3. bölüm / 9
Atılamayan Son Mesaj3. Bölüm
Bölümler 9Şu an: 3. Bölüm
3. Bölüm
Bugün cumartesi olduğundan normalden daha geç uyandım. Saat dokuzda kalktım. Esneye esneye tuvalete doğru giderken bir anda yatakhanenin kapısı açıldı. Kapının bir anda açılmasıyla irkildim. Kapıya baktığımda Melikeyi elinde sabah kahvesi ile birlikte durduğunu gördüm.
“ Ay Melike korktum ya öyle girilir mi pat diye?”
“ Ne bileyim ya fark etmedim.”
“ Günaydın burada. Sen ne zaman kalktın?”
“ Oldu ya bir saat falan. Bir kahve içeyim dedim aşağı indim yemekhaneye.”
Güldüm “ Şaşırmadım nedense.”
Melike hepimizden az uyur ve hepimizden erken kalkardı. Onu saat dörtte yatıp altı da da kalktığını görebilirsiniz. Eh, biz zaten hergün görüyoruz.
Melike kapıyı kapatıp yatağına yöneldi. Üstünde duran deri ceketini aldı.
“ Balım ben kütüphaneye gidiyorum. Şu rehber öğretmenin verdiği programı bitireyim bir. Gelirim ben sonra.”
“ Hala veriyor mu ya?”
Gözlerini devirdi. “ Benim yeterince çalıştığımı görmezden gelip verdiği programlar. Evet, hâlâ veriyor.”
Rehber hocamız Ferhat hoca Melike'nin sayısal zekasını daha ileriye taşıması için haftalık programlar veriyordu. Sorun şu ki henüz 11. Sınıf olmamıza ve Melike'nin zaten yeterince çalışmasına rağmen sıkı programlar verip hiç bir zaman da yeterli görmüyordu.
Melike ise tıp hayali için birşey demiyordu.
Yani en azından yüzüne karşı.
“ Kötülüğünü istemiyor ama.”
“ Biliyorum. Birşey deniyorum zaten o yüzden ama verdiğim emeği de görmezden gelmese bir de.”
Kafamı salladım haklısın anlamında.
“ Neyse çıktım hadi ben.”
“ Görüşürüz.”
Melike kapıyı kapattıktan sonra bende tuvalete girdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dolabımdan kıyafetlerimi alıp giydim. Bu sırada Özge de kalkmış ve giyinmişti. Ben parfüm sıkarken o yine düzleştirdiği saçlarına yağ sürüyordu.
“ Ben hazırım!” Dedim çantamı takarken.
“ Geldim, geldim.”
En son birlikte kapıyı kapatıp yemekhaneye indik.
Özge ile yemekhaneye indiğimde gözlerim Oğuzu aradı sağdaki masada oturduğunu fark ettim. Ben ona doğru bakarken o da birilerini arıyor gibi etrafa bakıyordu. Beni görünce aradığı kişi ben mişim gibi başka yöne bakmadı. Birkaç saniye. Birkaç saniye daha baktı. Ben ise en son dayanamadım ve gözlerimi çektim.
Dün yanımıza gelip bize herşeyi tane tane anlatması... Ben gözlerinden kaçtıkça onun inadına gözlerime bakması.
Gözleri…
Çok... garipti.
Basit bir kahverengiydi işte nesi bu kadar ilgimi çekmişti anlamamıştım. Uykuya dalana kadar kendime
"basit bir göz işte" işte dedim. Ama beynim aksini iddia ediyordu.
Öyleyse neden bakmadın?
Neden korktun?
Hayır, ondan korkmamıştım. Onun yaratacağı hislerden korkmuştum. Çünkü daha dün gelmesine rağmen kalbimin bir kısmı onu çoktandır tanıyor gibi hissetmişti. Gerçi ben kalbimin sesini duyamazdım pek. İzin vermezdim kendime. Bastırırdım sesini hep. Bu yüzden de şuan kalbimde neler oluyor bilmiyordum. Ama bildiğim tek şey delicesine merak etsem bile bir defa kulak verirsem bir daha başka bir sesi duymaktan korktuğumdu.
Ben, herkese gülen cesaret veren ve birçok kişiye göre cesaretli olan ben, kalbimden korkuyordum.
Dün yanımıza gelmişti. Bize yardım etmek istediğini söylemişti. Sonra yanımıza oturup her şeyi tane tane anlatmıştı. Ne kadarını anladım bilmiyorum ama o süre boyunca gözlerim yüzünün her bir karesine değmişti.
Bilmiyordum. Geldiğinden beri aklımın bir köşesi onu düşünüyordu. Şimdi birde burada görünce aklıma iyice karışmıştı.
Neyse ki Özgenin sesi beni bu düşüncelerden uzaklaştırdı.
“ Sen geç ben alıp geleyim.”
“ Bana bir kahve alsan yeter ya.”
“ Sen bilirsin.”
Özge kahve almak için gittikten sonra bir masaya oturmak yerine ayakta beklemeye karar verdim.
Bu sırada telefonu elime aldım ve Instagrama girdim. Takip ettiklerimin hikayelerini izleyip geçtim. Gerçi pek izlediğim söylenemezdi. Yaptığım tek şey üstlerine art arda tıklayıp geçmekti.
Telefona dalmışken bir anda bir kahve bardağı uzatıldı önüme.
Özge geldi zannedip kafamı kaldırmadan aldım.
“ Teşekkür ederim balım sağol.” Dedim.
Tam bir yudum alacaktım ki o tanıdık sesi duydum.
“ Şey, Sare benim. Özge değil.”
Kafamı kaldırıp baktığımda Oğuzu gördüm. Siyah kot pantolon giymiş üstüne beyaz bir tişört ile haki yeşili bir kot ceket giymişti. Ona doğru mahcup bir şekilde bakarken kahveyi tekrar eline tutuşturdum.
“ Ay çok pardon şey ben.. ben seni Melike zannettim.”
“ Fark ettim de sorun değil. Bu sabah bir kahve ısmarlamak istedim.” Kahveyi tekrar eline uzattı.
Kahveyi eline alıp teşekkür ettim “. Dün ki yardımından sonra aslında bizim sana almamız lazımdı.”
“ Estağfurullah ne demek. İçimden geldi. Gülümsedim. Bakın, heyecandan konuşmayı unutmuş gibi göründüğümün farkındayım ama gerçekten elimde değil arkadaşlar.
“ Başka bir zamanda biz yardım ederiz sana. Merak etme.”
“ Karşılık beklemeden yaptım emin ol.”
“ Senin gibisi zor bulunur o zaman. Notlarını vermek yerine canını vermeyi tercih eden öğrenciler varken hemde.”
Bu sefe biraz daha sesli güldü. Güldükçe gamzesi daha belli oluyordu.
“ Ee Sare eğer beni yanlış anlamazsan ben senin sosyal medya hesabını takip edebilir miyim. Ama rahatsız olmayacaksan.”
Sorusu karşısında içimde bir sevinç tutamı hissettim. Yüzüme bir gülümseme hissettim ama hissedir hissetmez kendini durdurdum.
En son boğazımı temizleyip cevapladım.
“ Olur tabiki. Rahatsız olmam.”
Rahatsız olur muyum diye düşünmesi hoşuma gitmişti.
“ O zaman senden hesabını istesem? Maalesef üstün stalk yeteneklerim yok.”
Güldüm. “ Tabiki vereyim hemen.”
Ve böylece Oğuz ile Instagram'dan takipleşmiştim.
Oğuz biraz daha durduktan sonra gitti. O gittikten sonra hemen gelmişti Özge.
“ Özge nerede kaldın ya.”
“ Sare Oğuzun senin yanına geldiği görünce sohbet edin diye gelmedim. Ee anlat bakayım ne konuştunuz?”
İlk başta hiçbir şey demedim. Sadece sırttım. Bu halimi gören Özge minik bir çığlık attı.
“ Aa ne konuştunuz! Merak ettim.”
Ve ben de anlatmaya başladım. Özge ise verebilecek en büyük ve en güzel tepkileri verdi.
Özgenin neşesini ve heyecanın gördükçe içim kıpır kıpır oldu. Arkadaşlarım gerçekten çok iyiler diye düşündüm.
Yemekhaneden çıktıktan sonra Melike'yi de alıp dışarı çıktık. Cumartesi günleri sabah 8 ile Akşam 7 arasında çıkış iznimiz vardı.
Yurttan çıktıktan sonra alışveriş merkezine geçmiştik. İstanbul gibi kalabalık şehirde otobüsle birlikte gitmek… Eh, biraz zor olmuştu tabiki.
Alışveriş merkezine girerken Özge Melikeye benim Oğuz ile takipleşmemden bahsetmişti. Melike Özge kadar büyük tepkiler vermesede o da içtenlikle sevinmişti. Melike böyleydi zaten: biraz daha mesafeli ve duygularını uzak tutan.
Melike aynı zamanda Erkeklerden uzak duran bir tipti. Hayır, “ tüm erkeklerden nefret ediyorum. Hepsi aptal!” Demiyordu. Böyle bir genellemesi yoktu. Melikenin ki daha kontrollü davranmaktı. Çünkü Melike ile sevgili olmak isteyen birçok erkek vardı. Ve bunların hepsi için çok masum istekler denilemezdi. Tüm bunlarda Melike'yi erkeklere karşı daha dikkatli ve uzak yapmıştı.
Hepimiz kendimizce gerekli olan şeyleri almıştık. En son hepimiz Gratise girdik. Melike kendis için dudak kalemi seçerken bizlere sordu.
“ 223 numarası mı 205 numarası mı daha iyi?”
“ Eline dene bakayım bi.” Dedim. Eline sürdükten sonra 223 numaranın daha iyi olduğunu fark ettim.
“ Bende 223. Sen daha çok soğuk kahve tonları seviyorsun o yüzden daha iyi bu.”
“ Teşekkür ederim balım.”
“ Ne demek aşkım.”
Özge nerede diye sorduysanız eğer o eline geçen bukle kremlerini almaya niyetli bir şekilde sepetini dolduruyordu.
Ben ise kapatıcım bittiği için kendi tenime uygun bir kapatıcı arıyordum. Kumral tenim için hangisini almalıyım diye sorduğum Gratis çalışanı bana benden elli ton daha esmer bir kapatıcıyı eline tutuşturdu.
Bu hayatta güvenmemeniz gereken insanlar listesinde 1. Sıraya kesinlikle Gratis çalışanları geçmeli.
Kadını kırmadan oradan uzaklaştım. Anlaşılan kapatıcı iptal olmuştu.
Aldıklarımızı ödedikten sonra bir yere geçip kahve içtik. Ve saat yavaş yavaş yediği gösterdiğinde hesabı ödeyip kalktık. Ve İstanbul'un o kalabalığına birkez daha karıştık.
🏚
Yurda geldiğimizde ağrıyan ayaklarımla zar zor odaya varmıştım. Aldıklarımızı yerleştirmeden yatmıştım direkt.
Yatak da uzanırken telefonum çaldı.
Annem arıyordu.
"Alo anne" dedim. Sesim uykuluydu.
"Alo Sare ne yaptın bugün, nasılsın?"
"İyiyim anne şimdi odama geçtim."
"Ne yaptın bugün. Ne yedin. Dışarıdan bir şey yemeseydin zararlı. "
Türk annelerin klasiği olan cümlelerden biri olduğunu dememe gerek yok bence.
"Arkadaşlarla dışarı çıktık. Kayak tatili için alışveriş yaptım. Sonra yurda geldik zaten.”
“ İyi yapmışsınız. Dikkat et ama üşütme kendini.”
“ Tamam ediyorum zaten.”
“ Siz ne yapıyorsunuz?” Telefonun karşı tarafında çatal bıçak sesleri geliyordu.
“ Yemek yapıyoruz babanla. Abin de arkadaşlarıyla dışarı çıktı.”
Bir abim vardı. Murat.
Başka bir abim yada ablam yoktu. Kardeşim de öyle.
“ İyi afiyet olsun size.”
“ Sanada. Siz yediniz mi peki?”
Yurt da akşam yemekleri 9:00' da servis ediliyordu. O yüzden daha yememiştim.
"Yok saat daha yedi olmadı."
" Ne vardı bugün."
Yurt da belirli yemek yerdik. Bazı günler haricinde.
"Köfte patates."
"Afiyet olsun kızım." Arkadan babamın sesi geliyordu.
“ Sağol babacığım. Sizede.”
Sonra onlarla vedaşıp telefonu kapattım. Telefonu yastığımın altına koydum ve kısa süreliğine uykuya daldım.
🏚
Akşam yemeği için tekrar yemekhaneye indiğimizde gözlerim Oğuzu aradı. Fakat yoktu. Şaşırmıştım. İçimi bir huzursuzluk kapladı.
Tabldot tabağımızı alıp boş bir masaya geçerken aklım ondaydı. Mesaj atıp atmamakta kararsızdım. Acaba çok mu gülünç dururdu? Ya kendisi istemediği için inmediyse?
Sanane derse ne yapacaksın Sare? Diye bir fısıltı geçti aklımdan.
Arkadaşlarım yemek yemeye başlarken onlara sordum.
“ Acaba yazsam olur mu?”
İkisi de böyle bir soru beklemiyor olacak ki şaşırıp baktılar ilk başta. Sonrasında Özge cevapladı.
“ Ay tabiki de olur. Niye olmasın. Yaz, yaz bekleme.”
“ Ya istemezse? Sanane derse Özge ne diyeceğim o zaman?”
Özge gözlerini büyüttü. “ Saçmalama Sare. İkimizde öyle birşey yapmayacağını biliyoruz.”
Kararsız bakışlarım Melikeye döndü. Bunu fark eden Melike çatalını tabağın kenarına koydu ve cevapladı beni.
“ Eğer istiyorsan yaz. İçin rahat etsin. Onun yazmasını bekleme. İlk adımı erkekler yada kadınlar değil daha çok seven atar. Ama içinde buna değmeyeceğine dair bir şey varsa yazma. Çünkü kalbin sezgileri yüksektir.”
Melikeye cevap vermeden önce tekrar etrafıma bakındım. Belki bir ümit görürüm diye. Ama hayır ondan iz yoktu. Arkadaşları söylememiş miydi? Yurt bahçesinde 3-4 kişilik arkadaş grubunun içinde görmüştüm. Keyfi yerinde görünüyordu.
“ Sadece… Sadece rahatsız olur mu onu bilmiyorum.”
“ Sen rahatsız olursun diye sana sormadan seni takip etmeyen biri ve üstüne direkt senden hesabını alan biri emin ol sen tarafından rahatsız edilmeye hiçbir şey demez.”dedi.
Derin bir iç çektim.
“ Kızlar çocukla arkadaş bile değiliz ki?”
“ Aman olmayın zaten. Direkt olarak tanışın ve sevgili olun!” Dedi Özge. O kendine göre bizi çoktan sevgili yapmıştı bile.
“ Özge haklı bir noktada. Eğer öyle bir durum varsa arkadaş olmak şart değil.”
Önüm de durmuş köfteye baktım. Ve derin bir iç çekerek ilk lokmamı ağzıma attım.
Birkaç dakika daha durdum. Sonra telefonu elime alıp Oğuzun hesabına tıkladım. Elim klayveye giderken titredi.
“ Yemek de göremedim seni birşey mi oldu, diye sor.” Dedi Özge.
Kafamı salladım. Mesajı yazdıktan sonra gönder tuşuna takıldı gözlerim.
Alt tarafı bir mesaj Sare. Dedi iç sesim.
Buna bu kadar anlam yüklemez kimse.
Daha fazla beklemeden attım mesajı. İç sesim doğruydu. Bir mesaja o kadar anlam yüklemezdi kimse.
Sare
Nerdesin? Yemekhane de göremedim seni.
Tam telefonu masaya koyacaktım ki bildirim sesi geldi. Sesle beraber kalbimin ritmi hızlandı.
“ Hemen baktı! Kesin senden mesaj bekliyordu var ya.”
“ Yada sadece reels kaydırıyordu.” Dedim.
Mesajı hâlâ açmamıştım.
“ Sare kasma bu kadar kendini güzelim. Akışına bırak bir. Düşünme.” Diye cevapladı Melike.
Onlara bakarken mesajı açtım.
Oğuz
Aç değilim o yüzden inmedim.
Sadece bunu yazmıştı. Beynim yine konuşurken duymak istemedim.
Neden kısa kesmişti ki bu kadar?
Mesaj atmamdan rahatsız mı olmuştu acaba?
“ Ne yazmış?” Özgenin sesiyle ona döndüm.
“ Aç değilim o yüzden inmedim, demiş.”
Özgenin kaşları çatıldı. “ Sadece bu kadar mı?”
Melike yanında ki Özgeye döndü. “ Özge yazdığı mesaja cevap verdi işte. Şöyle tepkiler vererek üzme kızı. Çocukla samimi değiller daha. Sare yanımızda bir soru için bu kadar düşündü. Eminim o da aynı şekilde yazıp yazmamakta kararsız.”
Özge bana döndü. “ Moralin düşsün diye demedim valla. Ben biliyorsun büyük tepkiler veririm. O yüzden şey ettim ben-” yanlış anlarım diye telaş yapmıştı. Lafını kestim o yüzden.
“ Özgem yok biliyorum ben seni. Hiç birinizi yanlış anlamadım.” ikisini de tanıyordum. Ne demek istediklerini, niyetlerini biliyordum elbet.
“ Melike haklı zaten. Çocuk da öyle düşünüyordur ki.” dedi Özge.
“ Aşkım tamam biliyorum. Aa kaç yıldır arkadaşız ne demek istediğinizi biliyorum herhalde.”
“ Hâlâ cevap vermedin. Görüldü attın sanacak şimdi.” Dedi Melike. Ve o zaman fark ettim.
Doğru ya!
Mesaj atmamıştım!
Ekran bir süre sonra kapanmıştı. Şifreyi girdiğimde sohbet açıldı hemen. Mesajı yazdıktan sonra gönderdim.
Sare
Tamam o halde. Merak etmiştim bende. İyi akşamlar.
Melike ve Özge de yemeklerine dönmüştü tekrar. Bende aynı şekilde yemeğime döndüm. Cevabımı almıştım zaten.
🏚️
Yemeğimizi yedikten sonra kütüphaneye ilerledim. Bahçenin arka kapısının sağ tarafında kalıyordu. Dışı aynı bir çiçek serası gibiydi tek fark çok daha büyük ve geniş olmasıydı. Kapıdan girince sağlı sollu masalar vardı. Masaların arkasında onlar gibi dizilmiş kitaplar vardı. Camdan sızan Ay ışığı ortamı çok güzel yapıyordu. Bugün aldığım bir kitabı getirmiştim.
Beyza Alkoç - Karantina
Kitabı okurken kulaklığımla müzik de dinliyordum aynı zamanda. Okuduğum sayfada ki şarkıyı dinliyordum.
Yedinci Ev - Anlat ona.
Bu yüzden birinin geldiğini bile fark etmemiştim.
Anca yanımdaki sandalyeye oturunca fark ettim.
Oğuzdu.
Kulaklığımı çıkardım onu görünce.
O da bana doğru baktı. “ Selam.”
“ Selam.” Dedim kulaklığımı masaya koyarken.
“ Kusura bakma öyle sessiz geldim.”
“ Sorun değil. Ortak alan sonuçta.”
“ Mesajını gördükten sonra inecektim aşağıya ama saat geçmişti zaten. Bende sana mesaj attım görmedin galiba. O yüzden arkadaşlarına sordum burada olduğunu söylediler.”
İnternetim kapalıydı. O yüzden mesaj bildirimi gelmemişti. Bunu fark edince kendime kızdım.
“ Kusura bakma. İnternetim kapalıydı. Görmedim o yüzden.”
İçtenlikle gülümsedi. Gamzesi ortaya çıkmıştı yine.
“ Yok, yok sorun değil.”
Elinde bir kitap vardı. “ Ne okuyorsun?” Diye sordum.
“ Enkaz altındakiler.” “ Sen ne okuyorsun?”
“ Aynı yazarı okuyoruz. Bende Karantina kitabını okuyorum.” Dedim. Onun benimle aynı yazarı okuması heyecanlandırmıştı beni.
“ Ciddi misin? O seriyi okumayı çok istiyorum. Nasıl, güzel mi?”
Sorusu karşısında gülümsemem genişledi.
“ Çok güzel bence. Onur karakterini çok sevemedim ama Zeynep hoşuma gitti. Samimi bir karakter.”
“ Onur karakterini neden sevmedin.”
“ Toksik geldi bana ya. Hoş değil bazı diyalogları davranışları.”
“ He anladım.” Son kelimesinin harfini uzatmıştı.
“ Enkaz altındakiler nasıl, güzel mi?”
“ Ben beğendim. O yerin altında ki sıkışmışlık hissini güzel yazmış ama insanı boğmuyor. Akıcı.” Sonra bir teklifte bulundu.
“ İstersen sana verebilirim okuduktan sonra.”
Bakınız kitap severler topluluğunun üyesi olarak bu cümleye düşmemek yada erimemek söz konusu dahil değildir.
Yani birine kitabını vermek canını vermekten daha zor diye belirtmeme gerek yok bence.
“ Emin misin? Sonuçta kitaplar sahipleri için çok önemlidir.” Diye sordum.
“ Herşeyden çok değil ama. Olmadı yenisini alırım. Birşey olmaz.” Dedikleri karşısında kalbimin hızlandığını hissettim. “ Teşekkür ederim. Gerçekten çok şaşırdım ve mutlu oldum yani.”
Sesli güldü. “ Ne demek rica ederim. Şaşırmakta da haklısın bana kalırsa.”
Biraz daha konuştuk. Konuşurken saatin dokuzu geçtiğini son anda fark ettim. Dokuz buçuktan sonra herkes yatakhanelerde olmak zorundaydı.
“ Ay saat geçiyor.” Dedim. Telefonu elime alıp ayağı kalktım. Ben kalkınca o da kalktı.
“ Konuşurken fark etmemişiz zamanı. Kusura bakma oyaladım seni böyle.”
Kapıya doğru ilerledik. Kapıyı açarken
“ Bende seni oyalamış oldum ama. Okuyamadın kitabı.” dedim.
“ Ben sana kitabı vereyim. Sen oku bitir. Ben öyle devam ederim.” Kitabı bana doğru uzattı.
Kitabı yarıda bırakıp bana vermesine karşın ağzım açık kaldı. Başımı kaldırıp baktım.
Çünkü evet, boyu gerçekten uzundu.
“ Oğuz… Emin misin? Sen bu kitaba başladın.”
Gözleriyle uyumlu saçları alnına düşmüştü.
“ Evet. N’olacak sanki. Olmadı tekrar başlarım.”
Tam cevap verecektim ki güvenlik yanımıza geldi.
“ Çocuklar ne duruyorsunuz hâlâ burada. Geçin yurtlarınıza hadi çabuk. Saat kaç olmuş duruyorsunuz hâlâ.”
Oğuz gitmeden kitabı elime tutuşturdu. “ İyi geceler.”
“ İyi geceler.” Dedim.
Güvenlik beni yurdun kapısına kadar bırakmıştı. Odaya geçerken elimde ki kitaba baktım.
Oğuz'un kitabına…
Bölüm etkileşimi
