünür gibi bir hal aldı sonra sanki özellikle söyleyeceği cümleyi seçiyormuş gibi yüzüme baktı. "Felix de gelsin." Yüzündeki ifade artık sırıtmaya dönmüş beni nedensizce huzursuz etmişti.

Kaşlarım elimde olmadan çatıldı,"Felix mi?"

"Hm evet Felix."

"Niye?Sadece ikimiz oluruz sanıyordum."

"Çünkü o çocukla konuştum, eğlenceli biri gibi geldi." Kesin eğlenceli biri gelmiştir Evan kesinlikle.

"Evan…" Dedim dişlerimin arasından.

"Ne?"

"Daha on dakika önce tanıştın."

"Evet, o yüzden çağırıyorum ya zaten." Bir an cevap vermedim. Evan'ın yüzündeki o küçük sırıtış giderek belirginleşti. "Ne var?" dedi.

"Hiçbir şey."

"Kesinlikle bir şey var."

"Yok."

"Hyunjin, Felix'in gelmesini istemiyor musun?"

"Öyle bir şey demedim."

"İstemiyor musun?" Bakışlarımı kaçırdım. "Sadece onun çalıştığı yerden sonra plan yapmak doğru mu bilmiyorum."Evan kahkaha attı. "Bak sen şu an ne kadar düşünüyorsun."

"Ne demek istiyorsun?"

"Hiç."

Tam o sırada kapı yeniden açıldı Felix başını dışarı uzattı. "Hyunjin Bey?"İkimiz de ona döndük. "Efendim?"

"Jisung sizi arıyordu sipariş konusunda bir şey soracakmış."

"Tamam, geliyorum."Felix kapıyı kapatmak üzereyken Evan seslendi. "Felix!" Keşke sesi kısılsa...

Felix yeniden başını uzattı. "Evet?"Evan gülümseyerek, "Bu akşam planın var mı?" diye sordu.Felix şaşkınlıkla bana baktı sonra Evan'a döndü. "Yok. Neden?"

"Biz Hyunjin'le akşam yemek yemeyi düşünüyoruz sen de gelsene."Felix'in bakışları tekrar bana kaydı sanki içinde çözemediği bir şeyler vardı. Gözlerimi gözlerine diktim,bir süre bakıştık.Birkaç saniye boyunca ikimiz de hiçbir şey söylemedik.Sonunda Felix hafifçe gülümsedi. "Olur gelirim."Evan memnuniyetle başını salladı. "Harika. O zaman üç kişiyiz."

"Üç kişi," diye tekrarladım.Elimi alnıma koyarak beli belirsiz ovdum.Evan bana baktı. "Evet. Bir sorun mu var?" Dedi kaşlarını çatarak. "Yok ne sorunu olacak sen de yani."Ama ses tonum, yüzüm ve muhtemelen bütün halim aksini söylüyordu her şeyi ele veriyordu.Felix kapıyı kapatıp içeri döndüğünde Evan dirseğiyle koluma hafifçe dokundu.

"Çok belli ediyorsun."

"Ne belli ediyorum?" Dedim bilmemezlikten gelerek.Çok iyi biliyordum.

"Ondan hoşlandığını ve deli gibi ben den kıskandığını."

"Hey!Yok öyle bir şey hangi dünya da yaşıyorsun?"

"Tamam, tamam. Bir şey demedim ama bil ki kendimi tutamayabilirim bu akşam..." Son duyduğum cümleyle olduğum yerde bir çivi gibi çakıldığımı hissettim.Niyeti çok açık bir şekilde belli etmişti.Salak.

Ben ise içeriye, Felix'in az önce kaybolduğu yere bakmaya devam ettim.Akşam üçümüzün aynı masada oturacak olması fikri nedense düşündüğümden çok daha fazla heyecanlandırmıştı beni ve bundan hoşlanıp hoşlanmadığıma henüz karar veremiyordum.

~~
Felix'ten
Terastan içeri döndüğümüzde kafenin bizi bekleyen kendine has kaosu yüzümüze çarptı. Kahve makinesinin sesi, sipariş bekleyen müşterilerin konuşmaları, Jisung'un bir masadan diğerine yetişmeye çalışırken kendi kendine söylenmesi… Her şey bıraktığımız gibiydi. Yalnızca ben, nedense birkaç dakika öncesine göre biraz daha huzursuz hissediyordum. Bunun sebebini sorgulamamaya karar verdim zaten son zamanlarda Hyunjin'in yanındayken normal davranmak başlı başına bir mesai gerektiriyordu.

Evan denen şu çocuk içeri girer girmez etrafına bakındı sanki buraya ilk kez gelmiyormuş gibi rahat davranıyordu. Hyunjin de arkasından gelmiş, kapının yanında duran menüyü düzeltmekle uğraşmaya başlamıştı. Menü zaten dümdüz duruyordu bunu fark etmemek için insanın görme duyusunu geçici olarak kaybetmesi gerekirdi işverenimin dekorasyonla ilgili ani bir takıntı geliştirmesine karışmak benim görev tanımımda yoktu.

"Felix," diye seslendi Evan.Başımı ona çevirdim. "Efendim?"

"Bana bir kahve daha yapabilir misin? Bu sefer senin önerdiğin bir şey olsun."

"Az önce filtre kahve içmediniz mi?"

"İçtim ama insan aynı şeyi iki kere içmek zorunda değil, değil mi?"

"Tabii. Menü burada, isterseniz-"

"Sen öner istiyorum."

Bana öyle bir gülümsedi ki cümlenin devamını getirmekten vazgeçtim. Bazı insanlar sipariş vermeyi gerçekten zorlaştırıyordu. Neyse ki müşteriyle iletişim kurmak işimin bir parçasıydı; yoksa şu an kendisine menüyü uzatıp seçim yapana kadar başında beklemeyi tercih edebilirdim.

"Peki. Size vanilyalı latte hazırlayayım." Biliyor musunuz latte'yi hiçte sevmem içerken midem bulanıyor.

"Sen hazırlıyorsan olur." Gülümseyip tezgâhın arkasına geçip kahvesini hazırlamaya başladım. Bir yandan sütü köpürtüyor, diğer yandan Jisung'un bana attığı imalı bakışları görmezden geliyordum. Çocuk, sanki hayatında ilk kez iki insanın konuştuğunu görmüş gibi bizi izliyordu.

"Ne bakıyorsun?" diye fısıldadım yanından geçerken kalçasına da vurmayı ihmal etmedim. "Oha oha sapık mısın oğlum?" dedi gülerek. "Evet sapığınım Ji."

"Vallahi hiçbir şeye canım ben sadece bugün insan ilişkilerinin ne kadar hızlı gelişebildiğini gözlemliyorum hepsi bu canım."

"Bir gün kafanı kahve makinesinin içine sokacağım bunu biliyorsun değil mi?"

"Kafamı oraya sokmadan önce şu sütü taşırma, baristacığım." Gözlerimi devirdim tam ona cevap verecektim ki arka taraftan Hyunjin'in sesi geldi. "Jisung, siparişleri hazırlamayı bitirdin mi?"Jisung bir anda doğruldu. "Bitirmek üzereyim, efendim!" Hyunjin'in bakışları kısa bir anlığına bana kaydı, sonra Evan'a döndü. Evan hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi telefonuna bakıyordu.Kahveyi hazırlayıp tezgaha yavaşça bıraktım. "Buyurun, vanilyalı latte." Bardağı aldı ama hemen masasına dönmedi. "Teşekkür ederim gerçekten güzel görünüyor." Az kalsın ki gözlerimi deviriyordum. Çünkü hani hemen hemen herkese yaptığım bir kahveydi ve ona özel olarak hazırlamamıştım. Kendi kendine gelin güvey gibi bir şey oluyordu. "Afiyet olsun."

"Bir ara bana nasıl yaptığını da öğretirsin." Dünyanın en basit şeyi bu kahveyi yapmak elinin altında internet var açık bakabilirsin canım.

"Tabii, çok zor değil."

"Güzel o zaman senden bir şey daha öğrenmem gerekecek." Kaşlarımı kaldırdım. "Neymiş o?"

Bana cevap vermek yerine gülümsedi ve masasına doğru yürüdü. Ben de arkasından bakıp omuz silktim insanların bazen konuşmayı gereksiz yere gizemli hâle getirmesine anlam veremiyordum bir kahve yapmıştım alt tarafı.Önümdeki siparişlere döndüğümde yarım saat boyunca yoğunluktan başımı kaldıramadım. Bir müşteri buzlu kahvesinin fazla tatlı olduğunu söyledi, başka biri siparişini yanlış aldığımızı iddia etti, Jisung de elindeki tepsiyi nereye bırakacağını unutup iki dakika boyunca olduğu yerde dikildi. Her zamanki gibi, kafe kendi küçük felaketlerini peş peşe üretmeye devam ediyordu.

Sonunda kısa bir boşluk yakalamışken boş bardakları tezgâhın altındaki rafa yerleştirmek için eğildiğim sırada Evan'ın yanıma geldiğini fark etmedim bile.

"Yorucu bir gün mü?" Başımı kaldırdım. "Kafenin her zamanki hali normal yani alışığım."

"Her gün böyle mi?"

"Bazen daha kötü."

"Patronun da pek rahat birine benzemiyor."

Patronum?Patronum.
Kirpiklerine kadar aşık olduğum o herif...

Kıkırdayarak ,"Bunu ona söylemeye cesaret edebiliyorsanız buyurun, ben sizi tutmayayım."Gürültülü bir kahkaha attı. "Demek o kadar korkutucu."

"Korkutucu demedim."

"Ama düşündün."

"Ben öyle bir şey söylemedim!"

"Peki, peki. Seni zor durumda bırakmayacağım." Sen kimsin ki beni zor durumda bırakıyorsun.Tam o sırada arkamdaki raftan bir kutu almam gerektiğini hatırladım. Evan'a izin isteyip dönecektim ki bileğimde hissettiğim ani temasla olduğum yerde durdum.

Evan elimi tutmuştu hem de sıkıyordu,beni kaçırmak istemiyormuş gibiydi.

Her şey o kadar hızlı gerçekleşti ki önce ne olduğunu anlamadım parmakları bileğimin çevresine kapanmış, diğer eliyle avucumu açmıştı. Şaşkınlıkla yüzüne baktığım sırada cebinden çıkardığı kalemi gördüm. "Ne yapıyorsunuz?" Dedim şaşkınlık içerisinde. "Korkma yemem seni,ufak bir şey yapıyorum sadece."

"Bileğimi tutarak bir şey yapmanız gerektiğini kim söyledi?" Gülümseyerek elimi biraz daha kendine çevirdi ve avucumun içine bir numara yazmaya başladı.

"Telefon numaramı bırakıyorum hepsi bu."

"Bunu kâğıda yazmak diye bir şey de var."

"Biliyorum ama bu daha akılda kalıcı."

"Bence oldukça gereksiz bir yöntem." Elimi ondan çekmeye çalıştıkça daha sıkı tutuyordu.Ne yapmaya çalışıyordu bu? "Yine de numaram artık sende." Kalemi kapatıp elimi bıraktığında avucumun içinde birkaç rakam ve altında küçük bir gülücük vardı daha çok sırıtmaya benziyordu.Bir an ona, sonra elime baktım. Ne diyeceğimi bilemediğim için yalnızca başımı iki yana salladım.

"Gerçekten çok tuhafsınız."

"Bunu iltifat olarak kabul ediyorum hem sen de hiç zorluk çıkarmadın bana.Güzelim." Güzelim?

"İltifat değildi."

"Ben öyle kabul ettim bile."

Gülerek geri çekildi ben hâlâ avucumdaki numaraya bakıyordum. Birinin bu kadar rahat davranabilmesi gerçekten inanılmazdı üstelik bütün bunları kafenin ortasında, herkesin gözü önünde yapmıştı. Neyse ki müşteriler kendi işleriyle meşguldü.

Herkes değildi tabii.

Başımı kaldırdığımda Hyunjin'i gördüm.

Kafenin diğer ucunda, pencerenin yanındaki masanın önünde durmuştu. Elindeki dosyaya bakıyormuş gibi görünüyordu ama gözleri dosyada değildi doğrudan bana bakıyordu daha doğrusu, önce elimi tutan Evan'a, sonra avucuma, en sonunda da yüzüme bakmıştı.Bakışlarımız karşılaştığında yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştım. Her zamanki sakinliğinden eser yoktu demek fazla olurdu; Hyunjin kendisini belli etmemekte gerçekten ustaydı. Fakat çenesindeki hafif gerginliği, dosyanın kenarını gereğinden sıkı tutuşunu ve bakışlarını benden ayırmakta gecikmesini fark etmemek mümkün değildi.

Evan da onun baktığını görmüş olmalıydı ki başını hafifçe çevirip Hyunjin'e baktı, sonra yeniden bana döndü. "Akşam görüşürüz Felix."

"Evet," dedim, avucumu kapatırken. "Görüşürüz." Sonra da çekip gitti işte.

Ben olduğum yerde birkaç saniye daha kaldım sonra boş bardakları toplamaya başladım.Hiçbir şey olmamış gibi davranmak istiyordum ama avucumun içinde yazılı numara, bütün günün en gereksiz ayrıntısı olmasına rağmen aklımı kurcalıyordu.

Asıl tuhaf olansa Hyunjin'in bakışlarıydı.

Elindeki dosyayı masanın üzerine bırakıp tahmin ettiğim gibi bana doğru yürümeye başladı,yanımdan geçerken durdu. Dudaklarını aralarken bana tam anlamıyla bakmadan konuşmaya başladı.Aha,ilk uyarımı alacağım sanırım ve geliyor gelmekte olan o uzun nutuk. "Yeni arkadaşınla iyi anlaşıyorsun bakıyordum da?" Ya yemin ederim benim bilincim dışında gerçekleşti.

Başımı kaldırdım ses tonu sakindi. Fazlasıyla sakindi.

"Evan mı? Evet, eski arkadaşınız olduğunu söylediniz."

"Benim arkadaşım olması, seninle bu kadar samimi olması gerektiği anlamına gelmiyor." Bir bakıma doğru evet.Cümleyi duyduğumda kaşlarım havalandı yüzüne bön bön baktım, sonrasında gülümsedim."Pardon, Hyunjin Bey. Müşterilerle iletişim kurarken bundan sonra sizin onayınızı mı alayım?" Aslında taşak geçiyordum.

Bakışlarını nihayet bana çevirdi. "Ben öyle bir şey söylemedim."

"Ama öyle anlaşılıyor."

"Felix."

"Evet?"

Bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını araladı, sonra vazgeçti. Gözleri bir anlığına kapalı duran elime kaydı ben de farkında olmadan avucumu biraz daha sıktım. "Hiç," dedi sonunda. "İşine devam et."Dosyasını alıp uzaklaştı.Arkasından bakarken dudaklarımın kenarındaki gülümsemeyi bastırmaya çalıştım. Başaramadım tabii ki de.

Çünkü Hyunjin'in neden böyle davrandığını bilmiyordum. Belki Evan'ı tanıdığı için onun hakkında bir şeyler biliyordu. Belki de gerçekten yalnızca iş yerinde fazla samimi davranılmasını istemiyordu.

Ama nedense içimdeki küçük, sinir bozucu ses başka bir ihtimal üzerinde duruyordu.
Ve ben o ihtimali düşünmekten kendimi alamıyordum.

Her neyseee bayys diğer bölümde görüşmek üzereee öptümss 🤍🤍🫦🫦🫦

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 4beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…