5. bölüm · Aşkın Mimarisi
Bölüm 5: Son Dakika Golü
Keyifli okumalar dilerim ✨
Evde geçirdiğim o iki gün, kelimenin tam anlamıyla fırtınadan önceki sessizlik gibiydi. Şirketten cuma gününe kadar izin almıştım; çünkü Uras’ın o ne düşündüğü belli olmayan kahve gözlerini görmek, asansörde karşılaşıp "Canımın İçi" meselesinin gerginliğini yeniden solumak şu an kaldırabileceğim bir şey değildi. Zaten cuma akşamı o büyük lansmanda, yüzlerce kameranın ve insanın önünde yeterince göz göze, dip dibe olmak zorunda kalacaktık. "Bari o zamana kadar ruhumu dinlendireyim," diyerek kendimi yapayalnız evime kapatmıştım.
Evin sessizliği ilk başta iyi gelse de zaman geçtikçe duvarlar üzerime gelmeye başladı. Televizyonu açıyordum reklamımız çıkıyordu, telefonu elime alıyordum sosyal medya Aslansoy Konutları'nın reklam yüzleriyle çalkalanıyordu. Koltukta tek başıma dizlerimi kendime doğru çekip oturdum. İki gündür ne İnci'yle görüşmüştüm ne de dışarı adım atmıştım. Kendi kendime kalmak, kafamın içindeki o sesleri daha da büyütmekten başka bir işe yaramamıştı.
"Sadece bir gece, Mira," diye fısıldadım boş salona doğru. "Oraya gideceksin, el ele basının karşısına çıkacaksın, açıklamanı yapıp bu oyunu bitireceksin."
Gözüm ister istemez balkona, oradan da yan dairenin duvarına kaydı. Duvarın hemen arkasında onun olduğunu bilmek, şu sessizliğin içinde bile kalbimin ritmini bozmaya yetiyordu. Acaba o da şu an evinde tek başına oturmuş cuma gününü mü düşünüyordu? Yoksa her zamanki gibi işine gücüne odaklanmış, o robotik sakinliğini koruyor muydu?
Sessiz evimde düşüncelerimin içinde boğulurken aniden çalan dış kapının sesiyle yerimden sıçradım. Kalbim bir anda göğüs kafesimi dövmeye başladı. "Uras mı geldi acaba?" düşüncesi aklıma düştüğü an nefesim boğazımda tıkandı. Daha cuma gününe vardı ama belki de o da benim gibi bu gerginliğe dayanamayıp konuşmaya gelmişti. Heyecanla üzerimdeki tişörtü düzeltip kapıya doğru koştum. Derin bir nefes alıp kapının kilidini çevirdim ve hızla açtım.
Fakat karşımda Uras'ı görmeyi beklerken, elinde bir kase kısırla duran üst kat komşumuz Naciye Teyze’yi buldum. Yaşadığım o ani hayal kırıklığı yüzüme yansımış olacak ki, Naciye Teyze meraklı gözlerini üzerimde gezdirdi.
"Aman Mira kızım, hayalet görmüş gibi ne bakıyorsun öyle bakayım?" diyerek içeriye doğru bir adım attı, elindeki kaseyi bana uzatırken gözleri çoktan salona doğru kaymıştı. "Sana biraz kısır getirdim," dedi. Ama asıl mevzunun başka olduğunu adım gibi biliyordum.
"Televizyonda gördüklerim doğru mu ayol?"
"Naciye Teyze, hoş geldin de... Ne görmüşsün televizyonda?" dedim kapıyı yarı açık bırakarak, ne geleceğini çok iyi bilmenin verdiği o korkuyla.
"E daha ne olacak, o yakışıklı yan komşunla seni!" dedi, sesini heyecanla yükselterek. "Televizyonu bir açtım, siz ikiniz sarmaş dolaş, yağmurların altında! Hele o afişler ne öyle caddelerdeki? Kız, siz gizli gizli sevgili misiniz yoksa?"
"Yok Naciye Teyze, valla öyle bir şey değil," diyerek hemen savunmaya geçtim, yanaklarımın alev alev yandığını hissediyordum. "O sadece çalıştığım şirketin bir reklam projesi. Yani tamamen iş, rol yapıyoruz orada."
Naciye Teyze inanmaz bir tavırla elini salladı, gözlerini kısıp beni iyice köşeye sıkıştırdı. "Bırak şimdi rolü molü, reklam ayağı vasıta olmuş size! Ben kaç yıldır bu apartmandayım, o Uras oğlanın yan daireye bir kere bile bir kız getirdiğini, kapısının önünde bir kadın gördüğümü bilmem. Adam buz dolabı gibi, kimseyi yanaştırmaz yanına. Ama reklamda sana nasıl bakıyordu öyle, gözlerinin içi gülüyordu valla! Çok da yakışıyorsunuz, yeme beni şimdi. Var aranızda bir şeyler, hadi itiraf et."
Naciye Teyze’nin "Şimdiye kadar yanına hiç kız görmedim" lafı, içimde tarifi zor, garip bir hissin uyanmasına sebep oldu. Uras gerçekten hayatına kimseyi sokmayan o yalnız adamlardan mıydı? Ve o buz adam, benimle kamera karşısına geçmeyi nasıl kabul etmişti?
"Gerçekten iş Naciye Teyze," diyebildim sadece, konuyu kapatmaya çalışarak.
Naciye Teyze giderayak arkasını döndü, muzipçe göz kırptı: "Valla rol mol bilmem ben kızım, ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Hadi bakalım, o oğlanı kaçırma, apartmanın en gözde damat adayı!"
Kapıyı kapatıp arkasına yaslandığımda, kalbimin ritmi Naciye Teyze’nin söyledikleri yüzünden iyice altüst olmuştu. "Uras'ın yanında şimdiye kadar hiç kız görmedim..." cümlesi zihnimde yankılanırken, cuma gecesi için içimde uyanan o korku, yerini tamamen başka bir heyecana bırakıyordu.
♣️
İnci'nin ısrarlara gelmemi istediği moda evine bugün gelmiştim. Neymiş burada daha rahat çalıyormuş da ondanmış buraya gelmemi istemesi. Sırf beni evden çıkarmak içindi.
"Tamam Zehra Hanım, ben tasarımı bitince size haber vereceğim."
İnci, telefonla konuşurken ben de etrafı inceliyordum. Yüksek tavanlı, her köşesinden renk renk kumaşların sarktığı, duvarlarında çizimlerin asılı olduğu inanılmaz ilham verici bir moda eviydi. Dikiş makinelerinden çıkan ritmik sesler ve taze kahve kokusu, iki gündür üzerime çöken o ağır kasveti bir anda dağıtıvermişti.
İnci, elindeki telefonu masaya bırakıp zafer kazanmış bir edayla yanıma geldiğinde, ellerini birbirine vurarak neşeyle gülümsedi. "Evet Mira Hanım, artık benim krallığımdasın!" dedi, kollarını iki yana açıp etrafı göstererek.
"Bu iş fazla uzamaya başladı İnci," dedim, askıdaki ipek bir kumaşın ucunu parmaklarımın arasına dolarken. Sıkıntılı bir nefes dışarı üfledim. "Annemleri bir şekilde ikna ettim, her şeyin sahte bir reklam olduğunu söyledim ama içim hâlâ huzursuz."
İnci, imalı bir bakış fırlatarak kollarını göğsünde bağladı ve beni baştan aşağı süzdü. "Bence bu işin içinde az da olsa duygu var," dedi, sesindeki o muzip tonu hiç gizleme gereği duymadan.
"Saçmalama İnci!" diyerek hemen savunmaya geçtim, kalbimin aniden hızlanan ritmini saklamaya çalışarak. "Ne duygusu ya? Adam dediğin gibi tam bir buz kütlesi. Bir bakışıyla insanı anında buza çeviriyor, ne hissi olabilir?"
İnci, tezgahın üzerindeki çizim kalemlerinden birini eline alıp bana doğru salladı. "Bence o da sana karşı hislerini anlamaya başladı, Mira. Kendini kandırma."
"Yok artık İnci, ne hissi ya!" dedim, sesimi biraz daha yükselterek, sanki kendimi ikna etmek ister gibi. "Benim ona karşı hiçbir hissim yok, onun da bana karşı olmadığı gibi. Tamamen işten ibaret."
"Bana maval okuma Mira," diyerek gözlerini kıstı İnci, bir adım daha yaklaşıp sesini alçalttı. "Reklam filminde sana nasıl baktığını kendi gözlerimle gördüm. Yavaş yavaş o buz kütlesi eriyor, bunu sen de fark ediyorsun."
Onun bu sözleriyle birlikte zihnim bir anda geriye, holdingdeki o asansör anına gitti. Gerçekten eriyor olabilir miydi? Annem aradığında ekranda parlayan "Canımın İçi" yazısına öyle tuhaf, öyle katı bir bakış fırlatmıştı ki... Beni sevgilimle konuşuyorum sanmıştı. Sonra Harun Bey'in odasında, yüzü gerilmiş bir halde "Özel hayatlarımızda daha fazla yanlış anlaşılmalara sebep vermek istemeyiz," deyişi kulaklarımda yeniden yankılandı. İçimde, adını koyamadığım o gaddar ihtimal büyümeye başladı.
Düşüncelerimin ağırlığı altında ezilirken, bakışlarımı odanın zeminine indirip kısık bir sesle sordum.
"İnci... Birine aşık olduğunu nasıl anlarsın?"
İnci duyduğu soruyla elindeki kalemi masaya düşürdü. Yüzünde, teorisini kanıtlamış bir dedektif sevinci belirdi ve heyecanla bağırdı: "Biliyordum! Uras'a aşık oldun değil mi?"
Sırtımı arkamdaki duvara yaslayıp derin, çaresiz bir nefes aldım. Bakışlarımı tavana dikerken fısıldadım: "Galiba evrene çok yanlış mesajlar yolladım..."
İnci, durumun bendeki ciddiyetini ve iç hesaplaşmamı fark etmiş olacak ki üstüme daha fazla gitmemeye karar verdi. Yüzündeki o dedektif gülüşünü bir kenara bırakıp heyecanla ayağa kalktı ve arkasındaki paravanın önüne geçti.
"Neyse ne," dedi, konuyu tatlı bir şekilde dağıtarak. "Duyguları sonra masaya yatırırız. Şimdi asıl odaklanmamız gereken şeye gelelim. Ben senin için bir elbise tasarladım; bak bakalım, beğenmezsen baştan tasarlarım."
Kollarını uzatıp paravanın arkasında gizlenen o uzun, koruyucu kılıfı yavaşça öne doğru çekti. Kılıfın fermuarını aşağıya indirdiğinde kumaşın asil dokusu ve rengi spot ışıklarının altında adeta parıldadı. İnci gerçekten kendi krallığında bir sihirbaz gibi çalışmıştı. Elbise hem son derece zarif hem de cuma gecesinin ağırlığına yakışacak kadar iddialı duruyordu.
"İnci..." dedim, parmaklarımı kumaşın üzerinde hafifçe gezdirirken. "Bu gerçekten inanılmaz olmuş. Ellerine sağlık."
"Beğenmene çok sevindim ama asıl üstünde görünce anlayacağız," diyerek beni paravanın arkasına doğru hafifçe itekledi. "Hadi bakalım Mira Hanım, geç içeri ve giy şunu. Cuma gecesi o salona adım attığın an herkesin, ama en çok da o yan dairedeki buz kütlesinin nutkunun tutulmasını istiyorum."
Elbiseyi alıp paravanın arkasına geçtiğimde kalbimin ritmi bir kez daha hızlandı. Yarın akşam o büyük geceydi ve bu kıyafetin içinde, tüm o kameraların önünde Uras'ın elini tuttuğumda neler hissedeceğimi düşünmek bile içimdeki o heyecanlı karmaşayı büyütmeye yetiyordu.
Paravanın arkasından çıkıp aynanın karşısına geçtiğimde, İnci’nin dudaklarından küçük bir ıslık koptu. Aynadaki yansımama ben bile bakarken yabancılık çekiyordum.
İnci, hem zarif hem de şık bir tasarım yapmıştı. Bordo saten bir elbiseydi. Boyundan bağlamalı sıfır kollu belime tam oturan elbise ile resmen bütünleşmiştim.
"Sana ne demiştim?" dedi İnci, arkamdan omzuma dokunup aynadaki gözlerime bakarak. "Kusursuz oldun Mira. Bu elbise sadece şık değil, aynı zamanda 'ben buradayım' diyor."
"Fazla mı iddialı acaba?" dedim, ellerimi heyecanla kumaşın üzerinde gezdirirken. "Yani, sadece bir basın açıklaması yapacağız sonuçta."
"Hayır, sadece bir basın açıklaması yapmayacaksınız," diyerek beni düzeltti İnci, gözlerini kısıp bilge bir tavırla ekledi. "Şehrin en lüks salonunda, tüm medyanın gözü üzerinizdeyken Uras Altuğ ile el ele yürüyeceksiniz. Bu elbise senin oradaki duruşun, senin kalkanın."
Derin bir nefes alıp aynadaki kendime gülümsedim. İnci haklıydı. Bu gece bir rolden çok daha fazlası olacaktı ve ben o salona yenik ayrılmak için girmeyecektim.
♠️
"Kollarınızı hafifçe iki yana açar mısınız Uras Bey?"
Özel tasarım yapan bu köklü terzi atölyesinin loş ve asil ortamında, aynanın karşısında dik bir şekilde duruyordum. Yaşlı terzi, boynumun etrafına mezurayı sararken gözlerim aynadaki yansımamdaydı ama zihnim tamamen başka bir yerde, holdingin o asansöründe, Mira'nın ekranında parlayan o isimdeydi.
"Ceket boyu tam istediğin gibi vücuduna oturacak, hiç merak etme," diye ekledi Can, başını tabletten kaldırıp bana bakarak. "Yalnız, Harun Bey lansman konusunu acayip ciddiye alıyor. Bütün medya orada olacak. Mira ile el ele çıkma fikri başta kulağa delilik gibi geliyordu ama reklamın getirdiği ses muazzam."
"Harun Bey her zaman ticari düşünür Can," dedim. "Biz sadece onun başlattığı bu kurguyu kurallarına göre bitiriyoruz. Cuma gecesi o açıklamayı yapıp bu hikayeyi kapatacağız."
Yaşlı terzi bel ölçümü almak için eğildiğinde, Can muzip bir gülümsemeyle bana doğru bir adım yaklaştı. "Hikayeyi kapatacağız diyorsun da... Set arkasındaki o hallerinizi, afiş çekimindeki o uyumu gördüm Uras. Hayırdır? Yoksa bu sahte reklam ilişkisi senin o sarsılmaz surlarında bir çatlak mı oluşturdu? İçimde bir his, bu işin sadece bir projeden ibaret olmadığını söylüyor."
Çenemin kasıldığını hissetim. Bakışlarımı aynadan Can’a çevirdim, gözlerimi hafifçe kıstım. "Saçmalıyorsun. Benim tek derdim bu sürecin bir an önce sorunsuz bir şekilde nihayete ermesi. Reklam biter, herkes kendi yoluna bakar. Başka bir şey arama altında."
"Öyle olsun bakalım," dedi Can, ellerini cebine atıp bıyık altından gülerek. "Ama cuma gecesi televizyonu açan herkes, o salona el ele girdiğiniz an aranızdaki o elektriği konuşacak, orası kesin."
Can asansörde olanlardan, Mira'nın hayatındaki o gizemli "Canımın İçi" detayından tamamen habersizdi ama kurduğu cümleler içimdeki o adını koyamadığım huzursuzluğu daha da körüklemeye yetmişti. Terzi ölçü almayı bitirip geri çekildiğinde, üzerimdeki ceket provasını düzeltirken cuma gecesinin sadece bir işten ibaret kalıp kalmayacağını ben bile kestiremiyordum.
♣️
"Yiyorum anne... Valla bak yalan borcum mu var? Ne? Yok bitti o iş... Tamam annem hadi öptüm baybay... Hadi babama selam söyle..."
Aramayı kapatıp yanıma fırlattım. İnci'nin moda evinden daha yeni gelmiştim ve gelir gelmez annem aramıştı. Resmen dört bir yandan sıkıştırılıyordum. Hem annem hem İnci hem de üst kat komşum Naciye teyze tarafından.
"Allah'ım sağ salim şu lansmanı da bitirelim. Bir hafta izin alıp memlekete gideceğim."
İki gün boyunca Uras'ı hiç görmemiştim. Hatta balkona bile çıkmamıştım belki sigara içiyordur diye. Zira içimdeki bu karmaşayı anca sessiz kalarak ve Uras'ı görmeyerek çözebilirdim.
Herkes gibi benim de sevgilim olmuştu. Fakat hepsi gençlik hevesiydi ve geçip gitmişti fakat Uras'ta öyle olmuyordu. Diğer sevgililerim gibi onun yanındayken normal olamıyordum. Kalbimin ritmi değişiyor elim ayağıma dolaşıyordu.
Bu muydu aşk? Ben şimdi Uras'a aşık mı olmuştum?
"Aman ya!"
Yatağın diğer tarafına dönüp yüzümü yastıklara gömdüm. Peki ya Uras bana aşık mıydı? İnci'nin dediği gibi Uras bana karşı bir şeyler mi hissediyordu?
Bunu anlamanın tek yolu vardı. Yatağın öteki ucuna attığım telefonumu alıp hemen yapay zeka uygulamamı açtım. Kesinlike yapay zeka bana yardım ederdi.
Ekranı yüzüme doğru tuttum. Parmaklarım heyecanla klavyede gezinirken kalbimin atışını hâlâ senkronize edememiştim.
"Birinin benden hoşlandığını nasıl anlarım?"
Ekranda saniyeler içinde kelimeler alt alta dökülmeye başladı.
"Merhaba Mira. Birinin senden hoşlandığını anlamanın en kesin yolu, o kişinin senin yanındaki davranış değişikliklerini gözlemlemektir. Eğer normalde herkese karşı mesafeli, işine odaklı ve soğukkanlı olan biri sadece senin yanındayken daha gergin oluyorsa, ses tonu değişiyorsa ya da farkında olmadan senin tepkilerini ölçmek için seni izliyorsa bu güçlü bir işarettir. İnsanlar duygularını saklamaya çalışsalar bile beden dilleri, ani sessizlikleri veya beklemediğin anlardaki o küçük koruma içgüdüleri onları ele verir."
Ekrandaki yazıyı okurken yastığımı göğsüme daha sıkı bastırdım. Yapay zeka bile ben Uras'ı tanıtmadan ona benzer bir potre çiziyordu.
Normalde herkese karşı mesafeli olan biri... Naciye Teyze'nin "O oğlanın yanında hiç kız görmedim, buzdolabı gibidir" deyişi geldi aklıma.
"Peki ya o kişi duygularını göstermekten nefret eden biriyse?" diye yazdım hızla, parmaklarım titreyerek. "Yani tamamen duvarları olan bir robot gibiyse?"
Anında yanıtladı. "Eğer bahsettiğin kişi duygularını gizlemekte profesyonelse Mira, o zaman doğrudan hareketlerine değil, 'kontrolünü kaybettiği' anlara bakmalısın. Duvarları olan insanlar en çok kıskandıklarında ya da karşılarındaki kişiyi tamamen kaybetme korkusu yaşadıklarında açık verirler. Kendini ne kadar saklarsa saklasın, seninle ilgili beklenmedik bir durumda vereceği o ani, mantıksız tepki, aslında arkasına saklandığı tüm o duvarları yerle bir eder."
Telefonu yavaşça göğsüme indirdim ve tavandaki loş ışığa baktım. Asansördeki o an zihnimde bir kez daha, bu sefer çok daha net bir şekilde canlandı. "Sevgili olmadığımızı açıkça söylersin..." derken sesindeki o kontrol etmeye çalıştığı buz gibi öfke...
Doğruydu. Yapay zeka bile adını koymadan durumun şifresini çözmüştü. Uras Altuğ, o sarsılmaz surlarının arkasında ilk kez benden ötürü açık vermişti.
"Teşekkürler," diye mırıldandım ekrana bakarak.
Telefonu kapatıp komodinin üzerine bıraktım. Artık içimde bir korku yoktu. Yarın o salona sadece bir reklam yüzü olarak değil, o buz kütlesinin duvarlarını tamamen yıkmaya hazır bir Mira olarak girecektim.
♣️
"Saçlarını ensede topuz yap!" diyerek son talimatını verdi İnci. Elbiseyi giymiş saç ve makyajımı yapıyordum. İnci de siyah vücudunu saran uzun elbisesini giymiş siyah bir göz makyajı yapmıştı.
"Tamam yapacağım sen biraz sakin olur musun?" dedim dudağıma rujumu sürerken. "Ayrıca kaç gündür kendi işimden soramadım Can'la ne alemdesiniz?"
"Ha o iş," diyerek elindeki makyaj fırçasını allığa sürüp yanağına sürdü. "İnanır mısın harika gidiyor," dedi. Kulağını çekip masaya vururken. "Bir erkekte olması gereken her şey Can'da var."
Topuz yaptığım saçlarımın yanından çıkan tutamları da maşa ile şekil veriyordum. "Maşallah maşallah inşallah evliliğini de görürüz," demiştim şakasına ama İnci galiba gerçekten evlilik düşünüyordu ki, "İnşallah," dedi ellerini açıp.
İnci'nin bu içten ve heyecanlı "İnşallah," deyişiyle birlikte ikimiz de bir an duraksayıp ardından büyük bir kahkaha patlattık. O odadaki gergin, heyecanlı hava bir anda dağılıvermişti.
Aynadaki son rütuşlarımı yaparken İnci çoktan telefonunu eline almış, hızla ekranda parmaklarını oynatmaya başlamıştı. Yüzündeki o kocaman, aşık gülümsemeden kime yazdığını tahmin etmek hiç de zor değildi.
"Ben benimkine bir mesaj atayım da heyecandan kalpten gitmesin şimdiden," dedi kıkırdayarak. Can'a kısa bir mesaj gönderdikten sonra telefonunu çantasına attı.
Parfümünü de boynuna ve bileklerine cömertçe sıkıp bana doğru döndü. Gözlerindeki o gururlu ve sevgi dolu ifade içimi ısıtmıştı. Yanıma gelip omuzlarımdan tuttu, aynadaki yansımamıza baktı.
"Ben artık kaçar Mira Hanım," dedi, göz kırparak. "Can beni lansman salonunun girişinde bekliyor olacak. Önden gidip ortamı kolaçan edeyim. Hem... Uras buraya geldiğinde baş başa kalmanız, o ilk karşılaşma anını kimsenin bölmemesi ikiniz için de çok daha iyi olacak."
"İnci, gitme işte, beraber çıksaydık," dedim panikle arkasından seslenerek. Kalbimin ritmi onun gideceğini duyunca yine otopark katındaki Maserati hızıyla atmaya başlamıştı.
"Yemezler tatlım," diyerek çantasını koluna taktı ve kapıya doğru ilerledi. "O salona o adamın kolunda, el ele gireceksin. Unuttun mu? Hadi, kendine güven. O buz dağını eritmeye hazır ol!"
Kapıyı arkasından çekip çıktığında evin içine çöken o ani sessizlik, zihnimdeki tüm o karmaşık düşünceleri yeniden su yüzüne çıkardı. Birkaç dakika sonra dış kapının zili o tok ve ağır sesiyle çalacaktı. Derin bir nefes alıp aynadaki son derece asil elbiseli kadına baktım.
"Hazırım," diye fısıldadım kendi kendime. "Gelsin bakalım Uras Altuğ."
Evin sessizliği içinde geçen her saniye, kalbimin göğüs kafesime vuran ritmini biraz daha artırıyordu. Salonun ortasında, İnci’nin diktiği bordo omuzları açıkta bırakan asil elbisenin içinde bir aşağı bir yukarı yürüyordum. Aynadaki yansımama her baktığımda yapay zekanın kelimeleri zihnimde dönüp duruyordu: "Duygularını gizlemekte profesyonel olan insanlar en çok kontrolünü kaybettiği anlarda açık verirler..."
Bugün cuma gecesiydi. Büyük lansman gecesi. Ve benim o kontrolü görmeme dakikalar kalmıştı.
Tam el çantamı kontrol etmek için uzanmıştım ki, kapının zili o bildik, tok ve ağır sesiyle yankılandı.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Sakin ol Mira," diye fısıldadım kendime. "Sadece bir rol. Sadece bir gece."
Adımlarım benden bağımsız bir şekilde antreye yöneldi. Kapının kilidini yavaşça çevirip arkaya doğru çektiğimde, koridorun loş ışığı altında Uras Altuğ tam karşımda duruyordu.
Nefesimin boğazımda tıkandığını hissettim.
Üzerindeki jilet gibi oturan siyah smokini, beyaz gömleği ve kusursuzca bağlanmış papyonuyla adeta yaşayan bir asalet abidesi gibiydi. Saçları tek bir teli bile oynamayacak şekilde taranmıştı. Kapının açılmasıyla birlikte o derin kahve gözleri doğrudan beni buldu.
Ve o an, aramızdaki zaman tamamen durdu.
Uras'ın bakışları önce yüzümde, ardından ensede topladığım saçımdan süzülen dalgalı tutamlarda ve en sonunda İnci’nin şaheseri olan o bordo elbisenin detaylarında saniyelerce asılı kaldı. O her zaman mesafeli, kibirli ve ne düşündüğünü asla belli etmeyen ifadesinde ilk kez çok net bir duraksama, açık bir şaşkınlık gördüm.
Adem elmasının hızla hareket ettiğini, yutkunduğunu fark ettim. O sarsılmaz buz adam, karşımda ilk kez tamamen dilsiz kalmıştı.
Bakışlarındaki o yoğunluğu hissetmek yanaklarımın alev almasına yetti. Yapay zeka haklıydı; şu an karşımda kontrolünü kaybetmemek için direnen bir adam vardı.
Sessizliği bozan yine o oldu, ama ses tonu her zamanki alaycı ya da üstten bakan tonundan çok uzakta, acayip boğuk ve derinden geliyordu.
"Hazırsan..." dedi, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan, sesindeki o hafif titremeyi gizlemeye çalışarak. "...çıkalım, baş belası. Şehir bizi bekliyor."
"Çıkalım Cimri komşum," diyerek yüksek topuklumun üzerinde asil bir duruş sergileyerek çıktım evden. Ya bugün batardık ya da çıkardık.
Kapımı kapatıp önden asansöre ilerlediğimde Uras bir adım arkamdan geliyordu fakat sırtımda delici bakışlarını hissedebiliyordum. Beklemeden asansör düğmesine bastığımda Uras'ta bir adım arkamdaydı. Kolunu uzatıp düğmeye bastığında kaşlarım çatıldı. "Zaten basılı," dedim.
O an ilk tanışmamızda benim basılı olan düğmeye art arda basışım aklıma geldi. Ukala herif benim yaptığımı bana satıyordu.
"Ya sabır," dedim ben de onun geçen sefer dediği gibi. Ama Uras hiç üstüne alınmamış aksine dudaklarında sinir bozucu bir gülüş peydah olmuştu.
Asansör kapısı açıldığında yine aynı tartışma olur sanmıştım fakat Uras kendinden beklenmeyecek bir hareketle elini öne uzatıp, "Hanımlar önden," diyerek ona söylediğim cümleye atıfta bulunmuştu.
Bu minik jestine ufak bir reveransla karşılık verip girdim. Asansör sessizce katları inerken kabinin içini yine o garip elektrik akımı kaplamıştı.
Seni kıskanmasını sağla. O zaman anlarız.
Saçmalama ya bir şey hissetmiyorsa rezil oluruz. Yapma Mira.
"Mira?"
"Hı," diye bir nida döküldü dudaklarımdan. Beynimin kendi içinde bölünmesine o kadar dalmıştım ki Uras'ın bana seslendiğini bile fark etmemiştim.
"Hadi."
Kapılar açılmış Uras çıkmış ben hâlâ içeride bekliyordum. Şimdi bu adam bana nasıl aşık olsun. Kesin içinden ne kadar salak alık bir kız diye geçiriyordur.
Ben asansörden çıkarken Uras çoktan arabasının kapısını benim için açmıştı. Teşekkür edip bindiğimde emniyet kemerimi takarken Uras'ta sürücü koltuğuna oturdu. Maserati'nin gür sesi kulaklarıma dolduğunda Uras çoktan arabayı otoparktan çıkarmıştı.
Yolculuk boyunca aramıza giren o derin sessizlik, Maserati’nin motorunun o tok sesiyle birleştiğinde adeta içimdeki gerilimi daha da tırmandırıyordu. Cama yaslanmış, dışarıda hızla akıp giden şehrin ışıklarını izlerken ellerimi heyecanla çantamın üzerinde birleştirmiştim. Uras ise direksiyonu sıkıca kavramış, gözlerini yoldan bir an bile ayırmadan, tam bir profesyonel edasıyla arabayı sürüyordu. Profilindeki o sert hatlar, loş araba ışıklarının altında her zamankinden daha keskin görünüyordu.
Yarım saatin sonunda, arabanın içindeki o yoğun havayı bölen ilk hamle Uras'tan geldi. Ses tonu, sormakla sormamak arasında gidip gelen bir merak barındırıyordu.
"Senin için bu kadar sıkıntılı bir durumsa neden kabul ettin?" diye sordu, gözlerini yoldan ayırmadan ama dikkatini tamamen bana vererek.
Başımı camdan çevirip ona baktım. Omuzlarımı hafifçe dikleştirip, içimdeki o huzursuzluğu gizlemeye çalışarak dürüstçe cevap verdim: "Bu kadar ses getireceğini tahmin etmemiştim."
Uras, bu cevabımla birlikte derin bir nefes aldı. Direksiyonun üzerindeki parmaklarının hafifçe kasıldığını gördüm. Bakışlarını bir anlığına bana çevirip, ardından hemen yola odaklanırken kendi kendine mırıldandı: "Ben de."
Sesinde, benim tahmin edemediğim bir şeylerin ağırlığı vardı. Sanki o da bu sahte oyunun kontrolden çıkmasından, belki de aramızdaki bu tanımsız çekimden kaçmaya çalışıyordu. Gözlerimi ön camdan dışarıya diktim ve kalbimin ritmini sakinleştirmek adına konuyu şirkete getirmeye karar verdim.
"Umarım bu lansmanda Harun Bey'in başka bir sürprizine denk gelmeyiz," dedim, sesimdeki endişeyi saklama gereği duymadan. Harun Bey’in her an yeni bir halkla ilişkiler hamlesi yapmasından gerçekten korkuyordum.
Uras, bu sözlerim üzerine yüzündeki o sarsılmaz, güven veren ifadeyi takındı. Sesi her zamanki netliğiyle arabayı doldurdu. "Harun Bey sözünde durur. Merak etme, başladığı gibi bitecek."
Sözleri içime bir nebze olsun su serpse de, içimdeki o tuhaf burukluğa engel olamadım. "İnşallah," diye fısıldadım, bakışlarımı ellerime indirerek.
Araba büyük, görkemli lansman salonunun önüne doğru yanaşırken, dışarıdaki kalabalığın uğultusu buraya kadar geliyordu. Uras arabayı yavaşlatırken, ikimiz de bu gecenin bizim için gerçekten bir bitiş mi, yoksa tamamen yeni bir başlangıç mı olacağını merak ediyorduk.
Uras, arabayı durdurduğunda derin bir nefes almak zorunda kaldım. Bugün tüm yanlış anlaşılmalar son bulacaktı.
"Hazır mısın?"
"Hazırım," dedim içimdeki heyecana rağmen. Uras, inip benim kapımı da açtığında elini uzatmıştı. Etrafta insanlar olduğu için sevgili rolünü iyi bir şekilde oynamamız gerekiyordu.
Elini tuttuğumda elinden elime bir sıcaklık dalgası yayıldı, sanki o an kalbimin atış hızı iki katına çıkmıştı. Uras'ın parmakları benimkileri sıkıca kavrarken, o sarsılmaz ve mesafeli adamın avuç içinin ne kadar sıcak olduğunu ilk kez fark ediyordum. Gözlerimiz bir saniyeliğine çakıştı; o derin kahvelerde bu kez sadece iş odaklı bir profesyonellik değil, aynı zamanda beni korumak ister gibi güven veren bir ifade vardı.
Maserati’den asil adımlarla indiğimde, yüksek topuklularımın üzerinde kendimden emin bir şekilde doğruldum. Elbisem rüzgârın hafif esintisiyle etrafımda süzüldü. Uras, kapıyı yavaşça kapatıp diğer elini belime yerleştirdiğinde, aramızdaki o elektrik akımı adeta zirveye ulaştı.
"Yavaş yürü," diye fısıldadı kulağıma doğru, ses tonu sadece benim duyabileceğim kadar kısıktı. "Flaşlar birazdan patlamaya başlar. Ritmini bana bırak."
Lansman salonunun devasa giriş kapısına doğru ilerlerken, kırmızı halının iki yanına dizilmiş olan magazin muhabirleri ve kameralar bizi fark ettiği an büyük bir hareketlilik yaşandı. Birkaç saniye içinde onlarca flaş ardı ardına patlamaya, adlarımız uğultulu bir kalabalığın içinden yükselmeye başladı.
"Uras Bey! Mira Hanım! Buraya bakar mısınız?"
"Yılın çifti ilk kez yan yana! İlişkiniz nasıl başladı?"
Sorular peş peşe havada uçuşurken, Uras’ın belimdeki eli beni daha da sıkı kavradı ve beni kalabalığın baskısından korur gibi hafifçe kendine doğru çekti. O an, etrafımızdaki tüm o gürültüye ve patlayan ışıklara rağmen, sadece onun kokusunu ve yanındaki o sarsılmaz güveni hissedebiliyordum. Merdivenleri basamak basamak çıkarken, içimdeki o tuhaf burukluk yerini tamamen başka bir duyguya bırakıyordu.
İlk etabı atlatmıştık fakat asıl etap büyük salonun içindeydi. Kameralar burada da vardı fakat Harun Bey'in talimatı ile sadece lansman odaklı çekim yapıyorlardı; esas hareketlilik Harun Bey'in Aslansoy Konutları ile ilgili yapacağı kürsü konuşmasından sonra başlayacaktı.
Salona adım atmadan hemen önce Uras, belimdeki elini çekip küçük elimi tamamen kendi avucunun içine aldı. Parmakları parmaklarıma kenetlendiğinde, o sarsılmaz gücünü bir kez daha hissettim. Salona girdiğimiz an flaşların yeniden patlayacağını, soruların yağmur misali üzerimize yağacağını ikimiz de biliyorduk.
Uras, elimi sıkıca tutarak beni kalabalığın içinde yönlendirirken ben kendimi etrafı incelemekten alamıyordum. Salon o kadar devasa ve görkemliydi ki, her köşede şehrin en elit simaları, iş insanları ve modanın kalbi sayılacak insanlar vardı. Herkes inanılmaz derecede şık giyinmişti. Bir an için onların bu pırıltılı şıklığının yanında sönük kaldığımı düşünüp hafifçe gerildim.
Tam o sırada başımı kaldırıp dev ekranlara baktım. Salonun dört bir yanını saran ekranlarda bir yandan yeni konut projelerinin mimari detayları dönüyor, diğer yandan ise bizim günlerdir konuşulan o reklam filmimiz oynatılıyordu. Ekrandaki o kendinden emin, büyüleyici Mira'yı gördüğümde ve üzerimdeki elbiseye dönen bakışları hissettiğimde sönük kalma düşüncesi uçup gitti. İnci'nin tasarladığı bu elbise, beni bu lüks salonun bir parçası yapmaya fazlasıyla yetmişti.
"Gözlerini tek bir noktaya odaklama," diye fısıldadı Uras, kalabalığa doğru hafifçe gülümserken. Başını bana doğru eğmişti, dışarıdan bakan biri için fısıldaşarak konuşan çok aşık bir çift gibiydik. "Herkes bize bakıyor. Rahat ol, buradaki en dikkat çekici kadın sensin."
Bu sözleri bir sahte sevgilinin taktiği miydi yoksa gerçekten öyle mi düşünüyordu bilemiyordum ama içimdeki tüm o güvensizlik hissini bir anda yok etmeye yetmişti.
Uras’ın elini daha sıkı tuttum ve derin bir nefes alarak kameralara baktım. Dışarıdakini fersah fersah aşan bir flaş fırtınası koptu. Kameraların objektifleri saniyeler içinde tamamen bize döndü; adeta kör edici bir ışık seli altında kalmıştık. Magazin muhabirleri ve kameramanlar, "yılın çifti"nin el ele salona girişini tek bir saniye bile kaçırmamak için birbirleriyle yarışıyordu.
Uras, parmaklarımızı birbirine daha da kenetleyerek adımlarını benim ritmime göre ayarladı. Kameralara karşı o her zamanki soğukkanlı, karizmatik duruşunu bozmadan hafifçe gülümsedi. Onun bu profesyonel ama bir o kadar da sahiplenici tavrı, etraftaki tüm o baskıcı kalabalığa rağmen bana kendimi güvende hissettiriyordu.
Basın mensupları, Harun Bey’in korumaları tarafından belirlenen sınırın arkasından kameralarını bize doğrultmuş, flaşları ardı ardına patlatmaya devam ediyorlardı. "Uras Bey, Mira Hanım, lütfen solunuza da bakar mısınız?" sesleri salonun tavanında yankılanıyordu. Her adımımız, her bakışımız ve el ele tutuşumuz yarınki manşetleri süsleyecek o büyük kareyi oluşturuyordu.
Biz bu yoğun ilgi eşliğinde salonun merkezine doğru ilerlerken, biraz ileride Can ve İnci'nin de heyecanla bizi izlediğini fark ettim. İnci bana gizlice başparmağıyla "harikasın" işareti yaparken, Harun Bey de kürsünün hemen yanından bize doğru gururlu bir tebessümle bakıyordu. İlk ve en zorlu sınavı basının önünde el ele vererek başarıyla geçmiştik.
Ve salona bizim girişimiz ile lansman tamamen başlamış oldu. Harun Bey ve Can yatırımcılar ile konuşurken Uras, İnci ve ben bir ayaklı masanın etrafında dikiliyorduk.
"Yalnız harbi çok seveniniz varmış," dedi İnci önündeki kokteylisini içerken. Bir yandan da etrafı inceliyordu. "Buradaki insanlar evlerden çok sizinle ilgileniyor."
İnci'nin böyle konuşması içimi daha da geriyordu fakat arkadaşımın bundan haberi yoktu. Hâlâ neşeli neşeli bir şeyler anlatıyordu fakat benim gözüm bambaşka bir yere takılmıştı.
Uras'la salona girdiğimizden beri bir kadının gözleri sürekli bizim üzerimizdeydi. Işıklardan pek emin olmasam da sarı saçlı usun boylu manken gibi bir kadındı. İnkar edemem güzeldi. Fakat neden sürekli bize bakıyordu.
İçimi daha da geriyordu bu kadının bakışları.
"Şu kadına mı bakıyorsun?" dedi kulağıma eğilip kaşları ile benim baktığım kadını işaret etti İnci. "Salona girdiğinizden beri size bakıyor bir dakika gözlerini çekmedi."
Demek İnci de fark etmişti. Başımı sallayarak onayaldım. Kadın sanki ona baktığımızı anlamış gibi bizim masamıza geliyordu. İkimiz de hızla önümüzdeki içeceklerimize döndük. Sanki başka bir şeyden bahseder gibi bir konuşma yapmaya başladık. Fakat kadın masamızın yanından yürüyüp gitti.
"Biraz işim var sen burada kal," dedi Uras. Sesi dışarıda bana güven aşılayan Uras gibi değil ilk gün tanıştığım Uras gibiydi.
"Ama basın açıklaması," demiştim ki o çoktan masadan ayrılmıştı.
Uras gittiğinde masaya Can geldi. İnci ile konuşmaya başladıklarında ben Uras'ın peşinden gitsem mi diye düşünüyordum.
"Aşkım az önce sizin konuştuğunuz bir adamın yanında sarışın bir kadın vardı kimdi o?"
İnci'nin, Can'dan bilgi almaya çalıştığını fark edince odağımı direkt onlara çevirdim. Can, başını kaşırken, "Kimden bahsediyorsun İnci bir sürü birbirine benzeyen kadın var," dedi.
Tam Uras'ın peşinden gittiği kadın diyecektim ki, Harun Bey’in mikrofona doğru hafifçe öksürmesiyle salondaki uğultu bıçak gibi kesildi. Can, İnci’nin sorusunu tam olarak cevaplayamamış olmanın rahatlığıyla hemen kürsüye döndü ama benim aklım hâlâ Uras’ın o buz gibi ses tonunda ve peşinden gittiği o gizemli sarışın kadındaydı.
"Değerli misafirlerimiz, Aslansoy Holding'in vizyon projesi olan Aslansoy Konutları lansmanına hepiniz hoş geldiniz..." diye başladı Harun Bey. Sesi salondaki güçlü ses sisteminden yankılanırken, gözlerim kalabalığın arasında deliler gibi Uras’ı arıyordu.
Neredeydi bu adam? Az önce elimi tutan, kulağıma "Buradaki en dikkat çekici kadın sensin" diye fısıldayan adam, o kadını görür görmez beni basının ortasında öylece bırakıp gitmişti. Yapay zekanın söyledikleri tekrar zihnimde belirdi: "Duvarları olan insanlar en çok kıskandıklarında ya da karşılarındaki kişiyi kaybetme korkusu yaşadıklarında açık verirler." Ama şu an açık veren, kontrolünü kaybeden Uras değil, bendim. İçimi kemiren o duygunun adını koymak istemesem de, düpedüz kıskançlıktı bu.
Harun Bey kürsüde projenin detaylarını, mimari yapısını anlatırken dev ekranlarda konutların görselleri dönüyordu. Herkes pürdikkat kürsüye kilitlenmişti. İnci, halimi fark etmiş olacak ki koluma hafifçe dokundu. "Mira, rengin attı. İyi misin?" diye fısıldadı.
"İyiyim, sadece biraz sıcak oldu," dedim, yalan söyleyerek.
Gözlerimi salonun loş ve kuytu köşelerine doğru gezdirdim. Ve tam o an, salonun çıkışına yakın, sütunların arkasındaki gölgelikte onları gördüm.
Uras ve o sarışın kadın yan yana duruyorlardı. Kadın, elini Uras’ın smokininin omzuna doğru uzatmış, ona çok yakın bir mesafede hararetli bir şeyler anlatıyordu. Uras ise elleri cebinde, yüzünde o asansörde bana gösterdiği türden gergin ve sert bir ifadeyle kadını dinliyordu. Aralarındaki bu yakınlık ve Uras'ın lansmanı bile umursamadan oraya gitmesi kalbime bir ağırlık gibi oturdu.
Harun Bey’in konuşması, "Şimdi sizleri, bu projenin ruhunu yansıtan reklam filmimizle ve projemizin değerli yüzleriyle baş başa bırakıyorum," sözleriyle son buldu. Salonda devasa bir alkış tufanı daha koptu ve ışıklar tamamen kararıp dev ekranda bizim reklam filmimiz oynamaya başladı.
Işıkların kapanmasını fırsat bilerek İnci ve Can’a döndüm. "Ben bir lavaboya gidip geleceğim," dedim. İnci arkamdan seslenecek oldu ama kalabalığın arasına karışıp çoktan Uras’ın olduğu tarafa doğru adımlamaya başlamıştım bile. Ne olursa olsun, o kadının kim olduğunu öğrenecektim.
"Nereye böyle Harun Bey'in konuşması bitti," diyerek kolumdan tuttu Uras. Ani bir refleksle kolumu ondan kurtardım. Neden böyle yaptığımı anlamamış olacak ki kaşları çatıldı. Onu umursamadan sütunun arkasındaki kadına baktım fakat orada yoktu. Hayır bir saniyede nereye kaybolabilirsin be kadın.
"Sen aniden ortadan kaybolunca ben seni bulayım dedim." Sinirle çıkan her kelime salonun gürültüsünde yok olup gidiyordu.
"Sana masada kal demiştim" dedi Uras, ses tonunu olabildiğince alçak tutmaya çalışarak. Adımlarını bana doğru yaklaştırdı, aramızdaki mesafeyi kapatırken gözlerini bir an bile üzerimden çekmiyordu. "Basın açıklaması başlamak üzere."
"Ben de seni basının ortasında tek başıma kalmayayım diye seni bulmaya geldim" dedim, sütunun arkasındaki boşluğa öfkeyle bakmaya devam ederek. "Ama görünen o ki daha önemli işlerin varmış. Kimdi o kadın Uras?"
Uras’ın çenesi kasıldı. Bakışları anlık olarak az önce kadının durduğu yere kaydı, ardından tekrar bana döndü. Yüzündeki o her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan profesyonel maske ilk kez hafifçe sarsılır gibi oldu.
"Burada konuşulacak bir konu değil," dedi, kolumu sahiplenici bir tavırla kavrayarak. "Işıklar açılmak üzere. Reklam filmi bitiyor. Şimdi yan yana durmamız ve her şey yolundaymış gibi davranmamız gerekiyor. Benimle geliyor musun, yoksa bu salondaki yüzlerce kameraya koz mu vereceksin?"
Sözlerindeki o haklılık payı canımı sıksa da, derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Haklıydı, buraya bir iş için gelmiştik ve ne olursa olsun batamazdım. Kolundaki eline üstten bakıp, "Gidiyoruz," dedim buz gibi bir sesle. "Ama bu konuşma burada bitmedi, cimri komşum. Beni neden tek bıraktığını açıklayacaksın."
Uras dudaklarının kenarıyla belli belirsiz bir tebessüm eder gibi oldu, ama gözlerindeki o ciddi ve gizemli hava hâlâ yerli yerinde duruyordu. Salondaki dev ekranlardaki reklam filminin son kareleri oynatılırken, biz çoktan sahne ışıklarının altına, kürsüye doğru el ele yürümeye başlamıştık.
Salondaki alkış sesleri yükselip spot ışıkları yeniden üzerimize döndüğünde, Uras’ın parmakları benimkileri basının önünde kusursuz bir uyumla kavradı. Kameralar karşısında gülümsüyordu ama elinin soğukluğu ve gerginliği, az önceki durumun sıradan bir şey olmadığını ele veriyordu.
Harun Bey, eliyle bizi sahneye davet ederken magazin muhabirleri mikrofonlarını çoktan bize doğru uzatmıştı.
"Uras Bey, Mira Hanım'la aranızdaki bu çekim çok güçlü bunun ardında bir aşk var mı?" diye sordu bir muhabir.
"Mira Hanım duyduğumuza göre Reverie Works ajansında kreatif direktörmuşsunuz. Bu projede yer almanızın sebebi Uras Bey'le sevgili olmanız mı?"
Sorular art arda gelirken kendimi gülümsemeye zorladım.
Hadi Mira söyle ve bitir şu işi kızım.
"Harun Bey'in vizyonu ve projenin kalitesi beni o kadar heyecanlandırdı ki, yapım sürecinde olduğum bir işin bu kez ekran önünde, tam kalbinde yer almak istedim. Uras Bey'le aramızdaki o bahsettiğiniz enerji ise tamamen bu işe duyduğumuz inancın ve profesyonelliğin bir getirisi," diyerek mikrofonu hafifçe Uras'a doğru yönlendirdim.
Hem ajansımın adını temiz tutmuş, hem de topu ustaca onun kucağına atmıştım. Şimdi sıra bendeki o gergin soğukluğu basına hissettirmeden rolü devralması gereken cimri komşumdaydı.
"Peki aranızdaki aşk iddialarına ne diyorsunuz. Gerçekten aşk var mı yoksa piyasaya oynadığınız bir oyun mu?"
Uras, mikrofonu kendinden emin bir hareketle kavrayıp muhabirin o kışkırtıcı sorusuna karşı duruşunu hiç bozmadı. Yüzündeki o her zamanki mesafeli ama basını parmağında oynatan karizmatik tebessüm belirdi.
"Aslında bunu gizli tutmak istemiştik fakat yoğun gelen sorular üzerine kameralar karşısında bunu açıklamak isterim," dediğinde salondaki tüm fısıltılar bıçak gibi kesildi. Muhabirler birbirine bakarken, flaşların patlama hızı çılgınca arttı.
Duyduğum kelimelerle beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Parmaklarımın arasındaki elini panikle sıktım ve başımı ona doğru kaldırıp sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla, dişlerimin arasından konuştum. "Ne yapıyorsun?"
O sırada kalbimin güm güm atışıyla etrafımdaki kalabalığa gözüm takıldı. Salonun arka tarafında, çıkışa yakın duran o gizemli sarışın kadınla göz göze geldim. Kadın, Uras’ın konuşmasıyla birlikte adeta olduğu yere çakılmıştı. Yüzündeki o kendinden emin ifade, yerini dehşet dolu bir öfkeye bırakmıştı. Gözlerindeki o keskin nefreti buradan bile görebiliyordum.
Tam o anda Uras, bakışlarını doğrudan kameralara dikti ve o bombayı bıraktı.
"Mira ile sevgiliyiz."
Salonda bir anlık ölüm sessizliği oldu, ardından devasa bir uğultu koptu. Muhabirlerin şaşkınlık nidalı soruları, kameramanların birbirini itişi salonu birbirine kattı. Ben ise kelimenin tam anlamıyla şoktaydım. Gözlerim irice açılmış, dudaklarım hafifçe aralanmıştı. Uras’ın elimi tutan parmakları daha da kenetlendi, beni kendine biraz daha yaklaştırarak o sarsılmaz koruma kalkanının içine aldı.
Şokumu kameralara karşı "utangaçlık" gibi satmakta hiç gecikmedi. Bakışlarını bana çevirip, gözlerindeki o muzip ama oyunun kontrolünü elinde tutan ışıkla devam etti.
"Sevgilim biraz utangaçtır bu konularda o yüzden pek açıklamak istemedi fakat ben artık herkesin duymasını istiyorum."
Uras bunu söylerken kolunu belime doladı ve beni göğsüne doğru çekti. Salondaki flaşlar artık gözlerimi kör edecek raddeye gelmişti. İnci’nin uzaktan ağzı açık bir şekilde bize baktığını, Can’ın ise elindeki kadehi neredeyse düşürecek kadar şaşırdığını gördüm. Harun Bey’in yüzünde ise projenin başarısını ikiye katlayacak bu itirafın getirdiği o büyük ticari zafer gülümsemesi vardı.
Uras Altuğ, sadece basını değil, tüm salonu ve en çok da beni kendi oyununun içinde darmadağın etmişti. Üstelik arkadaki o sarışın kadının delici bakışları üzerimizde dolaşıyordu.
Flaşlar art arda patlıyor sorular üzerimize yağıyordu fakat ben daha fazla bu kaosun içinde kalamıyordum. Her ne kadar kaos benim göbek adım da olsa kendimi bir oyunun içinde bulmak istemiyordum. Hele de o oyunda Uras Altuğ varsa.
Kürsüden inip hızla arka kapıya doğru giderken herkesin gözü üzerimdeydi. İnci telaşla yanıma geldi. Yüzünde az önce Uras'ın söylediklerinin şoku vardı. Ne diyebilirdim ki ben de aynı şoktaydım.
"Kızım az önce orada ne yaşandı? Ve siz gerçekten-"
"Yok öyle bir şey İnci," diyerek kestim lafını. Serin hava yüzüme çarptığında nefes almam daha da kolaylaştı sanki.
"Ama Uras hiç de şaka yapıyor gibi değildi."
Haklı mı haksız mı ayırt edemedim o anda arkadaşımı. Çünkü benim de kafam karışmıştı. Beni kıskanacak bir olay yaşanmamıştı fakat ben onu nedensizce kıskanmıştım. O kadınla konuşurken göğsümün ortasındaki ağırlık hiç tatmadığım bir duygu oluşturmuştu.
"Bilmiyorum İnci bilmiyorum," diye isyan ettim en sonunda. Bir taraftan da bir taksi bulma umuduyla sokağa bakıyordum.
"Mira sen bu adamı seviyor musun?" dedi İnci. Yüzünde bir çöpçatanın gururlu bakışı vardı.
"Hiç sırası değil İnci," dedim bağırarak. Yönümü arkadaşıma çevirdim, "Lütfen İnci biraz beni rahat bırak."
"Hiç bir yere gitmiyorum Mira. Seni bu hâlde asla bırakmam," diyerek peşimden geldi. Ya sabır çekerek yürümeye başladım.
Neydi şimdi benim günahım evren?
"İnci sal beni."
"Asla!"
Karşıdan gelen bir taksi ile hızla elimi iki yana açıp salladım. Fakat takdi durmadan gitti. "O tekerin yolda patlasın inşallah," dedim arkasından bağırarak. Bir yolcu almak bu kadar mı zordu ya.
Art arda bir sürü taksi geçti fakat hiçbiri durmadı. İnci telefonunu çıkarıp bir arama yaptı. "Yok bu iş böyle olmayacak Can bizi bıraksın."
Tam itiraz edecekken yanımda tüm heybeti ile gece mavisi Maserati durdu. Camı aralayıp başını uzattı. "Bin Mira." Ses tonu ilk günkü Uras gibi sert ve kuralcıydı. Eskiden olsa bu ses tonundan korkardım fakat artık işe yaramıyordu.
"Binmiyorum," dedim küçük bir çocuk gibi kollarımı göğsümde bağlayıp.
"Mira biner misin demedim bin dedim!" O da sinirlenmiş olacak ki çenesinde ki kas seğirmişti.
"Allah Allah bir de emir mi veriyorsun Uras Altuğ. Senin o arabana bineceğime on saat de olsa taksiye binerim." Yanından geçerek yola baktım. Fakat az önce geçen taksilerden bir iz yoktu.
Zafer kazanmış bir edayla bir kolunu dışarıya çıkarıp yola salladı. "Buradan bir taksi bulamazsın. Bulsan bile almadan gider Mira. Bin artık şu arabaya gidelim."
"Yürürüm daha iyi," dedim. Topuklarımın üzerinde sertçe yere basarak yürüdüm. Her basışımda çıkan tık sesi sebebsizce bana mutluluk veriyordu.
Dünyanın aniden ters düz olmasıyla dudaklarımdan tiz bir çığlık kaçtı. Ne olduğunu anlayamadan kendimi Uras’ın sırtında bulmuştum. "Ya bıraksana!" diye feryat ederek sırtına küçük, etkisiz yumruklar indirmeye başladım. "Ulan bıraksana dağ ayısı! Ne yapıyorsun, indir hemen beni! Kan beynime sıçradı!" diye bağırdım. Fakat beyefendinin pek de umrumda değildi. Benimle birlikte arabaya doğru ilerliyordu.
"Uras bak ciddiyim bırak beni." Bir eliyle beni tutarken diğer eliyle arabanın kapısını açtı. "İlk dediğimde gelseydin bunlar yaşanmazdı Mira," diyerek bir çuval misali beni ön koltuğa bıraktı. Fırsat bu fırsat diyerek kaçmaya çalıştım fakat Uras kemerimi çoktan bağlayıp gerilemişti. Ben kemerimi açasıya sürücü koltuğuna oturmuş kapıları kilitlemişti.
"Tak o kemerini!" Uras'ta kendi kemerini takarken mecburen taktım. O an içimde tuttuğum tüm o öfkenin ve şokun yanardağ gibi patladı. Araba hızla caddede ilerlerken, dikiz aynasından bana bakan o sert çehreye doğru bağırmaya başladım.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun ya! Kameralara mı oynuyorsun? Eğer öyleyse bravo başardın. Hiç mi düşünmüyorsun benim hayatımı? Bunun benim başıma ne işler açacağını hiç mi düşünmedin!"
Uras, direksiyonu sımsıkı kavramış, gözlerini yoldan ayırmadan dişlerini sıkıyordu. Sesim arabanın içinde yankılanırken o sarsılmaz sakinliğini korumaya çalıştı.
"Mira yeter."
"Yetmez efendim!" diye çıkıştım, sesimin titremesine engel olamayarak. "Sen bu işin sağını solunu düşünmeden iş yapıyorsan yetmez. Amacın neydi? Biraz daha mı para almak? İşleri büyütüp beni bir paçavra gibi kenara mı atacaktın?"
Uras’ın sabrı sonunda tükendi. Arabanın içindeki o gergin hava, onun ani ve gür sesiyle tamamen yarıldı. "Kes sesini artık!"
Aniden sustum. Uras’tan daha önce hiç böyle bir tepki görmemiştim. O an içimi kaplayan korku ve şaşkınlıkla koltukta iyice küçülüp, ellerimle oynamaya başladım. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Uras, sinirli bir soluk vererek arabayı aniden sağa çekti ve motoru durdurdu. Direksiyona yaslanıp, sertçe ellerini saçlarının arasından geçirdi. Aramıza çöken o ağır sessizlikte sadece ikimizin hızlı nefes alışverişleri duyuluyordu. Birkaç saniye sonra, sesindeki o öfkeli ton yerini derin bir pişmanlığa bırakarak bana doğru döndü.
"Özür dilerim, bağırmak istemedim."
Başımı kaldırmadan, hâlâ ellerimle oynayarak kısık bir sesle fısıldadım. "Ama bağırdın."
Uras, arkasına yaslanıp derin bir iç çekti. "Sen de susmadın." Bir süre yüzümü inceledi, ardından sesini daha da yumuşatarak devam etti. "Mira, sen ne kadar zor bir durumdan geçiyorsan ben de o kadar zor bir durumdan geçiyorum."
Dudaklarımı büzüp acı bir gülüşle başımı salladım. "Tabi ya... Tüm sebep o gizemli sarışın kadın değil mi? Sana bir şey dedi ve sen de ona inat yaptın."
Uras’ın gözleri anlık olarak irileşti, yakalanmış olmanın verdiği o huzursuzluk yüzünden gelip geçti. "Saçmalama Mira," diyerek geçiştirmeye çalıştı.
"Senin nazarında aptal biri olabilirim Uras," dedim, bu kez gözlerinin içine dimdik bakarak. "Ama bazı şeyleri ne için yaptığını anlayacak kadar zekiyimdir ve bunu da o sarışın kadın yüzünden yaptın. Söylesene, eski sevgilin mi?"
Uras bu sorum üzerine tamamen sessizliğe gömüldü. Cevap vermedi, veremedi. Yüzündeki o kasvetli ve gizemli ifade, sorumun tam kalbinden vurduğunun kanıtı gibiydi. Bakışlarını benden kaçırıp arabayı yeniden çalıştırdı ve ana yola, eve doğru sürmeye başladı.
Yol boyunca çıt çıkmadı. Arabanın içindeki o sessizlik, az önceki bağırışlarımızdan çok daha ağır ve yaralayıcıydı.
♣️
Yoğun duygu patlamasından sonra ikimiz de yol boyu sessizdik. Araba apartmanın otoparkına girdiğinde hiçbir şey demeden indim. Arkama bile bakmadan asansöre bindim. Kapılar tam kapanacekken Uras elini araya sokmuş kapı tekrar açılmıştı.
Katları sessizlikle çıktık. Kapı açıldığında ilk ben inip çantamdaki anahtarı çıkardım.
O da kendi cebinden anahtarını çıkarmış açarken bana bakıyordu. Kapıyı açıp girdim. Tam kapatacekken kapıya kolunu yaslayıp durdurdu.
"Ne istiyorsun?" dedim en soğuk sesimi takınıp. İlk defa beni böyle gördüğü için şaşırmıştı zira hep neşeli biri olduğumu sanıyordu herhalde.
"Konuşmak," dediğinde kapıyı daha sert iktirdim. "Benim konuşacak bir şeyim yok."
"Benim var Mira. Bu işi en kısa sürede çözeceğim." İnanarak söylediği her kelime beni daha da sıkmaktan başka bir şey yapmıyordu. Kapıdaki elimi çekip salona ilerledim. O da arkamdan geldi.
Televizyonun kumandasını alıp açtım. Şansa bak ki ilk açtığım kanalda gece magazinleri veriliyordu. Sinirle kumandayı fırlatıp televizyonu işaret ettim.
"Aslansoy İnşaat Holdingin gözde mimarı Uras Altuğ ve sevgilisi Aslansoy Konutları lansamında... İş aşkı gerçek mi oldu yoksa bekar mimarımızın kalbini çoktan mı çaldı?"
"Hiç mi düşünmedin bunu ailemden birinin görebileceğini. Ben sana ailem böyle şeyleri sevmez dedikçe sen inadına daha çok yapıyorsun Uras."
"Sevgilin mi kızar?" diye sordu. Ama bu soruş tarzı hiç normal değildi zira sesi de bakışları da buz gibiydi.
"Ne sevgilisi ya!" diye patladım en sonunda. "Konumuz benim sevgilim mi? Yok Uras. Benim sevgilim yok!" dedim en son bağırarak. Gerçekten insanı deli ediyordu.
"Yok mu?" dedi bir adım atıp. Artık sesi de bakışları da yumuşamıştı. Gerçekten bu adamı anlamak çok zordu. "Yok," dedim.
"Mira?"
Salon kapısının önünde iki beden gözlerini dikmiş bize bakıyordu ve ben bu bakışların altında sertçe yutkundum zira hayattaki son demlerimi yaşıyordum.
Tam o anda televizyondan yükselen başka ses tüm ortama bir bomba gibi çöktü öyle ki Uras bile yutkundu.
"Aslansoy Konutları reklam filminde rol alan Uras Altuğ'un rol arkadaşı gerçek sevgilisi çıktı. Mira Çelik ve Uras Altuğ."
Sağol evren. Giderayak güzel bir gol daha atmıştı kaleme.
