8. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Açıkgöz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 8. Bölüm

8. Bölüm

Bugün alçım çıkıyordu.

Bugünün gelmesini bir hafta önceye kadar çok istiyordum. Fakat Özgenin dediği o şeyden sonra o kadar da istememeye başladım. Çünkü Oğuzla tekrardan yüz yüze gelmek beni hiç de sevmediğim bir strese sokuyordu.

O günden sonra kalbimle yüzleşme cesareti bulamamıştım kendimde hiç. Öylesine çekiniyor ve korkuyordum ki. Neden korktuğuma dair hiç bir fikrim yoktu. Oğuzla aramdaki denge alt üst olacaktı sanki. Bir noktada öyleydi de. Çünkü bu kadar zaman arkadaşım dediğim birinden hoşlanmak… Eh, tabiki biraz dengeleri sarsardı.

Ve benim çekindiğim şey de buydu.

Çünkü bunu kabul ettikten sonra onunla nasıl bir hâl alacaktık bilmiyordum. Belki konuşmak istemeyebilirdi belki benim düşündüklerim koca bir yanlış anlaşılma olabilirdi.

Tüm ihtimalleri düşünüyordum.

Başkası olsa büyük ihtimalle bu kadar çok düşünmez ve büyütmezdi. Ama ben maalesef o kadar da başkası olamıyordum. Bazı şeyleri görüyor, anlıyordum ama bunu kabul etmek… Bu benim için apayrı bir şeydi.
İçim patlayacak gibi hissettim. Mutfaktan annemin sesini duydum sonra.

“ Sare kızım hazırlan artık. Geç kalacağız bak.”

“ Tamam anne.”

Koltuk değneğimden yardım alarak kalktım. O sırada biri kapıyı tıklattı.

“ Gel.” Dedim.

Kapı açılınca babamı gördüm.

Onu görünce istemsizce tebessüm ettim.

“ Kızım napıyorsun nasılsın.”

“ İyiyim baba hazırlanacaktım şimdi.”

“ Bende sana birşey vermeye geldim. Sonra hazırlanırsın rahat rahat.”

Merak etmiştim vereceği şeyi. “ Ne vereceksin.”

Arka cebine uzandı. “ Küçük birşey ama…”

Cebinden çıkardığı paketi elime verdi. Pakete bakınca çok güzel bir kolye olduğunu gördüm. Zinciri gold olan kolyenin ucunda bir papatya vardı.

Küçüklüğümden beri papatyaları çok severdim. Sevenin sevip sevmediğini sorduğu, aşık çiftlerin en samimi hediyesiydi her zaman.

Bir yaprağı ile sevenlere ümit verip eksik çıkan yaprağı ile hüzünlendiren bir çiçekti.

“ Bu çok güzel… Çok beğendim baba.” Sarıldım ona. Babam ev gibi hissettiren biriydi.

Ne derler bilirsiniz,

Ev bir yer değil, duygudur.

Babamda hissettiklerim işte tamda o duyguları hissettiriyordu.

Sırtımı sıvazladı. “ Hâlâ papatyaları seviyor musun diye merak ettim.” Dedi.

Sarıldıktan sonra geri çekildim.

“ Seviyorum tabiki.”

“ O zaman bu buketleri de seversin bence.” Abimin sesiyle gözüm kapıya döndü. Elinde kocaman bir papatya buketi ile duruyordu.

“ Abi…” gözlerim doldu o an.

“ Söyle abisinin balı.” Dedi. Buketi elime verip saçlarımdan öptü.

“ Teşekkür ederim çok güzel bunlar.”

“ Senin kadar değil güzelim.” Dedi.

Abim bambaşka bir yerdeydi benim kalbimde. Baban gibi o da ev gibi hissettiriyordu.

Onların yanında için huzurla doluyordu.

Ortamda duygusal bir sessizlik oldu. Abimde fark etmiş olacakki ellerini çırptı, “ Hadi bakalım bu kadar sevgi pıtırcığı yeter. Sen hazırlan mutfağa gel.”

“ Daha yeni yemek yedik ya.” Dedim.

“ Annem seninle birlikte iki tepsi börek ve üç tencere sarma götürme niyetinde.”

Güldüm. “ Desene gider ayak on kilo alacağım.”

“ Öyle gözüküyor.”

“ Hadi kızım giyin gel sen.” Dedi babamda.

Odamdan çıkmadan önce yanaklarından öptüm ikisininde.

Sonra bende hazırlanmaya başladım. Bugün alçı çıkacak yarın da ben yurtta geçecektim.

Üstüme rahat olsun bol bir eşofman giydikten sonra V yaka dantelli bir uzun kollu giydim üstüme. Yakası ve kol kısımları dantelliydi.

Daha çıkmadığımız için ceket gitme gereği duymadım. Masama geçip güzel bir makyaj yaptıktan sonra giydiğim kıyafete uygun Y kolye taktım.

Annemin bilmem kaçıncı çığlığından sonra odamdan çıktım.

“ Geldim geldim.” diye bağırdım

Mutfağa girince buranın bir savaş alanındsn farksız olduğunu gördüm. Bir yandan bulaşıklar, yemekler, tabaklar….

“Anne bunlar ne?” Dedim. Hem fırında hem ocakta yemek vardı.

“ Yemek kızım ne olacak?” Dünyanın en saçma sorusunu sormuşum gibi bana baktı.

“ Anne bunları götüremem ben.” Dedim.

Gözlerini devirdi.

Evet annem göz devirdi.

“ Yurda yemek mi götürülür Sare? Gitmeden önce güzel bir akşam yemeği ye diye yaptım kızım. Hastaneden gelince yemekle uğraşmak istemedim. Erkenden yaptım.”

Bunu duyunca rahatladım. “ Teşekkür ederim annem.” Diyip arkasından sarıldım

Bana doğru döndü o da. Yanaklarından öptüm onunda.

“ Yemeklerin neredeyse hepsini baban ve abim yaptı burada. Ben sadece çorba yaptım.”

“ Hepinizin eline sağlık aşkım benim.” Dedim.

Ailemde birçok ailede olan ayrım olmadığı için mutluydum.

Çünkü bilirsiniz ki çoğu ailede evin tüm herşeyi kadına aitken erkeğin yaptığı tek şey ise gitmek olup bununla da şikayet eder ve kadın destek amaçlı çalışmak istiyorum, dediğinde izin vermezlerdi.

Annem ise normalde ev hanımıydı ama sonradan kendine bir butik dükkânı açmıştı. Ve hâlâ da çok iyi bir şekilde ilerletiyordu.

Onunla gurur duyuyordum.

Babam ise polisti. Yani daha doğrusu baş komiserdi.

Benim ayağım kırıldığı için izin almıştı.

Abim ise PMYO okuyordu. Yani Polis Meslek Yüksekokulları.

Evet, o da babam gibi polis olmak istiyordu.

Ve ona bu mesleğin çok yakışacağına emindim.

Mutfaktan çıkıp annemde hazırlandı. Abim ve babam hazırdı zaten.

Annemde hazırım, deyince çıktık artık evden.

Arabada giderken telefondan bir bildirim sesi geldi. Açtığımda Oğuzun mesaj attığını gördüm.

Oğuz: Sare özür dilerim ama bugün hastaneye gelemeyeceğim.

Neden gelmediğini merak ettim. Ona birşey mi olmuştu?

Sare: Gelmek zorunda değilsin zaten ama birşey mi oldu?

Sare: Sen iyi misin?

Oğuz: Biraz rahatsızım o yüzden gelemiyorum. Dediğim gibi özür dilerim.

Hasta olmuştu anlaşılan. Hasta olduğunu anlayınca üzüldüm. Hastaneye gelip gelmemejs sorun değildi. Dert ettiğim rahatsızlanmasıydı.

Sare: İyi olduğuna emin misin?

Cevap beklemeden geldi.

Oğuz: Eminim. Gerçekten sorun yok. Sadece midem bulanıyor ve başım dönüyor. Birazdan revire giderim belki.

Oğuz: Lütfen bunu dert etme. Sen alçını çıkar, iyi ol yeterli benim için.”

O öyle diyordu ama aklım tamamen ona kaymıştı. Midesi bulanıyordu, acaba yediği birşey mi dokunmuştu.

Tabi ya, dedim içimden.

Benim ilk acile geldiğim gün gece boyu beklemişti.

Zaten kış ayındaydık. Birde o gün üstüne forması ve ceketi dışında hiçbir şeyi yoktu.

O yüzden hastalandı belkide. Dedim.

Sare: Ne kadar zamandır böyle? Dedim.

Oğuz: Bir iki haftadır halsizdim biraz ama bugünlerde iyice arttı.

Evet, tamda tahminim gibiydi.

Sare: Hastaneden çıkınca seni arayabilir miyim?

İçim içimi yiyordu. Belki sesini duyarsam rahatlardım…

Oğuz: Olur tabiki.

Sare: Peki o zaman görüşürüz birkaç saate.

Oğuz: Görüşürüz. Dikkat et kendine. Üşütme dikkatli yürü. Uzun zamandır alçıda olduğu için belki yürürken düşebilirsin.

Hastayken bile bunları düşünmesi hoşuma gitti.

Sare: Sende dikkat et. Daha kötü olursan revire git ateşini ölçsünler. Kalın giyin.”

Oğuz: Emrin başımın üstüne.

Sırıttım. Mesajına kalp bırakıp çıktım.

Zaten çok sürmedi ki hastaneye varmıştık bizde.

Uzun süre boyunca hastaneye gelmek istemiyorum artık.

Odaya girdiğimizde doktor da arkamızdan geldi hemen.

“ Sanıyorum ki alçısını çıkaracağız, değil mi?” Yanındaki asistana döndü.

Oğuzun numarasını aldığı asistana.

“ Evet hocam. Hastanın iki haftalık süresi doldu. Geçen hafta kontrole geldiklerinde ayağındaki kırık iyileşiyordu. Her hangi bir ters durum yoktu.”

“ Açalım bakalım alçıyı o halde.” Dedi.

Ben sedyede gergin gergin bekliyordum. Açıkçası alçı kesme makinası beni korkutuyordu.

Birkaç tane kontrol amaçlı birşeyler yaptıktan sonra alçı kesme makinesini çıkardı.

“ Korkma. Sesi ürkütücü gelebilir ama zararı yok. Derine gelmez.” Gözlüğünün üstünden bana bakarak açıklama yaptı doktor.

Abimde korktuğumu anlamış olacak ki yanıma gelip elimi tuttu.

Makineyi çalıştırdıktan sonra yavaş yavaş alçıyı kesmeye başladılar. Sesi korkumu tetikliyordu.

Birkaç dakika sonra ses durdu. Ve ayağımda o alıştığım alçının ağırlığını hissetmedim.

“ Evet, çıktı işte alçımız.” Alçıyı iki yana açtı iyice.

“ Herhangi bir ağrın var mı?” Diye sordu doktor.

“ Yok hayır. Hiç bir ağrı hissetmiyorum.”

“ Güzel, ilk zamanlarda yürürken biraz zorlanabilirsin normal. Dikkat etmeniz gereken şey ayağı hemen yormamak. Ufak adımlarla yavaş yavaş hareket et.”
Alçıyı aldıktan sonra bende doğruldum. Ayağımda ki alçı çıkınca omuzlarımdan bir yük kalkmıştı sanki.

“ Bitti bu kadardı.” Dedi babam usulca. Korkumu almak ister gibi.

Abim yanında yedek olarak aldığı terlik poşetini çıkardı.

“ Gel giydirelim şunu.” Deyip dizini yere koyup eğildi.

Çorabımı giydirip terliğimi de giydirdi.

“ Kalk bakalım yavaşça."
Kalktım. Ayağıma basmak o kadar rahat hissettiyordu ki.

“ Rahat mısın?” Diye sordu doktor.

“ Hiç olmadığım kadar hemde.” Dedim.

“ Geçmiş olsun. Dediğim gibi ilk günden çok yorma.” Deyip çıktı odadan.

Abim koluma girdi. Sakin ve yavaş adımlarla çıktık bizde. Tekrar dışarı çıkarken üşüdüğümü hissettim ve titredim.

“ Üşüdün mü?” Soruyu sordu ama cevaplamama izin vermeden deri ceketini çıkarıp omuzlarıma attı.

Kendisi ise beyaz dar bir tişört ile kalmıştı. Ve sizlere daha önce bahsettiğim gibi, kol kısımları dar gelmişti kasından dolayı.

“ Bu seferde sen üşüyeceksin ama.”

“ Bize antrenmalarda ceket veriyorlar mı sanıyorsun?” Dedi.

Okulundaki antrenmanlardan bahsediyordu. Ve evet dediği kadar vardı bu antrenmalar.

Arabaya binince sıcak klimayı açtı hemen abim.

Zaten biraz yorgun olan vücudum bu sıcakla temas edince iyice mayıştı. Ve kafamı abimin omzuna yaslayıp gözlerimi kapattım.

🏚️

Gözlerim yavaş yavaş açıldığında garip bir sessizlikle karşılaştım. Bu sessizlik hoşuma gitmediği için hızla yerimden doğruldum. Etrafa baktığımda odamda olduğumu gördüm. Koridordan yada salondan herhangi bir ses gelmiyordu.

Saatin kaç olduğuna bakmak için telefonu açtım. Ve saatin çoktan gece yarısını geçtiğini gördüm.

Tam o anda aklıma Oğuzu arayacağım geldi.

Unutmuştum…

Hissettiğim vicdan azabına anlam veremesemde o an bununla uğraşmak istemedim. Telefon elimde beklerken arayıp aramamak konusunda kararsız kaldım. Acaba uyumuş muydu? Bu sefer ben onu uyandırmış olacaktım.

Ama bir yandan da merak ediyordum nasıl olduğunu. Ya daha kötü olduysa?

Beynim ne kadar yapma, dese de dinlemeyip aramalar kısmından onun adına tıkladım. Telefon çalmaya başlayınca istemsizce nefesimi tuttum.

Aradan saniyeler geçtikçe benim içimde ki stres büyüyordu.

En son tam kapatacakken telefonun açıldığını duydum.

“ Sare.” sesi uykulu geliyordu. Uykusundan uyandırdığım için lanet okudum kendime.

Benden ses gelmeyince tekrar seslendi. “ Sen iyi misin? Birşey olmadı değil mi? Sare,”

“ Hayır birşey olmadı. Ben… seni merak ettim.”

Cümlem biterken kalbim güm güm atıyordu.

Bir an ses gelmedi ondan. Nedense onun da benim gibi nefesini tuttuğunu düşünüyordum.

“ Teşekkür ederim… özür dilerim doğru düzgün cevap veremedim ne diyeceğimi bilemedim pek.” Öksürdü. “ Şey, heyecan yaptım da ben.”

“ Sen nasılsın diye aramıştım ben. Normalde hastaneden gelince arayacaktım ben seni ama arabada uyuyakalmışım daha şimdi gözümü açtım. Özür dilerim uyuyordum sanırım. Ama yani, şey… sesini duymadan içim rahat etmeyecekti.”

Ben neler diyordum böyle? Beynim her zamanki gibi otoriter davranıp bana saçmalamam gerektiğini, söylüyordu. Ama birşey sanki tüm bunları

kulağıma fısıldıyor ve ben onları söylüyordum.

Birşey dediğim şey kalbimdi sanırım.

Kendisini pek tanımadığım için bilmiyordum bana derdi ne söylerdi.

Ama onun hakkında şimdilik diyebileceğim birşey varsa o şuan oldukça huzurlu olmasıydı.

Huzurlu olmasının nedenini Oğuzla konuşmak olduğunu kabul etmek istemiyordum.

Ama birşey itiraf etmeliyim ki gün geçtikçe Oğuz hakkında hissettiklerimi reddetmek zorlaşıyordu.

“ Sorun değil, özür dileme lütfen. Sen tarafından ben asla rahatsız olmam.”

İşte tamda bundan bahsediyordum. Onun bu dediklerinin üstümdeki etkisini artık yok sayamıyordum. Her arkadaşın yapması gerekenler bunlar, diyemiyordum.

Ben kalbimi dizginleyemiyordum.

“ Nasılsın, hâlâ hasta mısın?”

“ Biraz. İlaç aldım o yüzden biraz daha iyiyim.”

“ Revire gittin mi?”

“ Yok gitmedim.”

“ Niye gitmedin ki ateşini falan ölçerlerdi.”

“ İçin rahat edecekse yarın giderim. Aslında şuanda da giderdim ama kapalıdır ki.”

Dediğim herşeyi ciddiye alması ve anında tamam, demesi onun yaptığı ve benim hoşuma giden şeylerden bir tanesiydi.

“ Sabah git bence. Ne olur olmaz kontrol etsinler.”

“ Tamam giderim.”

“ Teşekkürler yani ne dersem tamam, diyorsun.”

“ Rica ederim ama ben teşekkür ederim çünkü yaptığım şeyler senin istediğin şeyler. Ve senin rica ettiğin birşeyi reddedemem ben.”

Sus, dedim içimden kendime.

Sus kapılma.

Neyse ki Oğuzun sesi beni tekrar bu ana çekti.

“ Senin alçın nasıl oldu? Ayağında bir ağrı var mı?”

“ Çıktığı an o kadar rahatladım ki sana anlatamam. Herhangi bir sorun yok rahat rahat basabiliyorum.”

“ Ağrın var mı peki? Genelde ilk zamankar yürümekte zorlanırlar insanlar sen iyi misin. Eğer hâlâ zorlanıyorsan bunu demek biraz zor olacak ama evde kalman daha doğru olur.”

Bu konuşma bana iyi gelmiyordu. Yoksa göğsümden çıkacakmış gibi atan kalbimin başka açıklaması olamazdı, değil mi?

“ Bende ilk başta öyle olur zannettim ama hastanede yürürken zorlanmadım. Daha doğrusu çıktığı için o kadar mutluydum ki fark etmedim bile.”

“ Sen öyle diyorsan.” Dedi sesi yine uykulu bir hâl aldı.

“ Sen yat tekrar ben nasılsın diye aradım. Geç oldu hem. Uykudan olma.”

Bir an ses gelmedi. Uyudu zannettim. “ Tamam olur, iyi geceler sana. Dikkat et kendine hava rüzgarlı bu gece üstünü ört o yüzden. Tabii sen bilirsin ama.” Uykulu uykulu bu kadar uzun cümle kurmasına şaşırdım doğrusu.

“ İyi geceler sanada. Sabah doğruca revire gitmeyi unutma.” Dedim şakayla karışık.

“ Tamam sabah ilk görevim seni gördükten sonra doğruca revire gitmek.”

“ Oğuz ben belki geç gelirim o yüzden eğer sabah hâlâ aynı şekildeysen beni bekleme lütfen.” Dedim.

“ Nasıl istersen.” Dedi.

Tekrar iyi geceler, dedim ve telefonu kapattım.

Yatakta sırt üstü yatarken elimi kalbime koydum.

O kadar hızlı atıyordu ki…

Buna inanamıyordum.

Kalbimin hızlı atmasına değil,

Neden hızlı attığına inanamıyordum.

Melike haklıydı.

“ Eğer kalbin sesini sürekli kısmaya çalışırsan bir gün istemediğin kadar yüksek sesle sana seslenir…”

Kalbim bana sesleniyordu. Ve seslenişte tek bir isim tek bir cümle yankılanıyordu.

Ben Oğuzdan hoşlanıyordum…

Bölüm şarkısı dilerim ki:)

Kaybolan bir ruh gibi,

Kayıp gidersem de bul beni.

Mahvolur da bitersem,

Tut elimi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.