9. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Açıkgöz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 9. Bölüm

9. Bölüm

Sabah iğrenç bir alarm sesiyle uyandım.

Geç kalmamak için kurduğum alarm zihnimin içinde rüyamla birlikte dans ediyordu.

Zorda olsa gözlerimi açtım. Alarm biraz daha çalmasın diye kapattım. Esneye esneye tuvalete giderken bir yandan da söyleniyordum.

“ Hayır bu okula sabah gitme fikrini kim buldu? Akşam gelsek olmuyor muydu? Bizim bu saatte ne gibi verim almamızı bekliyorsunuz.”

Tuvalete gireceğim sıra abimin dişlerini fırçaladığını gördüm.

“ Abi hızlı ol lütfen.” Dedim. Onu beklerken omzumu kapıya yasladım. Tam gözlerim tekrar gidiyordu ki abim seslendi.

“ Sare ayakta uyuma. Bak Murat abine ne kadar dinç.” Dedi eliyle kendini gösterirken.

“ Abi biraz daha oyalanırsan o fırçayı ağzına yapıştıracağım.” Dedim

Güldü. Gülerken gözleri kısılıyordu. Aynı okuldaki Aliye benziyordu.

Eğer unuttuysanız diye diyorum, Ali Furkan'ın ve bizim arkadaşımız. Evet farkındaydım bu sayfaya kadar çok görmediniz çünkü kendileri Oğuz gelince bizleri sattılar.
“ Tamam sakin şampiyon çıktım bile.” Deyip çıktı.

Bende gidip yüzümü yıkadım. Dişlerimi fırçalarken tipime baktım. Kabarmış saçlar, mor göz altları ve kuru dudaklar.
Kesinlikle uğraşmadan güzel olan sadece çilekli lip balm süren bir kurgu kızı değildim.

Tekrar odama girip hazırlandım.

Çantamı koluma taktıktan sonra aynadan kendime baktım. Az önceki halimden çok daha iyi görünüyordum.

Koyu göz altlarımı kapatıcı ile halletmiş yüzüme renk gelsin diye allık geçmiştim.

Kabaran saçlarımı ise bir düzleştirici yeterliydi halletmek için.

Mutfağa girdiğimde annem çoktan hazırdı.

Eğer beni okula bırakacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Yaklaşık iki haftadır benimle ilgilenmek için dükkana gitmemişti. Ortağı - aynı zamanda en yakın arkadaşı- Sinem abla ilgilenmişti.

Annemi aşırı şık bir takımın içinde gördükten sonra civcivli bir pijama ile de görebilirdiniz.

Yada bunca zaman evde olduğu için onu ev hanımı zannedebilirdiniz ama hayır, annem tam tersi kadınların ‘sadece’ ev işi yapmalarına karşıydı. Bunun dışında kendisinin başka işlerle uğraşması gerektiğini söylerdi. Kendisi de öyleydi. Dediğim gibi bir butik dükkânı vardı.

Ve bunca günün acısını çıkarmak ister gibi üstüne çok güzel bir siyah kumaş pantolon üstüne ise beyaz bir bluz giymişti. Elinde kahvesi telefonla uğraşıyordu.
Konsantrasyonunu bozmamak için seslenmedim. Kendime çay koydum ve tabaktaki tostlardan bir tanesini yemeye başladım.

Bu sırada abim de girdi mutfağa. O da benim gibi usulca çay koyup tostunu yedi.

İkimizde sesimizi çıkarmıyorduk. En son babamın hâlâ kalmadığını fark edince sessizliği bozdum.

“ Babam nerede?"
Abim ağzı dolu çayını yudumlarken konuştu.

“ Bayağı erken gitti o. Biliyorsun baş komiser için bu kadar izin bile fazla aslında.”
Cevap olarak omuz silktim sadece. Alışık olduğum bir konuydu bu. Birşey deme gereği duymadım o yüzden.

Kahvaltımız bittiğinde abimle ikimiz montlarımızı giymeye başladık.

“ Anne seni Sinem abla mı alacak?” Diye sordu abim.

“ Evet oğlum. Siz gidin ben birazdan çıkacağım.”

Tamam, dedik bizde.

Apartmandan çıkarken sert bir rüzgar yüzüme çarptı.

Sabah sürdüğüm nemlendirici umarım işe yararsın.

Arabayı çalıştırdıktan sonra İstanbul'un sabah o sakin trafiğine karıştık.

Yurdun kapısına geldiğimizde abimde benimle birlikte indi.

“ Gerek yok ben giderim.” Dedim.

“ Yürüyebilir misin uzun çünkü yol.” Dedi.

“ Yürürüm ayağımda bir sıkıntı yok.”

“ Gel öpeyim o zaman gitmeden.” Elini uzattı.

Güldüm. Yanına geldiğimde saçlarımdan öptü.

“ Dikkat et kendine tamam mı abim.” Dedi.

“ Tamam. Sende dikkat et.” Dedim.
O sırada telefonum çaldı. Özge arıyordu. Açtım.

“ Alo balım neredesin?” Dedi.

“ Yurdun giriş kapısındayım.”

“ Tamam geliyoruz bekle.” Diyerek kapattı telefonu.
Abimde gördü. “ Hadi sen git bekletme arkadaşlarını.” Dedi.
Bende görüşürüz, dedikten sonra yurt kapısında içeri girdim ve olduğum yerde onları beklemeye başladım.

Dün alçı çıkarken geleceklerdi ama buna gerek olmadığını söylemiştim. Zaten benimle çok ilgilenmişlerdi. Hergün konuşmuştuk onlarla.

Hergün nasıl olduğumu soran tek kişi Oğuz değildi yani.

Adını kendi içimde geçirirken bile heyecan dalgası hissettim midemde. Dün akşam kendime ondan hoşlandığımı itiraf ettikten sonra nasıl davranmam gerekiyor bilmiyordum.
Bu yüzden aslında bugün bir o kadar da stresliydim. Nasıl davranacaktım? Nasıl konuşacaktım?

En önemlisi onun tarafında neler olup bittiğiydi.

Çünkü ben bunları hissediyordum ama o neler hissediyordu bilmiyordum. Benim tüm bu hislerim karşılıksız kalabilirdi. Ben herşeyi yanlış anlamış olabilirdim.

Oğuz benden hoşlanmıyor olabilirdi.

Düşüncesi bile boğazımı sıkıyordu sanki.

Ben bu düşüncelere dalmışken arkadaşlarımın yanıma geldiğini fark etmemiştim. Beni bu düşüncelerden sıyıran şey ise onun sesiydi.

“ Sare…”

Kafamı kaldırdığımda gözlerim sesin sahibini buldu hemen.

Oğuz arkadaşlarımla beraber tam karşımda duruyordu.

🏚️

Bölümün bu kısmı Oğuz karakterinin bakış açısıyla yazılmıştır.

Sabah nasıl kalktığımı bile anlamadım desem yeridir.

Kalbim Sarenin gelişinden kaynaklı heyecanla atıyordu.

Birkaç hafta önce neden bu kadar heyecanlandığımı sorsaydınız emin olun bilmiyorum, derdim.

Ama son birkaç gündür - belki bir hafta da olabilir- ona karşı olan bu halimin nedenini biliyordum.

Şey ama hâlâ içimden dahi olsa dile getirirken biraz çekiniyordum.

Çünkü bu durum beni biraz geriyordu, bu durumdan Sare ne kadar memnun olurdu bilmiyordum.

Demek istediğim şey…

Ben Sareden hoşlanıyordum ve bu onu nasıl hissettirir bilmiyordum.

Çalan telefon sesi ise yurdun bahçesinde yankılandı. Özge arıyordu.

Açtım.

“ Oğuz Sare yurdun giriş kapısındaymış. Biz gidiyoruz. Sende hazırsan çık gel.”

Dün akşam uyumadan önce Özgeye sabah beni aramasını istemiştim.

Sareye dememiştim çünkü zaten hastaneye gidememiştim bu yüzden suçluluk duyuyordum.

Ama gece beni aradığında onun tarafından bir sorun olmadığını anlamıştım.

“ Tamam futbol sahasının oradayım ben. Büfenin olduğu yerde buluşalım.”
Tamam dedikten sonra kapattı telefonu.

İçimdeki heyecan duygusu yine çıkmıştı.

Acaba Sare de heyecanlı mıydı? Diye düşünmeden edemedim.

Gece beni aradığını görünce öyle heyecan yapmıştım ki… ama bir yandan da korkmuştum ona mı birşey oldu, diye. Fakat konuştuktan sonra rahatlamıştım.

Büfenin oraya vardığımda Melike ve Özgeyi gördüm.

“ Günaydın.” Özge yine enerjik bir sesle selamladı beni.

Az çok tanıyordum onları Melike biraz daha soğuk dururken Özge çok daha neşeliydi.

Sare ise ikisinden de birazdı. Onun için özel bir şey demem gerekiyorsa eğer bazı durumlarda çok stresli birine dönüşüyordu. Bunu belli etmemeye çalışıyordu ama stresli olduğu zamanlar elleriyle oynuyor dudaklarını kemiriyordu.

Ve biraz da aklı karışıktı sanırım. Çünkü en ufak boşlukta dalıyordu gözleri.

Ben bunları düşünürken çoktan kapıya yaklaştığımızı fark ettim. Sare ise kapının yanında duruyordu. Ve geldiğimizi fark etmemişti.

Yine dalmış bir şeyler düşünüyordu.

Geldiğimizi fark etsin diye usulca seslendim.

“ Sare…”

Gözleri sanki nerede olduğumu ezbere biliyormuş gibi hemen beni buldu.

Bakışları karmakarışık bakıyordu. Bir taraftan samimiama bir yandan da tedirgin…

Samimiyeti rahatsız etmiyordu ama neden bir tedirginliği vardı işte onu merak ediyordum.

İçi belki rahatlar diye gülümsedim. Gözleri gamzeme kaydı. O sırada arkadaşları bir anda üstüne atladı.

İkisi de sıkı sıkı ona sarılırken ben geride durup izledim.

Eh, bende sarılmak isterdim.

Çünkü bir insanın sevdiğini koskoca iki hafta boyunca görmemesi içinde koca bir özlem yaratıyordu.

Sarılma faslı bittikten sonra geri çekildi ikisi de.

“ Eee Oğuz da aradı beni Sare gelince haber ver, diye. Ben de aradım. Senin için sabah erkenden kalktı geldi. Hasta birde.” Özge bunları söylerken gözleri ile birşeyler ima ediyordu ama tam olarak anlayamamıştım.

Melike ise boğazını sahte bir şekilde temizledi.

İtiraf etmeliyim ki bu ikisi beni korkutuyordu.

“ Geçmiş olsun keşke gelmeseydin buraya kadar. Benim yüzümden daha kötü olma.”

Yurdun giriş kısmıyla erkek yurdu kısmı arasındaki mesafe bayağı fazlaydı. Yurttan girince koca bir bahçe yan tarafında ise futbol sahası vardı. Okulun arka sağ çaprazında ise erkek yurdu, sol kanadında ise kız yurdu vardı. Yani iki yurdun arasında hem bahçe hemde okul vardı.

“ Sorun değil. Seni görmeseydim rahat etmezdi içim.”

Bunu söylerken utandığım için dalgalı kahverengi saçlarımı elimle karıştırdım.

“ İyi yapmışsın o zaman. Benimde seni gördüğüm iyi oldu. Sen gelmeseydin bende birazdan yanına gelirdim herhalde.” Sonra yutkundu. “ Yani hastasın ya. O yüzden gelirdim şey.”

Yine stres yapmış yine elleriyle oynamaya başlamıştı. Birkaç adım daha attım. “ Biliyorum anladım merak etme.”

Daha fazla elleriyle oymasın diye dedim bunları. Aslında anlamıyordum.

Kalbimin bu kadar hızlı atmasına sebep olduğu şeyleri neden yapıyor anlayamıyordum.

Yaptığı şeyler ne kadar dostçaydı bilmiyordum. Dedikleri, yaptıkları bunların ne kadarı gerçekten bir arkadaş tavrıydı?

Onun hislerini çözmek ve anlamak çok zordu. Bundan şikayet etmiyordum. Ama nasıl davranmam gerektiği konusunda bana yardımcı olsun isterdim. Çünkü bir yanım beni sevdiğine inanarak davranırken bir tarafım sevmediğini söylüyordu. Yaptıklarımın onu sadece rahatsız ettiğini söylüyordu.

Onunla konuşurken yada göz göze gelirken onu rahatsız ediyor muyum? Düşüncesini duymak istemiyordum. Onunla rahatça konuşmak yan yana yürümek istiyordum.

“ Teşekkür ederim.” Dedi gözleri gerçekten minnet dolu bakıyordu.

Rica ederim, derken gözüm arkadaki Melike'ye kaydı. Telefonunda birşeyler yapıp cebine koydu. Sonra da Özgenin telefonu çaldı.

Melike Özgeyi mi aramıştı?

Neden ki?

“ Ay ne diyorsun!” Özgenin sesi ile korkuyla geri kaçtım. Sare ise bu halime güldü.

“ Tamam, tamam biz hemen geliyoruz!” Diye bağırmaya devam etti Özge. Telefonu kapatınca Melike'nin kolundan tuttu.

Melikeyi sürüklerken bize de bağırıyordu.

“ Nöbetçi hoca bizi arıyormuş. Kahve istemiş biz verelim ona kahve siz yürüyün ikiniz.”

Gözlerim kısıldı. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Der gibi baktım.

“ Oğuz Sarenin koluna girsene! Kızın alçısı yeni çıktı!” Bu sefer Melike bağırdı.

Sarenin arkadaşlarından tırsıyordum gerçekten.

Sareye baktım bir an. İsteyip istemeyeceğini düşündüm.

Ama biliyordum büyük ihtimalle hayır, diyecekti.

Ondan bir cevap beklerken bana bakıp tebessüm etti. “ Yardım etsen iyi olur aslında.

Cümlesiyle kalbimin ritmi bozuldu. O kadar heyecanla ve mutlulukta atıyordu ki.
“ Ederim tabiki.” Dedim.

" E biz de gidelim artık hoca kızacak yoksa. Görüşürüz!” İkisi de hızlı hızlı yanımızdan ayrıldı. Bende Sarenin yanına geldim. İlk başta ne yapacağımı bilemedim. Sonra Sare kolunu uzattı. Kolunu uzatınca koluna girdim. Ve yavaş yavaş yürümeye başladık.
Futbol sahasının yanından geçerken aramızdaki sessizliği bozdum. “ Yurda mı gideceksin ilk başta. Yoksa okula mı?”

“ Okula gidelim ya. Evde kullandığım defterler vardı zaten. Onlarla hazırladım çantamı. Ders kitaplarını birinden idare ederim artık.”

“ Ben verebilirim kitabımı sorun değil.” Dedim.

“ Sen ne yapacaksın peki, bu sefer senin kitabın olmayacak.” Bunu söylerken okulun kapısına doğru ilerlemeye başladık.

“ Ben hallederim bir şekilde dert etme sen.”

“ Bakayım önce bizim kızlara. Varsa onlardan alırım.”

“ Peki, sen bilirsin.” Dedim ısrar etmedim.

Bu sırada okula girmiştik. Etrafta derse geç kalmak istemeyenler yada kantinden birşeyler almak isteyen öğrencilerle doluydu.

Kısacası bayağı kalabalıktı.

Ve biz bu kalabalıkta kol kolaydık.

Heyecandan ellerimin terlediğini hissettim.

“ Sare, şey, eğer istersen kolumu çekebilirim.” Benim istemediğimi düşünmesin diye devam ettim. “ Etraf kalabalık ya rahatsız olursan diye diyorum.”

O sırada kolunu daha sıkı sardığını hissettim. Ufak bir hareketti ama fark etmiştim.

“ Hayır, sorun yok. Ayağımın iki haftadır alçılı olduğunu herkes biliyor sonuçta. Ama senin için sorun olursa bırakabilirim.” Dedi.

“ Hayır, hiç sorun değil.” Dedim.

Eğer birini gerçek anlamda seviyorsanız eğer, kendi rahatınızdan önce o rahatsız olur mu diye düşünürsünüz.

Benim de Sareyle yan yana dururken tek stresim buydu zaten.

Bizim kata çıkmak için merdivenlere doğru giderken tanımadığım bir kız bize dikkatle bakıyordu. Önemsediğim için tekrar bakma gereği duymadım.

“ Kızı tanıyor musun?” Diye sordu Sare.

“ Hayır. İlk defa görüyorum.”

“ Sana çok uzun baktı. Sanki şey gibi, kıskanıyormuş gibi.”

Ne?

İlk defa gördüğüm bir kız beni neden kıskansındı ki?

“ Tanımıyorum. Bakmadım da zaten çok.

İlgilenmiyorum.” Rahatsız olmuştum bu durumdan.

“ Sıkıntı çıkacaksa kendim yürürüm.” Dedi. Bu sırada kolunu biraz daha çekmiş araya mesafe koymuştu.

“ Hayır, kimin nasıl baktığıyla ilgilenmiyorum. İlgilendiğim kısım senin rahatsız olup olmadığın.”

“ Neyse, geldik zaten. Boşver.” Kafamı kaldırdığımda sınıfın önüne geldiğimizi anladım. Sare de sınıfa girerken elini çekti.

Bu durum onu rahatsız mı etmişti?

Sare sınıfa girince herkes hoşgeldin, dedi. Birkaç tanıdıkla selamlaştıktan sonra sırasına geçti. Yanına gidecekken hoca sınıfa girdi. Elinde ise büyük ihtimalle Melikeyle Özgenin aldığı kahve vardı. Zaten arkasından da Özge geldi.

Bu durumda en azından teneffüse kadar beklemek daha mantıklıydı ama kırk dakika boyunca ben bu şekilde bekleyemezdim.

Sonradan aklıma Sarenin ders kitaplarının olmadığını ve birinden alacağı geldi.

O kişi belki ben olabilirdim.

Aceleyle Özgeye mesaj attım.

Ben: Özge Sare sizden ders kitabı isteyecekti ben verebilir miyim?

Ben; Onunla konuşmam gerek.

Özge anında baktı. Bu sırada hoca oturmuş sınıfın susmasını bekliyordu.

Özge: Ona yanlış bir şey mi yaptın?

Ben: Hayır, asla.

Özge: Sameti yanından gönder.

Samet ne alakaydı? Diyerek içimden geçirdim.

Ben: Samet ne alaka?

Özge: Oğuz hakaret etmeyi sevmem ama

Salak mısın? Yanına gelecek Sare!

Oğuz: Sarenin bunu isteyeceğinden emin değilim.

Özge: İstemediği birşeyi ona zorla yaptırmam zaten. O da istemediği birşeyi yapmaz zaten. Oğuz, yardımcı olur belki diye söylüyorum, eğer Sare sana sana yakın davranıyorsa bunu kendi istediği içindir.

Oğuz: Yani bugün siz istediniz diye değil de kendisi istediği için mi elimi tuttu?

Özge: Tabiki.

O sırada Sarenin sesini duydum. “ Özge bana kitabını verir misin?” Özge onun önünde oturuyordu.

“ Balım, bende getirmemişimTarih kitabı. Unutmuşum.”

Neyse ki çantasından daha kitabı çıkarmamıştı.

“ Ya, öyle mi?” Dedi üzgün bir sesle.

Bende Samete döndüm. “ Samet, kardeşim başka bir sıraya geçsen olur mu?”

“ Olur da niye ki?”

“ Ya Sare yanıma gelecekte.”

Sametin gözlerinde haylaz bir parıltı geçti.

“ Birader desene öyle. Tabii giderim lafımı olur.” çantasını omzuna takıp başka bir sıraya geçti.

Sonra Özgenin sesine tekrar kulak astım.

“ Sare bak Oğuzun yanı boş.”

“ Yok artık, saçmalama.” Dedi gözlerini büyüterek. Sonra gözleri bana döndü. Benim ona baktığımı görünce gözlerini kaçırdı.

“ Ya kızım başka kimse vermez ki. Ayrıca verse bile bu sefer o işleyemeyecek dersi. Yazık, dersten geri mi kalsın çocuk.”

“ Arkadaşlar sayfa 214 açın.” Hocanın sesiyle Sare bir bana bir Özgeye baktı.

Sonra söz hakkı almak için parmak kaldırdı.

Hoca konuşması için kafasını salladı.

“ Buyur Sare.”

“ Hocam biliyorsunuz alçılıydı ayağım daha bugün geldim. Ders kitabım yok yanımda Oğuzun yanına geçebilir miyim?”

Tarih hocamız Ahmet hoca dünyada karşılaşabileceğiniz en anlayışlı öğretmendi. Sizlere bir hocadan ziyade bir abi gibi yaklaşır ders dışında birçok konuda sizlere yön verir, desteklerdi.

O yüzden yanında kitabının olmamasına kızmadı. “ Geçebilirsin, yan tarafı boş zaten.”

Kafasını sallayıp kalemi ile defterini eline aldı. Yanıma geldiğinde sessiz sedasız oturdu. Kitapta hocanın dediği sayfayı açıp onun önüne koydum.

Dersin bir kısmında Ahmet hocanın telefonu çaldı. Ders bölündüğü için bizden özür dileyerek telefonu açtı. Birkaç dakika sonra ise ayağa kalktı.

“ Çocuklar idareye uğramam gerekiyor. Lütfen sessizce beni bekleyin.”

Hepimiz yalandan da olsa tamam, dedik

Türkiye şartlarında ki bir sınıfın hoca yokken susması pek de ihtimal dahilinde değildi.

Sare ise günlerdir derslerde olmadığı için defterine yazdığı notları okuyordu. Ders boyu bana bakmamış hiç konuşmamıştı. Nedendir bilmem ama içimden bir ses koridorda ki kızın bakışından kaynaklı olduğunu söylüyordu.

İyide neden?

Derin nefes alarak sohbeti açtım. “ Sare sen biraz gergin misin?”

İlk birkaç saniye cevap vermedi. “ Hayır.” Dedi sonra.

Sadece hayır.

“ Yanlış birşey mi yaptım ben?” Dedim bu sefer.

“ Hayır. Hiçbir şey yapmadın.”

Sonra kitaptan belli cümlelerin altını çizmeye başladı. Birşey demek istiyor ama bundan emin değilmiş gibiydi.

Aklım iyice karışmıştı.

“ Sen.. o kızı tanıyor musun?” Diye sordu sessizce.

Sanki bunu sormak yanlışmış gibi.

“ Koridorda garip bakan kızı mı?”

Sadece kafasını saklamakla yetindi.

“ Hayır tanımıyorum. İlk defa orada gördüm. Bakmadım zaten çok. Bakışı hoş değildi, seni rahatsız etti.”

“ Seni peki?” Diye sordu. Sesindeki durgunluk hoşuma gitmemişti. Benimle konuşurken çekinmesi yada tedirgin olması en son isteyeceğim şeydi.

Ama bunlardan ziyade sanki başka birşey vardı onda.

Kırgınlık olabilir miydi?

Neden olsundu ki?
“ Benimde hoşuma gitmedi. Birine o şekilde bakmak doğru değil.” bakışı aklıma gelince kafamı iki yana salladım.
"Bellkide… seni kıskanmıştı. Bilmiyorum, sonuçta yalnız birisin belki senden hoşlanıyordur. Bizi kıskanmış olabilir. Hem…sende istersin belki sonuçta güzel bir kızdı.”

Senin dışında kimin nasıl baktığı, nasıl hissettiği yada ne hissettiği umrunda değildi ki…

Maalesef bunu ona söyleyemedim.

“ Bilmiyorum.” Dedim. “Dikkatimi çekmedi bakmadım da zaten. Ne hissettiği de umrunda değil aslında bakarsan. Seni rahatsız ettiği belli.”

“ Rahatsız olmadım. Sadece bir ilişkinin önüne geçmek istemem. Hemde bir yanlış anlaşılma yüzüne. Birilerinin bizi sevgili sanmasından bahsediyorum. Bu şekilde yanlış anlaşılmak istemem yani.”

Evet, tam olarak bunları demişti. Kalbimin kırıldığını hissettim. Boğazımda oluşan yumrunun geçmesi ümidiyle yutkundum.

“ İlişki falan yok ortada. Kimin yanlış anladığı da umrunda değil. Ben eğer yanlış anlamaya açık bir hareket yaptıysam özür dilerim. Amacım yardım etmekti.” Dedim.

Bu durum onu neden bu kadar rahatsız etmişti anlamamıştım. Dışarıdan o an sevgili gibi durmuştuk. Sarenin bahsettiği yanlış anlaşılma buydu.

Ama bu durum onu oldukça rahatsız etmişti belliydi. Onu rahatsız edecek bir davranışta bulunmak istemezdim kesinlikle. Kırıldığım nokta bu değildi. Hissettiğim üzüntü, onun böylesine ufak birşeyde bile bu kadar tepki göstermeseydi. Bu demek oluyordu ki; Sare için ufacık bir hoşlantı yada olası bir ilişki ihtimali kesinlikle yoktu.

Kendimden biliyordum ki, ortada gerçekten böyle birşey olmadan anılması her ne kadar istenmese bile ileride ki gerçekleşme ihtimali adına insan mutlu olurdu.

Belki sahiden de olur, diye bir ümide tutunurdu.

Ama daha hiç kimseden böyle bir dedikodu çıkmadan sadece birinin bakışından bile bu kadar rahatsız olan bir insan bu ihtimali isteyen yada olmasından mutlu olacak biri değil demekti.

Kısacası, seni sevmeyen ve birlikte olmayı da düşünmeyen biri demekti.

İçimden geçirdiğim bu cümlenin canımı yaktığını hissettim.

Boğazımda hissettiğim acı ile tekrar yutkunma ihtiyacı hissettim.

“ Özür dile diye demedim. Ne niyetle yaptın biliyorum. Ben… neyse ya en iyisi boşver.

Saçmaladım sadece.”

Kafamı belli belirsiz salladım. Fark ettiğinden bile emin değildim. Gözlerimin ardı sızladığında ayağa kalktım. Hızlı adımlarımla tuvalete doğru yürüdüm.

Tuvalete girip kabinin kapısını kapattım. Kafamı kapıya yasladığımda göz kenarlarımda ıslaklık hissettim.

Aldığım nefes ile göğsüm inip kalktı. Elimle gözyaşlarımı sildim. Ağlamaktan utanan bir insan değildim ama bu durum için ağlamak daha da imkansız hale getiriyordu sanki herşeyi.

Birkaç dakika daha bekledim orada. Daha iyi hissettiğimde kapıyı açtım. Musluğu açıp elimi yüzümü yıkadım. Haliyle saçlarımın ön tutamları ıslanmıştı.

Kafamı kaldırıp kendime baktığımda yeşil kapüşonlumun da ıslandığını fark ettim.

Islak kahverengi dalgalı saçlarla dışarı çıkmak migreni olan biri için pek akıl kârı gibi durmuyordu ama bunu umursamıyordum o an.

Sınıfa girdiğimde Sare hâlâ kitabı karalıyordu.

Gittiğimi bile fark etmedi belki, diye düşündüm.

Konuyu ise zinhimde kapattım ve günün devamında hiç iletişim kurmaya çalışmadım. Okul çıkışında ise kimseyle konuşmadan yurda gittim. Yatakhaneye girdiğimde de hiç mesaj atmadım.

Onu daha fazla rahatsız etmek istemiyordum…

Eğer böylesine bir durum bile onu bu derece huzursuz ettiyse bu demek oluyordu ki daha fazla onu huzursuz edecek yada onun deyişiyle yanlış anlayacak şeyler yapmamalıydım.

Bu da en basitinden ona yakın davranmamakla başlıyordu.

Her ne kadar canım yansada, istemesem de hemde.

Ne demiştik?

“Eğer birini gerçek anlamda seviyorsanız eğer, kendi rahatınızdan önce o rahatsız olur mu diye düşünürsünüz…”

Gözlerimde tekrar ıslaklık hissettim. Sonrasında ise gözyaşlarımla uykuya daldım…

Bölüm şarkısı Kalben Sakin Ol Evladım.

İnsan kendine yakalanır,

İnsan kendinden yaralanır.

Ah, kendimden bir çıksam,

Koşsam koşsam ve atlasam…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.