11. bölüm · BARAN’IN ZEMHERİSİ

10. BÖLÜM: MÜHÜRLENMİŞ KADER

Zehra Balcı

Bölümler

Mardin'in kızıl güneşi tepede tüm ağırlığıyla yükselirken, Şahsuvar konağının avlusundaki o boğucu sessizlik yerini gidenlerin ağır ayak seslerine bıraktı. Aşiret ağaları, tanıklık ettikleri bu büyük utancın ve yerle bir olan törenin ağırlığı altında, mırralarını yarım bırakıp sessizce dağıldılar. Ancak avluda kalanlar için asıl fırtına yeni başlıyordu.

Mert, Azad’ın sarsıcı darbeleriyle duvara yaslanmış, otuz yıl boyunca gururla taşıdığı kimliğinin bir kağıt parçasıyla nasıl kül olduğunu izliyordu. Baran’ın verdiği süre bir kum saati gibi dolmaya başlamıştı. Azad, gözyaşları içindeki öfkesiyle ona bakıp, "Git Mert," dedi. Sesi hem bir veda hem de bir tehdit gibiydi. "Güneş en tepedeyken bu topraklardan gölgeni çek. Eğer bir daha karşıma çıkarsan, damarlarımızda ortak olmayan o kanı senin ellerine bulaştırırım." Mert, hiçbir savunma yapmadan, yıllarca kardeşi sandığı adama ve kurban ettiği Sıla’ya son bir kez bakıp, bir yabancı gibi avludan süzülüp gitti.

Sıla ise bakışlarını bir heykel gibi kaskatı duran Havin Ana’ya dikmişti. Bu büyük yalanın mimarı olan kadın, sessizce kendi yıkımını izliyordu. Sıla, "Neden?" diye sordu, sesi avlunun taş duvarlarında yankılanarak. "Bir aileyi yok etmek, öz evladını bir yabancıya feda etmek bu kadar mı kolaydı?" Havin Ana’nın cevabı, törenin ne kadar karanlık olabileceğini kanıtlar nitelikteydi: "Töre kandan değil, güçten beslenir Sıla. Ben sadece gücü korudum." Fakat Baran Şahsuvar buna izin vermedi. Kararlı bir sesle Havin Ana’nın hükmünü verdi: Artık bu konakta tek bir söz hakkı olmayacak, sessizliğe ve yalnızlığa mahkûm edilecekti.

Azad, pişmanlığın verdiği büyük bir yükle Sıla’ya yaklaştı. "Sıla, kardeşim... Ben bilmedim," diye fısıldadı. Ancak Sıla geri çekildi. Onun için bağlar artık geri dönülmez şekilde kopmuştu. Ona göre, bir adam kardeşini bir "bedel" olarak o kapıdan içeri attığı gün, ağabeylik vasfını da kaybetmişti.
Sonunda Baran, Sıla’nın elini tuttu. Bu tutuşta artık bir zorunluluk değil, derin bir sahiplenme ve yeni bir başlangıcın izi vardı. Birlikte yukarıya, Mardin’in sonsuz ufkuna bakan balkona çıktılar. Sıla, "Şimdi neyiz biz Baran?" diye sordu. Baran, Sıla’nın yüzünü ellerinin arasına alarak, bugüne kadar onları törenin birleştirdiğini ama bundan sonra sadece kendi iradeleri ve gerçeklerle yola devam edeceklerini söyledi. Mardin’in kadim toprakları, bir yalanın sonunu ve küllerinden doğan yeni bir hayatın başlangıcını selamlıyordu.