10. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Açıkgöz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 10. Bölüm

10. Bölüm
Bölüm tekrardan Sare karakterin bakış açısıyla yazılmıştır.

Of!
Okula geleli iki gün olmuştu ve bu iki gün boyunca herşey tepetaklak olmuştu.

Oğuzdan bahsediyordum.
Okula geldiğim gün o kızın bakışını görünce içten içe huzursuz olmuştum. Bunca zamandır okuldaydı ve bende iki haftadır okulda yoktum. Biriyle konuşabilirdi, hoşlanabilir yada çoktan sevgili bile olmuş olabilirdi.

O kızı görünce tüm bu tahminlerin hepsi aynı anda kafamın içinde doluştu. O an bana karşı yaptıkların hepsini yanlış yorumladığımı falan düşünmüştüm.

Belki o da hoşlanıyordur, diye tutunduğum tüm ümitler gölgede kalmıştı sanki.

Aptal, kendi kendine bir hayal kurdun şimdi de üzülüyor musun? Dedim kendime.

O gün beynim herşeyi yanlış anladığımı, yaptıklarının hepsinin akradadcs olduğunu ve benim koca bir aptal olduğum hakkında konuşup durdu.

Derste onunla konuşurken aşırı stres yapmıştım. Sesinde ki üzüntüden nefret ettim. Amacım üzmek değildi. Benim kurduğum saçma bir hayal yüzüne onun hayatında birşeyi etkilemek, önüne geçmek istememiştim sadece.

Sevgilisi değildi, pekâlâ.
Ama ya kız ondan hoşlanabilir miydi?
Evet.
İleride Oğuz hoşlanabilir miydi peki?
Galiba evet.

İşte tüm derdim de buydu. Bir yanım bu ihtimali düşünüp içten içe üzülürken bir yanım da buna karışma hakkım olmadığını, söylüyordu.

Ve kesinlikle haklıydı.
Karışma hakkım yoktu.

Yaşadığımız durumun bir ilişkisinin önüne geçmesini istemezdim.

Eğer mutlu olacaksa bende bu mutluluğu uzaktan izleyebilirdim.

Ve bu olayın üstünden iki gün geçmişti. Ne bir mesaj vardı ne bir sohbetimiz.

Bazen hesabına girip mesaj atıp atmamakta kararsız kalıyordum. En sonunda ise hepsini siliyordum…

Okuldayken bazı anlar bakışlarını yakaladığım oluyordu. Bana olan bu bakışlarında her zaman bir üzüntü görürken bir yandan başka bir duygu daha görüyordum.

Özlem olabilir miydi?

Bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey varsa o da aramızda ki bu mesafeyi hiç istemememdi.

Düşünceler kafamda bir çığ gibi büyürken kafamı yastığa gömdüm.

Herkes yemek saati olduğu için yemekhaneye inmişti. Benim ise iştahım olmadığı için inmemiştim.

Acaba o inmiş miydi?

Ofladım. Onu düşünmek istemedikçe inatla ona kayıyordu sanki aklım.

Bu sırada telefonum çaldı. Özge arıyordu.
“ Balım istersen yemeği saklama kabına koysunlar diyelim de. Semra abla halleder kızmaz bize”

Semra abla yemekhanede çalışan bir ablaydı. Yufka yürekli biriydi. Özge benim yemekhaneye inmediğini söylediğinde eminim ki birşey demezdi.

“ Yok ya aç değilim.”
“ Sus be. Yemeği alıyoruz, sende yiyeceksin!” bağırınca daha fazla şansımı zorlamadım.
“ Tamam yiyeceğim.” Dedim kabullenerek. Cevap vermeden kapattı telefonu. Anlaşılan sinirlenmişti bayağı.

Olanları onlarda biliyordu. Ve gidip konuşmam gerektiğini söylüyorlardı, iyide ne diyecektim ki?

Ya şey ben senden hoşlanıyorum da pazartesi günü gördüğüm kızı kıskandım sonra da ama belki sen seversin ve mutlu olursun diye birşey demedim ve o yüzden öyle konuştum.

Böyle mi dicektim?
Tabiki hayır.
Asla.

Uyuyamayacağımı anlayınca kalktım. Kendime gelmek için yüzümü yıkadım. Altımda gri bir eşofman ile beyaz bir tişört vardı.

Aman ne güzel kombin.

Diyorum ben size, doğuştan güzel olan kurgu kızları değilim.

Yatakhanede daha fazla durmak istemedim. Hırkamı alıp çıktım. Bu sırada Özgeyi tekrar aradım.
“ Özge ben geliyorum siz getirmeyin.” Dedim.
“ Tamam bekliyoruz.” Dedi o da.

Hırkamı giyerken merdivenlerden inmeye başladım.

Yemekhaneye indiğimde gözlerim kızlardan başka Oğuzu aradı.

Etrafa biraz daha bakındığımda onu arka masalardan birinde arkadaşlarıyla oturduğunu gördüm. Arkadaşlarının sohbetine katılmış gibi durmuyordu. Daha çok, kendi halinde yemek yiyor gibiydi.

Ama ‘gibiydi.’

Yaptığı tek şey çatalını tabağın içinde gezdirmekti.

İçimi bir sıkıntı sardı. Yüksek sesle nefesimi verdim.

Onu mutlu edeyim derken daha da üzmüş olabilir miydim?

Bilmiyordum.

Ve bu belirsizlik beni artık deli edecekti.

“ Eğer daha mutlu olacaksanız diye söylüyorum, git ve konuş.”

Omzunun üzerinden baktığımda Melikeyi gördüm. Bakışları fazlasıyla ‘git konuş’ diyordu.

Arkadan ise Özge geldi. “ Bu Ali beni deli edecek! Diyorum ki Oğuzla konuş, dertleş. Biz napıyoruz koklaşıyor muyuz, diyor. Salak!”

Demek numarasını vermişti.
Hmm.

Bundan nasıl bir anlam çıkarmam gerekiyor anlamamıştım. Ama o an bununla da ilgilenecek halde de değildim açıkçası.

“ Sen numaranı mı verdin Aliye?” Benim aklımdaki soruyu Melike sordu.

Bir anlığına ne diyeceğini bilemez oldu Özge. Yanakları biraz daha kızarmış geldi gözüme.

Heyecanlanmış mıydı?

Açlıktan kafayı yedim herhalde, diye düşündüm.
“ Neyse ne canım vermiştim bir ara. Sare gelmiş hadi yemek yiyelim.” Dedi. Sonra bir masaya doğru ilerledik. Sandalyelere oturduktan sonra Melike konuştu.
“ Canım biz yedik. İstersen ben alıp geleyim senin yemeğini.” Ona doğru baktım. Elinde yine bir kahve bardağı vardı.
“ Kendim alır gelirim şimdi. Merak etmeyin diye söylüyorum, depresyonda değilim.” Dedim şakayla karışık.

“ Depresyonda olmaman iyi olduğun anlamına gelmez Sare.” Dedi Özge uyarı dolu bir sesle.

Bu konu hakkında Oğuzun yanına gidip konuşmadığım için bana kızıyordu.
“ Ama kötü olduğum anlamına da gelmez. Değil mi?”

Melike kahvesinden son bir yudum alıp bardağını masaya bıraktı sonra dirseklerini masaya koyup ellerini çenesinin altında birleştirdi. “ Konuyu sürekli açmak istemiyorum ama kafanda zaten kapandığını düşünmüyorum. O yüzden birşey soracağım: Neden gidip konuşmuyorsun?”

Yutkundum. Bir süre sadece ikisinin gözlerine baktım.
“ Çünkü onun tarafından neler olup bittiğini bilmiyorum. Ne hissettiğini ne düşündüğünü. Ve belki artık benimle konuşmak bile istemiyor. Görüyorsunuz, hiç konuşmuyor artık benimle.”
Özge ellerini iki yana açtı.“ Sende konuşmuyorsun ama bu senin onunla konuşmak istemediğin anlamına mı geliyor peki? Hayır.”

“ Kızlar gerçekten aklım karışık bir yanım ona bu kadar uzak olduğum için çok üzgün. Onunla bu kadar mesafeli olmak hiç hoşuma gitmiyor. Bir yanım ise aldığım kararın ne kadar doğru olduğunu sorguluyor. Sanki…”
“ O da seni özlüyor gibi.” Diye tamamladı beni Melike.

Pes eder gibi tuttuğum nefesi verdim. “ Evet, sanki beni özlüyor gibi ve bu ne kadar doğru bilmiyorum. Ben ondan hoşlanıyorum ama o benden ne kadar hoşlanıyor peki?” Dedim.

Masaya bomba atmışım gibi bir sessizlik oldu.

Ben ne dedim az önce?
Lanet olsun.

“ BİLİYORDUM! TAHMİN ETMİŞTİM!” diye bağırdı Özge.
“ Özge bağırma lütfen biri duyacak şimdi.” Dedim.

“ Sen… ciddi misin?”
Melike'ye döndüm. “ Evet…” dedim kısık sesle.
“ NE ZAMANDIR PEKİ!” Diye yine bağırdı Özge.
“ Okula gelmeden önce. Bir hafta önce falan sanırım.”
“ VE BİZE ŞİMDİ Mİ SÖYLÜYORSUN!”
“ Özge aşkım bağırma lütfen.” Dedim.
Kafasını hızlı hızlı salladı. “ Tamam sustum.”
“ Detayları istiyoruz kesinlikle.” Dedi Melike.
“ Önce bir yemek yiyeyim. Sonra anlatacağım söz.” Ayağa kalktım. Doğru düzgün yemek yemediğim için birşey demediler.

Tabldot tabakta yemeğimi alıp tekrar masaya geçerken Oğuzun oturduğu masaya baktım sanki benim baktığımı fark etmiş gibi o da benim olduğum tarafa baktı. Beni görür görmez göz hareleri titredi sanki. Biraz daha baktıktan sonra yutkundu. Kafasını belli belirsiz salladı sadece.

Masada Ali de vardı. O da fark etmişti beni ama birşey demedi. Sadece her zamanki gibi sırıttı. Furkan ise ortalarda yoktu.

Oğuz hala bakarken gözlerini ilk çeken ben oldum. Adımlarım daha hızlı bir hâlde masaya doğru ilerledim.

Sonra konuşmaya başladım. “ Ayağımın alçısı çıktığı gün fark ettim bende. Bana hastaneye gelemeyeceğini hasta olduğunu söyledi. Bende tamam dedim. Eve geçince arayacaktım. Ama eve dönüşte uyumuşum. Gece uyandım anca. Sonra aradım yinede.”
“ Gece mi aradın?” Diye sordular aynı anda.
“ Şey, evet. Neyse işte sonra konuştuk biraz. Telefonun kapattıktan sonra artık birşeylerin değiştiğini hissettim. Sonra da anladım durumun ne olduğunu…” sesim gittikçe kısılmıştı.

“ O gün kızı kıskandın mı yani?” Özgenin heyecanı geçmişti daha sakindi şimdi.
“ Evet. Sevgili olabileceklerini bile düşündüm. Ve eğer olursa diye engel olmak, aralarına girmek istemedim. Çünkü buna hakkım yok.”

“ Seni sevmediğinden nasıl bu kadar eminsin?” yanımdan çektiği bir sandalyeye oturdu Furkan.

Üçümüz de ona bakınca “ Ne ya? Arkadaşım değil mi sanki?” Dedi. Ve tabağımdaki patates kızartmasından bir tane aldı.

“ Aliyle o kadar benziyorsunuz ki…” Melike'nin yargılayıcı bakışları Furkanı süzdü.

“ Yakışıklılık konusunda değil mi?” Deyip göz kırptı Furkanda.

Melike'nin cevabı ise sadece göz devirmek oldu.

“ Sence Oğuz seviyor mu peki Sareyi?” Özgenin sorusuyla kallbimin atışlarını kulağımda hissettim sanki.

“ Valla o kadarını bilmiyorum ama seninle konuşmayınca çok üzüldüğü belli. Şahsen ben, sizinle konuşmayınca hiç de böyle üzülmüyorum. Demek istediğim Sareye olan samimiyeti çok da arkadaşça değil yani.”
“ Ne yapmalıyım peki?”
“ Git konuş.” dedi bu çok basit birşeymiş gibi. Elini yine tabağıma uzatırken Melike vurdu.
“ Bırak da kız yesin yemeğini.”

Birşey demeden elini çekti o da. Öyle yapınca içim rahat etmedi. “ Yemek istiyorsan ye, benimde çok iştahım yok zaten.”

Cıkladı. “ Sen ye, çubuk kadar kalmışsın zaten.”
Özge taktığı kolyeyi eline aldı ve döndürmeye başladı. Bu onun dilinde şuan aklım çok karışık demekti. “ Bence de Furkan haklı. Öyle yada böyle sonuç hoşuna gitmese bile en azından net olacak. Belirsizlik,kötü sonuçlardan daha kötü ve seni daha çok yoran birşeydir.” dudaklarımı ıslattım. Özge haklıydı, en kötüsü artık aramızdaki şeyin ne olduğunu öğrenecektim. Böylece için rahat olacaktı.

Tekrar hepsine baktığımda benden bir cevap bekledikleri açıktı.

“ Tamam, yarın gidip konuşacağım.”

🏚️
Bunu nereden dedim ki ben şimdi!

Yemekhaneden çıkmış yatağımda nasıl bir konuşma yapacağımı düşünüyordum. Daha doğrusu neden konuşacağımı. Çünkü o kadar çok stresliydim ki! Panikten konuşmazdım bile!

Kafamı yastığın içine gömdüm. Belki nefessiz kalıp bayılırdım.

Tabiki öyle birşey olmadı.

Benimle konuşmak ister miydi ki? Yarın ne zaman konuşacaktık? Nerede, ne zaman?

Of! Of! Of!
Gerçekten kafayı yiyecektim.

Telefona bir bildirim geldiğinde kafamı yastıktan kaldırdım. Baktığımda Oğuzun adını gördüm.

Oğuz_Ata.34
Seni bir kere daha rahatsız etmek istemem aslında ama yarın konuşabilir miyiz?

Onun tarafından rahatsız olduğum falan yoktu. Ona böyle hissettirdiğim için pişmanlık duyuyordum.

Sare_karaduman.43
Oğuz,
Ben senden hiçbir zaman rahatsız olmadım.

Yazıyor… yazıyor…

Oğuz_Ata.34
Peki, yarın konuşabilir miyiz?

Peki, demişti ama elbette onun için bu kadar basit değildi.

Sare_karaduman.43
Bende sana aynı şeyi diyecektim aslında. Olur konuşalım.

Başka zaman olsa benimde onunla konuşmak istediğimi söylemezdim. Ama artık birşeyleri saklamak istemiyordum.
Hoşlanmıyormuş gibi yapmak,
İlgilenmiyormuş gibi yapmak,

Bunları istemiyordum artık. Ne hissediyorsam söylemek istiyordum.

Sonra bir mesaj geldi.
Oğuz_Ata.34
İyi geceler Sare.

Sare_karaduman.43
İyi geceler Oğuz.

Sohbetten çıkacakken durdum bir süre. Baktığımda o da çıkmamıştı sohbetten. İstemesemde çıktım sonra. Yatmak için sağ tarafıma döndüğümde onun verdiği kitabı gördüm. Ayağım alçıya alındığından beri okuyamamıştım. İçimi bir keder doldu. Sıkıntıyla gözlerimi kapattım. Yarın benim için büyük gündü.

Bölüm şarkımız yine DKTT’ den - Sahte dualar.
~ Sahte dualarım her gece,
Boşluğa dalmışım öylece.
Kalbimi kor alev almış,
Gel, imdadıma sadece…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.