12. bölüm · Aşkın Mimarisi
Bölüm 12: Çöpçatanlık
Keyifli okumalar dilerim ✨
Yavaşça gözlerim açıldı. Günün ilk ışıkları gözüme girerken başımdaki ağrı yüzünden dudaklarımdan acılı bir feryat döküldü. Dün ağlayarak uyuyakalmamdan dolayı başım ağrıyor, gözlerim sızlıyordu.
Belki bir umut Uras'tan bir haber vardır umudu ile telefonuma koştum fakat ne bir arama ne de mesaj vardı. Bu gerçeklik canımı acıtsa da yapacak bir şeyim yoktu.
Madem öyle kendisine bir müddet süre verebilirdim. Kafasını toplayıp konuşması ikimiz açısından da daha iyi olacaktı.
Banyoya yöneldim. Elimi yüzümü yıkayıp dağılan saçlarımı tepemde topuz yaptım. Mutfağa geçip kendime kahve koydum.
Telefonumun bildirim sesini duyduğumda koşarak salona gittim. Kalbim hızlanırken mesajın Uras'tan gelmesi için dua ettim. Fakat mesaj Uras'tan değil İnci'dendi. Uçak saatini atmıştı. İki saat sonraydı.
İçimdeki durdulamaz merakla balkona çıktım. Sanki hava almaya çıkmışım gibi başımı gökyüzüne kaldırdım fakat yandan da yan daireye bakıyordum.
Kimse yoktu balkon kapısı da açık değildi. Pes edip odama geçtim. Gardırobumdan rahat bir takım çıkarıp giydim. Rastgele topladığım saçlarımı açıp güzelce taradım ve hafifçe topladım. Hazır olduğumda valizimi alıp evden çıktım. Asansöre bindiğimde bir umut Uras gelir diye bekledim ama gelen olmadı.
Yenilgiyle başımı eğip bastım. Asansör katları inerken ben de telefonumu çıkarıp bir taksi çağırdım. Arabamın yolda bana bir arıza çıkarmasına katlanabileceğimi sanmıyordum.
Kapıda beş dakika kadar beklediğimde taksi gelmişti. Şoför bagajı açıp valizimi koydu. Ben arka koltuğa otururken şoförde öne kurulmuştu. Dikiz aynasından bana bakıp, "Nereye?" dediğinde tek nefeste, "Havaalanına," dedim.
Abi başka bir şey demeden arabayı çalıştırıp yola çıktı. Ben kulağımda kulaklığım ile başımı cama yaslamış akıp giden yolu izliyordum. Biraz aşk acısı çekmek istesem de benim arkamdan iş çevirmeyi çok seven evren bana kıyak geçmedi ve sertçe başımı cama çarptım.
Acım ile dudaklarımdan bir inilti kaçtığında abi dikiz aynasından bana bakıp özür diledi. "Kusura bakma kardeş taş vardı herhâl."
"Sıkıntı yok abi," dedim başımı koltuğun arkasına yaslarken. Sağ salim havaalanına gitmek istiyordum ve umarım başarırdım.
♣️
Yaklaşık yarım saat boyunca yoldaydık. Başımın ağrısı ve erken kalkam yüzünden uykum vardı. Yol boyu esnediğim için abi de esniyordu. Birimiz esneyince diğerimiz de esnediği için ikimizin de gözleri yaşlıydı.
"Kardeş esneyip durmasan mı? Bak beni de esnetiyorsun." Abinin haklı isyanı karşısında bir şey diyemedim. Abi benden bir dönüt alamayınca daha da bir şey demedi.
"Abi daha ne kadar var uçağa kaçıracağım," dedim gözlerimden süzülen yaşları silerken. "Az kaldı kardeş şimdi yetiştireceğim seni."
Abiye güvenerek gözlerimi kapattım. Fakat beş dakika sonra yüksek bir ses ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. Abi müşteri dinlemeden okkalı bir küfür savurmuştu.
"Abi Allah aşkına noldu ya!" İçimden bildiğim tüm sureleri okuyordum kötü bir şey olmasın diye. Ama ben felaketleri yanımda arkamda önümde açıkçası tüm benliğimde sürükleyen birisi olarak bu ihtimal çok düşük kaçardı. Arabanın önünden dumanlar çıktığında sıkıntıyla nefes verdim.
Abinin eli ensesine gitti. Sıcaktan terleyen ensesini kaşırken dertli dertli kendi kendine söyleniyordu. Arabayı sağa çektiğinde boku yediğimi anlamıştım.
"Hararet yaptı herhâl. Ben bir inip bakayım."
Abi arabadan indiğinde ben kötü talihimle kısa bir kavganın içindeydim.
"Herhangi arabada olabilirdi neden bu taksi ya?!" Kendi kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Ellerimi dizlerime koyup sakince nefes alıp verdim. "Kendi arabanda olabilirdi Mira. Ama bak taksi inip yenisini çağırırsın."
Evet evet bu mantıklı bir çözümdü. Arada kafamın çalıştığı oluyordu ve o da bunlardan biriydi. Çantamdan su şişesini çıkarıp kafama diktim. Yarısı dudağımın kenarından akıp çeneme yol çizerken elimle silip aşağıya indim. Abi dumanların arasından ne olduğunu bulmaya çalışırken bu anın bana tanıdık gelmesi ile kısa bir maziye dalış yapmıştım.
"Usta çağırmak lazım buna," diyen abi ile maziden çıkış yapmıştım. Ne yapacaktım şimdi ben. Ustanın gelmesini bekleyemezdim. Telefonumu çıkarıp başka bir taksi çağıracakken tanıdık bir ses ile ellerim durdu.
"Sıkıntı mı var abi?"
Evet oydu. Gece mavisi masaratisi ile yolun kenarında bize bakıyordu. Daha doğrusu kaputundan duman çıkan taksiye.
"Yolda kaldık kardeş. Müşteri de vardı."
Uras başını kaldırıp bana baktığında anca göz göze gelebilmiştik. Sinirlenir gözlerini kaçırır sandım fakat öyle olmadı. Uzun uzun gözlerime baktı. Ne ben çektim ne de Uras. Kalbimin en derinleri, seni affetti dese de bunu Uras'tan duymak istiyordum.
"Nereye gidiyordun abi?" dedi sesi ilk zamanlardaki gibi buz gibiydi bakışlarında ise hiçbir duygu barındırmıyordu.
"Havaalanına götürecektim. Yazık bir saati kalmış."
Adam ben buradayken benim dedikodumu mu yapıyordu?
Bir umut beni arabasına çağırır diye bekledim ama olmadı. Arabasının kapısını açıp binerken, "Tamirci çağırdın mı?" dedi.
"Çağırdım da anca gelir," dedi abi dertli dertli. Uras başka bir şey demeden arabasını çalıştırıp gitti. Her ne kadar arkasından yavru kedi bakışları atsam da pek işe yaramadı.
Ben ellerimi dertli başıma atıp etrafta medet uman bakışlar ile baksam da uçak biletimin yandığını biliyordum. Yapacak bir şey yoktu yarın için yeni bir bilet alacak ve İnci'ye haber verecektim.
Zaten kendi için daha erken almış bana biraz daha geç almıştı ama ben yine ve yine her şeye geç kalmıştım.
"Başka bir taksi çağırsam gelir mi?"
Cıkladı. "Anca gelir istersen sen iptal et."
El mecbur biletimi iptal etmek için girerken yanıma yanaşan araba ile içime bir mutluluk doldu. Uras beni bırakmamış almak için geri dönmüştü. Heyecanımı gizlemek adına derin nefesler alıp üstümü başımı düzelttim.
"Bin," dedi sadece. Ne bana baktı ne de sesi yumuşadı. Ben hızla bagajdan valizimi alıp taksinin ücretini ödemek için cüzdanımı çıkardım. Bir miktar para uzattığımda adam almadı. Az olduğunu düşünüp bir miktar daha kattım üstüne ama adam bunu da almadı.
"Beyefendi ödedi," dediğinde şaşkınca Uras'a baktım. Uras, camdan elini çıkarmış sanki parayı ödeyen o değilmiş gibi etrafa bakıyordu. Açıkça bana trip atıyordu.
Şoför abiye beni buraya kadar getirdiği için teşekkür edip valizimi arabaya koyup öne bindim. Şu an hiç kendi ayakları üzerinde duran kadın imajı çizemeyecektim.
Hiç konuşmadan arabayı çalıştırdı. Madem canı konuşmak istemiyordu amenna ben de susardım. Ama benim lügatımda susmak diye bir şey olmadığı için beş dakika sonra, "Taksi ücretini ödemişsin," dedim.
Usulca başını salladı bana bakmadan, "Ödedim," demekle yetindi.
"Sağ ol," dedim sesim fısıltı kadar sessiz çıkmıştı. İlk başta bir şey demedi. Ardından "Önemli değil," dedi.
Tüm konuşmamız bundan ibaretti. Ne ben başka bir şey sordum ne de Uras. Kolumu cama yaslayıp akıp giden yolu izledim. En azından uçak biletim yanmamıştı o yönden kendimi şanslı sayıyordum.
Arabadaki sessizliği telefonumun neşeli melodi sesi bozduğunda çantamdan çıkarıp arayana baktım. Uras, her ne kadar bana bakmıyormuş gibi yapsa da içten içe arayan kişiyi merak ettiğini anlayabiliyordum. Onun inadına telefonu neşeyle açıp, "Efendim canım," dedim.
Hattın diğer ucundan İnci'nin ve başka sesler geliyordu.
"Ne yaptın Mira? Uçağa yetiştin mi?" Ardından birilerine kızdı. Seslerin kesilmesini bekleyip cevap verdim.
"Merak etme halletim. En kısa zaman da yanındayım," diyerek çağrıyı sonlandırdım. Belli bir işi vardı.
Yandan bana baktığını fark ettim. Kiminle konuştuğumu merak ediyor ama soramıyordu. En son sinirlenip yönümü Uras'a çevirdim.
"Daha ne kadar böyle devam edeceksin?" dedim sinirle. Tüm vücudumu sinir akımı ele geçirirken sakin kalmak pek de mümkün değildi. "Az önce kiminle konuştuğumu deli gibi merak ediyorsun ama kibrinden ve tribinden onu bile sormuyorsun."
"Kiminle konuştuğun umrumda değil," dedi benim aksime sesi sakindi. Direksiyonu sağa kırıp yola devam etti.
Kaşlarım öyle mi dercesine havaya kalktığında işaret parmağımı ona salladım. "Madem umrunda değilim neden beni orada bırakmadın? Neden geri döndün?"
Bakalım buzlar kralımız buna nasıl bir bahane bulacaktı?
"Arkadaşının sözüne geç kalma diye."
Dudaklarımdan alaylı bir gülüş döküldü. "Her şeye böyle bahane bulacaksan işimiz var buzlar kralı."
"Ben bahane bulmuyorum baş belası neyi neden yaptığımı açıklıyorum," dedi artık onun da sesi sinirli çıkıyordu.
Elimi saçıma atıp sabah bağladığım saçlarımı çözdüm. Elimi geçirip saç diplerimi ovarken yaşananları düşündüm. Bugün bu arabada tüm sorunlar çözülecekti.
"Gerçekten Toprak'ın dediği şeye inandın mı Uras? Sen de bana karşı gram güvenme yok mu?"
Arabayı hızla sağa çektiğinde bir an öne savruldum. Kendimi toparladığımda Uras da bana dönmüştü. Gözlerinde öfke ve kırgınlık karışımı bir bakış vardı. Elini alnına atıp ovarken gözlerini kapattı.
"İnanmadım," dedi tekte ve yekte. Sesinde hiçbir tereddüt yoktu. Buna sevinmek isterken, "Ama," demesi ile kalakaldım. "Sana kırgınım."
Elimi uzatıp yanağını okşadım. Gözlerini kapatıp elimi tuttu. "Neden?" dedim masum bir çocuk gibi. Elimi yanına indirip elini çekti.
"Belli değil mi Mira?" Benden bir cevap beklediği aşikardı ama ona cevap vermedim. "Elin adamı gelmiş bana senin eski nişanlın olduğunu söylüyor."
"Ama değil," diye çıkıştım.
"Belli adam sana kafayı takmış ama sen bana bunu söylemek yerine yalan söyledin." Gözlerini gözlerime çıkardı. "Söylesene ne zamana kadar saklayacaktın?"
"Sen ne zamana kadar saklayacaktın Uras?" dedim çenemi dikleştirip akmak için hazırda bekleyen gözyaşlarımı gönderip. Madem kendisi bana hesap soruyordu o zaman ben de ona hesap sorardım.
Kaşları çatıldığında neyden bahsettiğimi anlamamış olacak ki üstüme doğru eğildi. "Neyden bahsediyorsun Mira? Ben senden hiçbir şey saklamadım."
"Hah!" diye güldüm. Bu ani gülüşüme sinirle bakarken ben devam ettim. "Sen mi benden bir şey saklamadın Uras?" Ben de aynı onun yaptığı gibi bedenimi öne eğdim. "Söylesene o lansman gecesinde Vera orada olmasaydı, ilişkimiz böyle başlamasaydı sen bana o kadından bahseder miydin?"
Sessiz kaldı. Bu beklediğim bir tepkiydi. "Ben de öyle düşünmüştüm." Önüme gelen bir tutam saçımı arkaya atıp devam ettim. "Ben sadece ilişkimizi korumaya çalıştım aynı senin de yapacağın gibi. Ama diyorsan ben sana bir daha güvenemem bu işi burada bitirelim Uras Altuğ." Kendimi geri çekip kapının kolunu kavradım. "O zaman sen yoluna ben yoluma."
Çenesinde bir kas seğirdi. Düşüncelerinin ipi kopmuş gibi uzun uzun yola baktı. Artık sabrım kalmamıştı kapıyı açıp indiğimde bir umut arkamdan gelmesini bekledim ama olmadı. Sahte gidişim gerçek bir gidişe döndü. Gözlerimden art arda yaşlar boşalırken ben nereye gideceğimi bilmediğim yolda avare bir aşık gibi yürüyordum.
Ta ki birinin kolumdan tutup beni kendisine çekmesi, bedenimin bedenine çarpması ile ait olduğum yere kavuşmuştum.
Uras, sıkıca kollarını belime dolarken, burnunu saçlarıma gömdü. Uzun uzun kokumu içine çekerken art arda öpücükler bıraktı.
"Özür dilerim baş belası saçma şekilde davrandım."
Başımı kaldırıp ona baktığımda üstten bana bakıyordu. "Tripcan olduğunun farkındasın değil mi?"
Geri çekilmek istedi fakat ben bırakmadım. "Haklı sebeplerim vardı ama," dedi yaramaz bir çocuğun suçunu örtbas etmeye çalışması gibi.
"Hadi gidelim," dedim elini tutup. "Bu sefer uçağı gerçekten kaçıracağım," derken kendimle birlikte Uras'ı da çekiştiriyordum. Arkamdan güldüğünü işittim. Bu işi de tatlıya bağladığımız için ikimiz de gayet mutluyduk.
Arabada yerlerimizi aldığımızda hız kesmeden havaalanına gittik. Neyse ki işlemleri sorunsuz halletmiştik ve sağ salim uçağa binmiştik.
Artık Gaziantep'e gitmek için hiçbir engel kalmamıştı.
♣️
İki saate yakın bir uçuştan sonra Gaziantep havaalanına iniş yapmıştık. Tabi bu süre zarfında Uras'ı hiç rahat bırakmamış sürekli konuşmuştum. Bu da ona ceza olsun.
"Katmer de yer miyiz canım?" Ağzımın suyu aka aka valizlerimizi bekliyorduk. Uras, her zaman ki gibi bıkmadan sorumu cevapladı. "Yeriz bir tanem. Canın ne istiyorsa hepsini yeriz."
Gelen valizlerimizi alıp ilerlemeye koyulduk. Tabi benim aklım bu sıralarda tüm meşhur yemeklere gidiyor ilk hangisini yesem diye düşünüyordum.
"Baklava da yer miyiz? Ama bol antep fıstıklı olan olsun."
Elimi tutup, "Hepsinden yiyeceğiz güzelim ama önce ilk amacımızı yerine getirelim."
Uzanıp yanağına bir öpücük bıraktım. "Tamam," dedim. Uras ani öpücüğüm ile bana şaşırmış bir şekilde bakarken ben gülerek ilerlemeye devam ettim.
Harun Bey, bizim için bir araba tahsis ettiği için taksi ile uğraşmak zorunda kalmadık. Arabaya bindiğimizde ben şoföre İnci'nin evini tarif etmiştim.
"Sen nerede kalacaksın Uras?"
"Can otel ayarlamış orada kalacağım."
Kafamı sallayıp başımı cama çevirdim. Bir saat sonra İnci'nin evinin önüne yanaşmıştı araba. Şoför valizimi çıkardığında camdan Uras'a el sallayıp eve doğru ilerledim.
Özlemini çektiğim müstakil bahçeli bir ev karşıladı beni. En son üniversite okurken gelmiştim İnci'nin evine. Hatırladığım kadarıyla bir erkek kardeşi vardı.
"O oranın değil!" diye bağıran İnci'nin sesi ile bahçeye ilerledim. Bahçenin arkasında genç bir oğlan ve İnci kavga ediyordu. Laf dalaşı değil bildiğin saç baş girişmişlerdi birbirlerine.
Elimdeki valizi bırakıp onları ayırmak için araya girdim. "İnci bırak gel şöyle."
Ayırmak bir yana kavgayı daha da harlamışım gibi olmuştu. Zira İnci, ne beni duymuştu ne de geldiğimi görmüştü. Kendisinin iki katı olan kardeşinin sırtına atlamış kafasını ısırmakla meşguldü.
"Sen ne geri zekalısın ya! O oraya değil diyorum inatla yapmaya çalışıyorsun."
Kardeşi, İnci'yi sırtından atıp toprak zemine attığında İnci acıyla bağırdı. Bu görüntüye yüz ekşiltmekten başka bir şey yapamadım.
"Sen yapsaydın o zaman!" diye bağırdı kardeşi de. Elindeki led ışıkları yere atıp. "Evleniyorsun diye seviniyoruz ceremesini yine biz çekiyoruz."
Tam araya girip İnci'nin yanına gidecekken evden anneleri çıkageldi. Gözleri az önce kavga eden çocuklarına döndü. Elini beline atıp en sert bakışlarını kuşandı. Bu bakışı iyi bilirdim az sonra o terlik ayaktan çıkıp müsait bir yerlerde patlayacaktı. Nitekim öyle de oldu. Anneleri Candan teyze terliğini aldığı gibi ilk olarak ayakta dikilen kardeşi Zafer'e fırlattı terliğini.
Candan teyze hedefini tam on ikiden vurmuştu. Zafer aldığı darbe ile yüzünü buruştururken İnci kahkaha atarak kardeşine gülerken Candan teyze diğer terliğini alıp, "Sen hiç gülme gelinlik çağına gelmişsin hâlâ kavga peşindesin." Tam terliği fırlatacakken İnci beni görmesi ile sanki can simidiymişim gibi kalkıp bana koştu.
"Canım arkadaşım hoş geldin." dedi yanaklarıma sulu öpücükler bırakırken. Boynumu öyle bir sıkıyordu ki sesim zar zor çıkmıştı.
"Hoş bu... Hoş bulduk," dedim ellerine vurup. İnci çekildiğinde derin bir nefes aldım. Candan teyze biraz daha sakinleşmiş olacak ki tek terliğini ayağına geçirmiş Zafer diğer terliğini saygıyla önüne koymuştu. "Buyur sultanım." Candan teyze bu yağ çekmeye tepkisiz kalıp terliğini ayağına giydi. Bana doğru gelip sıkıca sarıldı. "Hoş geldin kızım. İnşallah rahat gelmişsindir."
Sarılışına karşılık verip, "Hoş bulduk Candan teyze. Gayet rahat geldim," dedim. Ayrıldığımızda Candan teyze, İnci'nin kolunu çimdiklediğinde İnci bağırdı. "Anne ya!"
"Dua et terlike kovalamadım. Koskoca insanlar oldunuz hâlâ kavga yeter vallahi gına geldi sizin kavganızdan."
Zafer, ablasının da annesinden azar işittiğini duyması ile yüzünde kocaman bir gülümseme ile dış kapıya ilerledi. "Ben kaçar size iyi günler."
Biz de içeriye girdik. Girmem ile burnuma dolan mis gibi yemek kokuları ile acıkan karnım daha da guruldadı.
"İnci sen sofrayı hazırla," dedi Candan teyze sonra da bana dönüp, "Hadi kızım sen de elini yüzünü yıka üstünü değiş gel. Odan koridorun sonunda," diyerek beni de gönderdi.
Odaya gidip valizimden başka bir kıyafet çıkardım. Giyinip çıktığımda lavaboya geçip elimi ve yüzümü yıkadım. Soğuk su bir nebze de olsa beni rahatlatmıştı.
İnci, bana seslendiğinde onları bekletmeden mutfağa ilerledim. Sofrada üç tabak vardı. Merakla, "Sadece biz mi yiyeceğiz," dediğimde İnci kafasını salladı. "Onlar akşama kadar gelmez biz yiyelim."
Zaten çok acıktığım için kimseyi bekleyecek hâlim yoktu. Hemen sofraya oturup masanın başındaki soğuk sudan bardağıma katıp içtim. İatanbul'a sıcak derken daha da sıcak bir yere gelmem bana da süpriz olmuştu.
"Hadi bakalım buyur meşhur Beyran çorbamızın tadına bak."
Candan teyzenin önüme bıraktığı dumanı tüten beyran çorbası ile bakıştık. Az önce hava sıcak mı demiştim. Lafımı geri alıyorum cehennem sıcağı yaşıyorduk önümdeki çorba ile.
"Bu sıcakta beyran çorbası mı içilir anne? Kız zaten yanmış," diyerek imdadıma yetişti canım arkadaşım. Çorbayı önümden almak için eğildiğinde annesi ellerine vurup geriletti. "Sen sus bakayım. Zaten kırk yılda bir getiriyorsun arkadaşını bırak içsin."
El mecbur kaşığımı çorbaya daldırıp içtim. İnkar edemem güzel bir tadı vardı kışın soğukta iyi giderdi fakat bu sıcakta pek iyi olduğunu söyleyemezdim.
Candan teyze merakla gözlerime bakıp, "Nasıl olmuş?" dediğinde elimle enfes işareti yapıp, "Harika olmuş Candan teyze ellerine sağlık," dedim. Candan teyzenin gözleri parladı.
Ağzım yana yana çorbayı içtiğimde İnci tabağımı alıp başka yemekler doldurdu. O sırada Candan teyze soru kısmına geçiş yapmıştı.
"Hayırlı olsun kızım nişanlanmışsın. Kusura bakma gelemedik acele olunca."
Soğuk suyumdan bir yudum içip geri masaya bıraktım. "Ne kusuru Candan teyze inşallah düğüne gelirsiniz," dedim.
Allah mı söyletmişti ne?
"İnşallah kızım. Tabi biz de televizyonda gördük. Annen başta iş falan dedi ama nişan olunca..."
"Anne!" diyerek araya girdi İnci tabağımı önüme koyarken. Tabakta kuru dolma ve Ali Nazik kebabı vardı. Onlar kendi aralarında kavga ederken ben önüme koyulan dolmadan kocaman bir parça alıp ağzıma attım. Bu iki günde kilo almadan eve dönersem kendimi tebrik edecektim.
Onların tartışmasını ve benim yemeğimi telefonum zil sesi böldü. Arayan annemdi. Meşgule atıp yemeğime devam ettim. Onlar da yemeğine devam ederken bir kez daha çaldı. Aynı keyifle meşgule atıp yemeğime devam ettim sofradan kalktığımda arardım. Ama annem durdurak bilmediği için bu sefer de mesaj atmıştı.
Canımın İçi: O telefon neden açılmıyor?
Canımın İçi: Beni geri ara!
Canımın İçi: Çabuk!
Canım annem mesajları tek tek atarken ben hepsinin birikmesini beklerken Ali Nazik kebabımdan bir parça yedim. Annesi ve İnci bana bakarken gülümseyip, "Annem," dedim.
Canımın İçi: Siz Uras'la kavga mı ettiniz? Toprak bir şeyler anlattı ama bir de sen anlat.
Bir anda tüm dünyam altüst oldu. Yediğim yemekler boğazımda dizili kaldı. Tekrar tekrar annemin attığı mesajı okudum.
Hayır, değişmiyordu. Toprak anneme yalan yanlış bir şeyler anlatmış olmalıydı. Bunu öğrenmek için sofradan kalkıp annemi aradım. Arkadan İnci seslendi cevap vermedim arkamdan geldi.
"Mira ne oldu? Betin benzin attı. İyi misin?"
"İyiyim," dedim fakat sesim bile içime kaçmıştı. "Sen git ben hemen geliyorum."
Her ne kadar gitmek istemese de mutfağa geri döndü. Ben titreyen ellerim ile annemin numarasını tuşlayıp kulağıma yasladım telefonu. Annem telefon başında bekliyor olacak ilk çalışta açıldı.
"Mira ne oluyor?" diye bağırdı annem hidettle. Neden bağırdığını anlamadığım için daha da gerildim. Tırnaklarımı kemirirken annem söylenmeye devam ediyordu.
"Baban bunu duysa ne yapar hiç düşündün mü? Ah ah yandık biz yandık. Bereket komşular duymadı onlar duysa yanardık."
Annem taramalı tüfek gibi susmadan konuştuğu için araya girmek adına, "Anne ne oluyor?" dedim.
Annem transa girmiş gibi soruma cevap vermek yerine, "Allah'tan Toprak'ı gönderdim de bana ne olduğunu anlattı. Sana kalsa anca susarsın."
Vazıfsızın ismini duymak bile vücudumun gerilmesine sebep oluyordu. Her ne kadar bağırmak istemesem de bağırarak, "Anne anlatsana Toprak sana ne anlattı," dedim.
Şükür bu sefer transa girmeden konuştu. "Ne olacak o damat olacak Uras'ı unutamadığı nişanlısı olduğu Verda mıdır nedir işte onu anlattı."
Bir an yer sallandı zanettim ayaklarım beni taşımadı bir an boşluğa denk geldiğim için duvara tutundum.
"Sen ne diyorsun anne?"
"Ah kızm ah sen şimdi ne acılar çekiyorsundur ama merak etme ben oraya geleceğim ve seni üzen hergeleyi geberteceğim." Sesi kararlı geldiğinde ne yapacağımı bilemez bir hâlde duvar dibine çöktüm.
Bir yandan annem yanlış bir bilgiye inanırken diğer yandan Vera'yı öğrenmişti. Daha da önemlisi Toprak, Vera'yı nereden tanıyordu?
"Anne sakın gelme!" dedim telaşla. Ama annem inada bindirmişti işi illa gelecekti. "Geleceğim Mira yoksa her şeyi babana anlatırım."
Elimle alnımı ovarken annemin Uras'ı aramaması için dua ediyordum. "Anne bak ben İnci'nin sözündeyim şimdi olmaz," dedim. Annem hâlâ inatlığa devam ediyordu. Daha da ileri gitsem ters teperdi o yüzden yumuşak karnına oynadım.
"Anne bu yaptığın beni üzmekten başka bir şey yapmaz. Ne olur ben halledeceğim sen karışma."
Hattın ucunda bir sessizlik oldu. İkimiz de sessizce bekliyorduk. Ardından annem derin bir nefes bırakıp, "Tamam," dediğinde ben de derin bir nefes verdim.
"Dikkat et kendine kızım." Ve telefon kapandı. Elim yanıma düşerken Toprak'ı nasıl gebertsem diye bir plan bile yapmaya başlamıştım. Bir gelmiş ortalığı karışırtımıştı.
Yavaşça ayağa kalkıp mutfağa gitmek istedim ama aklıma Uras geldiğinde kısa bir mesaj yazdım.
Cimri Bey: Acilen buluşmamız lazım. Bir saat sonra sana atacağım konuma gel.
Saçlarımı geriye atıp telefonumu cebime koydum. Eski neşeme bürünüp mutfağa gittim. İnci ve Candan teyze gündelik bir sohbete dalmıştı. Ben de onlara katılıp yarım kalan yemeğimi yedim. Ardından Candan teyze önüme tatlı ve çay koyduğunda kalkmak için izin almıştım fakat onları yemeden kalkamayacağımı söylediğinde el mecbur onları da yedim.
Neyse ki sonunda beni bırakmıştı. Yarım saat geç de olsa Uras'la buluşacağımız çay bahçesine gelmiştim. Küçük bir arayıştan sonra sandalyesinin dibine gelen minik sarman bir kediyi sevdiğini gördüm. Dudaklarımda minik bir tebessüm ile onlara doğru ilerledim.
Ses çıkarmadan Uras'ın kediyi severken ki hâlini çektim. Uras, benim geldiğimi anlamış olacak ki doğrulup bana baktı. Geç kaldığım için kızacak sanarken aksine kalkıp sandalyemi çekti.
"Çok güzelsin," dediğinde şaşırdım çünkü ev hâlimle çıkmıştım ama Uras her zaman ki gibi kıyafetinden ödün vermemişti.
Lacivert renginden vazgeçemediği için lacivert polo yaka tişört ve krem rengi bir pantalon giymişti. "Sen de her zaman ki gibi çok şıksın."
Hafif bir tebessümle karşılık verdi. Elini bana doğru uzatıp, "Evet seni dinliyorum," dediğinde az önceki neşemden eser kalmamıştı. Ellerim masanın üzerinde tırnaklarımla oynarken boğazımı temizledim.
"Şimdi sana bir şey anlatacağım ama kızmak büyük bir tepki vermek yok."
Çenesinde bir kas seğirdiğinde konuya böyle bir giriş yapmanın pek de mantıklı olmadığını o an anlamıştım ama geri dönüşüm yoktu o yüzden devam ettim.
"Az önce beni annem aradı."
"Normal değil mi?" dedi şaşkınca. Gözleri ne olduğunu anlamak için kısılmıştı.
"Normal de..." diye geveledim. "Asıl olay Toprak."
Ve o anda bomba patladı. Uras, sinirle ellerini yumruk yapmış bana söz verdiği için büyük bir tepki veremiyordu ama sinirle boynunu iki yana eğip kütletti.
"Mira o herifin adını ağzına dahi alma lütfen."
"Tamam," dedim ellerine uzanıp ellerimi üzerine kapatıp. "Tamam almam ağzıma. Ama konu onunla alakalı beni dinleyecek misin?"
"Hayır," dedi itiraz istemeyen ses tonu. Ben ise ona inat daha yumuşak bir ses tonu ile devam ettim.
"Ama ilişkimiz açısından tehlike arz ediyor Uras bunu da mı konuşmayalım?"
"Sen o tehlike arz eden şahısı daha önce bana bildirseydin böyle bir şey olmazdı," dediğinde aynı noktaya geri geldiğimizi anlamıştım.
Sakince açıklamak isterken masamıza gelen garson ile susmak zorunda kaldım. Zavallı garson aramızda geçen fırtınadan habersiz bize gülümseyip ne istediğimizi sordu. Kısaca iki çay isteyip gönderdim.
Uras, bir açıklama beklercesine bana bakıyordu.
"Sorun sadece Toprak değil-"
"Bak hâlâ bana o herifi savunuyorsun."
Onu falan savunduğum yoktu ama Uras aklına bir kere koymuştu ve sürekli bana karşı kullanıyordu. Sinirlerime hakim olamayarak çıkıştım.
"Sorunun içinde sadece o yok Vera'da var," dediğimde sesimin ne denli yüksek çıktığını o an anlamış oldum zira tüm masalar da ki gözler bize dönmüştü. Sesimi biraz daha alçaltıp devam ettim.
"Dinlemiyorsun ki hemen parlıyorsun."
Eliyle buyur işareti yaptığında çaylarımız gelmişti. Önüme konulan sıcak çaydan bir yudum alıp anlatmaya başladım.
"Bu Vera ve Toprak nereden tanıştıysa bir şeytanlık yapmışlar," dedim. "Toprak, anneme seninle kavga ettiğimizi senin Vera'ya aşık olduğunu onu unutmadığını nişanlın olduğunu falan söylemiş."
"Siktir, ne yapmaya çalışıyor lan bu!"
Söylememek daha kuvvetli bir ihtimaldi çünkü biraz daha zorlasa gözlerinden ateş çıkacaktı. Bu yüzden toplu bir alana getirmiştim tepkisi daha az olsun diye.
"Uras vakit sakin olma vakti," diyerek yatıştırmaya çalıştım ama nafile bir çabaydı. Zaten takık olduğu adam onun hakkında bin türlü yalan söylemişti ve işin kötü tarafı annem Toprak'a benden daha çok güveniyordu.
"Bu böyle olmaz ben gidip o şerefsizi öldüreceğim," dedi kafasını hızla aşağı yukarı sallarken. Daha birçok şeyler söylemişti ama hepsini ağzının içinde mırıldanıyordu.
"Sandalyemden kalkıp yanına gittim. İnsanları umursamadan kollarımı boynuna sarıp öptüm." Sarılışım ile gevşerken ellerimi tuttu.
"Bu işi çözeceğim Mira çözeceğim."
"Güveniyorum," dedim yanındaki boş sandalyeye oturup. "Ama tek başına değil ben de varım."
İtiraz etmeye hazırlanıyordu ki susturdum. "Annem Toprak'a çok inanıyor onun eline bir koz verirsek sonumuz olur," diye tane tane açıkladım. "Sakin davranacağız. Ben Vera tarafına bakacağım sen de Toprak."
Yumruk yaptığı elini avucuna vurup, "Şimdi elime düştün," dedi.
"Hayır hayır amaç o değil." Telaşla elimi yüzünde sallayıp daldığı rüyadan çıkardım. "Amacımız onu etkisiz hâle getirmek."
Kaşları çatılırken bunun nasıl olacağını düşündüğüne emindim ve öyle de oldu. Ellerini masada birleştirip öne eğildi. "O nasıl olacak?"
Yüzümde bilmiş bir gülümse ile çayımdan bir yudum aldım geri bırakırken, "Aşık edeceğiz," dediğimde Uras beklemediğim bir tepki ile, "Kime? Sana mı?" diye bağırdı. "Mira onu unut yok! Öyle bir şey."
"Saçmalama istersen," dedim göz devirirken. "Bana değil Vera'ya." Aklıma gelen ihtimal ile vücudum gerildi. "Tabi hâlâ Vera'yı sevmiyorsan," dedim imayla.
"Tabi ki de sevmiyorum ama o iş nasıl olacak?"
"Sen o işi bana bırak," dedim ayaklanırken. "Mira Çelik o işi de halledecek."
"Elimize yüzümüze bulaşmasın da," diyen homurtusu ulaştı kulağıma ama cevap vermedim. Bir şekilde o iki şeytandan kurtulmam gerekiyordu ve bunu en iyi yapabileceğim şey onları birbirine aşık etmekti.
Uras'la yollarımız ayrıldığında ben evin yolunu tutmuştum. Evde kapıyı İnci açmış babasının ve kardeşinin geldiğini söylemişti. Salona geçip İnci'nin babası, Bahattin amcaya selam verdim.
Sağ olsun beni kızından ayırmadan severdi. Biraz sohbet ettikten sonra yol yorgunu olduğum için odama çekildim. Çekildim çekilmesine ama gözüme bir gram uyku girmiyordu.
Uras'a, ben hallederim demiştim ama nasıl yapacaktım. Ben kendi aşk hayatımı daha yeni düzene koymuşken onları nasıl birbirine aşık edecektim?
Yedin bir bok Mira halledeceksin artık.
İç sesimin de maşallahı vardı. Bana yardım etmek yerine köstek oluyordu.
Uras'ın seni sevdiğini öğrenmek için nasıl yapay zekaya sorduysan yine sor.
Lafımı kesinlikle geri alıyordum. Canım iç sesim bana her zaman yardım ediyordu. İç sesime hak vererek telefonuma uzandım. Uras'ın bana aşık olduğunu anlamak için nasıl yapay zekaya sorduysam şimdi de iki kişiyi nasıl birbirine aşık edebileceğimi sorabilirdim.
Sonuçta yuva yapmak sevaptı.
Yapay zeka uygulamamı açıp hemen sorumu yazdım.
"İki kişiyi birbirine nasıl aşık edebilirim?"
Anında cevap geldi. Tırnaklarımı kemirirken hızla yazıları okuyordum.
"Aşk, doğrudan müdahale etmesi oldukça zor bir psikolojik ve duygusal süreçtir Mira. Bir algoritma yazıp iki insanı otomatik olarak birbirine bağlayamazsın; ancak aralarındaki çekimi artıracak uygun ortamı hazırlayabilirsin.
İşte iki kişi arasında duygusal bir bağ kurulmasına yardımcı olabilecek temel stratejiler:
1. Ortak Deneyimler ve Heyecan Yarat
Adrenalin Etkisi: İnsanlar heyecan verici anlarda yükselen kalp ritmini yanlarındaki kişiye karşı bir çekim olarak yorumlama eğilimindedir. Birlikte bir lunaparka gitmeleri, korku filmi izlemeleri veya yeni bir etkinlik denemeleri aralarındaki bağı güçlendirebilir."
Güzel bir fikirdi. Onları tek başına oraya götüremezdim ama eski arkadaşlık ayağına hepsini bir arada toplayabilirdim.
"2. Ortak Noktaları Ön Planı Çıkar
İnsanlar kendilerine benzeyen, benzer değerlere ve ilgi alanlarına sahip kişilere çekilir. İkisinin de ortak keyif aldığı konuları (müzik, hobiler, mizah anlayışı) konuşabilecekleri ortamlar oluşturabilirsin.
3. Sürekli Maruz Kalma Etkisi
Psikolojide Mere-Exposure Effect olarak bilinen bu duruma göre, insanlar sıklıkla gördükleri ve güvenli hissettikleri kişilere karşı zamanla daha fazla sempatik duygu besler. İkisinin doğal ve zorlama olmayan yollarla bir araya gelmesini sağla.
4. Birbirlerini Dinlemelerini Sağla
Derin ve samimi sohbetler bağ kurmanın en kestirme yoludur. İkisinin yüzeysel konulardan çıkıp hayalleri, geçmişleri veya değerleri hakkında konuşabilecekleri sakin alanlar yarat.
Küçük Bir Not: Aşk kontrol edilemeyen bir kimyadır Mira. Sen sadece uygun zemini hazırlayan bir katalizör olabilirsin; gerisi tamamen onların arasındaki uyuma bağlıdır."
Ama ben de Mira'ysam o ikisini yapacaktım. Hatta İnci'den yardım alacaktım. Nasıl ben ve Uras için çöpçatanlık yaptıysa Toprak ve Vera içinde yapmalıydı.
Ben planı kurarken yavaş yavaş uyku beni kendine hapsediyordu. Daha fazla direnmeden göz kapaklarım kapandı ve güzel uykunun içine kendimi bıraktım.
♣️
Zamanın çabuk geçtiği bir anı söylememizi isteselerdi ben en özel günler derdim zira ani bir kararla büyük bir nişan merasimi yapılmaya karar verilmişti. Nasıl oldu diye sormak isterseniz eğer ben de bilmiyorum.
Güzel bir uykunun ardından acıkan karnımı doyurmak için mutfağa geçmiştim. Kimse olmadığı için bir bardak su içip salona geçtiğimde tüm aile toplanmış hararetle bir şeyler tartışıyorlardı.
Sonuç ne miydi?
En acilinden ayarlanan düğün salonunda İnci'nin nişanı yapılacaktı ve nişan bu akşamdı.
İnci'nin sırtını sıvazlerken bir yandan da kardeşi Zafer'e kaş göz yapıyordum ters bir şey söylememesi için.
"Her şey hallolacak İnci sen canını sıkma."
İnci, ağlamaktan akan burnunu bir daha çekip başını omzuma yasladı. "Ya nasıl hallolacak Mira." Sinirle başını kaldırıp bakışlarını düz duvara sabitledi. Dişlerinin arasından, "O Nilsu'yu geberteceğim," dedi.
"Şşş," diyerek saçlarını okşadım. "Bugün en özel günün onu düşünüp de kendini sinir etme." Saate bakıp ayaklandım. "Ayrıca sen burada böyle ağlamaya devam edersen hiçbir şeyi yetiştiremezsin."
Kolundan tuttuğum gibi ayağa kaldırdım. Ellerimi birbirine vurup Zafer'e döndüm. Zafer başına gelecekleri anlamış gibi ellerini havaya kaldırıp kaçmaya çalıştı.
"Sakın," dedim İnci'yi bırakıp Zafer'e doğru koşup. Bir kedinin eniklerini ensesinden tutması gibi tuttum ensesinden. "Sana bir numara vereceğim arayacaksın, Mira abla arattı diyeceksin ve onjnla o düğün salonunu cillop gibi yapacaksınız."
İnci de yanıma geldiğinde kulağıma doğru, "Sen niye aramıyorsun?" diye fısıldadı.
"Şimdi ben ararsam on saat konuşuruz," diyerek açıkladım. Zafer'e numarayı verip İnci'yi kolundan tuttuğum gibi odasına götürdüm.
Burada da bir dikiş makinesi ve onladca kumaş vardı. Başımı dertli dertli kaşırken ne yapabileceğimi düşünüyordum. Bir elbisesi vaedı ama o da aile arasında olacak diye sadeydi ama İnci, o Nilsu cadısına inat en güzel elbiseyi giymek istediğine emindim.
İnci, içinde olduğumuz çıkmaza ağlamak üzereyken masanın üzeründeki çantasını alıp fırlattım.
"Çıkıp bir şeyler bakıyoruz ağlamak yok!" diye bağırdım. Sokağa adımımızı attığımızda aklıma gelen ile durdum. "Can'a haber verdin değil mi?"
"Verdim verdim," dedi artık onun da kendine güveni gelmişti.
Yarım saat sonra çarşıya gelmiştik. Ayaklarımız şişene kadar her yeri dolaşmıştık fakat İnci, içine sinen bir elbise bulamadığı için elimiz boş eve dönmüştük.
Evde bizden başka kimse yoktu ve nişana sadece dört saat kalmıştı. İnci, bu duruma da ağlar diye düşünürken dimdik ayağa kalkıp kendinden emin duruşunu takındı. Gözlerinde parlayan o parıltıları gördüğümde aklına parlak bir fikir geldiğini anlamıştım.
Kolumdan tuttuğu gibi odasına çekip yüm kumaşları yatağına yığdı. Bu duruma pek sıcak bakmıyordum zira sofırdan bir elbise dikmek için dört saat yeterli olmayabilirdi.
"İnci sıfırdan bir elbise dikmek için geç değil mi?" dedim korkarak. Yanlış bir şey anlamasından korkuyordum. Ama İnci, beni şaşırtarak, "Sıfırdan değil Mira ekleme yapacağım," dediğinde şaşkınca kapının arkasından aldığı elbiseye bakıyordum.
Tam bir şey soracakken kapı çaldı. İnci hiç istifini bozmayınca ben bakmak için kalktım. Çalan kişi pqrmağını zilden kaldırmıyor olacak ki zil hiç susmadan çalmaya devam ediyordu.
"Çatladın ha!" diye söylenerek kapıyı açtım. Karşımda iki büklüm ha düştü ha düşecek Zafer'i gördüğümde telaşla eğildim. "Zafer, iyi misin?"
Zafer, derin derin nefesler alırken alttan bir bakış attı. "Sence?" derken elindeki kutuyu kucağıma fırlattı. Refleksle kutuyu tuttuğumda en şaşkın bakışlarım kutudaydı.
"Bu ne ve senin bu halin ne?"
"Nişanlın olacak adam tüm işi bana yaptırdı." Uras'ı öldürecekmiş gibi bakıyordu ama çokta takmadım. Uras kendi başının çaresine bakardı.
"Bunu da Can abi verdi ablama verecekmişsin."
Geçmesi için kenara geçerken Zafer paytak adımlarla salona geçti. Yarım saate beni uyandırın."
Bağırmasına ses vermeden odaya girdim. İnci, çıkardığı kumaşlar ile elbisesine ek yapmaya çalışıyordu.
Kutuyu göz hizasına sokup salladım. Gelişimi duymamış olacak ki aniden bağırıp damağını çekti.
"Kızım, insan bir ses verir ya korkuttun."
"Pardon." Kutuyu elimden aldığında sağına soluna bakıyordu. "Kim getirdi?"
"Zafer getirdi. Ona da Can vermiş."
Can'ın ismini duyması ile kutuyu açması bir oldu. Kutuya öyle bir eğilmişti ki içinde ne olduğunu görmek için bir sağa bir sola bakıyordum ama nafile bir çabaydı.
İnci, kutunun içindekini gördüğünde bir anda dondu kaldı. Ciddi anlamda beş saniye kadar kal gelmiş gibi hareketsiz kaldı, ardından büyük bir çığlık döküldü dudaklarından.
"İnci, sakin-" demeye kalmadan bana dönüp kutunun içinden çıkan elbiseyi gösterdi. O an ben de küçük dilimi yutmuştum. En iyi modacıların elinden çıkan sınırlı sayıda üretilmiş olan o elbise şu anda Gaziantep'te, İnci'nin odasında, iki şaşkın bakışın arasında bize göz kırpıyordu.
Tam da İnci'nin istediği gibi şaşalı taşlı pullu tam ben buradayım, diye bağıran bir elbiseydi.
İnci, Can'ı aramak için çıktığında ben elbiseyi incelemeye başladım.
Gece mavisi, üzerinde el işçiliğiyle işlenmiş altın sarısı işlemeler ve kristal taşlar vardı. Kesimi vücudunu saran korsesi vardı. Aşağıya doğru genişleyen pelerimi ve balık kesimi ile tam bir şaşafat içindeydi. Asıl ancak şoku arkasına baktığımda yaşadım.
"Çüş!" demekten kendimi alamadım. Sırt kısmı açıkta kalırken en özel taşlardan yapılmış bir zincir vardı.
Kesinlike kırk yıl konuşulacak bir nişan elbisesiydi.
"O Nilsu cadısı şimdi hasetinden çatlar," diyerek odaya girdi İnci. Sesi de kendisi de bu durumdan oldukça memnundu. Elbiseyi özenle kutuya yerleştirirken hâlâ Can'a iltifatlar yağdırıyordu.
"Nasıl da yetişti ama değil mi Mira?"derken sesi oldukça hülyalıydı.
"Evet," dedim bininci kez aynı soruya.
"Tam evlenilecek adam."
"Evleniyorsun zaten."
"Yarabbi şükür," derken ellerini yüzüne sürmüştü. Ben de, "Amin," diyerek odadan çıktım.
İnci, kardeşini dürterek kaldırırken Zafer, söylene söylene dikeldi. Ağzını kapatma gereği duymadan esneyip bize baktı.
"Kuaföre götür bizi." R,ca feğil bir emir tarzında söylemişti fakat Zafer, tartışmak yerine gözlerini ovup kalktı. Nişanlanıyor diye tolerans göstermiş olmalıydı.
"Annem nerede?" dedi İnci arkadından ilerlerken.
"Onlar da kuaförde."
Başka bir konuşma geçmeden arabaya bindik. Zafer, bizi kuaföre bıraktığında basıp gitmişti. Candan teyze bizi kapıda karşıladığında İnci'nin elindeki kutuya baktı.
"Bu ne kıızm?"
"Nişanlığım," derken etrafa bakıyordu. İstediği kişiyi görmesi ile daha da gerinerek içeri girdi. Canım arkadaşımı tanıyorsam bunu o Nisu'nun gözüne sokmadan nişana adımını atmazdı.
Nilsu koltuğunda bize doğru dönüp ikimizi de süzdü. Bakışlarındaki iğneleyicilik yerli yerindeyken ağzını büzüp, "Nişan da aceleye gelmiş duyduğuma göre hazırlıkların tam mı bari tatlım," dedi.
İnci, keyfini hiç bozmadan kutuyu çalışana verip boş bir koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne atıp saçındaki tokayı çıkardığında kumral uzun saçları omuzalarına döküldü.
"Biliyor musun Nilsu her şey o kadar güzel ki iyi ki son dakika değişikliği yapmışım."
Nilsu, inanmamış bir şekilde İnci'ye bakıyordu. Eliyle Candan teyze'ye işraret edip, "Candan teyze pek de öyle demedi ama," dediğinde İnci sert bakışlarını annesine çevirdi ama Nilsu'ya da pabuç bırakmadı.
"Heyecan ve stres tatlım." İmayla ekledi. "Sen de tattın bu duyguları beni en iyi sen anlarsın."
Sonunda konuşma saçı yapacak ablanın gelmesi ile bitti. İnci'nin ısrarlarımile benim de saçım yapılmaya başlamıştı.
"Abartı bir şey olmadın hafif dalga verseniz yeter," dediğimde abla kafasını sallamıştı.
Canım sıkılmaya başladığında telefonumu çıkarıp Uras'a mesaj yazdım.
Mira: Ne durumdasınız? İşler bitti mi?
Sanki telefonun başında bekliyormuş gibi hemen cevap geldi.
Cimri Bey: Bitti her şey çok güzel oldu. Siz de durumlar ne?
Mira: Her şey olağan durumda
Kendimi çekip attım. Kısa bir süre mesaj gelmedi. Tam ne oldu diye yazacakken mesaj geldi.
Cimri Bey: Çok güzlesin be kızım. Şöyle güldün mü kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor.
Gülümsemem işten bile değildi. Hemen bir mesaj daha yazdım.
Mira: Gülmeyeyim o zaman 😓
Ne yazacağını az çok tahmin edebiliyordum zaten mesaj da hızla geldi.
Cimri Bey: Sen gülmeyince hayatım eski renksizliğine geri dönüyor Mira. Sen gül ki ben de hayata bağlanayım.
Mira: Kim veriyor sana bu süslü cümleleri. Doğru söyle googledan bakıp mı yazıyorsun?
Cimri Bey: Senden sonra bir güncelleme geldi direkt aklıma geliyor.
Mira: Hadi öyle olsun tamam. 😶
"Senin iş tamam ablam makyaj da ister misin?"
Ablanın sesi ile kafamı telefondan kaldırıp kendime baktım. İstediğim gibi sade bir şey yapmıştı. Teşekkür edip kibarca reddetim. Telefonu cebime koyup kalktığımda İnci'nin makyajı yapılıyordu.
Saçını enseden topuz yaptırmıştı. Elbisesinin modeline uygun bir modeldi. Makyajını ise daha sade tonlarda tutmuştu. Kahverengi tonlarında far sürmüşler zarif bir eyeliner çekmişlerdi. Yüzü ne parlıyor ne de soluk kalıyordu. Şeftali tonlarında allığı ve ruju ile tam bir bütünlük sağlamıştı.
Gözlerimiz aynada kesiştiğinde en güzel bakışlarımı sundum.
Candan teyze dilinde duaları ile İnci'nin etrafında döndü. "Maşallah maşallah kızım çok güzel oldun. Allah nazarlardan saklasın."
"Amin," dedik hep beraber. İnci giyinmek için gittiğinde
Ablanın sesi ile kafamı televondan kaldırıp kendime baktım. İstediğim hibi sade bir şey yapmıştı. Teşekkür edip kibarca reddetim. Telefonu cebime koyup kalktığımda İnci'nin makyajı yapılıyordu.
Saçını enseden topuz yaptırmıştı. Elbisesinin modeline uygun bir modeldi. Makyajını ise daha sade tonlarda tutmuştu. Kahverengi tonlarında far sürmüşler zarif bir eyeliner çekmişlerdi. Yüzü ne parlıyor ne de soluk kalıyordu. Şeftali tonlarında allığı ve ruju ile tam bir bütünlük sağlamıştı.
Gözlerimiz aynada kesiştiğinde en güzel bakışlarımı sundum.
Candan teyze dilinde duaları ile İnci'nin etrafında döndü. "Maşallah maşallah kızım çok güzel oldun. Allah nazarlardan saklasın."
"Amin," dedik hep beraber. İnci giyinmek için gittiğinde Candan teyze akmaya hazır bekleyen yaşlarını eliyle silip bana döndü.
"Sonunda İnci'min mürtüvetini görüyorum ya çok şükür kızım," dediğinde arkadan Nilsu haddi olmamasına rağmen araya girdi.
"Senin kızın daha böyle devam ederse bu adayı da kaçırır Candan teyze."
Candan teyze, Nilsu'nun laflarına şok içinde kalırken ben ona doğru adımlayıp önine geçtim. Kimse benim arkadaşımın ardından konuşamazdı.
"Sana bu cesaret İnci gidince geliyor herhalde," derken sesim oldukça kendinden emindi. "İnci'nin yanında da söylesene."
Benim bu çıkışımı beklemiyor olacak ki bir anda gerildi ama hemen toparlandı. Burnunu dikip bana karşılık verdi. "Önünden de arkasından da konuşurum. Bemim kimseden korkum yok."
"Ona ne şüphe, dedim alayla. Ondan mı mahalleyi İnci'ye karşı kışkırtıyordun?"
Yaptıklarının ortaya çıkmadı ile daha da gerildi. Elleri yumruk olurken bunu benden saklamak için ellerini arkasında saklayıp yükünü tek ayağına verdi. "İnci'den duyduğun yalan bilgileri bana mı satıyorsun sen? Zavallısın gerçekten, onu koruyacağım diye gereksiz triplere giriyorsun."
"İnci'nin, benim korumama ihtiyacı yok. Ben sadece haddini bilmeyenlere haddini öğretiyorum o kadar."
İkimizin de bakışları kapıdan içeriye tüm ihtişamı ve güzelliği ile giren İnci'ye kaydı. Elbisesi, saçı ve makyajı ile bir bütün olmuştu. Ellerimi birbirine vurup gelişini alkışlarken Nilsu yanımda kudurmakla meşguldü.
"Senin elbisen bu değildi bunu ne ara aldın?" dedi Candan teyze. Yanına gidip ellerini tuttuğunda akmaya meyilli gözyaşları sicim gibi yuvarlandı teninde. İnci ağlamamak için dirense de onun da duygusal bir an yaşadığına emindim. Nilsu bu duruma katlanamamış olacsk ki eşyalarını toplayıp çıkarken İnci arkasından bağırdı.
"Nasıl olmuşum bir şey demeyecek misin tatlım?"
Nilsu, dönmeden, "Hayatımda gördüğüm en iğrenç nişanlık," diye bağırdı. "İngiltere'de değilsin Gaziantep'tesin bunu unutma."
"Oraya gideriz nişnlımla. Sana da fotoğraf atarım tatlım."
Kapı sertçe kapandığında İnci duygusal halinden sıyrılmış neşeyle gülmeye başlamıştı. Ağlayan annesinin gözyaşlarını silip, "Bugün ağlamak yok bugün güleceğiz."
"Güleceğiz tabi," dedim sımsıkı sarılırken.
♣️
"Arkasını tutuyorum sen önünü kaldır da yürü."
Bizi almaya Uras gelmişti. Can, düğün salonunda bekliyordu çünkü İnci öyle istemişti.
"Anne sen de çantamı al bak içinde telefonum var kaybetme."
İnci'nin stresi hepimize geçtiği için artık biz de stresliydik ve bu durumda herkes herkese bağırıyor kimse birbirini dinlemiyordu.
"Takı kurdelesini aldınız mı?" diye bağırdı Candan teyze İnci'nin sorusunu es geçip.
"Çanta ve telefon ben de takı kurdelesi de tamam," diyerek ortlığı sakinleştirmeye çalıştım. Kuaförün önünde Uras'ın gece mavisi maseratisi kapının önünde görüldüğünde Uras, arabadan inip yardıma geldi.
Gözleri ilk ben de kaldı. Uzun uzun baktı sanki zaman ve yer kvramı yokmuş da biz bulutların üstündeymişiz gibi bir an yaşıyorduk.
"Zümrüt rengini tercih ederim ama bu da çok güzel olmuş."
Geçmişe yaptığı atıf ile hafiften yanaklarımın kızardığını hissediyordum. O zamanlar bana dair bir hislerinin olmadığını düşünürken bile giydiğim elbisenin hatrında kalması hoşuma gitmişti.
Şimdi ise üzerimde toz pembe dizlerimin bir karış altında biten hafif dökümlü şifon bir elbise vardı. Gaziantep sıcağında en rahat elbise olabilirdi.
"Teşekkür ederim. Sen de çok şık olmuşsun." Siyah gömlek ve kumaş pantalonu ile her zaman ki gibi karizmaydı. Ellerime uzandığında tuttuğum çanta ve içinde gerekli olan eşyaların bulunduğu poşeti aldı.
"Ay Uras o poşette yelpaze vardı verir misin onu?"
Bagaja koyduğu çantaları karıştırken, "Hangisinde," diye bağırdı.
"Bir tane poşet var onda işte."
"Heh buldum." Uzattığında elinden alıp İnci'nin yüzüne salladım. Yakın arkadaş ve nedime olmak bunu gerektiriyordu. İnci, yüzüne gelen serinlik ile gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi.
"Sağ ol Mira çok iyi geldi."
Candan teyze öne oturmuş biz arkada düğün salonuna doğru ilerliyorduk. Hava kararmaya başlamış insanlar yavaştan salonu doldurmuştu. İnci'yi arka kapıdan hazırlık odasına girdik. Can, heyecanla bir sağa bir sola dönerken İnci'yi görmesi ile olduğu yerde kaldı.
Gözle görülür bir şekilde yutkunurken dudakları bir şey söylemek için aralandı ama bir şey diyemedi. İnci zarif adımlarla Can'a ilerlerken Can sonunda bacaklarına söz geçirebilmiş olmalı ki İnci'ye doğru adımladı. İki aşık ortada birbirlerine sıkıca sarılırken biz bu güzel ana eşlik ediyorduk yüzümüzde bir gülümseme ile.
Onları yalnız bırakıp misafirler için ayrılan masalardan birine geçip oturduk. İkimiz de son yaşanan olaylardan dolayı gergindik ama bunu belli etmemeye çalışıyorduk ya da öyle düşünüyorduk.
Ortamda hafif müzikler çalarken Uras, kulağıma eğilip, "Şu birbirlerine âşık etme planın hâlâ geçerli mi?" diye sordu. Onun da tedirgin olduğunu biliyordum ama yapacak bir şey yoktu. Kendimizden uzak tutmak istiyorsak bunu yapmalıydık.
"Geçerli Uras. Ne yapıp edip onları birbirine âşık edeceğiz."
Tam itiraz edecekken salona İnci ve Uras giriş yaptı. Toplu bir isteme töreni olacağı için kendileri için ayrılan yere doğru ilerlediler. Ortamda büyük bir alkış koptu.
İnci, Can'ın kahvesini getirmek için gittiğinde ailelerde kendi arasında bir konuşmaya daldı. İnci'nin topuk sesi ortamda yankılandığında tüm bakışlar ona döndü. İnci, zarif bir hareketle kahvesini uzattığında Can cebinden bir gül çıkarıp tepsiye bıraktı. Bu jesti herkesten büyük bir alkış alırken Can, usulca kahveden ilk yudumunu aldı.
"Bence şekerli."
Dilimi damağıma vurup, "Tuzlu," dedim. "Hatta tüm tuzluğu boca etmediyse ben de Mira değilim."
Uras, görelim bakalım bakışlarını atıp Can'a döndü. Can içtiği yudumdan dolayı yüzünü buruşturmamaya çalışıyordu ama nafile bir çabaydı zira aniden öksürmesi ile suya uzanması bir oldu.
"Bingo," derken hafifçe elimi yukarıya kaldırmıştım. Uras'a omuz atıp kıkırdadım. "Ödülüm ne?"
"Ne istersin?" derken gözlerime öyle bir bakıyordu ki ne istesem verecekmiş gibiydi.
"Hımm... Ne istesem ki?" Düşünür gibi yapıp elimi çeneme koydum. Uras'da beni taklit edip, "Ne versem acaba?" dedi.
Aklıma gelen fikir ile elimi şıklattım. "Buldum," dedim heyecanla. Uras, yüzüme gelen bir saç tutamını kulağımın arkasına itti. "Parlak zekan acaba ne buldu?" Kulağımda ki eli yavaşça yanağıma değdiğinde başparmağı ile okşuyordu. İçim bir hoş olurken gözlerine bakıp fısıldadım.
"İnternetini bir ay boyunca ben kullanacağım sen kullanamayacaksın."
Gözleri bir an açılsa da hemen eski hâline dönmüştü. Dudaklarında yarım bir tebessüm peyda olurken bir anda gülmeye başladı.
Neyse ki herkes kendi hâlindeydi de bizi görmediler.
Trip moduna girip kendimi geri çektim. Kollarımı göğsümde bağlayıp suratımı astığımda anca gülmesini bastırabilmişti.
"Senin şu deve kinini ne yapacağız ya?"
Gözlerimi kısıp öne eğildim. "Ben de mi deve kini var. Hadi oradan," diye elimi salladım. "İnternetine girdim diye yapmadığın şey kalmadı."
"Gelip isteyebilirdin."
"İstesem verecek miydin?"
"Hayır."
Bu adamın bu kadar açık sözlü olması bazen canımı çok sıkıyordu.
"O zaman neden bunu konuşuyoruz?" diyerek bu saçma sohbeti kapatmaya çalıştım.
"Konuyu açan sensin sevgilim."
"Az önce ne dedin?"
"Konuyu açan sensin dedim."
Gözlerimi devirip elimi salladım. O kelimeyi bir daha duymak istiyordum. "Diğeri ya diğeri."
Onun da kaşları çatılmıştı. "Hangisi Mira bunu dedim işte."
"Ya başka bir şey dedin ya ne dedin?"
"Ha sen onu soruyorsun?"
"Evet!" diye bağırdım. "Cümlenin sonunda o kelimeyi soruyorum hani tekrar ederken arada yok ettiğin o kelimeyi."
Gülümsemesini saklamaya çalışıyor eli ile çenesini kaşıyordu. Pis adam benimle uğraşmak hoşuna gidiyordu.
Kollarını çözüp sandalyesini biraz daha yaklaştırdı. Kendimi geri çekip yana döndüm.
"Bilemedim şimdi," derken oldukça ciddiydi. "Biraz ipucu verir misin?"
"Vermem!" dedim sinirle. Gitmek için ayağa kalktığımda kolumdan tutup beni tekrar sandalyeye oturttu. Ellerimi ellerine alıp tuttuğunda, sanki efsunlu bir kelime söylermiş gibi fısıldadı. "Sevgilim."
Kızmak istedim beni bu kadar uğraştırdığı için trip atmak istedim ama olmadı. Gözleri gözlerime öyle bir bakarken ellerini ellerimde hissederken bunu yapmak hiç kolay değildi.
Eğilip alnını alnıma yasladı. "Sevgilimsin Mira," dedi sesi titrerken. "Hayatımın anlamısın."
"Sen de benim."
Bir alkış koptuğunda birbirimizden ayrıldık. İsteme gerçekleşmiş yüzükler takılacaktı. İnci'nin gözleri beni aradığında ayaklanıp üstümü düzelttim. Tepsiyi ben tutacaktım.
Yüzük tepsisi ile yerimi aldığımda kurdeleyi kesmek için Harun Bey'i görevlendirmişlerdi.
Harun Bey, besmele çekip ilk İnci'nin ardından Can'ın yüzüklerini taktığında makası kurdeleye değdirdi. Tam makas kesmiyor diyecekken Harun Bey sözü devraldı.
"Makasta kesmiyor," dedi imayla etrafa göz atıp. Can, işin uzamasını istemiyor olacak ki cebinden paraları çıkarıp tepsiye koydu. Tepsideki paralar ile gözlerim ışıldarken dudaklarımı kıpırdatıp, "Allah bereket versin enişte," dedim. Can, duymuş olacak ki sadece göz kırptı.
Harun Bey, kurdeleyi kestiğinde İnci ve Can'ın yüzlerindeki mutluluk görülmeye değerdi.
♣️
"Hadi Uras Bey hadi hadi..." Pistin ortasında oynarken bir yandan da hâlâ utangaçlığını atamayan Uras'a gaz veriyordum. "Ya geçen sefer ki gibi hadi ama."
Uras, hâlâ çekingen çekingen ellerini açıp şıklatırken kolundan tuttuğum gibi kenara çektim. Bu çocuğa kesinlikle oyun havalarını öğretmem gerekiyordu.
"Ritme ayak uydur gerisi gelir," diye bağırdım ama nafileydi. İnatla kaçmaya çalışıyordu.
"Kendi düğünümüz de oynasam."
"Düğün de oynayacaksın yani?"
"Evet, ama burada değil lütfen ben oturayım."
"Olmaz Uras, arkadaşlarımız bize kırılır hadi."
Kolundan tuttuğum gibi pistte yanıma aldım. Ben çoktan ritme kendimi bırakmış salınırken bir yandan da Uras'a omuz atıyordum.
"Bana bak oynamazsan eğer internetini bir ay değil bir yıl alır sana hiç kullandırtmam."
Tehdidimden korkmuş olacak ki hemen oynamaya başladı. "Bir ay."
Güldüm. Bu adamın internet ile ayrı bir bağı vardı bunun başka bir açıklaması olamazdı.
"Hatta şifreyi sana da vereyim."
Başka bir oyun havasına geçerken başımı kopacak kadar çok salladım. "Olmaz! Anlaşma var bir kere." Ardından Uras'ı da peşimden sürükleyip İnci ve Can'ın yanına gidip karşılıklı oynadık.
♣️
Gecenin geç saatlerinde artık salonda sadece akraba ve arkadaşlar vardı. Pistte ise bitmek bilmeyen enerjilerimiz ile biz.
İnci, şarkıları çalan abinin yanına gidip bir istek listesi verdiğinde ortamda Tarkan'ın neşeli sesi doldurdu. İnci ellerini havaya kaldırmış kendinden geçerek oynarken ben de ona eşlik ediyordum.
Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim
Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim
Uras'ı işaret edip daha da bağırdım.
Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim
Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, bir sana verdim
Uras ve Can'da bize eşlik ettiğinde deli gibi elimizi kolumuzu sallayıp eğlendik.
Bi' yerlerde şenlik olsa
Sebeplensek, eğlensek
Felekten bir gece çalsak
Dırdır edip söylenmesen
Kan ter içinde eğlensek
Son gülenin hatrına...
