2. bölüm · BARAN’IN ZEMHERİSİ

1. BÖLÜM: KALEMİN KIRILDIĞI GECE

Zehra Balcı

Bölümler

Mardin’in üzerine çöken kızıl akşam, Haznedar konağının taş duvarlarında yankılanan bir feryatla parçalandı. Sıla, odasında masasının üzerine eğilmiş, hukuk fakültesinin ağır kitapları arasında hayallerine dokunuyordu. Gelecek yıl bu zamanlar bir mahkeme salonunda adaleti savunuyor olacaktı. Ancak aşağıdan gelen o keskin çığlık, adaletin değil, törenin hükmünün verildiği anın habercisiydi.

"Oğul! Ne yaptın sen Mert? Ocağımızı mı söndürdün oğul!"

Sıla’nın elindeki kalem masaya düştü. Annesi Esma Hanım’ın sesi, bir ağıt gibi konağın avlusuna yayılıyordu. Sıla hızla odasından fırlayıp merdivenlere koştuğunda, babası Cevdet Bey’in dizlerinin üzerine çöktüğünü, abisi Mert’in ise yüzünde hem korku hem de geri dönülemez bir kararlılıkla ayakta durduğunu gördü.

"Kaçırdım baba!" dedi Mert, sesi titreyerek. "Rüya’yı seviyorum. Şahsuvarların kızıyla kaçtık biz. Dönüşü yok artık."

O an konağın devasa ahşap kapısı, sanki yer yerinden oynuyormuşçasına büyük bir gürültüyle sarsıldı. Bir, iki darbe ve sonunda menteşelerinden kopan kapı, toz bulutu içinde yere serildi. İçeriye fırtına gibi giren kişi, gözlerinde şimşekler çakan Baran Şahsuvar’dı. Arkasında silahlı adamları, sanki bir ordu gibi avluyu doldurdu.

Baran, elindeki silahı Mert’in alnına dayadığında zaman durdu. Sıla, korkuyla tırabzanlara tutundu. Baran’ın sesi, koca konağı titreten bir gök gürültüsü gibiydi:

"Mert Haznedar! Kardeşimi nereden aldıysan oraya bırakacaksın! Yoksa bu konak bugün senin mezarın olacak!"

Mert, namlunun soğukluğunu hissetse de geri adım atmadı: "Rüya benim canım oldu Baran Şahsuvar! Öldürsen de vermem, o artık benim helalimdir!"

Silahların emniyet sesleri avluda yankılandı. Sıla, daha fazla dayanamayarak merdivenlerden aşağı koştu ve abisinin önüne siper oldu. Gözleri yaşlı ama başı dikti. Baran ile ilk kez o an göz göze geldiler. Baran’ın öfkeden kararmış bakışları, Sıla’nın masum ama gururlu çehresine çarptı.

"Durun!" diye bağırdı Sıla. "Kan dökerek neyi çözeceksiniz? Adalet bu mu?"

Baran, karşısındaki genç kızın cesaretiyle bir an duraksadı. Ama öfkesi daha baskındı. "Burada kanun benim Sıla Haznedar! Kardeşimin namusu benim namusumdur!"

O sırada arkadan gelen tok bir ses ortamı buz kestirdi. Baran’ın babası Mirza Şahsuvar, ağır adımlarla içeri girdi. Elindeki asayı yere vurdu.

"Dur Baran!" dedi Mirza Bey. Gözlerini Cevdet Haznedar’a dikti. "Kan dökülürse, bu topraklar yedi nesil boyunca kurumaz. Cevdet Efendi, oğlun kızımızı kaçırdı. Töre bellidir. Ya kan dökülecek, ya da berdel olacak!"

Sıla’nın kulakları uğuldadı. "Berdel" kelimesi, bir hukuk öğrencisi için en ağır prangaydı. Bakışları babasına kaydı. Cevdet Bey, kızının gözlerine bakamıyordu. Omuzları çökmüş, onuru kırılmıştı.
Baran, şaşkınlıkla babasına döndü: "Baba, ne dersin? Ben bu kızla mı..."

Mirza Bey, Sıla’yı işaret etti: "Kızım Rüya, Mert’in evinde kalacaksa; Sıla Haznedar da senin helalin olup bizim konağa girecek. Karar verilmiştir!"

Avlu yavaş yavaş boşalırken, Baran ve Sıla yalnız kaldı. Baran, silahını beline takarken Sıla’ya doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe azaldığında, Sıla’nın titreyen ama nefret dolu sesini duydu:

"Hayallerimi, geleceğimi elimden aldınız. Beni bir mal gibi takas ettiniz. Benden asla bir eş, bir yar bekleme Baran Şahsuvar. Ben bu konaktan sadece senin cenazenle ya da kendi cenazemle çıkarım."
Baran, genç kızın bu sertliği karşısında sarsılsa da belli etmedi. Sıla'nın kolunu hafifçe tutup kulağına eğildi:

"Sen artık Şahsuvarların gelinisin Sıla. Bu topraklarda kalem değil, törenin hükmü geçer. Hazır ol, yarın güneş doğduğunda artık Haznedar değil, benim kadınımsın."

Baran arkasına bakmadan çıkıp giderken, Sıla dizlerinin üzerine çöktü. Avlunun soğuk taşlarına vuran gözyaşları, biten hayallerinin ve başlayacak olan fırtınalı hayatının ilk imzasını atıyordu.

💖 Oy ve yorum yapınız