8. bölüm · BARISTA

PART 8

Skz ✨

Biraz yorum istiyorum 🥺

Keyifli okumalarrr.
~~~~~
Kapı kapandıktan sonra kafede tuhaf bir boşluk hissi oluştu.Sanki Hyunjin çıkarken ardında görünmez bir iz bırakmıştı. Kahve kokusu havada süzülüyor ama bir şeyler eksik. Tezgâhın arkasında kalakaldım. Elimde sarı bir bez ama silmiyorum. Sadece tutuyorum.Jisung sessizce yanıma adımladı. Adımları o kadar sessiz ki normalde bana bu kadar sessizce yaklaşmaz. Açıkçası bana biraz şüpheli geldi.

Dirseğini tezgaha dayayıp bana doğru eğildi, "Ben bir şeyler seziyorum." dedi neredeyse fısıltılı çıkan sesiyle.Gözlerimi kaçırdım. Ne demek istediğini anlamıştım.

"Ne sezmesi ya.Bak bak bak."

"'Ne sezmesi ya' dediğine göre kesin bir şey var. Felixciğim, ha ne dersin?" Sesi son cümlesine doğru cırtlak çıkmıştı. Tam o sırada Seungmin aramıza atladı.Elinde mavi bir bez, ama kullanma niyeti yok.Drama için gelmiş besbelli. Elindeki bezi ortamıza doğru tutup deli gibi salladı.

Seungmin "Kesin seni işten çıkaracak kanka, ahanda şuraya yazıyorum. Sonra da Seungmin demişti dersiniz."İşaret parmağını yalayıp temiz olan tezgahın üzerine sürttü.
Başımı bir anda kaldırdım dediği şeyle, ne alaka beni işten çıkarması?

"Ne??" Dedim şaşkınlık içerisinde.

"Belli değil mi zaten Felixciğim?Sabah sabah patron gelir, kahvesini içer, sonra çalışanını özel konuşmaya çağırır." Bunları derken eliyle tırnak içinde yapmayı da ihmal etmedi.

"Abartma istersen kar tanesi." Kaşlarımı sanki sinirlenmişim gibi çatıp bir süre ona baktım. Bu çocuğu günün birinde dövecektim.

"Abartmıyorum.Ben realist bir insanım. Bak, az sonra 'Felix, sen çok iyisin ama...' diye başlayacak."

Jisung gözlerini kocaman açtı. "Ya da Felix'i şirket kovacak." Tanrı aşkına bu iki dangalak ne diyordu böyle?

"Saçmalamaya mı başladınız sanki ha? Mal mısınız siz? Hayır yani gerçekten de soruyorum bunu."

Ne yazık ki sesim çatlamıştı. Boğazım temizleyip derin bir nefes aldım, elimdeki üzerinde kahve lekesi olan sarı bezi suratlarına vurmamak için kendimi zor tuttum.

Ya gerçekten işten çıkarırsa?

Ya dün gece yüzünden?

Ya fazla ileri gittiysem?

Şimdi de devreye iç sesim girmişti. O da o salak gibi düşünmeye başlamıştı. Aklımı çelmesine izin veremezdim.

Seungmin dramatik bir iç çekti."Bak ben olsam ağlarım.Hatta şimdiden ağlamaya başla, alış."

Jisung, "Ben Felix'in yerine konuşurum.'Hyunjin Bey, o çok iyi kahve yapar.' derim." İkisinin de dalga geçtiğine artık emindim. Elimdeki bezi önce Jisung'un yüzüne sonra da Seungmin'in yüzüne vurdum.

İkisi de bana baktı şaşkınlıkla. "Iy Felix ya! DAHA YENİ NEMLENDİRİCİ SÜRMÜŞTÜM." Umurumda mıydı? Kesinlikle hayır. Seungmin ise gülmekle ağlamak arasında gibi bir şeydi.

"Yeter ya.Bıktım ikinizden."

Kapının camından dışarı bakıyorum bıkkınlıkla.Hyunjin kafeden biraz ileride duruyor telefonuna bakıyordu.

Bu konuşma...İyi bir şey mi olacak, kötü bir şey mi?

Yoksa ikisi birden mi?

Arkamdan Seungmin'in yansımasını gördüm. Elini omzumda hissettim.

"Eğer seni işten çıkarırsa ben senin adına bağırırım." Ardından Jisung'un sesini duydum.

"Ben de kapıya kahve dökerim."

İkisine de bakıyorum.
İlk kez sabahın bu saatinde gülümsüyorum. Ama içimde dayanılmaz bir şekilde ikisine dayak atma fikri vardı.

"Ya siz şaka mısınız?Neyse teşekkürler."

Sanırım içimde bir düğüm var.
Birazdan çözülecek.
Ya da daha da sıkılaşacak.

Derin bir nefes alıp kollarımı göğsümde birleştirdim.Felix, kendine gel bu sadece basit bir çözülecek.

Bu, sadece bir konuşma değil belki de hayatımın dönüm noktası olacak. Ya da ben gereksiz yere gözümde bunu büyütüyorum.

Tezgâhın arkasında süt köpürtürken hayatımı sorguluyordum. Espresso makinesi homurdanıyor, ben homurdanıyorum; tek fark, makineye kimse "sus" demiyor. Tam o sırada kapıdaki zil çaldı. Hani filmlerde olur ya, her şey bir anlığına yavaşlar... Heh işe o an.

Ve evet.
Güzel kızdı.

Hem de "menüye değil, etrafa baktıran" türden.Hyunjin içeriden çıktı. Çıkışıyla ortamın ışığı yarım ton yükseldi. Saçı her zamanki gibi "ben bilerek dağınığım" dağınıklığında, yüz ifadesi sanki kahve değil de sanat yapıyormuş gibi ciddi. Kız sipariş verirken Hyunjin başını hafif yana eğdi, ben uzaktan onu görebiliyordum. Gördüm çünkü felaket yaklaşıyordu.

Ben müşteriyle ilgileniyorum tabii, profesyonellik falan."Bir latte alabilir miyim?" dedi kız. Alabilirsin. Hepimiz alamıyoruz ama sen alabilirsin.Arkamda Jisung ve Seungmin var. İkisi de başka müşterilerin içeceklerini hazırlıyor ama ağızları boş duruyor mu? Asla.

Jisung, "Ben bir şeyler seziyorum." dedi fısıltılı bir ses tonuyla.Seungmin anında atlıyor, elindeki bardağı tezgâha koyup,"Kesin seni işten çıkaracak. Patron bu, affetmez. Felix, LinkedIn'ini güncelle."Dişlerimi sıktım. Yine seni işten çıkaracak muhabbetini açmışlardı. Daha iki saat önce konuyu kapatmıştık. Ve şimdi yeniden açmışlardı.

Sütün köpüğü masumca yükselirken, arkamda kariyerim gömülüyordu.Jisung devam etti, "Ama kız çok güzel ya."

Seungmin, "Çok güzel müşteri. Bak özellikle müşteri diyorum, Felix.Müşteri deme lazım olur." deyiverdi birden göz kırparken. İç geçirip gözlerimi kapatıp açtım.

İçimden sayıyorum.
Bir... iki... üç...

Kahveyi hazırladım. Latte art'ı da bilerek fazla güzel yaptım. Hani "bak ben işimi yapıyorum" der gibi. Bardağı kıza uzattım, gülümsedim.

Profesyonel. Nötr. İsviçre.

Sonra onlara doğru döndüm ikisinin de kulağından tuttum. Ama nazik falan değil. Bildiğin kader müdahalesi, can acıtan türden, ölümlerden ölüm beğendiren,

"Siz," dedim dişlerimin arasından,
"müşteri hakkında yüksek sesle yorum yapmayı ne zaman TED Talk'a çevirdiniz?"

Jisung hemen savunmaya geçti, "Ama fısıldıyorduk-" Bok fısıltıydı.

"Fısıltı dediğin şey bu kafede yankılanıyor, Sherlock."

Seungmin sırıttı, "Ne yani, gözümüzü mü çıkaralım?" Mümkünse evet.

"Hayır," dedim, "ama ağzınızı kapatabilirsiniz. Bedava."Hyunjin uzaktan bize baktı.Bakışı şuydu: "Birazdan konuşacağız." Güldüğünü görebiliyordum, muhtemelen ne yaptığımı görmüştü.

Harika.

Kahve var, kaos var, bir de ekip içi disiplin toplantısı yolda.Ama ne olursa olsun kahve mükemmeldi.
Latte art kusursuzdu.
Ve ben hâlâ işteydim.
Şimdilik.

Görüşmek üzeree~~~