41. bölüm · BARAN’IN ZEMHERİSİ

Bölüm 40 – ŞAHSUVAR (FİNAL)

Zehra Balcı

Bölümler

"Bazen en büyük zafer, düşmanı yenmek değil... Aileni kaybetmeden ayakta kalabilmektir."
Altı Ay Sonra...
Sabah güneşi Şahsuvar Malikânesi'nin bahçesine bütün sıcaklığıyla yayılmıştı.
Aylar önce çatışmaların, gözyaşlarının ve korkunun eksik olmadığı bu ev...
Şimdi çocuk kahkahalarıyla yankılanıyordu.
Bahçede rengârenk balonlar, uzun sofralar ve çiçeklerle süslenmiş masalar vardı.
Bugün iki özel kutlama vardı.
Şahsuvar Ailesi'nin yeniden bir araya gelişinin altıncı ayı...
Ve Mihra Eliz ile Yaman'ın doğum günü...
Malikânenin kapısı ardına kadar açıktı.
Aile dostları, çalışanlar ve yıllardır Şahsuvarlarla birlikte olan herkes davet edilmişti.
Bahçe...
Küçük Mihra Eliz pembe elbisesiyle elindeki balonu kahkahalar atarak kovalıyordu.
Yaman ise oyuncak arabasını sürerken arkasından koşan Botan'a gülüyordu.
Yaman: "Yakalayamazsın amca!"
Botan gülerek peşinden koştu.
"Bir dur bakalım seni küçük afacan!"
Yaman kahkahalar atarken Botan onu kucağına aldı.
"Teslim oldun."
Yaman başını iki yana salladı.
"Asla!"
Herkes gülmeye başladı.
Baran biraz ileride duruyordu.
Üzerinde koyu lacivert bir takım elbise vardı.
Yanına Sıla geldi.
Zarif krem rengi elbisesiyle her zamanki gibi göz kamaştırıyordu.
Baran eşine baktı.
Göz göze geldiler.
Aylar önce emniyet koridorlarında yaşadıkları çaresizlik akıllarından geçti.
Bugün ise...
Yan yanaydılar.
Baran usulca Sıla'nın elini tuttu.
Baran: "Hatırlıyor musun?"
Sıla gülümsedi.
"Neyi?"
"İlk kez seni kaybetmekten korktuğum günü."
Sıla gözlerinin içine baktı.
"Ben hiç gitmedim."
"Sen de hep geri döndün."
Baran eşinin alnına küçük bir öpücük kondurdu.
"Ve hep döneceğim."
Malikânenin Terası...
Korhan Şahsuvar bastonuna hafifçe yaslanmış bahçeyi izliyordu.
Geçirdiği yaralanmanın izleri hâlâ vardı.
Ama gözlerinde huzur vardı.
Yanına Hazar geldi.
"Baba..."
"Neye bakıyorsun?"
Korhan hafifçe gülümsedi.
"Hayatıma..."
"Ve en büyük servetime."
Hazar bahçeye baktı.
Mihra Eliz...
Yaman...
Baran...
Sıla...
Botan...
Rüya...
Ecem...
Hepsi birlikteydi.
Biraz Sonra...
Herkes uzun sofranın etrafında toplandı.
Korhan ayağa kalktı.
Elindeki bardağı kaldırdı.
Bahçe sessizleşti.
Korhan yavaşça konuşmaya başladı.
"Yıllarca..."
"İnsanlar Şahsuvar soyadını para, güç ve makam sandı."
"Kimi zaman biz de öyle sandık."
Gözleri tek tek ailesinin üzerinde dolaştı.
"Sonra en zor günleri yaşadık."
"Oğlum haksız yere suçlandı."
"Evladımı ameliyat masasında gördüm."
"Düşmanlarımız oldu."
"İhanet gördük."
"Ama..."
"Hiçbir zaman birbirimizin elini bırakmadık."
Korhan'ın sesi titredi.
Sonra yıllarca hatırlanacak o cümleyi söyledi.
"Şahsuvar olmak, zengin olmak değil..."
Kısa bir sessizlik oldu.
Korhan gözyaşlarını gizlemeden devam etti.
"Aileni her şartta ayakta tutabilmektir."
Bahçede alkışlar yükseldi.
Baran başını eğerek babasını selamladı.
Akşam...
Güneş yavaş yavaş batıyordu.
Çocuklar bahçede koşmaya devam ediyordu.
Mihra Eliz çiçek topluyor...
Yaman babasının omuzlarına çıkmaya çalışıyordu.
Baran oğlunu omuzlarına aldı.
"Yüksekten nasıl görünüyor?"
Yaman iki kolunu açtı.
"Çok güzel!"
Mihra Eliz de koşarak annesinin elini tuttu.
"Anne!"
"Hep böyle kalalım olur mu?"
Sıla diz çöktü.
Kızını kucağına aldı.
"Olur."
"Biz hep birlikte kalacağız."
Aynı Anda...
Şehir Mezarlığı...
Korhan, Baran ve Hazar sessizce bir mezarın başındaydı.
Mezar taşında şu yazıyordu:
EMİR KARACA
Korhan elindeki beyaz karanfili mezarın üzerine bıraktı.
Baran şaşkınlıkla babasına baktı.
Korhan derin bir nefes aldı.
"İnsan kinle yaşarsa..."
"...sonu böyle olur."
"Biz düşmanımız bile olsa, nefret bırakmayacağız."
Baran başını salladı.
"Artık çocuklarımızın geleceğini kuracağız."
Üçü birlikte mezarlıktan ayrıldı.
Geçmiş, geride kalmıştı.
Gece...
Malikânenin bahçesinde küçük bir ateş yakılmıştı.
Herkes sohbet ediyor...
Gülüyor...
Mutlu anılar biriktiriyordu.
Baran ile Sıla biraz uzaklaşıp balkonun kenarında durdu.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
Baran cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Sıla şaşkınlıkla baktı.
"Bu da ne?"
Baran kutuyu açtı.
İçinde evlilik yüzüklerinin ilk günkü hâli parlıyordu.
"Gün geldi acıyı birlikte taşıdık."
"Gün geldi umut olmayı öğrendik."
"Ama bugün..."
"...sana yeniden söz vermek istiyorum."
Yüzüğü Sıla'nın parmağına yeniden taktı.
"Hayatım boyunca..."
"İlk günkü gibi seni seveceğim."
Sıla gözyaşları içinde Baran'a sarıldı.
"Seni sonsuza kadar seveceğim."
Tam o sırada...
Mihra Eliz ile Yaman kahkahalar atarak anne ve babalarına doğru koştu.
Dördü birbirine sarıldı.
Biraz ileride Korhan, Hazar, Botan, Rüya ve Ecem onları gülümseyerek izliyordu.
Kamera yavaşça geriye çekildi.
Şahsuvar Malikânesi'nin bütün ihtişamı gece ışıkları altında görünüyordu.
Gökyüzüne doğru yükselen görüntüde çocuk kahkahaları duyulmaya devam etti.
Ve son cümle ekrana yansıdı:
"Bazı aileler kan bağıyla kurulur... Bazıları ise birlikte verilen mücadeleyle. Şahsuvarlar, her fırtınadan daha güçlü çıkmayı başardı."
SON ❤️