ARAS’IN DEFTERİ II

Vaveyla Yazarı: M.Sefa Kara

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: ARAS’IN DEFTERİ II

03.02.19

İlk tarihim bugün... Bilinçsizce baktım tarihe. 2016'nın mayısından beri ilk defa, seni kaybettikten sonra ilk defa... Ve ironiye bak: üç yıl önce bugün seni kazanmak için delice çabalıyordum. Sen ise ertesi gün, 18:04'te aldın beni kalbine. Şimdi nasıl geçecek bu gece?

Birkaç saat önce kulaklıklarımı takmış, şarkıya bırakmıştım kendimi. Başımı gökyüzüne kaldırdım; yıldızlar bu gece çok güzel. Belki sen de baktın aynı gökyüzüne, benimle aynı düşüncelerle... Belki şarkımızın nakaratında kayan yıldızı görüp sen de benim gibi bizi diledin. Ne sen duydun benim dileğimi, ne de ben seninkini... Sadece gece duydu bizi. Ama bunları tek yürekte, tek bedende ben yaşadım.

Sen bu soğukta dışarı çıkamazsın zaten. Sigara da içmezsin benim gibi; ne işin var ki dışarıda? Ben elimde sönmekte olan sigarayla kayan yıldızı görünce telaşla seni diledim, bizi diledim. Sen ise uykunun en güzel evrelerinde, rüyanda kimi görüyordun? Kim bilebilir ki... Ne ben bilirim, ne de gece bilir kalbindeki kişiyi.

22.02.19

Aşkla tanışalı 3 yıl 18 gün olmuş... Sana aşkla bağlanalı. Ayrılmasaydık bugün tam 1114 günümüz olacaktı. Bugün, 50. günümüz için sana mektuplar yazmaya başladığım gün... Çocukluktu o zamanlar. Çok özenmiştim ama pek güzel değillerdi. Her özel günümüzü yazmaya başlamıştım. Bugün, her ilkimizi—ilk sarılmamızı, ilk buluşmamızı—kâğıda döktüğüm gündü. Bugün, bir ay önceden sabırsızlıkla hazırlanmaya başladığım gündü.

Saçma gelebilir belki, çünkü çok büyük bir şey yapmamıştım. Bir kutu içinde kalpler ve çikolatalar... Her özel günümüze benim gözümden bakman için yazılmış mektuplar... Bir de sadece bizim özel günlerimizin yazılı olduğu takvim gibi bir şey yapmaya çalışmıştım. Hayatımda ilk defa böyle saçmaladım sanırım. Yaşıtlarımız bunları zaten çoktan ilkokulda falan yapmıştı. Ama ben ilk defa lise yıllarının başında birine güzel bir şeyler yazıp onu mutlu etmek için bir şeyler hazırlamaya çalıştım.

İlk defa sevgiyle arama koyduğum şeyleri bir kenara bırakmıştım. Güven problemlerimi boş vermiştim. Çünkü sen bana güvendin. İlk defa biri bana güvenmişti. Ve ben ilk defa birine sözler vermiştim. İlk defa birinin sözlerine inanmıştım. Sen, benim berbat çocukluğumu unutturup çocukluğumda bile sahip olamadığım o tertemiz duygulara sahip olmamı sağlayan ilk kişiydin. Vazgeçilirsin de... Unutulabilir misin? Sen söyle.

Saat 22:47... Sadece sen takip ediyorsun onu; o da sadece seni takip ediyor. Gözlerim doldu. Üç yıl önceki bizim hesaplarımız gibi... Lan, biz gibi. Belki de hayatına biri girdi benden sonra. Eminim olmuştur birileri. Ama duymadım, duymak istemedim hiçbir zaman. En yakın arkadaşlarımın suratına bu yüzden bakmaz oldum; senden böyle bir haber gelmesin diye.

Ama her gün sosyal medya hesaplarına düzenli olarak, üç öğün yemek yemeden, uyanır uyanmaz, hiçbir şeyi bundan öne koymadan bakıyorum: Bugün ne beğendin? Ne paylaştın? Kimi takip ediyorsun? Kim seni takip ediyor? Korkutucu muyum? Sapık falan değilim. Hayır... Ben aşığım.

Yalan söylüyorum.

Ben kendime bile yalan söylüyorum.

Bomboş odada, kimse sormadan seni ben kendi kendime sorup "vazgeçtim" diyorum. Yalan söylüyorum. Hâlâ aşığım. Hâlâ deli gibi seviyorum seni. Hâlâ vazgeçemedim. Özür dilerim... Ben senin gibi önüme bakıp başkalarını sevemedim. Sen ilktin, sonum olacaksın.

Beni bu aşkla yalnızlığa terk ettin. Tek başıma, kalbim beni öldürürcesine sıkışarak gözyaşlarına boğulmamı sağlıyor. Bugün de sonum böyle olacak: sensiz, kimsesiz, herhangi birisiz.

07.04.19

Her gün yazamıyorum. Kelimeler artık aklımda dans etmiyor. Ellerimin arasından süzülüp kâğıda işleyemiyorum düşündüklerimi. Elime bir kalem alıyorum, masanın üzerine bir kâğıt bırakıyorum ve saatlerce bakıyorum ona.

Bazen masamın yanındaki camdan dışarıyı seyrediyorum. Elimdeki kalemi parmaklarımın arasında döndürüyorum. Bir bardak suyu yudum yudum içiyorum; düşünürken sanki konuşuyorum da ağzım kuruyor, arada bir yudum alıp ıslatıyorum.

Yazamıyorum.

Sen hayatımdan bir yel gibi esip geçtiğinden beri yazamıyorum.

Sakinleşemiyorum. Sürekli kıpırdıyorum, bir şeylerle ilgileniyorum. Kafamdaki düşünceleri toparlayamıyorum. Odam gibi, kalbim gibi darmadağınık.

Şimdi soruyorum kendime:

Senden önce farkım neydi?

Ne değişti?

Ben zaten hiç mutlu değildim ki.

Hiçbir zaman sevilmemiştim.

Sevmemiştim de... Aşka yer yoktu hayatımda. Nefret vardı kalbimde. Kalbim titremezdi böyle, sızlamazdı. Gözlerim dolar, hüngür hüngür ağlamazdım. Sinirliydim hep.

Ve birden duruyorum.

Gözlerim yine doluyor.

Ağlıyorum.

Çünkü soruma cevabı zaten kendim veriyorum.

Biliyorum... Kalbimin buzlarını eriten şeyin aşk olduğunu.

Sevildiğimi, elimi tuttuğunda sızlayan kalbimden biliyorum.

Şimdi bile düşündükçe sızlayan kalbimden biliyorum. Korktuğum başıma gelmişti işte.

Şimdi de buna telaşlanıyorum ve daha da korkuyorum. Tekrar sevmekten değil... Sevilmekten korkuyorum.

Dön sevgilim... Eğer şimdi dönersen çok geç olmayacak.

Hâlâ o en sevdiğin renk gözaltlarımda.

En sevdiğin şarkının nakaratı dilimde olacak.

Göreceksin geri geldiğinde...

Hâlâ bileklerimde senin izlerin bir köşeye sinmiş bekliyorken,

gözlerimde yaşlar, bedenimdeki izmarit kokusu senin kokunla karışacak.

Artık "biri vardı" diyorum. Üç senenin sonunda...Eskiden biri vardı; gözlerinde gençliğin ışığı, biraz da telaşı vardı. Ellerinin titremesi ellerimin içinde kaybolurdu. Kin, öfke bilmezdik aramızda. Geçici küslükler olurdu ama ayrılığın acısı yoktu etrafımızda.

Ben aşka inanmazdım.

O da aşkın ne olduğunu bilmezdi.

Ne hikmetse o aşkı öğrendi, sonra da bana inandırdı.

Adı kalemime, dilime yasaklı olan var ya... Siyahımdan korkmadı.

Gecemin katran karasına karıştı.

Boş sokaklarımda yürüdü.

Çoğu zaman bana bile rastlamadı.

Boş gözlerime baktı, donuk bakışlarıma âşık oldu.

Güzel insandı.

Beni soracaksınız... Ben mi?

Kendimde bir şey yok diye onda da yok sandım.

Boşluktayım diye onu da boşlukta gördüm.

Ama o doluydu.

İçi dışı aşkla.

Terk ettim onu.

O benden korkmazken ben ondan korktum.

Hiç sevilmemişliğin telaşıyla, "ya ona yetemezsem" korkusuyla kaçtım.

Arkama bile bakmadan.

Kendimi cesur sanırdım; meğer yüreksizin tekiymişim.

Onu kırıp döktükten sonra farkına vardım.

Eğilmeyen boynum eğildi. Bükülmeyen belim büküldü.

Geçmişe duyduğum nefret, hayata öfkem...

Yerini özleme bıraktı.

Pişman oldum her sözümden. Geçmişimi unuttum, yerini o aldı.

Nefret kayboldu usulca. Aşk vardı gözlerimde.

Gözlerimin kızarıklığına, kalbimin değişen ritmine şarkı oldu en acıklısından.

Kimdim, neydim... Unutmuştum.

Ne zaman aklım neredeydi onu aşkla ardımda bırakırken?

Sanki yaptıklarım azmış gibi, bir de bırakıp giderken en ağır sözleri söylerken ben değil miydim?

Onun gözü önünde başkalarına bakan ben değil miydim?

Sevmediğimin kanıtlarını her seferinde yüzüne çarpan bendim.

Korkan, niyeti bozuklukla yapmayan da bendim.

Gururuna yenik düşen aptal bendim.

Ondan daha çok âşık olan aslında benken...

Onunla kendimi cayır cayır yakacak o kör kuyunun alevini ben harlamıştım.

Çocukluğumun katledildiği o evde, o mahallede...

Ben kendimle yüzleşirken, ayrılığımızın üzerinden çok geçmeden bulmuştum cevaplarımı.

Ne sen benim karmaşama güvenebilirdin tekrar, ne de eskisi gibi ruhumuzu titretirdi bu sevda.

Zaman geçmemişti ama bazı şeyler için çok geçti.

Yazmaya çalıştım bizi... Yazamadım. Kafayı yemek üzereydim.

Ne bizi, ne bir başka hiçbir şeyi yazamadı ellerim. Ve ben...

Beni merak ediyorsunuz. Ben o yaz büyüdüm. Doğduğum şehirde, yıllar sonra.

Çok güzel bir insan vardı arkadaşlar. Yüreği gökyüzü gibiydi.

Gülüşünü anlatamam size...O güldüğünde bir yaz meltemi eserdi.

Ağustosun ortasında güneş yakardı sanki tenimi.

Bir bakardı ki... Sormayın.

Gözleri değdiğinde gözlerime, cehennemim olur yakardı.

Şimdi soruyorlar adama: "Peki ya şimdi? Ne oldu o destansı aşka?"

Ayrıldık diyorum.

Ruhum bedenimden çekile çekile...

Her soran, her bu cevabı alan diyor ki: "Ne aşktı ama..."

Gençliğimin, varlığımın, geçmişimin, geleceğimin ilk ve son aşkıydı.

Diyemiyorum...

Burukça gülümsüyorum sadece.

Sonrası kara yas, kanlı matem.

Git o karanlık odanda kendine ölümlerden ölüm beğen.

Kaldıramaz insan...

Dayanamıyor.

Gün geçtikçe ilk günden daha da çok sevince.

Artık iyi yönlerini buluyorum senin.

Kabahatlerini göremiyorum bile.

"Öldüğünde iyi bilirdik" derler ya...

Sanki öldün.

Zaten biz öldük.

Aşk öldü.

Sen de beni gömdün belki.

Ruhuma aşkın yükünü bindirdin.

Günahımı yaşıyorum; cehenneme gitmeden yaşadığımı sanmıyorum artık.

Sen tüm yolları kapattığından beri nefes bile alamıyorum.

Seninle olmayacak tekrar, biliyorum. Sensiz de yaşayamıyorum.

Öyle bir yerdeyim ki...

Artık bu aşktan nefret ediyorum.

Kendimden nefret ediyorum.

Güzel günler var artık hatırımda. Her gün daha çoğunu hatırladığım, daha da netleşen hatıralar...

Yavaş yavaş silikleşiyorsun sen.

O hatıralarda tek başıma kalacağım bir gün, biliyorum.

Gençliğimizin başları var bir anımda...

Deli dolu hallerimiz, kalp kıran sözlerimiz.

Savruluyor saçların öğlenin en güzel ışığında.

Ben, karşında oturmuş yazıyorum seni.

Elimde tükenmek üzere bir kalem,

cebimden çıkardığım kırışmış kâğıtlara.

Belki ilk defa, belki son defa...

Gözlerinin içine bakarak dans ediyorum kelimelerle.

Sen, bende ki seni anla, oku diye.

Anılar saman sarısı, gözlerim katran karası.

Oturuyoruz bir ağacın altında; yerlerde papatyalar.

Göz bebeğin titriyordu bana bakarken o anda.

Sustun.

Ölüm sessizliği vardı koskoca kalabalıkta.

Ve "bitti" kendi sözlerim yankılanıyor kulaklarımda.

Dudaklarımdan dökülüyor bir kez daha:

"Bitti... Bal köpüğün yok artık."

Çabuk!

Hemen bugün geri dön bal köpüğüne.

Bir yalan bul.

İnandırıcı olmasına gerek yok; bu sefer tüm bahanelere kanacağım.

Gel ister gece, ister gündüz...

Yeter ki geç olmasın.

Gönlüm ince ince yanıyor başka birine.

Korkuyorum sevgilim. Hâlâ gönlümün sevgilisisin.

Ben senden hâlâ ayrılmadım.

Bir görün... Bir selam ver.

Al kalbimi avuçlarının arasına, geçir parmaklarını. Sor hesabını:

"Nereye gidiyorsun böyle?" de

İzin verme.

Seni unutuyor bal köpüğün.

Başkası ağlatacak beni; nedeni o olacak.

Baldan elaya dönen gözlerimin...

O sadece elayı sevecek gözlerimdeki;

sen balına âşıkken.

Gel...

Ben hep bal rengi baksın istiyorum gözlerim.

İçimde bir umut yeşerdi bugün sevgilim... Gönlümün sevgilisi.

Umut bitti, yitti sanıyorken düşündüm: Belki bir gece ansızın, belki bir sabah ararsın. Ya da bir mesaj gelir senden... "Nasılsın?" dersin. Ben de "Sensizim." derim. Kızarsın. Konuştukça konuşuruz; konu konuyu açar, geçmişin tozları uçar.

Sonra "Bir kahve içelim." derim ben, eski günlerin hatırına. Falına da bakarım; uydururum bir şeyler. Sen anlarsın ama bilirsin, yalan söyleyemem asla. Gözlerimiz bulur birbirini. Bal rengi gözlerim çalar elaya; senin gözlerin dolar anında. Ayrı geçirdiğimiz yıllar var sonuçta... Kırk yıl hatır sayar kahvelerimiz.

Sarılırız veda ederken bu defa. Ve ayrılamayız yine. Bu sefer olgunlukla, daha güzel günler yaşarız. Aşkla üçüncü bir şans veririz aşkımıza. Hayal ettim bugün... İlk defa bana geri döneceğini varsaydım. Olmayacağını bile bile ümit ettim. Sabah uyandığımda, gece uykulu gözlerle senden gelecek bir adımı bekleyip defalarca kırılacağımı biliyorum aslında.

Bugün o duvarın olduğu parka gittim.

Senin ve benim ismimizin baş harfi duruyor hâlâ.

Biraz küflenmiş, çevresi yıpranmış... Yağan yağmurlarla siliniyor yavaş yavaş hatıralar.

Senin yüzün hâlâ karşımda.

Sesin kulaklarımda bir fısıltı sadece.

Artık hatırlıyorum.

Anladım aslında...

Nasıl baktığını gözlerime aşkla.

Aradan kaç yıl geçti bilmiyorum. Bu gece sana yazdığım şiirleri okudum. Kalbim ne temiz, ne safmış... Aşkınla sanki geleceği görür gibi yazmışım sana. "Gel, başkası dökecek gözyaşlarımı." diye... Ah sevgilim, ilk aşkım benim... Neler yaşadığımı bir bilsen, kocaman sarılırdın bana değil mi?

Keşke gelsen...

Gelsen de sarsan tüm yaralarımı.

Önceden beni affetmen daha kolayken, şimdi o yüce gönlünle bunca hatamı affedebilecek misin bilmem. Ama kalbimdeki, aklımdaki en ufak geleceğe dair umudum bugün yine sensin.

Özür dilerim...

Başkasını sevdim.

"Bir kalp bir kere sever." derler ya, ben o kadar mert yürekli olamadım. Seni unutmak, hayatıma devam etmek istedim. Unutmadım ama devam ettim. Kendimi mahvettim. Beni güzelleştiren, iyileştiren tek şey sevgin, aşkınken... Bunu bir kenara attım ve kendimi kaybettim.

Beni hiç kimse senin gibi saf, temiz sevemeyecek. Bunu çok iyi anladım. Aşkım... Tek aşkım olarak kaldın. Artık 25 yaşındayım. Seni yazmayı bırakalı 5 sene olmuş. 15 yaşımda sevdiğim seni, 25 yaşımda hâlâ kalbimde taşıyorum. Kalbimin bir yanında hep sen vardın, hep orada kaldın.

Hayatıma başkaları girmiş olsa da senden sonra gönlüm yarımdı. "Tamamlarım." dedim, tamamladım sandım. Sonra yalan bir aşkla ortada kaldım. Asıl o zaman yarım kaldım. Sen beni üzmemiştin; hep sevmiştin. Beni kırmamış, incitmemiştin. Kalbim olduğunu göstermiştin. İçinde sen vardın. Ve ben sana ihanet ettim.

Hainin birine, senin inşa ettiklerini enkaza çevirmesine müsaade ettim.

Özür dilerim. Yemin ederim ki kendime küstüm.

Sonra farkına varınca, her gece özür diledim senden ağlayarak. Sen duymasan da... Şimdi hangi cüretle, hangi hakla istiyorum hâlâ seni? Bunun için kızıyorum kendime.

Merak etme canımın içi... Çok özledim seni. Her günümün sonunda, tüm insanlar gidince, yalnız kaldığımda... Tek başıma değildim. Hep sen vardın. Bunu biliyorum.

Sana demiştim ya:

"Ölene kadar unutmayacağım seni."

Üç defa ölümden döndüm. Hepsinde de aklımda sen vardın. Kalbime ihanet etsem de seni hiçbir zaman söküp atamadım. Artık tekrar bana gelmen ihtimaline umudum kalmadı.seneler önce satırlara döktükten sonra gelmiştin.

Ben... Ah koca kafalı aptal ben...

Seni nasıl uzaklaştırdım yine kendimden?

"Başkası var, âşığım." demiştim sana.

Ahın gezdi benimle senelerce. Mutlu olamadım onunla. Çünkü şimdi anlıyorum:

Benim mutluluğum bir tek seninleymiş. Bana sadece sen yakışıyormuşsun.

Ben senden başka kimseyle olamazmışım. Kendimi kandırdım onunla. Ve kendimi kaybettim.

Artık bir tek sana sahibim. Varlığından mahrumum belki... Ama sevgin kalbimde ilk günkü gibi.

Artık hikâyemizi anlatacağım şiirlerle. Az kalıyorsun...

Günlerimi atlamışım, yazmamışım.

Bugün geriye dönüp bakıyorum; buğulu anılarımızın içine dalıyorum.

İyisiyle kötüsüyle zamanda yolculuk yapıp o günleri tekrar yaşıyorum. Ve kelimelere döküyorum.

Sevgine ihanet ettiğim her gün için affet beni canımın içi.

Aşk, sevgi sadece sana değermiş.

Güzel sözler, hediyeler...Sevilmek sadece sana yakışırmış.

Saygı görmesi gereken, değer görmesi gereken yalnız senmişsin.

Yaşadığım o yalan aşkı anlatmaya utanıyorum. Ben seninle yaşadığım o günlere dönmek istiyorum.

Bugün seni, bizi yazarak mutlu olacağım. Kendime hatırlatıp unutmamamı sağlayacağım. Bunu çoktan yapmalıydım. Seni unuttuğumda kendimi de unutuyorum.

İnanır mısın?

Sensiz düştüm ben.

Kırdım kolumu kanadımı.

Ne severdim, ne dilerdim bu hayattan bilmem.

Sevildiğimi sanıp sattım tüm duygularımı.

Şimdi gecenin sessizliği düşünmenin tam zamanı.

Dalıyorum geçmişimin en huzurlu yıllarına...

Sen ve ben...

Senin balın, bal köpüğün olduğum zamana.

Bugün o duvarın olduğu parka gittim.

Senin ve benim ismimizin baş harfi hâlâ oradaydı.

Yağmurlar küf bırakmış, zaman izleri silmiş ama o harf...

O harf hâlâ duruyordu.

Elimi uzattım.

Soğuktu.

Tıpkı senin yokluğun gibi.

Tam o anda, yıllar önceki bir gün çarptı yüzüme.

Bir yaz günüydü.

Sen gülüyordun.

Ben susuyordum.

Papatyalar vardı elinde; iki tane.

Senin sevdiğin gibi.

O gün, gençliğimizin en temiz hâliydi.

Henüz hiçbir şey bozulmamıştı.

Henüz hiçbir şey acı değildi.

Henüz baldık.

Ve ben, o duvarın önünde dururken anladım:

Geçmiş sandığım şey hâlâ içimde yaşıyordu.

Senden kalan her şey gibi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.