ARAS’IN DEFTERİ I

Vaveyla Yazarı: M.Sefa Kara

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: ARAS’IN DEFTERİ I

Bir gün benden gideceğini, senden vazgeçeceğimi biliyordum. Sen de biliyordun; bal köpüğün hep tatlı kalmayacaktı. Sen kaçtın tabii acısından, ben ise acının hepsini tattım; kendimden başka kimsenin canını yakmadan. Bilmeni istiyorum ki artık bende yoksun. Buna inanır mısın, pek emin değilim açıkçası ama bir şeyden çok eminim: canım acıya acıya alıştım. Kalbimden kendini ellerinle söküp aldın; kaybeden bir genç oldu daha fidanken. Kaybolansa kimsenin dilinden düşüremediği sana olan aşkım. Sen biliyorsun, boşuna anlatıyorum.

Ne zaman unuttum seni, hatırlamıyorum. Ama eminim, sen bunu ısrarla sorardın; bir boşluk bulup tekrar gönlüme sızabilmek için. Zaten ellerim buz gibi, hâlâ bana karşı geliyor; senden yana sanki tüm bedenim. Ha bu arada, ümitlenme isterim: gönlümün kapısını çalan çok oluyor. Bir gün cesaretlenir, açarım elbet; işte o gün sıcacık olur benim de ellerim.

Kendime karşı geliyor hislerim; sel oldu duygularım, akın ediyor parmak uçlarıma. Tutamıyorum kendimi daha fazla. Artık seni anlatmak istiyorum kendime, bir kez daha... Sanki ilk defa anlatıyormuşçasına. Oysaki defalarca hatırlattım kendime tüm olan biteni; unutmaya korktuğum için, zannımca.

Yüzündeki benden başlıyorum ilk. Çünkü sen bilmezsin belki; bu yüzden asla suçlamam seni. Karşında cümleleri toparlayıp söyleyemezdim, iltifat edemezdim belki ama çok yakıştırırdım yüzüne o benini. Hatta aşıktım benliğine de, yüzündeki o bene de. Şimdi olsa, işte bunu söylerdim gözlerinin içine bakarak; utanmadan, sıkılmadan... Ama iş işten çoktan geçti.

Sonra dudakların düşer aklıma. Sürekli nemlendirici sürerdin kurumuş dudaklarına; ayrı bir güzellik katıyordu o kupkuru dudaklar sana. Saçma gelebilir belki ama görseler seni, onlar da böyle düşünür; utanma.

Tabii ellerin var bir de. Dünyanın en güzel eli değildi belki ama elimde küçücüktü ellerin. Yumuşacık değildi belki ama cennet bahçesi gibi kokardı; cennetimdi, cehennem gibi... Benim buz gibi ellerime değen kordu onlar; yıllarca ihtiyaç duyduğum o sıcaklık. Şimdi fark ediyorum da, ellerim eskisinden de soğuk. Daha da bir hisseder oldum; artık yoksun...

Yoksun.

Nerede şimdi "benim" dediğim o eller?

Nerede "sensiz yapamam" diyen o sen?

Nerede hayat dolu hayallerimiz?

Şimdi neredeyiz?

Sen kiminlesin?

Ben ise sensiz.

Nerede o son çocukluk hallerimiz, gülücüklerimiz?

Herkesi kıskandıran kahkahalarımız, güzelliğimiz?

Gelmeden gitti gençliğimiz.

Galiba tutturamadan kıyısından geçmişiz.

Ne zaman âşık olmuşuz da ne zaman büyüyüp vazgeçmişiz?

Fark ettim de... Biz bitmişiz.

Ben sessizleşmişim, biraz da sersemlemiş.

Ne zamandı hatırlamıyorum ama o gün hâlâ aklımda. Yıllar sonra kalbime dokundu birisi... Senden sonra hissettin mi? Hissetmedin. Eğer hissetseydin, korkardın; senden gittiğim için paniklerdin, ulaşırdın bana. Biliyorum, sen istediğinde engel tanımazdın. Hâlâ öylesindir. İki senede bir insan bu kadar çabuk, bu kadar derinden değişemez.

Beni sorarsan, ben değişmedim. Sadece bir şeyler eksildi benden; sen gibi, aşk gibi, mutluluk gibi. Ama ben zaten senden önce de sahip değildim bunlara. En güzel kokulu papatyaları sen açtırdın yüreğimde. Senden sonra bir daha papatyalara kıyamadım; bir daha içemedim papatya çayını. Şimdilerde çok ihtiyaç duysam da yapamıyorum bunu; o güzel kokulu papatyalara kıyamıyorum.

Ha bu arada... Özür dilemiştin benden. Küstük o zaman; şirinliğin üstündeydi. Eskisi gibi iki tane sarı papatya tutuyordun elinde, uzattın bana. Utanıyordun fazlasıyla, hatırladın mı? İşte o papatyalar hâlâ en sevdiğim kitabın arasında. İki yabancı olmadan önce ne kadar anlamlı geliyordu şimdi kitabın ismi bana... Biz de o kitaptaki gibi iki yabancı olduk ne yazık ki. Ama sonumuz öyle bitmeyecek. Mutlu sonları sevmezdim ya hani... Unut bunu, o da eksildi benden. Kitap mutlu sonla bitiyor; onlara yakıştığı gibi. Ama bize pek yakışmaz biliyorum. Çünkü biz her şeyi tüketip gittik birbirimizden. İkinci şansımızı da tükettik. Aşkta üçüncü şans diye bir şey yoktur bence; olsa zaten tam bir saçmalık olurdu. Bazı hikâyeler uygundur belki üçüncü şansa... Ne yazık ki bizim hikâyemiz pek uymaz. Ne sen affedersin beni, ne de benim sana olan kırgınlığım geçer. Geçmez.

Bazen sevsen de deliler gibi,

bazen âşık olsan da hâlâ,

tekrarlayamazsın bir şeyleri.

İlk günkü gibi olmaz hiçbir şey.

Karalanmış boş bir defteri silsen de, en kaliteli silgiyle bile bastırarak yazdığın hiçbir yazı izi geçmez. Kurşun kalem olur sana kurşun; yırtman gerekir o sayfayı. Yırtarsın da zaten; o sayfa gitmiş, bitmiştir. Buruşturup atarsın çöpe ya... Aynı onun gibi. Nasıl anlatabildim mi? Bir Müslüm Baba değilim ama idare et artık... Bunlar da benim kalbimden damlayan, senden kalan izlerin mürekkebi.

Yalnızım... Senden sonra onca kalabalığın içinde bile yalnız kaldım. Kimseyi aramadım, mesaj atmadım, mesajlara cevap vermedim. Kayıplara karıştım. Herkesi sildim; sen yoksan kimse de olmasın istedim. Cansızdım... Sonra canlandım. Hissizliğimi bir kenara attım. Uzun zamandır hep sadece kendimi dinledim.

Sevdim seni, çok sevdim. Ama ben simsiyah­tım; demirdim, kayaydım. Rengim griye çalınca korktum, panikledim. Gözlerimde yaşlar dolmaya başladığında anladım ki sen benim kalbimi erittin. Kendime ördüğüm duvarları kırıp geçtin ve ben buna izin verdim.

Aşk... Hatırlar mısın? Bu kelimeye inanmazdım. "Aşk saçmalıktır, yoktur." derdim. Ama sen her geçen gün aşk kelimesinin sende can bulduğunu bana gösterdin. Sen aşktın. Kokun, gülüşün, gözlerin, sözlerin, bakışın... Gelişin, gidişin... En çok da gidişlerin aşktı. Her zaman gidişlerini bu yüzden izlerdim. Bir şiir gibiydi sen giderken hissettiklerim. Kalbimin sıkışması, gözlerimin dolması... Hepsi aşktı. Yanımdan birkaç dakikalığına bile ayrılırken gidişini izlerken hissettiklerim... En çok da seni kaybetmekten korktuğum zaman, aşkın var olduğuna inandım. 15 yaşımda, lise yıllarımızın başında.

Öyle güzel duygular yaşattın ki bana... Seni kaybettikten sonra bu duyguları da kaybetmekten korkuyorum. Deli gibi korkuyorum bal. Bu yüzden olamıyorum bir başkasıyla. Bende ki yerini yitirmeni istemiyorum; o güzel günleri unutmak istemiyorum. Ama artık başka birine ihtiyacım var. Tekrar sevmeye, tekrar sevilmeye ihtiyacım var. O güzel günlerimize yana yana ihanet etmeye, bazı şeyleri geride bırakıp güzel bir anı olarak hatırlamaya ihtiyacım var.

Çoğunu aştım, merak etme. İçimde sana karşı savaş verdiğim çoğu şeyi, istediğin gibi vazgeçtim senden. Sorunum artık sadece senden kalan bendeki anılar.

Çok ağladım sen gidince.

"Böyle olması gerek." deyince...

Böyle mi olması gerekiyordu sevgilim?

Ben duvar dibinde, gözyaşları içinde...

İki yol var önümde. Birinde uğruna ölene kadar derbeder olmak, vazgeçmemek var. Diğerinde başkası, kalbinde aşk, yanında mutluluk var. Ama dört sene önceki ben... O donuk bakışlarım... Seni hiç tanımamışım. Yolun başında cellat misali bekleyenler var; belli ki seni benden almak için çok uğraşacaklar.

Karar veremiyorum. Yine korkuyorum. Cesaret edemiyorum. Yol ayrımında, ürperten yalnızlığımla bekliyorum. Dayanamıyorum. Sana gelememekle vazgeçememenin laneti arasında sıkıştım. Yapamıyorum artık. Bu hayata bir fazlalıkmışım gibi hissediyorum. Nefes almak istemiyorum, zor geliyor. "Neyin var?" diyenlere zoraki gülümsemekten içim parçalanıyor. Kimi kandırıyorum? Ölüyorum. Ne yaparsam yapayım, sen gelmeden bitmeyecek derdim.

Neden yalan söylüyorum? Kendimden nefret ediyorum. Seni çok seviyorum. Her gün seni düşünüyorum, her dakika... Ve ben tükeniyorum artık.

Bir kliniğe kapatılmalıyım; ellerim, kollarım bağlanmalı. Peki ya zihnim? Aklımdaki sen? Kalbimdeki aşk? Ona ne çare bulacaklar? Beynime elektrik vermeleri lazım ama bir şehrin santralini bağlamalılar; yoksa kâr etmez. Ardından ölürüm zaten. Daha ne yapacaklar? Nalları dikerim, yanarım hatta...

Ama kalbim... Kalbim hâlâ sağlamsa, alsınlar ayakları altına; çiğnesinler, tepinsinler üstünde. Çünkü hayatı zindan etti bana. İhanet etti. Aşık oldu sana. Seni çok sevdi. Sonra... Yarabb'el âlemin, amin. Ruhuma Fatiha.

Ama bir sorun var: Ruhum azap içinde. Cehennem bile unutturamaz seni. Kıvranır dururum; dünyalık seni, ahirette bile sevdiğim için... Taparcasına.

Alsalar da bedenimden şu ruhumu,

azabım bitmeyecek biliyorum.

Gözlerim katran karasına boyansa da,

etrafa içimdeki yangınla bakıyorum.

Susmuyor içimdeki sesler.

Geçmiyor sensiz hiçbir günüm.

Biliyorum ki asla başkasını sevemeyeceğim.

Biliyorum... Bilmenin yükü var omuzlarımda.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.