3. bölüm · BARAN’IN ZEMHERİSİ

2. BÖLÜM: BİR YUDUM ACI KAHVE

Zehra Balcı

Bölümler

Mardin’in üzerine çöken o kurşunî akşamda, Haznedar konağının avlusuna sinen sessizlik, yaklaşan büyük fırtınanın habercisiydi. Sıla, odasının penceresinden dışarı bakarken kalbinin bir kuş gibi göğüs kafesine çarptığını hissediyordu

. Masasının üzerinde yarım kalmış hukuk kitapları, adaleti savunan o kalın ciltler şimdi ona çok uzaktı. Bir hukuk talebesi olarak girdiği bu odadan, birazdan hayatının geri kalanını mühürleyecek o kararın kurbanı olarak çıkacaktı.

Gözyaşları yanaklarından süzülürken aynadaki yansımasına baktı; üzerindeki ağır işlemeli elbise, sanki ruhunu sıkıştıran bir zırhtı.
Aşağıda, ağır ana kapının gıcırtısıyla birlikte Şahsuvarların yankılı ayak sesleri duyuldu

. Baran’ın babası Korhan Şahsuvar, elindeki asayı her adımda yere vura vura başköşeye geçti. Yanında, bir heykel kadar sessiz, soğuk ve mağrur duran Baran vardı. Korhan Bey’in bakışları, karşısında omuzları çökmüş, onuru zedelenmiş bir halde duran Cevdet Haznedar’ın üzerindeydi.

Korhan Bey, sesini taş duvarlarda yankılatarak söze girdi:

"Sebebi ziyaretimiz malum, Cevdet Bey. Evlatlarımızın hatasını kanla değil, bağla mühürlemeye geldik. Kızın Sıla’yı, oğlum Baran’a istiyoruz. Berdelin gereği, törenin emriyle bu barış kurulsun."

Sıla mutfakta, elindeki gümüş tepsiye bakarken titreyen ellerine hakim olmaya çalışıyordu. Tam o sırada mutfağın ağır ahşap kapısı aralandı ve içeriye Baran’ın en küçük kardeşi Ecem süzüldü.

Küçük kızın gözleri pırıl pırıldı, yüzünde dünyadaki tüm kötülüklerden habersiz bir tebessüm vardı. Sıla’nın yanına gidip eteğine yapıştı, şefkatle yüzüne baktı.

"Sen benim yeni ablam mısın? Çok güzelsin ama gözlerin neden ıslak?" diye sordu Ecem. Sıla, bu sert iklimin ortasında açmış bir kır çiçeği gibi duran küçük kıza gülümsedi, eğilip saçlarını okşadı.

Ecem, parmak uçlarına kalkarak Sıla’nın kulağına fısıldadı:

"Sıla abla, abim çok serttir, herkes ondan korkar. Ama kahveyi çok sever. Bak, sana bir sır vereyim; bizim buralarda gelinler damadın kahvesine bolca tuz koyarmış.

Bakalım abim senin acına ne kadar dayanacak? Koy hadi, koy ki abim senin ne kadar dişli olduğunu, ona öyle hemen boyun eğmeyeceğini anlasın. Hadi, koy ki görsün!"

Sıla önce duraksadı, elindeki tuzluğa baktı. Sonra dışarıdaki o kaba sesleri, hayatının nasıl bir takas aracı yapıldığını, Baran’ın kendisine

"Gölge olacaksın" dediği o anı düşündü. Parmakları hırsla tuzluğa gitti. Baran’ın fincanına, hayatının tüm acısını, çalınan hayallerini ve öfkesini sığdırmak istercesine tuzu cömertçe boşalttı. "Bu kahvenin tadı," dedi içinden, "en az bizim hayatımız kadar acı olacak."