7. bölüm / 9
Atılamayan Son Mesaj7. Bölüm
Bölümler 9Şu an: 7. Bölüm
7. Bölüm
“ Sare kaç defa dedim tek başına kalkma diye!”
Annemin isyan dolu çığlığı ile gözlerimi kapattım. Haklıydı, çok kez demişti tek başına kalkma, diye. Ama bende çok kez gerek olmadığını, söylemiştim.
Yani aslında bende aynı şekilde anneme isyan edebilirdim ama eğer bir terlik yemek istemiyorsam susmalıyım…
Odaya telaşlı adımlarla ilerledi. Hızlıca koluma girdi. “ Salona mı geçiyorsun?” Diye sordu.
Kafamı salladım. “ Evet. Sıkıldım oda da durmaktan.”
Bugün ayağımın alçıya alınmasından sonra tam bir hafta olmuştu.
Alçılı bir ayakla sekerek evin içinde dolaşmaya başlayalı bir hafta olmuştu yani…
Annemle birlikte salona girdikten sonra koltuğa oturdum. “ Birşey ister misin getireyim?”
“ Yok sağol.”
“ İyi tamam o zaman.”
Yanıma oturdu o da. Bende telefonumu alıp sosyal medyaya geziniyordum. O sırada bir bildirim geldi. Bildirime baktığımda Oğuzdan geldiğini gördüm. O gün gitmeden önce numaramı vermiştim.
Oğuz:
Bugün biyolojide yeni konuya geçtik.
Bir mesaj daha sonra.
Notları aldım atacağım şimdi.
Geçen hafta geldiklerinde dediği gibi hergün düzenli olarak notları atıyordu. Eğer bir sözlü yada sınav varsa ondan ds bahsediyor beni bilgilendiriyordu.
Bu kadar hassas bir şekilde dediğine önem vermesi hoşuma gidiyordu. Dediğim gibi notları atıyor ve bunu gayet özenli bir şekilde yapıyordu.
Sonra üç bildirim daha geldi.
Mavi kalemle yazdıklarım sınavda çıkabilecek olanlar.
Kırmızı ile yazdıklarım önemli hap bilgiler.
Eğer müsaitsen şimdi atayım notları.
En son boğazımı temizledim ve mesaj attım.
Ben: Olur müsaitim atabilirsin.
Oğuz: Peki.
Sonra artı on tane görsel geldi. Not aldığı sayfaları çekip atmıştı.
Oğuz: Eğer belli olmuyorsa yazıyı buraya mesaj olarak atabilirim.
Sare: Hayır teşekkür ederim. Gayet iyi okunuyor.
Oğuz: Tamam o zaman.
Sare: Teşekkür ederim sayende konulardan geri kalmıyorum.
Oğuz: Ne demek rica ederim.
Mesajına kalp bıraktım. Tam attığı görsellere tıklayacaktım ki bir bildirim sesi daha yankılandı.
Oğuz: Ayağın nasıl? Ağrın var mı?
İyi misin?
Bunları hergün soruyordu. Günlük alışkanlık gibi olmuştu. Ama bu alışkanlık benim hoşuma gitmiyor değildi.
Sare: Ayağım hâlâ aynı bembeyaz bir alçıyla duruyor:)
Sonra bir mesaj daha attım.
Bende gayet iyiyim. Merak etme.
Oğuz: Hep iyi ol.
Ellerim klavyenin üstünde titredi. Yaptığı ufak ve aslında çok normal olan şeyler bile beni tuhaf bir şekilde heyecanlıdırıyordu.
Sare: Sende.
Mesajım görüldü olduktan sonra bir anda çevrimdışı oldu. Sohbetten bir anda çıkınca kaşlarımı çattım. Tam bende çıkıyordum ki art arda artı 4 mesaj geldi.
Oğuz: Özür dilerim telefon düştü.
Oğuz: Bilerek çıkmadım sohbetten.
Oğuz: Bir an heyecan yaptım düştü elimden.
Heyecan yapmış, dedim içimden. Sırıttım.
Sare:
Sorun değil.
Oğuz: Sağol.
Sare: Sen nasılsın iyi misin?
Hep o soruyordu nasıl olduğumu. Bende sorma gereği hissetmiştim. Ben merak da ediyordum.
Oğuz: İyiyim bende. Seninle konuşunca daha iyi oldum.
Kalbimin güm güm attığını hissettim. Heyecan yapmıştım.
Fazlaca hemde.
Nasıl bir cevap vereceğim bilemedim. Sonra çekinsemde mesaj attım.
Sare: Bende öyle.
Yazıyor… yazıyor…
Oğuz: Ne diyeceğimi bilemedim bi an kusura bakma lütfen.
Sare: Yok, yok sorun değil. Bazen bende öyle oluyorum.
Oğuz: Tamam o zamann. Ee benim gitmem gerekiyor da sonra tekrar konuşuruz olur mu?
Bir hüzün geçti göğsümden. Üzüldüğümü hissedince sinirlendim kendine.
Sare: Olur sorun değil. İşini hallet sen.
Oğuz: Teşekkür ederim. Kendine iyi bak. Dikkat et. Birşey olursa ara direkt.
Sare: Sende dikkat et kendine.
Oğuz: İstemen yeterli.
Aptal bir gülümseme ile mesajına kalp bırakıp çıktım. İçim huzurla doluydu. Son dediği şey zihnimde tekrar edip duruyordu.
“İstemen yeterli...”
Bu hep böyle mi olacak, diye geçirdim içimden. Her dediği şey ile böyle aptal aptal gülecek miydim? Yada en basit bir hareketinde heyecanlanacak mıydım?
Aklımdaki karmaşa büyüyordu. Bir sürü düşünce ve soru zihnimde fırtına estiriyordu. Bir yandan göğsümde büyüyen hisler beni rahat bırakmıyordu. Oğuzla konuşurken yada yanında olurken mutlu oluyordum, evet.
Ama bunun olması çok mantıksız değil miydi?
Öyleydi.
Anlamını bilmediğim his yumağı kalbimi sarmalıyordu. Hoşuma gitmeyen şey de buydu.
Oğuz değildi, onunlayken bende olan şeylerdi. Birşeyler kontrolüm dışında ilerliyordu. Ve ben bundan rahatsız oluyordum. Beynim herşeyi kontrol ediyordu herşeyi isimlendiriyor ve düzenliyordu. Ama onun ismini, varlığını, yarattığı hisleri bir türlü isimlendirememiş bir yere koyamamıştı.
Ve bu yüzden de beynimde sürekli alarmlar çalıyordu.
Tehlike, diyordu.
Bazı şeyleri kontrol edemiyorum.
Huzursuzca yerinde kıpırdandım. Dudaklarımı kemirmeye başladım.
Nereye kadar sürecek bu, diye düşündüm.
Hep isimsiz birşey olarak kalacak mı bu olanlar?
Bilmiyordum. Bilmiyordum ve bilmediğimi bilmek canımı sıkıyordu.
Acaba Oğuz da böyle miydi? O da benim gibi bunları düşünüyor muydu? Benim gibi hissediyor muydu?
En ufak mesajımda heyecanlanıyor geceleri aynı sahneleri tekrar ediyor muydu?
Ne yazıkki bunu da bilmiyordum.
Sıkıntıdan patlayacak gibi hissettim. Derin nefesler alarak biraz daha sakinleşmeye çalıştım.
Sonra ayağa kalktım. “ Bak yine tek başına ayağa kalkıyor. Kızım daha az önce demedim mi ben sana?”
Annemin dedikleri ile dudaklarımı büküp bürünebildiğim en masum ifadeye büründüm.
“ Unuttum…”
Tekrar ayağa kalkacaktı ki durdurdum.
“ Kalkma lütfen. Ben gidebiliyorum.”
“ Saat üçte doktor randevusu var unutma.” Dedi.
O an aklıma geldi hastaneye gideceğim. Tamamen unutmuştum. “ Tamam hazırlanırım şimdi.”
“ Dikkat et. Zorlanırsan çağır beni.”
Kafamı salladım. Sonra değneğim ile seke seke geri odama döndüm.
Yatağıma geçip yattım.
Alçılı ayağım sandalyede oturmama izin vermiyordu maaleseff.
Cebimden telefonumu çıkardım. Sonra Melikeyi aradım. Her daim açacağını biliyordum. Saat kaç olursa olsun fark etmez her zaman açardı, mesajıma bakardı. Melike sahip olabileceğiniz en iyi arkadaştı.
Özge de öyle. Melike biraz daha yol gösterici biriydi Özge ise daha anı yaşayan hareketli biriydi. Sakin kalamazdı çok. Daha çok enerjik hareketliydi.
Arkadaşlarım hayatımda şansımın var olduğunun kanıtıydı.
Birkaç defa çaldıktan sonra açtı.
“ Bir tanem n’aber?” sesi oldukça mutlu geliyordu.
Sesini duyunca omuzlarım gevşedi.
“ İyiyim. Senden naber?”
“ Benden de iyidir. Kahve içiyorum.”
Diyorum ben size Kahveyi bulanlar Melike'nin soyundan kesin. Damarlarında kandan fazla kafein var.
“ Her zamanki gibi.” Dedim.
“ Evet.” Dedi harfleri uzatarak.
“ Okul nasıl gidiyor?”
Düşünür gibi ses çıkardı. “ Eğer sana dersler hakkında bilgilendirme yapmadık diye kırıldıysan diye söylüyoru; Oğuzun sana herşeyi en ince detayına kadar anlattığını biliyoruz.”
“ Peki itiraf vakti. Evet ona numaramı verdim.” Dedim.
“ Aşkım biliyordum ki zaten. Yani aslında senin farkında olmadığın şeyleri de biliyorum ama sadece senin fark etmeni bekliyorum.”
“ Nasıl yani?”
“ Oğuzla aranızda ki ilişkiden bahsediyorum. Arkadaş değilsiniz, fazlası değilsiniz ama bir arkadaştan fazla çekiminiz var. Bunu görmemiş yada anlamamış olamazsın değil mi?”
“ Ben… bilmiyorum. Sadece fazla stresliyim bu konuda.”
“ Onun sana olan samimiyeti seni rahatsız mı ediyor? Dur bir dakika, Sare onu kırmamak için gereksiz bir izin alanı tanımıyorsun değil mi?”
Sesi bir anda endişeli bir hal almıştı.
“ Hayır hayır. Stresli olduğum kısım Oğuzun kendisi değil…”
“ Onun yanındayken senin hissettiklerin.” Diye tamamladı beni.
Burun kemerimi sıktım. Nefes aldıktan sonra cevap verdim.
“ Evet.”
“ Onun yanında rahatsan eğer hissettiklerin neden seni huzursuz ediyor ki?”
“ Çünkü onun yanında rahat oluyorum. Eğer sadece arkadaşsak bu kadar mutlu olmam heyecanlanmam gerçekten de saçma değil mi? Erkek arkadaşlarım var en yakınlarımdan Furkan ve Ali. Ama onların hiçbir zaman mesaj atmasını beklemedim. Konuşurken heyecanlanmadım. Bu onları önemsemediğim için değil, Oğuz da ki hislerim normalinden daha yoğun.”
“ Ama en başından beri ilişkinize ikinizde ‘ arkadaşlık olarak baktığınız için bu hisleri tuhaf ve yanlış buluyorsun. Adını koyamıyorsun ve bu yüzden de senin o fazla kontrolcü beynin tehlike çanları çalıyor.”
Yutkundum. “ Sadece bu ne kadar böyle devam edecek onu merak ediyorum. Ne zamana kadar bu hisler bir karmaşa olarak duracak? Hep mi böyle isimsiz kalacaklar. Hep mi beni huzursuz edecekler? Hep mi tereddütte kalacağım?”
“ Hayır.” Dedi kendinden emin.
“ Kalmayacak. Çünkü kalbin sesini sürekli kısmaya çalışırsan bir gün istemediğin kadar yüksek sesle sana seslenir. Ve o gerçekleri söyler. O yüzden balım, huzursuz olmakta haklısın ama bir süre hislerini sorgulama neden arama onları konumlandırmak zorunda kalma. Bırak, akışa bırak. Bir zaman sonra yerine oturacak zaten herşey. Ne demişler ‘su akar yolunu bulur.’ O yüzden bunları düşünüp hissettiklerini kendine zehir etme ve tadını çıkar.”
Bir süre sessiz kaldım. Haklıydı, dediği herşey de hemde. Ama sadece bu beynimi ikna etmek zordu.
Çok zordu hemde.
Ama yinede rahatlamıştım. Midemde ki o rahatsız edici düğüm çözülmüş gibiydi.
“ Teşekkür ederim aşkım.”
“ Birşey değil. Ne zaman istersen ara.”
“ Tamam.”
“ Görüşürüz o zaman. Dönmem gereken bir Ayt denemesi beni bekliyor.”
“ Görüşürüz. Benim de hazırlanmam lazım. Doktor randevum var.”
“ Aa unuttum ben onu. Kusura bakma Sare aklımdan çıkmış tamamen.”
“ Sorun değil. Bende unutmuştum. Annem hatırlattı bana az önce.” Dedim.
“ Sen hazırlan o zaman geç kalma.”
“ Taman görüşürüz.”
“ Görüşürüz.”
Telefonu kapattım. Kapattıktan sonra bir süre durdum öyle. Sıkılmıştım fazlaca. Randevu bir saat sonraydı. O yüzden kalkıp hazırlanmaya karar verdim. Bir saat sonra yine hastane koridorlarında tekerlekli sandalyedeydim…
🏚️
“ Hâlâ bir ezik var ama ciddi değil. Ek bir süreye gerek yok. Bir hafta sonra alçıyı çıkarırız büyük ihtimalle. Şişliği indiği için gevşeme olmuş o yüzden bir yenileyelim alçıyı.”
Doktor gerekli kontrolleri yapmıştı ve alçı odasında bize özet geçiyordu. Gereken bilgileri verdikten sonra abim sedyeye bıraktı beni. Alçı yenilendi. Tekerlekli sandalyeye otururken kapı çalındı.
“ Girin.” dedi doktor.
Kapı usulca açıldı. Gelen kişiye şaşkınlıkla baktım.
Oğuzdu.
Gözleri direkt beni buldu. Sonra aileme selam verdi.
“ Ben Sarenin kontrolü için gelmiştim de geç kaldım sanırım. Trafik de anca gelebildim.” Çekingen tavırla saçlarını karıştırdı.
“ Hoşgeldiniz. Sarenin durumu iyi. Alçısını yeniledik sadece.” doktorun yanındaki asistan kısa bir özet geçti Oğuz'a.
Oğuz kafasını salladı. “ Herhangi bir ters durum yok değil mi?” Diye soru sordu.
“ Hayır hiçbir olumsuz durum yok. Rahat olabilirsiniz.”
Bunu duyunca rahatlamışa benziyordu. Sonra annemlere döndü. “ Eğer isterseniz sizlere bir kahve ısmarlamak isterim gitmeden.”
Annemlere baktım. Annem, “ Yok oğlum biz gidelim sen zahmet etme.” Dedi.
“ Estağfurullah ne zahmedi. Geçende sizler beni ağırladınız bir teşekkür olarak görün bu teklifimi.”
Oğuzun bu kadar nazik ve ölçülü konuşması hoşuma gidiyordu. Saygısız yada patavatsız değildi. Aileme karşı ise bu saygısı daha da hassastı.
“ Senden karşılık beklemeden yaptığımızı biliyorsun.” Dedi babam.
“ Elbette. Ben kendimce böyle bir istekte bulunuyorum sadece.”
“ Bu kadar yol gelmişsin kabul etmezsek ayıp olur.” Dedi annem.
Abim ise herhangi bir yorumda bulunmuyordu. Sadece benim sandalyemi tutuyor izliyordu.
Oğuz teşekkür ettikten sonra hepimiz hastanenin kafeterya bölümüne indik. Oğuz hepimize birer kahve uzattı. Bana uzatırken gözlerinde ki samimiyet içimi ısıttı.
“ Sen buraya kadar geldin ama geri döneceksin birde. İstersen biz bırakalım seni.” Dedi babam.
“ O kadar yolu tekrar çekme.”
“ Zahmet etmeyin lütfen. Benim için sorun yok.”
En son abimde konuştu.
“ Olsun olmaz öyle. Zaten bu trafikte yurda varman akşamı bulur. Geç kalma bizim yüzümüzden.”
“ Sizin yolunuza ters sizlerde geç kalırsınız.” Oğuz babamları zora sokmak istemiyordu anlaşılan.
“ Sorun değil. Sen yurda dön sağ salim.” Abimin ısrarı karşısında kabul etti en son.
“ Teşekkür ederim gerçekten. Gün geçtikçe daha çok mahcup oluyorum.”
“ Önemli değil mahcup olmana gerek yok.” Dedi abim.
Kahvelerimiz bitince arabaya geçtik. Babamla annem önde. Abim ben Oğuz arkadaydık.
Ben ortada oturuyordum. Bir yanımda abim bir yanımda Oğuz vardı.
Yolculuk yarıdan fazla sessiz sessiz geçmişti. Ama yarısından sonra Oğuz konuşmuştu.
“ Yeni alçına alışabildin mi? Ölçüsü tam mı? Rahat basabiliyor musun?”
Abimin omzuna yaslanmıştım. Konuşmaya başlayınca kafamı omzundan çektim. Doğruldum.
“ Yok gayet iyi şuan. Yenilenmesi iyi oldu. Eskisi gevşemişti.”
“ Eğer yine gevşerse doktora gidelim tekrar. Gevşek durursa kemik düzelmez belki. Kontrol zamanını beklemeyelim.”
Kendisini de plana katması samimi hissettirmişti.
“ Zaten bir haftası kaldı. Öncekini de değiştirene kadar fark etmedim aslında gevşediğini.”
“ Bir hafta kaldı diye dikkatsizlik yapma ama dikkat et.”
“ Sırf bir an önce iyileşmesi için bir hafta boyunca yerimden bile kalkmamaya razıyım.”
Güldü. Sonra aklına birşey gelmiş gibi bana tekrar döndü. “ Notlar işine yarıyor mu burada?”
“ Evet, sen attıktan sonra okuyorum üstüne soru çözüyorum pekiştirmek için. Teşekkür ederim.”
“ Rica ederim. Dediğim gibi okula dönünce tekrardan üstünden geçeriz belki.”
“ Şuan bir eksiklik çekmiyorum ama tabii derslere girince ihtiyaç olur belki.”
“ Tamam önce okula gel de.” Güldü. “ Herkesin gözü seni arıyor.”
“ Herkesin mi?” diye sordum o da arıyor muydu?
“ Herkesin.” Dedi sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi.
Sonra sormak istediğim şeyi sordum.
“ Sen nereden biliyordun bugün hastane randevum olduğunu.”
“ Doktorun yanındaki asistanın numarasını almıştım. Herhangi bir gelişme olursa haberdar etsin diye.”
“ Ne gerek vardı ama. Uğraştın bu kadar.”
“ Senin için uğraştım. Sorun yok o yüzden.”
Cümlesi biter bitmez abimin bakışları bir ona bir bana döndü. Gözleri Oğuzda takılı kaldı birkaç saniye. Boğazını temizledi sonra.
Gülmemek için dudaklarımı bastırdım. Ortamın gerginliği çok saçmaydı. Oğuz da abimin bakışından çekinmişti. Gözlerini abimden ayırmıyorken yutkundu. Abim bakışlarını çekince o da bana döndü. Sahibinin sevdiği eşyasını kıran kedi gibi masum masum bakıyordu.
Gözlerimi açıp kapattım güven vermek amaçlı.
Tabii ne kadar işe yaradıysa.
Eve varınca ben annem ve babam indik. Abim ise şoför koltuğuna geçti. Oğuz ise hâlâ çekindiği için bir an önce geçip geçmemekte kararsız kaldı. Ama sonra abim çağırdı.
“ Oğuz öne gelsene arkada durma.”
“ Yok, yok. Sen önde rahat rahat git abi. Ben iyiyim burada.”
Bu haline gülmemek için zor duruyordum. Abim ısrar ederken kendisi arka koltuğa daha çok yaslanıyordu. En son ben dedim öne geçmesi için.
“ Oğuz öne geçebilirsin. Abimin rahatı bozulmaz.”
Ben diyince istemese dahi oturdu. Hem abimin ısrarına karşı çok da karşı çıkarmıyordu.
Kapıyı kapattıktan sonra yardım dilercesine bana baktı. Bense sadece kafamı salladım.
Ve sonrasında araba tekrardan yola doğru ilerledi.
Bende annemlerle eve doğru ilerledim.
🏚️
“ OĞUZ HASTANEYE Mİ GELDİ!”
“ OĞUZ ARABANIZA MI BİNDİ!”
“ OĞUZ SANA BUNLARI MI SÖYLEDİ!”
“ ABİN DUYDU MU GERÇEKTEN!”
Eve gelince bu olanları arkadaşlarıma anlatma gereği duymuştum. Baştan sona hepsini tek seferde anlatmıştım. Ve sizin de gördüğünüz gibi çığlıkları bastı ikiside.
“ Geldi dedim ya arabaya da bindi ve evet, bunları söyledi. Sonra abim duydu. Evet. Evet. Evet.” Dedim.
Özge minik bir çığlık attı. “ ABİNİN YANINDA BİLE DEMİŞ! KORKMUŞ AMA ONA RAĞMEN DEMİŞ!”
“ SENİN DOKTOR RANDEVUNU TAKİP ETMİŞ!” dedi Özge de.
“ Ya merak etmiş gelmiş işte.” dedim.
“ KIZIM SAÇMALAMA! SADECE MERAK EDEN BİR KERE GELDİM VE ÜSTÜNE SABAHA KADAR YANINDAYDIM DER GELMEZDİ!”
“ ARTI BİR.” dedi Özge de.
Birkaç dakika boyunca onların heyecanlı heyecanlı tepkilerini dinledim. Benim adıma gerçekten mutlulardı.
“ Ya senin hoşuna gitmedi mi gerçekten Sare?” Diye sordu Melike. Şimdi heyecanları geçmiş daha sakinlerdi.
“ Gitti. Gitti gitmesine ama yanlış yorumlamak istemiyorum.”
“ Benim Sarem ve asla rahat olamayan kişiliği.” Dedi Özge. Sonra ekrana biraz daha yaklaştı.
“ Bak aşkım Ben seni tanımıyorum şimdi içten dışa mutlu oluyorsun ama ya yanlış bir anlamadıysam ya ben yanlış anladıysam diye kendini frenlemeye çalışıyorsun çünkü yanlış anlayıp sonradan mutsuz olmak istemiyorsun.” Nefes alıp devam etti. Ama bir şeyleri yanlış anlama korkusuna belki de gerçekten doğru anladığın şeylerin zevkini kaybetme.”
“ Kesinlikle katılıyorum. Özge haklı Sare. Yanlış anladıysan bile sadece yanlış anlamışsındır. Dünyan başına yıkılmayacak kıyamet kopmayacak sen sadece bir şeyleri yanlış anlamış olacaksın o kadar.”
“ Bu kadar strese gerek yok. Sadece anın tadını çıkar balım.” Dedi Özge de.
Haklılardı. Çok haklılardı ama bunu yapmak sandıkları kadar kolay değildi. Ama yine de ben de onlar gibi tebessüm ettim ve o an onların dediklerini yapıp anın tadını çıkardım.
Onlarla konuşurken kapının açılma sesini duydum.
“ Abim geldi.” Dedim kızlara.
“ AY KOŞ BAK NE DİYECEK ACABA!” Dedi Özge.
“ SARE KOŞSANA!” dedi Melike de.
“ Tamam ben ararım sizi sonra.” Dedim ve telefonu kapattım.
Odamın kapısını açıp koridora doğru ilerledim.
“ Abim hoşgeldin.” Sesim biraz yüksek çıkmış olacakki anlamayan gözlerle baktı.
“ Hoşbuldum abim.”
Ceketini asıyordu. “ Bıraktın mı Oğuzu yurda.”
“ Yok. Yolun yarısında bıraktım kendin git diye.”
Ağzım açık kaldı. “ Ne! Naptın, naptın!”
Bir an tepkimi ölçerken gözleri beni sorguladı. Bu bakışı, neden bu kadar tepki verdin? Bakışıydı.
“ Yani, arkadaşımı neden biraktın abi yolda. Ayıp değil mi?” Dedim.
“ Şaka yaptım.” Dedi.
Bunu diyince rahatladım. Rahatladığımı o da fark etti. Ama birşey demeden odasına girdi.
Bende hızlıca odama girip tekrar kızları aradım.
Tabii yeni alçılı ayağımla ne kadar hızlı olunursa.
Hızlıca aradım. İlk çalışta açtı. “ NE DEDİ ABİN NE DEDİ!” Ben birşey demeden onlar konuştu.
“ Birşey demedi sağ salim bırakmış yurda.”
“ Birşey dedi mi herhangi birşey?”
“ Yok sadece ilk başta yolun yarısında bıraktım, dedi. Bende biraz fazla büyük tepki verdim sanırım. O yüzden biraz beni sorgular gibi oldu. Ama birşey demedi şaka yaptığını, söyledi. Sonra da odasına girdi. “
Özge imamı imalı baktı. “ Oo biraz fazla büyük tepki he?”
“ Hayır yani şaka da yapmış aslında ona rağmen fazla tepki vermiş.” Dedi Melike de.
“ Sizinde değer verdiğiniz arkadaşınızı abiniz yolda bıraktığını söylese sizde büyük tepki verirsiniz.” Dedim.
“ AY DEĞER VERDİĞİ DİYOR!” Diye günün bilmem kaçıncı çığlığını attı Özge.
“ HAYIR BELİRTİYOR ÖZELLİKLE DEĞER VERDİĞİM DİYE!” Melikede destekledi Özgeyi.
“ Ya değer verdiğin biriyle arkadaş olursun zaten o yüzden dedim!” İsyankar bir şekilde söyledim bunu.
“ Yok arkadaş ben onu bunu anlamam Sare düpedüz çocuktan hoşlanıyor. Açık ve net.”
Durdum.
O an tüm sesler kesildi sanki.
Sadece tek bir cümle yankılanıyordu zihnimde.
“ Sare Oğuzdan hoşlanıyor…”
Karnımdan yumruk yemişim gibi hissettim. Kafamın içinde alarmlar çalıyordu sanki. Beynim saniyeler içinde kasırgaya döndü.
Kalbim…
Kalbim ise daha farklı atıyordu. Zihnimdeki onca kıyamete karşın daha sakin atıyordu. Sanki duyması gerekeni duymuş ve rahatlamış gibi…
Melike'nin “ Ya Özge denir mi kızım öyle dan diye ya.” Diydn sitem dolu sözüne karşı tekrar telefona baktım. Boğazımı temizledim.
“ Yok. Hayır yok öyle birşey. Saçmalamayın lütfen.” Dedim.
Ben bunları söylerken zinhimden binlerce düşünce binlerce cümle geçiyordu. Beynimde bir ampul yanmış gibiydi ama o ampulün yanması sanki kötü birşeymiş gibi beynim tehlike sinyalleri çalıyordu. Çünkü dediğim gibi benim beynim aşırı kontrolcüydü. Kontrol edilmeyen herşey olmamalı yok sayınmalıydı. Ve kalbim ise kontrol edilmeyen duygularla taşıyordu.
Bunca zaman kalbimin sesini bastırmamda bu yüzdendi.
Ama şimdi biri gelmiş, ve duymaktan içimden tekrar etmekten çokça korktuğum ama inkar da etmek istemediğim şeyi söylemişti.
Sare? İyi misin aşkım?”
“Özür dilerim ben…” sesi üzüntü ile kısılan Özgeye baktım.
İçi rahatlasın diye yalandan da olsa gülümsedim. “ Soru yok aşkım. Özür dileme.”
“ Sare…” Melike'nin bu dediği şey, bizi geçiştirme, demekti.
“ Aşkım iyiyim ya. Dedim ya yok öyle birşey diye.”
“ Balım bak, sen biraz dinlen. Kendinle baş başa kal. Sonra biz seni tekrar arayalım tamam mı? Yarın size geleceğiz zaten.”
“ Tamam canım.” Dedim sadece. Sonra telefonu kapattım.
Telefonu kapattıktan sonra yatağa yattım. Zihnimde rüzgarlar eserken, beynim bunun gerçek olmadığını söylerken kalbim tüm bu gürültüden uzak sakin ve huzurla atıyordu. Bunu hissedebiliyordum. Bir yandan da bu kargaşanın içinde bana doğruyu fısıldıyordu. Tüm soruları susturacak o cevabı söylüyordu ama o sesi duymaya henüz hazır değildim.
Gözlerim tüm bu herşeyden kaçmak istercesine kapanırken tek bir sorunun cevabını arıyordum;
‘Gerçekten hoşlanıyor olabilir miyim?...’
~ Bölüm şarkımızı Seni Dert Etmeler:)
Başka bir evrende.
En güzel halinle.
Sen hayata karış, ben daha biteceğim…
Bölüm etkileşimi
