1. bölüm / 9
Atılamayan Son Mesaj1. Bölüm
Bölümler 9Şu an: 1. Bölüm
1. Bölüm
Sınıfta sırama oturmuş rastgele şekiller çiziyordum. Zil çalalı birkaç dakika olmuştu; sınıf sessizce edebiyat hocasını bekliyordu.
Özge de zil çaldıktan yaklaşık yarım saat sonra geldi. Artık bu sınıfça alıştığımız bir konuydu. Gece geç aaatlere kadar kitap okuyordu. Ve çoğu zaman kitabı kapatmadan uyuyakalıyordu. Sabah yorgun argın da saçlarını şekillendirmek ile uğraşıyordu.
Sırasına çantasını koyduktan sonra yanıma geldi.
"Günaydın balım."
"Günaydın." Dedim biraz dalgındım.
"Hoca daha gelmemiş neden acaba? Normalde dakikasını geçirmezdi." Dedi düzensiz nefes alıyordu. Muhtemelen geç kaldığı için bahçeyi hızlıca geçmiş merdivenleri ikişer ikişer atlamıştı.
"Yeni bir öğrenci gelecekmiş. Onunla ilgileniyordur." Sırayı inatla karalamaya devam ettim.
Özge iç çekti. " Umarım kafa dengim biridir. Bu sınıfta sen ve birkaç kişi hariç pek arkadaşım yok"
"Sadece sen değil ki... Aslında hepimiz birbirimiz ile sözde anlaşamıyoruz." Eğer birgün yolunuz 'Yakomoz Kız Yurdu' na düşerse herkesin gündüzleri derste konuşmadığını ve başarılı olmadıklarını düşünebilirsiniz. İlk geldiğimde bende öyle düşünmüştüm. Ama size iyi ve kocaman bir haberim var:
"SANDIĞINIZ GİBİ KESİNLİKLE DEĞİL!"
Evet sabah ilk derslerde öyle olabilir ama bu tüm zamanlar böyle olduğu anlamına gelmez. Hemde kesinlikle. Bu yurt filmleri aratmayan bir yurt.
Mesela...
Geceleri hocalardan gizli Kantinde ki Nisa abla ile yapmış olduğumuz patlamış mısırla birlikte sohbet ederken bulabilirdiniz.
Yada...
Bize asla kıyamayan bizimle öğretmen değil de arkadaş olan anneannemizin sandığından çıkmış gibi olan Perihan Tansu hocamızdan kütüphanenin anahtarını alıp hepimizin birlikte bir kitap okuduğunu görebilirsiniz.
Vesaire vesaire. Zaten zaman geçtikçe anlarsınız.
"Bu gece bir kitap buluşması daha mı yapsak?" Dedi. Ben hiç içine kapanık biri olmamıştım. Bulunduğum her ortamda muhakkak bir şekilde ses çıkartır ve kendimi belli ederdim. Eh, bu bazen iyi birşey gibi görünsede bazen hiç de iyi olmuyor. Çünkü ben Sare Karaduman ve beni bir gün saatlerce masa başında ders çalıştıktan sonra okuldan kaçmaya çalışırken görebilirsiniz. Ve bu durumdan da haliyle hocalar pek memnun değil.
Özgenin bahsetti kitap buluşması ise benim bu yurtta en sevdiğim şeylerden biriydi.
Peki ne mi bu kitap buluşması? Anlatayım,
Her ayın bir günü kızlarla birlikte bir gece uyumaz ya ortak bir kitabın maratonunu yaparız yada o ay okuduğumuz kitaplar hakkında konuşur karakterlerin dedikodusunu yapardık. Ve böyle bir etkinliği benim gibi kitap severin sevmemesi yada kabul etmemesi mümkün değil.
Tam Özgeye dönüp cevap verecektim ki hoca içeri girdi. Hocanın girmesiyle birlikte herkes ayağa kalktı.
Yanında biri vardı: Yeni çocuk.
Boyu oldukça uzundu. Saçları kahverengi ve dalgalıydı. Gözleri... gözleri tam anlamıyla dikkatimi çekti. Kahverengi ve derin. Öyle ki saçlarının arkasına gizlenmeye çalışmış bir ormana benziyordu. Issız bir orman.
Sonra öğretmen "Evet çocuklar yanımdaki yeni arkadaşınız , Oğuz." Dedi. Oğuz diye tekrarladım içimden.
Oğuz başını eğerek selam verdi. Sonra pencere kenarında ki sıraya geçti.
Ders başlarken ben hâlâ Oğuz'un gözlerini düşünüyordum...
Derste Perihan Hocamız haftaya sözlü yapacağını söyledi. Perihan hocaya anneannemizin sandığından çıktığını söylemiştim. Şiirleri de aynen öyleydi. 90'larda sevgiliniz ile muhallebi yemiş gibi oluyordunuz. Bu yüzden bize her sınavda, sözlü de şiir sormadan geçmiyordu. Fakat bizler aşkı sadece kitaplarda seviyorduk. Bu yüzden her sınavda şiirden kalıyorduk.
Sonra zil çaldı.
Öğretmen elinde kitaplarla çıktı. Benim gözüm ise Oğuzdaydı.
Acaba ne yapacaktı?
Bence her yeni öğrenci gibi sırasında oturacaktı. Yani ben öyle yapmıştım. Fakat o öyle yapmadı. Defterini kapattı. Sonra sınıftan çıktı. Acaba nereye gidiyordu? düşünmeden edemedim.
Sonra melike sınıfa geldi. Kapının önünde taklit yapıyordu.
"Ah, kalbim tekledi.
Görünce seni
Sanki görmemiş gibiydi gözlerini." Dedi.
Anlaşılan sözlü haberi çabuk yayılmıştı.
"Dediklerini Perihan hoca duymasın. Rüyasına girer yeminle." Diye dalgaya vurdu Özge. Melike elindeki kahveleri sırama bıraktı. Sıraya yeni bir çizim yaptığımı gördü.
"Şu sıraya çizdiklerini A4 kağıdına geçirseydin sergi açmıştık senin için."
"Harbi. Dua et müdür görmüyor." Dedi Özge onun gözü de sıradaydı.
"Yani hâlâ geç değil bence. Eğer benim için o kadar uğraşa girmeyi göze aldıysanız hemen çizerim ben." Dedim. Çünkü Özge ve Melike iş yapmaktan nefret ederdi.
"Özge yapar benim yerime." Sakince sıraya bakan Özge hemen savunmaya geçti.
"Yok canım sen sıraya çizmeye devam et. Hem kendinden bir hatıra olur. Boşver, kağıt israfı yapmayalım."
Biz üçümüz birlikte olduğumuz sürece asla bir işi ciddiye almazdık, alamazdık. Ama nerede bir bela vardı. Tak!işte biz oradaydık. Müdür de bıkmıştı. Bizim samimiyetimize güvenmeseydi. Çoktan başka bir yurdun yolunu tutmuştuk.
Günümüz yine aynı şekilde ilerledi. Dersler bitince herkes evine gider gibi yurda doğru ilerlemişti. Ben odama geçince üstümü çıkardım. Pijamalarımı giydim. Saçımı tepemde boş bir topuz yaptım. Sonra sözlü için çalışmaya başladım. Cemal Süreyya'dan girdim. Osmanlı Türkçesinden çıktım. İtiraf etmeliyim ki ne kadar çalışırsak çalışalım hocamızı geçemezdik.
Saat onikiyi vurduğunda kül kedisi gibi bilgisayarımı kapattım. Ve yatağa geçmeye gerek duymadan masada uyudum.
Bölüm etkileşimi
