14. bölüm · BARISTA
PART 14
Selamlarrrrr hep söz verip sözünü tutamayan biriyim maalesef....Ama şöyle tutamıyorum ficlere yb yazıp yayınlayamamakta söz veremiyorum tam istediğim gibi gitmiyor bunun sebebi de ruh halimin isteksiz olması ve belli başlı konusunun olması ve artık finalinin gelmiş olan ficler için yb yazmak çok zor :(
Keyifli okumalaaaarrr ve iyi gecelerrr 23.20
---
Hyunjin'den
Adliye binasından çıktığımda hava hâlâ aynıydı. Gri, kapalı ve ağır aynı zamanda boğucuydu. İnsan böyle günlerde gökyüzünün de kendisiyle birlikte yas tuttuğunu sanıyor. Belki de sadece ben öyle görmek istiyordum.Arabaya binip kapıyı kapattım hemen motoru çalıştırmadım. Ellerimi direksiyonun üzerinde birleştirip öylece kaldım.
Boşanmıştım.
Bu kelime zihnimde birkaç kez yankılandı.
Boşanmıştım.
Evet boşanmıştım...
Yıllarca eşim dediğim kadın artık hayatımda başka bir sıfat taşıyacaktı. Eski eşim. Ne kadar garip bir insanın hayatındaki yerini değiştirmek, yalnızca birkaç harfin yan yana gelmesiyle mümkün oluyordu.
Başımı koltuğa yasladım,gözlerimi kapattım.
Doğru olanı mı yaptım?
Daha doğrusu doğru olanı mı yapmıştım?
Boşanmak için daha erken miydi yoksa tam zamanı mıydı?Ya da ben mi geç kalmıştım?
Bu sorunun cevabını gerçekten de bilmiyordum.Hah,neyi biliyordum ki zaten ben.
Belki de doğru ya da yanlış diye bir şey yoktu artık. Belki ikimiz de çok uzun zamandır yanlış yerde duruyorduk ve bugün yalnızca bunu tamamen kabul etmiştik.İçimde başka bir düşünce vardı,aklımın ucundan o düşünce bir türlü gitmiyordu.Onu susturmaya çalıştığım halde tekrar tekrar ortaya çıkıyordu.Felix.
Dişlerimi sıktım.Neden şimdi?Neden tam da evliliğim bittikten sonra onun yüzü aklıma geliyordu?Gerçi evliyken de hep aklımdaydı ki.Aslında cevabı biliyorum çünkü Felix bu hikâyenin başlangıcı değildi.Benim evliliğim zaten bitmeye başlamıştı Felix'i Japonya'da gördüğüm sıralarda.O sadece bana bunu fark ettirmişti.Ve belki de en büyük suçluluk duygum buydu.
Bir insanı hayatımdaki eksikliklerin sebebi haline getirmek kolaydı. "Onu tanımasaydım her şey yolunda olurdu," demek daha rahatlatıcıydı.
Ama doğru değil.
Felix olmasaydı da o ev sessiz kalacaktı.Karım yine bana "Seni seviyorum ama yapamıyorum," diyecekti.Ben yine tavana bakıp neden birbirimize bu kadar uzak olduğumuzu yeterince cinsel hayatımızın olmayışına yorum yapacaktım.Yine aynı masada iki yabancı gibi oturacaktık.Felix yalnızca o sessizliğin içinde bana başka bir ihtimal olduğunu hatırlatmıştı. Ya da kaçamak olarak görecektim.Bunu düşünmek bile içimi huzursuz etti.
Çünkü artık özgürdüm.Özgür olmak, ne yapacağını bilmek anlamına da gelmiyordu.
Telefonumu elime aldım rehberde birkaç isim arasında gezindim sonunda durduğum isim beni gülümsetti.
Minho
Arama tuşuna bastım hemen ikinci çalışta açtı.
"Hyunjin?"
Sesindeki tonu duyunca boğazımdaki düğüm biraz olsun gevşedi.
"Galaxy'de misin?"
Kısa bir sessizlik çöktü,"Beş dakikaya oradayım."
Aramayı sonlandırıp yola çıktım.Galaxy Bar'a girdiğimde içerisi her zamanki gibi loştu. Dışarıdaki gri havanın aksine burada sarı ve mor ışıklar masaların üzerine düşüyor, fondaki müzik konuşmaların arasına karışıyordu akşam kalabalığı henüz tam başlamamıştı.
Önüme düşen saçlarımı geriye atarken gözlerimle arka tarafları taradım.Tanıdık o yüz kadrajıma girince hafif sırıttım.Ona yaklaştıkça dikkatini çektim ve sonunda beni görünce yüz ifadesi anında değişti. "Ne bu surat?Cenaze gibi.Seni soytarı."
"Soytarı mı?Bunu bana her gece yatağa karı kız,erkek merkek atan kişi mi diyor?" Gözlerini devirip elindeki yarısı içilmiş viskiyi tekledi ve bana baktı. "Boş yapıyorsun,sen soruma cevap ver."
"Boşandım işte daha ne diyeyim?" Minho'nun yüzündeki ifade bir anda silindi bir süre hiçbir şey söylemedi.Sonra arkasına yaslanıp bana baktı."Bugün mü?Dostum sonunda!O kadınla olmazdı zaten daha fazla yürütemezdiniz." Yıllardır bu anı bekliyormuş gibi bir hali vardı.Dediği her bir kelimede haklıydı. Yürütemezdik.
Başımı salladım. "Evet." Masaya doğru ne ara yeniden aldığı bardağa uzandı gözleri gözlerimi buldu. Odağını ayırmadan dudaklarını araladı,"İyi misin?"Bu soru basitti ammavelakin cevabı değildi. "İyi miyim bilmiyorum.Ne hissettiğimi tam olarak bilmiyorum."
Başını sağa doğru hafifçe eğdi."Üzgün müsün?" Gözlerimi masaya indirdim ellerimi karnımın üzerinde birleştirip derin bir nefes alıp dışarıya seslice verdim. "Olmam gerektiği kadar değil,mutlu da değilim açıkçası.Ne üzgün ne mutlu işte." Elimi kaldırıp ensemdeki saçlarımın arasına daldırıp kaşıdım bir süre. "Bilirsin yaşanmışlık var alışıyorsun sonra birden puf buharlaşıp uçup gidiyor. Her gün görmeye alışık olduğun yüzü artık göremeceksin.Demek istediğim durgunluk,bir boşluk." Bu kez Minho sustu ben de sustum.
Çünkü asıl söylemek istediğim şey bundan sonra geliyordu. "Ve bu beni korkutuyor."Minho kaşlarını çattı. "Neden?" Elindeki bardağın kenar kısmını dudaklarına götürüp birkaç yudum aldı.Derin bir nefes alarak, "Bugün imzayı attığım anda aklıma gelen ilk kişi o oldu."
Bakışları değişti bu sefer, "Kim?" Cevap vermeden önce birkaç saniye bekledim sonra bakışlarımı ona yönelttim. Şu tipe bak şam şeytanı.
"Felix." Yüzünde önce şaşkınlık belirdi ardından yavaşça arkasına yaslandı.
"Anladım."
"Hayır," dedim. "Bence ben de anlamıyorum." Başımı ellerimin arasına aldım."Son iki aydır kendime bunun geçici olduğunu söylüyorum. Sadece kafam karışık, sadece hayatımdaki boşluğu başka bir şeyle doldurmaya çalışıyorum, sadece...Boşandım ve ilk düşündüğüm kişi o."
Minho bir süre yüzüme baktı sonra sakin bir sesle konuştu. "Belki de artık kendine yalan söylemeyi bırakman gerekiyordur."
İçimde bir yer, onun bu cümlesinden kaçmak istedi.Başka bir yer ise ilk kez rahatladı.Belki de sorun Felix değildi.Belki sorun, Felix'i düşündüğümü kendime itiraf etmekten korkmamdı.
Korkağın tekiyim.
~~~~
Gece ilerledikçe Galaxy Bar'ın içindeki kalabalık azalmaya başladı. Masalar birer birer boşalıyor, arka fondaki müzik kısılıyor, garsonlar kapanış için etrafı toplamaya başlıyordu. Minho ise hâlâ karşımda oturuyordu.Benimse aklım tek bir yerde takılı kalmıştı.
Felix.
Ne kadar susturmaya çalışsam da düşüncelerim dönüp dolaşıp aynı isme geliyordu.Başımı masaya doğru eğdim."Ben ne yapacağım, Minho?"
Minho iç çekti."Önce eve gideceksin."
"Hayır."
"Hyunjin."
"Ben Felix'i istiyorum." Cümle ağzımdan çıktığı anda ikimiz de sustuk.Minho birkaç saniye yüzüme baktı."Tamam," dedi sonunda. "Bunu en azından yüksek sesle söylemiş oldun."Yüzümü iki elimle kapattım.
"İstememem gerekiyordu."
"Muhtemelen."
"Boşandığım gün bunu düşünmem daha da kötü."
"Kesinlikle dostum."
"Sen neden her şeyi bu kadar sakin söylüyorsun?"
"Çünkü sen şu an ikimizin yerine de panik yapıyorsun."
İstemeden güldüm ama gülüşüm birkaç saniye sürdü sonra yüzüm yeniden düştü."Onu görmek istiyorum."Minho gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Hyunjin, saat kaç oldu?Haberin var mı canım arkadaşım?Hem sen sarhoş musun?Dur bi." Yanıma iliştiğinde beni kokladığını fark ettim. "İçmişsin,ne zaman içtin ya sen?" Doğru söylüyordu ne zaman içmiştim?Ben bile bunu fark edemeyecek kadar gözüm körleşmişti.
"Bilmiyorum."
"İşte sorun da bu."
Ayağa kalkmaya çalıştığımda sendeleyerek geri yerime oturmak isterken siyah deri koltuğa boylu boynuna uzandım."Ben bittim ya." Elimle alnımın ortasına şak diye ses çıkartarak vurdum.
"Hayır, bitmedin."
"Minho..."
"Efendim?"
"Felix'i gerçekten istiyorum." Bu kez sesim daha mızmız çıkıyordu.Sanki yüksek sesle söylersem düşünce olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşecekti.Minho masanın üzerinden uzanıp omzuma dokundu. "Tamam," dedi. "Bunu anladık,ya o istemiyorsa?"
"NE DEMEK İSTEMİYOR YA?"
"BAĞIRMA SARHOŞ HERİF"
"SEN BİR KERE KENDİNE BAK SARHOŞLUKTAN ADINI BİLE BİLMİYORSUN."
En sonunda kovulmamak için sustuk.
İlk kez sesimdeki korkuyu duyunca Minho'nun yüzündeki alay tamamen kaybolmuştu."İşte bunu bilemezsin."Başımı kaldırdım."Ya benden nefret ederse?"
"Etmesine sebep olacak bir şey yapmadığın sürece bunu da bilemezsin."
"Ya her şeyi mahvedersem?"
Minho birkaç saniye sustu."Şu an yapabileceğin en doğru şey," dedi, "hiçbir şey yapmadan önce kafanı toparlamak."Gözlerimi kapattım feci bir şekilde uykum vardı. Felix'in yüzü yine geldi aklıma.Kafedeki hali,kahve hazırlarken olan dikkati,bana bakıp gözlerini kaçırışı...
O an içim burkuldu,"Onu özlüyorum,öpmek istiyorum onu." Minho başını iki yana salladı.
"Sen daha iki gün önce görmedin mi bu çocuğu?"
"Sen nerden bileceksin ki?Sen hiç birine aşık olmadın ki Minho.Bu duyguyu tam olarak anlayamazsın."
"Hyunjin...Dayaklıksın bunu biliyorsun değil mi?" Yarım yamalak kapalı olan gözlerimle onun dişlerini sıktığını görebiliyordum.Bir hışımla elindeki bardağı içip masaya sertçe bıraktı.
"Özlüyorum işte sus." Minho sonunda kalktı."Tamam. Gel."
"Nereye?"
"Eve."
"Gitmek istemiyorum."
"Biliyorum."
"Minho."
"Efendim?"
"Ben çok kötü durumdayım." Omzuma kolunu atıp beni ayağa kaldırdı."Evet," dedi kuru bir sesle. "Onu ben de fark ettim."Koridora doğru ilerlerken son kez arkamı dönüp boşalan masalara baktım.İçimde tek bir düşünce vardı.
Felix.
İlk kez bu düşünceyi susturmak yerine olduğu gibi kabul ettim.Belki de bundan sonra asıl zor olan, onu istemek değil bu gerçekle ne yapacağımı öğrenmek olacaktı.
GÖRÜŞÜRÜÜÜÜZZZ
