10. bölüm · Aşkın Mimarisi
Bölüm 10: Yıldızların Altında Dans
Keyifli okumalar dilerim ✨
Hayatımın dönüm noktaları elbette olmuştu. Bunlar; Üniversite okumak için aile evinden ayrılışım, kendi evime çıkışım, ve tabi ki de Uras.
Hiçbir baskı olmadan çok yattın diyen olmadan güzel bir uyku çekmiştim. Aslında telefon çalmasa daha da güzel uykular çekerdim fakat art arda susmak ne demek bilmeyen telefonum sağ olsun tüm güzel uykumu bölmüştü.
"Buyrun Gizem Hanım." Sesimin bıkkın çıkmaması için üstün bir çaba sarf ediyordum. Harun Bey biraz çıtlatmış olacak ki, "Kusura bakma Mira. İnan acil olmasa seni uyandırmazdım," diyerek konuya giriş yaptı.
"Önemli değil Gizem Hanım. İş iştir buyrun." Neticede faturalar, ev kirası, ihtiyaçlarım kendiliğinden görünmüyordu. Her ne kadar yorgun olsam da paraya ihtiyacım vardı.
"Aslansoy Holdinge gelmen lazım. Konuşacaklarımız var."
"Ajansa geleyim Gizem Hanım. Neden oraya geliyorum?" dedim. Daha afyonumun patlamamış olduğunu nasıl da belli ediyordum.
"Ortak bir toplantı Mira. Hadi bir saate bekliyorum."
Ben daha bir şey demeden telefon kapandı. Yatakta dönüp başımı yastıklara gömdüm. O kadar fazla uykum vardı ki. Ama bir daha çalan telefonla gömdüğüm yastıklara doğru bir çığlık attım. Çığlıklarım yastıkta kaybolup giderken, kolumu komodine doğru uzatıp çağrıyı yanıtladım.
"Buyrun Gizem Hanım, daha erken gelmemi mi istiyorsunuz?"
"Aslında şu nikah işini daha erkene alsak hiç fena olmaz," dedi bir erkek sesi. Boğuk ve derinden gelen bu erkek sesi de aynı benim gibi yeni uykudan uyanmıştı.
"Ne nikahı beyefendi siz kimsiniz?" dedim sesimi olduğundan daha ince ve tiz çıkarak. Sabah sabah aramasının acısını çıkarıyordum.
"Mira benim Uras." Sesi yeni uyanmış halinden sıyrılmış yerine panik dalgası kurulmuştu. "Bak dalga geçiyorsan-"
"Ne dalgası beyefendi beni arayıp nikah diyen sizsiniz," dedim. Gülmemek için yanaklarımın içini dişledim. Karşı taraftan bir ses gelmeyince telefonu kulağından çektiğini anladım. Ardından tekrar ses yükseldi.
"Ama Baş belası yazıyor," dedi. O an kalbim erime moduna geçmişti. Beni ismimle değil taktığı lakap ile kaydetmişti. "Kusura bakmayın hanımefendi yanlış numarayı kaydetmişim galiba."
Daha fazla oyunu sürdürmek istemediğimden kendi ses tonuma dönüp, "Yanlış değil doğru," dedim.
"Mira!" Sesi öyle bir rahatlamıştı ki. "Kızım sen harbi baş belasısın," diye söylendi. Göremeyeceğini bildiğim hâlde omzumu kaldırıp indirdim.
"Ya sabah sabah uykulu hâlimle. Ya gerçekten başkası olsaydı. Yapma şöyle şakalar."
"Sen niye sabah sabah beni arıyorsun zaten uykumu alamamışım," diye trip moduna girdim.
"Ben de alamadım ama Harun Bey çağırdığı için kalktım." Karşı taraftan bir hışırtı sesi geldiğinde yatağından kalktığını düşündüm. "Ben de dedim ki Mira ile konuşursam uykum açılır."
"Açıldı yani?" diye geveledim cümleleri ağzımın içinde. Yataktan kalkıp dolabımın önüne geldim.
"Açıldı. Güne seninle başlamak haneme artı puan yazdı daha mutlu ve enerjiğim."
"Ne renk takım giyeceksin?" dedim konudan bağımsız. Neden sorduğumu anlamadı ama cevapladı.
"Lacivert. Niye sordun ki?"
"Merak ettim sadece," diyerek geçiştirdim. "Hadi kapa artık bir saate şirkette olmam lazım."
"Tamam görüşürüz."
"Görüşürüz," dedim ve telefonu kapattım. Hemen dolaptan lacivert blazer ceketimi, beyaz bir crop ve lacivert kumaş pantolonumu çıkardım. Bugün Uras ile aynı giyinmek istedim.
Aynada kendime bakarken, "Maşallah kızım maşallah," diyerek kendimi kendimce nazardan korudum. Saçlarımı topuz yapmak yerine düzleştirip açık bıraktım.
Çantamı da koluma taktığımda hazırdım. Kapıyı açıp çıktığımda asansörde Uras ile karşılaşırım diye dua ederek ilerledim. Fakat yoktu.
"Adi herif beni beklemeden gitmiş miydi?"
Sinirle düğmeye bastım. Asansör kapıları açıldığında içeriye girip kat düğmesine bastım. Yavaş yavaş katları inerken içten içe Uras'a kızmıştım. "Madem aradın niye beklemiyorsun?" Kapılar açıldığında çıkmış bir yandan da çıkmadan çantama attığım arabamın anahtarını arıyordum. "Buzlar kralı işte. Ne bekliyorsam."
"Buzlar kralına geri mi döndük yani?"
Arkamadan yükselen sesle bir anda olduğum yerde hopladım. Sinirle arkama dönüp damağımı çekerken Uras, pişkin pişkin sırıtıyordu.
"Ne sessiz sessiz geliyorsun," diye yükseldim anın gerginliği ile. Elindeki iki bardak kahveden birini uzatıp, "Senin için. Vanilyalı."
Uzattığı kahveyi alıp burnuma yaklaştırdım. Kokusu sabahın tüm gerginliğini alıp götürmüştü.
"Sağ ol."
"Afiyet olsun."
İkimiz de sessiz kaldığımızda ne yapacağımı bilemeyip arabama yöneldim. "Hadi geç kalacağız," diye söylendim kapımı açarken. Uras ise sakince kahvesini yudumlarken beni izliyordu. Ne diyebilirdim ki güzel kızdım vesselam.
Kornaya bastığımda daldığı gözlerimden çıkıp arabasına bindi. Ben önde Uras arkada şirkete geçtik.
♣️
Her şey olağandı. İşleri yetiştirmeye çalışan insanlar, dedikodudan beslenen asistanlar hepsi yerli yerindeydi.
Uras benden önce şirkete geldiği için ben tek girdim. Asansörde beni karşılayan Can oldu. Gözleri üzerimdeki kıyafette oyalandı bir süre ardından dudağının köşesi kıvrıldı.
"Eş kombini mi yaptınız?" dedi katın düğmesine basarken. Aynada kendime bakıp ceketimi düzelttim. "Aynen öyle," derken içimde tarifi olmayan bir mutluluk vardı.
"Darısı İnci ile bizim başımıza," derken oldukça efkarlıydı. İçimdeki merak bir kez baş göstermişti sormadan edemedim.
"İnci ile kavga mı ettiniz?"
Kulağını çekip asansörün demir kapısına vurdu. "Yok ya kavga değil de..." Nasıl söyleyeceğini bilemez bir hâli vardı. "Sana söylemeli miyim emin değilim."
"Çatlatma insanı Can ne oldu?" diye yükseldim en sonunda.
"İnci'nin arkadaşısın gidip söylemeyeceğin ne malûm?"
"Valla topuğu kafana yiyeceksin Can!" dedim eğilip ayakkabımı çıkarır gibi yapıp. "Söyle söylenecek bir şeyse söylerim değilse söylemem."
"İnci'ye evlenme teklifi yapmak istiyorum," diyerek eteklerindeki taşları döktü sonunda. O an yüzümde bir gülüş oluştu. Bir yanım da buruk.
Uras bana evlenme teklifi etmemişti.
Bir dur kızım ya daha dün bir bugün iki. Ne zaman yapacaktı.
Aklı başında olan tarafım bana teselli cümleleri verirken Can'a dönüp omzuna bir arkadaş misali vurdum. "Merak etme İnci'ye bir şey çaktırmam." Göz kırpıp, "İstersen yardım bile ederim," dediğimde mutluluğu görülmeye değerdi.
"Valla eder misin?"
"Billah ederim," dedim açılan asansör kapısından inip. Neşeyle bir şeyler anlatıp arkamdan gelirken ben çoktan toplantı odasının önüne gelmiştim.
Asistan kız daha toplantının başlamadığını söylediğinde derin bir nefes aldım. İçeriye girdiğimde Uras ve birkaç adam cam masanın etrafında oturuyordu. Uras her zaman ki donuk bakışları ile elindeki kalemi çeviriyordu. Bakışları beni bulduğunda dudaklarında yarım bir gülüş oluştu. Gözlerinde ise görmeye yeni alıştığım o aşık parıltılar.
"Hoş geldin," dedi kimseyi umursamadan resmiyeti bir kenara bırakıp. En özel gülüşümü takınıp, "Hoş bulduk," dedim. Bakışları ikimizin aynı renk kıyafetlerinde dolaştı. Benim için adamlardan uzak bir sandalyeyi çekip kulağıma doğru fısıldadı.
"Bunu sevdim daha sık yapalım."
O an şaşkınlığımı sadece gözlerimi belerterek gösterebildim. Tahminim bundan hoşlanmayacağı yanındaydı fakat Uras Altuğ yine beni şaşırtmayı başarmıştı.
Kapı bir kez daha açıldığında içeriye Can, Harun Bey ve Gizem Hanım girdi. Uras yanımdan ayrıldığında onun etki alanından çıkmam biraz uzun sürmüştü. Neyse ki Harun Bey yerine oturmuş kalemini masaya vurarak dikkatleri kendine çekmişti.
"Aslansoy Holding çalışanları ve Reverie Works ajansı çalışanları burada toplanma amacımız yeni bir iş ortaklığı yapmak."
Harun Bey'in sözleri odadaki havayı bir anda değiştirdiğinde, herkesin gözü onun üzerindeydi. Masanın üzerindeki kalemi ritmik bir şekilde vurmayı bıraktı ve doğrudan bana baktı. O an içimde bir şeylerin hızlandığını hissettim.
"Aslansoy Holding olarak, dijital dünyadaki adımlarımızı daha cesur ve yenilikçi atmak istiyoruz," diyerek devam etti Harun Bey. Sesindeki netlik odadaki herkesi susturmuştu. "Bu yüzden, Reverie Works'ün vizyonuna ve özellikle Mira’nın yeteneğine güveniyoruz. Mira, seni Aslansoy Holding’in yeni Kreatif Direktörü olarak aramızda görmek istiyoruz. Bu ortaklığın başına senin geçmeni talep ediyoruz."
Duyduğum kelimeler zihnimde yankılanırken bir an nefesimi tuttum. Kreatif direktörlük mü? Aslansoy Holding gibi bir devin yaratıcı gücü olmak, hayal ettiğimin de ötesinde bir adımdı.
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak dikleştim, gözlerim bir anlığına yanımda duran Gizem Hanım’a, ardından da odadaki diğer yüzlere kaydı. Herkes vereceğim cevabı bekliyordu. İçimdeki heyecan dalgası büyürken, bu teklifin hayatımı tamamen değiştireceğini çok iyi biliyordum.
Yerimde dikleşip boğazımı temizledim. Bu iş teklifi tüm hayatımı değiştirebilirdi. Ben bunu istiyor muydum?
Elbette. Evren bir kere yüzüme gülmüştü. Bu şansı geri tepemezdim.
"Bu teklifiniz beni çok onure etti Harun Bey," dedim mutluluğumu dile getirerek. "Sizinle çalışmak bana çok şey katacaktır Harun Bey. Eğer Gizem Hanım da bu iş ortaklığına tamamsa ben kabul ediyorum."
Gizem Hanım, ellerini birbirine vurarak ayağa kalktı. "O zaman hayırlı olsun diyelim mi Harun Bey?"
"Hayırlı olsun demeden önce şirketimizin yeni çalışanını da taktim etmek isterim."
Bir anda ortamdaki neşe son buldu. Herkes Harun Bey'in takdim edeceği yeni çalışanı bekledi. Gözüm Uras'a kaydı. Bilmem dercesine omuz kaldırdı.
Kapı açılmış önden bir topuk sesi kulağımıza ilişmişti. Ardından o tanıdık sima toplantı odasına girdi.
Uras ve Can sopa yutmuş gibi dikleşmişti. Uras'ın çenesi kasılırken Can, Uras'ın kulağına bir şeyler mırıldanıyordu.
"Yeni iç mimarımız Vera Derin," dedi Harun Bey. Sesi de bakışları da bu durumdan ne kadar mutluluk duyduğunu gizlemiyordu.
"Harun Bey hâlihazırda zaten bir iç mimarımız vardı." Can bir Vera'ya bir de Uras'a bakıyor durumu çaktırmamaya çalışıyordu. Fakat mimikleri her şeyi ele veriyordu.
"Yeni ve genç bir iç mimar fena olmaz öyle değil mi Can? Neticede bu konut projemiz daha genç kesimlere hitap ediyor."
"Öyle Harun Bey," demekle yetindi Can. Vera kendini tanıtmak için dudaklarını araladığında Uras sertçe masadan kalkıp toplantı odasını terk etti.
Herkes şaşkınca Uras'a bakarken bende arkasından çıktım. Uras'ı öylece bırakamazdım.
"Uras! Uras bekler misin?"
Ya beni duymadı ya da duymamazlıktan geldi bilmiyorum ama hızla odasına girip kapısını çarptı. Bu durumda girsem mi kalsam bilemedim. Mantığım het ne kadar, git kendi başına kalsın dese de kalbim, Sana ihtiyacı var, diyerek bana gereken gazı vermişti.
Kapıyı çalma ihtiyacı duymadan içeriye girdim. Uras ceketini çıkarıp bir kenara fırlatmış sanki kravatı boğuyormuş gibi çözmeye çalışıyordu. Ama elleri titrediği için bunu başaramadı. Benim geldiğimi görmemiş olacak ki bir küfür savurup sandalyeyi iterek düşürdü. O an gözlerimiz denk düştü.
İlk defa gözlerinde bambaşka bir duygu görüyordum. Bu ne donuk bakışlarıydı ne de bana aşk ile bakan gözleri. Bu bakış öfkenin bedenini ele geçirdiğini gösteren en net bakıştı.
Ne bir şey sordum ne de bu hâline hesap sordum. Sadece yanına gidip elini tuttum. Bakışları yumuşamadı aksine neden burada olduğumu sorar gibiydi. Cevap vermedim. Usulca ellerimi boynuna uzatıp az önce çıkarmaya çalıştığı kravatını çıkardım.
"Niye geldin?"
Devrilen sandalyesini kaldırıp masanın karşısında kalan koltuğa oturdum. Sessizliğim sinir bozucu olacak ki, "Neden hesap sormuyor musun? Neden o kadın burada diye bana bağırmıyorsun?" diye patladı.
"İlk önce sakin ol." Masada duran su şişesine uzanıp kapağını açıp uzattım. "Bir yudum iç ve otur."
Dediğimi yapıp sandalyeye oturdu. Sudan bir yudum aldığında bakışları bana döndü. Artık konuşmamı ister gibiydi.
"Sana hesap sormuyorum çünkü o kadının buraya geleceğinden senin de haberin yoktu. Hoş olsa bu kadar sinirlenmezsin orası ayrı konu."
"Hayatımın en büyük yanlışını yaptım Mira. Şimdi ise o yanlış peşimi bırakmıyor." Sesinde yoğun bir pişmanlık vardı. "İkimizi ayırmak için buraya geldi."
Masada duran eline uzanıp sıkıca kavradım. Tutuşum ile bedeni gevşerken o da benim elimi tuttu. "Birlikte üstesinden geleceğiz Uras," dedim. Sesimde keskn bir kararlılık vardı. "Vera bu hâlini görse bir yerlerine kına yakar," diyerek ayağa kaldırdım. "Kalk hadi. Meydanı ona bırakmayalım."
Bana ayak uydurup kalktı. Yüzünde bir tebessümle bana ilerleyip yanağıma küçük bir öpücük bıraktı. Küçük diyorum ama bende etkisi öyle büyüktü ki bir anda olduğum yerde dondum kaldım.
"Ee hadisene."
Beni bu hâlde bırakmanın keyfi ile sırıtıyordu. Ben kendime geldiğimde hâlâ o küçük busenin etkisindeydim. Birlikte dışarı çıktığımızda herkes dışarıya toplanmış bir yere bakıyordu.
Harun Bey, bizi gördüğünde eliyle gelmemizi işaret etti. "Gel Mira yeni ofisine bak."
Gösterdiği yere baktığımda istemsiz kaşlarım çatıldı. "Bu mu ofis?" demek istedim fakat sustum. Resmen küçük bir konteynır kutuydu. Ne kapısı vardı ne de özel alanı.
"Harun Bey bari kapısı olan bir yer-"
"Haklısın Mira her şey aceleye geldi," dedi. "Ama merak etme sen şimdilik burada idare et daha sonra özel bir ofise alacağım seni."
Ben ofisten bozma yeri incelerken Harun Bey de Vera'nın ofisini gösteriyordu. Benim karşımda kalan diğer ofis Vera'nındı. Ve Uras'ın odası ise ikimizin de ofisini görüş açısındaydı.
"Bir reklamcı olarak çok şey istiyorsun."
Arkamda ince bir kadın sesi duyduğumda sakinlikle döndüm. Şaşırmamıştım beni sinir etmek için her yolu deneyecekti.
"Bir reklamcı kolay yetişmiyor," diyerek kendimi gösterdim. "Bir projeye ruh ve vizyon katmak bazı şeylere mâl olur."
"Bir kere reklam filminde oynadın diye kendini bir şey sanma." İnce topuklusunun üstünde yürüyüp masama elini sürttü. Dudaklarında o sinir bozucu gülüşü vardı.
Hayır kızım sakin kalıyorsun ve bu kadını dövmüyorsun!
"Harun Bey bir kerecik müsamma göstermiş. Hakkı var film iyi tutmuş ama bu burada sürekli kalacağın anlamına gelmiyor."
Sakinliğim buraya kadardı. Masama dayadığı elinin yanına ellerimi vurup ona doğru eğildim. "Ne istiyorsun Vera? Neden buradasın?"
"Ah işte şimdi gerçek yüzünü gösteriyorsun." Ellerini çekip masama oturdu. Ojeli tırnakları ile uzun sarı saçlarının ucunu oynarken, "Bu işin sahte olduğunu ne zaman söyleyeceksiniz. Yazık Harun Bey'de sevinmiş."
"Sen bizim aşkımızın sahte olduğunu da nereden çıkardın?"
"Değil yani?"
"Değil," dedim kelimelerin üzerine basa basa. "Buraya neden geldiğini biliyorum ama bunu başaramayacaksın Vera."
"Demek Uras mazimizi anlattı ha. Bak bunu ondan hiç beklemiyordum. Ketum biridir normalde."
Aslında anlatmamıştı ben sadece blöf yapmıştım ama bunu Vera'ya çaktıracak değildim.
"Bana değildir," dedim. "Uras benden hiçbir şeyini saklamaz." Bilgisayarımı masaya çıkarıp açtım. "Müsaadenle çalışmam gerek."
Başka bir şey demeden çıkıp gitti. Ama gözünün bende olduğunu biliyordum. Artık günlerim bol atarlı ve sinirli geçecekti.
♣️
"Yaptığın reklam projesi harikaydı Mira. İlk defa şirketin kârı zararından daha çok."
Pazarlama departmanından Aras ile reklam projesinin getirisini konuşuyorduk. Eğer böyle giderse şirketin ilk defa ikinci bir konut ptojesine başlayabileceğini bile söylemişti.
Ne diyebilirdim ki. Mira Çelik'tim ben. Olmaz denen yapamazsın denen ne varsa yapardım.
"Hişt, Mira ne oldu? Daldın gittin." Aras meraklı gözlerle bana bakarken omuz silktim. Ne diyecektim. Hayal dünyamda kendimi övüyordum da göğsüm kabardı mı?
"Hadi şunları da inceleyelim sonra Harun Bey'e bilgi vereceğim."
"Tamam bakalım."
Aras'la işim bittiğinde kendime bir kahve almak için ayaklanmıştım fakat önümü kesen Can ile bir adım ileriye gidemedim.
"Hayırdır?" derken elindeki iki kahve bardağına bakıyordum. "Ne oldu?"
Bir kahveyi elime tutuşturup omuzlarıma bastırıp sandalyeye geri oturttu.
"Bana yardım etmen gerek Mira. En acilinden."
"Tamam edeyim de ne yardımı?"
Can, telefonundan bir şeyler bakarken ben getirdiği kahveden bir yudum aldım. Gözlerim istemsizce Uras'ın odasına değdi. Panjurları kapalıydı kendisinin bir saat önce çıktığını görmüştüm ama hâlâ gelmemişti.
"Şimdi bu mekan mı bu mekan mı?" Can telefonu yüzüme dayamış ekrandaki iki fotoğrafı işaret ediyordu. "Sence İnci hangisini beğenir?"
Burnuma kadar soktuğu telefonu elime alıp fotoğrafları inceledim. Biri açık alanda çiçeklerle bezenmiş bir restoran diğeri ise daha modern ve şık tarzı ile zengin havası veren bir restorandı.
"Çiçekli yeri daha çok beğenir," dedim telefonunu uzatıp. "Yemeğe mi çıkaracaksın?"
Yüzünde fikir almamın rahatlığı varken telefonu cebine koydu. "Yok evlenme teklifi yapacağım," dedi.
"Doğru," diye mırıldandım. Daha sabah asansörde bahsetmişti. "Yüzüğün hazır mı?"
Başını sallayıp cebinden siyah kadife bir kutu çıkardı. Kapağını açtığında altındaki yüzük ışık ile parladı. Tektaş ne çok abartı ne de çok sadeydi. Tam olması gereken gibi asil bir şekilde parlıyordu taş.
"Çok güzel."
"Şimdi İnci havai fişekleri sevdiğini söylemişti onun için bir gösteri hazırladım," derken oldukça heyecanlıydı. E tabi insan hayatında bin kere evlenme teklifi etmiyordu. "Restoran sahibini de arayıp ortamı hazırlatacağım fakat sen de İnci'yi getirmen gerekiyor."
Emir almış asker gibi elimi başıma koyup selam verdim. "O iş ben de sen merak etme."
"Çok şükür," dedi belli belirsiz. "Uras'ın da haberi var o da bana yardım edecek. Sonra da bam!" Elini masaya vurduğunda ufak çaplı bir kalp krizi geçirdim. Damağımı çekerken Can'a tip bir bakış attım. Fakat o bunu fark etmedi.
"İş bitecek."
"Hadi kalkalım," demeye kalmadan bir topuk sesi yanımızdan uzaklaşıp Uras'ın odasına doğru ilerledi. Can'ın omzuna bir kere vurup kalkarken bir şey demesine izin vermeden Uras'ın odasına gittim.
Vera denen kadın kapıyı çalma zahmetinde bile bulunmayıp içeriye girmişti.
"Uras," diye seslenen sesi kulağıma iliştiğinde çıktığından haberi olmadığını düşündüm. Ya da biliyordu fakat gizli gizli giriyormuş izlenimi vermemek için böyle de yapmış olabilirdi.
"Uras Bey yok ben yardımcı olayım," dedim Bey kelimesine ekstra vurgu yaparak.
"Senlik bir durum yok canım." Elindeki uzun kadife kutuyu Uras'ın masasına koyup bir kağıt ve kalem aldı.
Elindeki kalemi kâğıdı alıp, "Eğer iş ile ilgili değilse basbaya ilgilendirir," dedim. "Elinde bir dosya olmadığına göre iş ile ilgili değil."
"Uras'ın odasına illa iş için mi gelmem gerekiyor?" dedi. Uzanıp bir kâğıt ve kalem daha aldı. Ben daha elinden alamadan kâğıda bir şeyler yazdı.
Sakin ol Mira. Sakin ol...
"Evet iş için gelmen gerekiyor." Gözlerimi rahatsız edecek şekilde üzerinde gezdirdim. "Yoksa nişanlımı ayartmaya çalıştığını falan düşüneceğim."
Sahte bir gülüş döküldü dudaklarından. Aramızdaki mesafeyi kapatıp işaret parmağını göğsüme değdirdi.
"Sen kendini çok havalandırmışsın. Uras seninle sadece eğleniyor sıkıldığında seni bırakacak ve tekrar bana dönecek."
Sakin kalmaya çalıştım. Yoksa karşımdaki bu kadının başında saç bırakmayacaktım. Göğsüme değen parmağını tutup geri çektiğimde elini benden kurtarmaya çalışıyordu. "Düğün davetiyemizi gönderdiğimde de bunları tekrar söyle olur mu canım."
Masaya koyduğu kutuyu alıp açtım. Üzerime atılıp kutuyu benden almaya çalışıyordu ama ona fırsat vermeden içindekini çıkardım.
"Kalem mi?"
Kollarını göğsünde bağlayıp, "Yoksa bugün Uras'ın doğum günü olduğunu bilmiyor musun?" dedi üstten sesi ile. Bir an bozulsam da bunu Vera'ya belli etmedim. "Tabi ki biliyorum. Ama senin Uras'a neden kalem aldığını anlayamadım."
Kalemi kutusundan çıkarıp inceledim. Siyah ve gümüş renkli dolma kalemdi. Üzerinde 'Uras Altuğ,' yazıyordu. Notta ise, "Daha çok başarılara imza atman dileğiyle Vera," yazan bir not bırakmıştı.
Notu yırtıp çöpe attım. "Çok klişe."
"En azından bir hediye." Damarıma basmaya çalıştığının farkındaydım ve şimdi de ben onun damarına basacaktım. Aldığı hediyeyi camdan dışarıya attığımda tiz bir çığlık attı.
"Ne yaptığını sanıyorsun!"
"Kocama bir tek ben hediye alırım benden başkası asla!"
Vera'yı arkamda bırakıp odadan çıktım. Ofisimden çantamı alıp asansöre bindim. Bir yandan da Uras'ın neden bana doğum günü olduğunu söylemediğini düşünüyordum.
Kendi düşüncelerim arasında arabama kadar geldiğimi fark etmemiştim bile. Kendimi arabaya attığımda çantamdan telefonumu çıkarıp çantamı arkaya attım. Uras'a bir hediye düşünürken navigasyona en yakın pastaneyi sorarak arabamı çalıştırdım.
Telefonum çaldığında Can'ın aradığını gördüm. Açtığımda Can aceleyle konuşuyordu.
"Mira, İnci'yi sekizde evinden alacaksın bir şekilde çıkar onu tamam mı?"
"Tamam ben de o iş."
Telefon kapandığında İnci'ye sesli mesaj yolladım. Bir etkinliğe gideceğimizi güzel giyinmesi gerektiğini söylemiştim. Çünkü sekize kadar anca hazırlanırdı.
♣️
"Ay Mira bari ne etkinliği onu söyleseydin."
"Bilmem bana da Uras söyledi ne olduğunu bilmiyorum," diyerek bilmem kaçıncı yalanımı sıraladım İnci'ye.
"Uygun mu giyindim acaba?"
Üzerinde yaza uygun beyaz üstünde küçük sarı papatyaların olduğu bir elbise giymişti. Çok da yakışmıştı.
"Çok güzel olmuş İnci," dedim. "Şimdi müsaadenle gidelim."
"Gidelim."
Gideceğimiz yer bir saat uzaklıktaydı ve İnci yol boyu hiç susmamıştı. En son en sevdiği şarkıyı açarak susturabildim.
♣️
Arabayı uygun bir yere park ettiğimde girişte Can bekliyordu. İnci ve Can gjderken ben de arabadan Uras için aldığım pasta ve hediyeyi alıp beni beklediği yere geçtim.
Uras bize de bir masa rezerve ettirmişti. Herkesten uzak sessiz sakin etrafımız ağaçlara kaplı bir yerdeydi masa.
Yanımdan geçen garsona elimdeki pastayı uzattığımda garson uzaylı görmüş gibi bana bakıyordu.
"Buyrun hanımefendi ne istemiştiniz?"
"Şimdi ben masaya geçeceğim ben sana işaret ettiğimde sen bu pastayı masaya getireceksin. İçinde mum da var."
"Ne işareti hanımefendi?"
"Ya da sen on dakika sonra mumları yak getir pastayı," dediğimde adam daha fazla benle uğraşmak istememiş olacak ki, "Tamam," diyip gitti.
Bende herkese uzak daha fazla ağaç ve çiçeklerle iç içe olan alana doğru ilerledim. Bundan sonrası Can'a kalmıştı.
Gözlerim Uras'ı bulmak için etrafı tararken bir sandalyede gökyüzüne doğru süzülen gri bir duman görmem ile adımlarım hızlandı. Tam tahmin ettiğim gibi Uras gözlerini yıldızlara dikmiş sigarasını içiyordu.
"Ne zaman bırakmayı düşünüyorsun?" Masadan aldığım kül tablasını uzattım. Sesim ile sigarasını indirirken bakışları bana döndü.
"Mira?"
"Ne o? Beni beklemiyor muydun?"
Uzattığım kül tablasını alıp sigarasını bastırarak söndürdü. "Tek seni bekliyorum," derken sandalyesinden kalkıp bana da bir sandalye çekti. Fakat haraketlerinde garip olan bir şey vardı.
Sabah şirkette yanıma uğramamıştı zaten sonra da çıkmış bir daha da gelmemişti. Gözleri bile ne soğuk bakışlarıyla ne de tek bana bakarken parlayan bakışları ile bakmıyordu. Daha çok yorgun ve bitkin bakıyordu.
Doğum günü olduğuna emin miydik? Zira bir insanın doğum günü olduğunda mutluluktan havalara uçardı. Şahsen ben öyle hissediyordum.
Yanına çektiği sandalyeye oturduğumda ikimiz de tek kelime etmedik. Sessizce yıldızları izledik. Arada bir derin bir iç çekiyor bakışlarını yere indiriyordu. Neden böyle olduğunu sormak istedim fakat cesaret edemedim.
"Can çok heyecanlı," diyebildim en son. Belki başka konu açarsam aklındaki düşünceler gider sandım.
"Öyle." Dümdüz bir sesle konuştuğunda dudaklarımdaki cümleler asılı kaldı.
"Bugün ailem-"
Tam o anda garson tam da talimat verdiğim gibi on dakika sonra üstünde maytap ve mumların yandığı çikolatalı pastayı masaya doğru getirdi.
"Her şeyi tam yapıyorsunuz da sanki," diye homurdandım. Tam da içini açıyordu. Garsona geri gitmesi için işaret ederken garson elindeki pastayla yanımıza geldi.
El mecbur doğum günü şarkısını söylemeye başladım. Ama Uras bu durumdayken pek de neşeli söylediğim söylenemezdi.
"İyi ki doğdun Uras..."
Pastayı masaya koyup giden garsona bakarken Uras şaşkınca bir bana bir de çikolatalı pastayı bakıyordu.
"Sen nereden öğrendin?" Sesinde az da olsa sitem vardı. Ne yani bana kızmış mıydı?
"Şans eseri," derken ayağa kalkmış yanına gitmiştim. "Neden bana söylemedin?"
Benden kaçarcasına sandalyeden kalkıp ağaçlara doğru ilerledi. Bu konuyu konuşmak istemediğini anlamıştım ama içim içimi kemirirken daha fazla sessiz duramadım.
"Nişanlınım ama doğum gününün bugün olduğunu Vera'dan öğreniyorum," diye yükseldim en sonunda. "Üstelik sana hediye almış."
"Hediyeyi almadığıma göre sorun yok!" diye o da bağırdı.
"Var!" dedim. "Kadın utanmadan bana 'Uras seninle eğleniyor sıkıldığında bırakacak,' diyor sen bana burada sorun yok diyorsun. Gerçekten mi Uras?!"
Artık sıkılmıştım. Ya bana her şeyi anlatırdı ya da ben öğrenirdim. "Ney senin bu kadınla mazin? Evlenip boşandın mı? Yoksa senin çocuğunu mu doğurdu?"
"Yeter Mira!" Aniden bana dönüp kükremesi ise o an beklenmedikti benim için. Bana karşı sesini hep seviyeli tutan Uras ilk defa sertçe çıkışmıştı. "Bilmediğin konularda yargı dağıtma."
"Anlat sen de o zaman," dedim yorgunca sandalyeme çöküp. Pastanın maytapları sönmüş mumların bazıları rüzgârdan sönmüştü.
"Bugün ailemin ölüm yıldönümü," dedi sessizce. Gözlerinin dolduğunu gördüm. Bana arkasını dönüp devam etti. "Vera ile ailemin ölümünden bir ay sonra tanıştım. O zamanlar ailemin yokluğuna daha alışamamıştım." Usulca yanıma gelip sandalyesine oturdu. "Anlayacağın depresyondaydım. O yıl Vera girdi hayatıma. Beni girdiğim depresyondan çıkaran oydu."
Uzanıp elini tuttum. Başparmağım elinin üstünü okşarken Uras anlatmaya devam etti. "Ama bu ilişki toksik bir şekilde devam etmeye başladığında bitirmeye çalıştım."
"Ve bitirdin de," dedim.
"Ama Vera bunu kendine yedirememiş," dedi. Sandalyesinden kalkıp karşıma diz çöktüğünde bir anda ne yapacağımı şaşırdım. Öylece Uras'a baktım.
"Mira," derken ne kadar da masumdu oysa. "Ben az önce sana bağırdığım için özür dilerim."
"Asıl ben özür dilerim Uras. Böyle bir günde senin hislerine saygı duymadığım için."
Resmen o yelloz cadaloz beni gafil avlamıştı.
"Nereden bilecektin ki?" dedi sesini yine alçak bir tona bürünmüştü. Cebinden çakmak çıkarıp rüzgârdan sönen mumları tekrar yaktı. "Hadi gel." Elini bana uzatmış tutmamı bekliyordu.
"Ne?" dedim uzattığı eline bakarken. Ama Uras tek kelime etmeden elini salladı. Ne yapacağını merak ettiğim için elini tuttum. Birlikte pastanın durduğu masanın önüne geldik. Uras arkama geçip ellerini belime sarıp çenesini omzuma koydu.
"Üç diyince beraber." Sesi kulağıma hoş bir seda gibi gelirken sıcak nefesi boynumu gıdıklamıştı.
"Ama doğum günü senin," dedim küçük çocuklar gibi.
"Artık her doğum günümüz birlikte," dedi. "Hadi mumlar sönmeden."
"Üç, iki, bir..."
"Dur," diye bağırdım bir anda. Uras tüm nefesini toplamışken bir anda durdu. Yandan gözlerime bakmaya çalıştığında elimi yanağına koyup, "Dilek tut," dedim.
"Benim dileğim belli," dedi sesi yine boğuk ve derinden geliyordu.
"O zaman hadi."
Dileğimi tutup birlikte aynı anda üfledik. Mumlar söndüğünde bedenimi Uras'a çevirdim. Gözlerimiz denk düştüğünde burun buruna geldik.
"Hayatımda kutladığım en güzel doğum günüm." Burnumun ucuna minik bir öpücük bırakıp geriledi. Alık alık suratına bakarken çantamda duran hediyemi hatırladığım gibi kollarından sıyrıldım.
"Nereye?" dedi Uras arkamdan. Ona cevap vermeden çantamın içindeki hediye paketini aldım. Arkama saklayıp Uras'a ilerledim. Uras gözlerini kısmış ne yaptığıma bakıyordu.
"O ne?"
Arkamda sakladığım paketi çıkarıp uzattım. "Hediyen." Almak için elini uzattığında geri çektim. "Vaktim olmadığından bunu alabildim bak beğenmezsem-"
"Beğenirim," dedi tekte. Elimden paketi alıp hızla açtı. Hediyeyi gördüğünde yüzünde bir tebessüm peyda oldu.
"Vaayy." Harfleri uzatıp aldığım hediyeyi evirip çevirdi. "Bunların modası geçmedi mi ya?"
Kısıtlı vaktim olduğu için aklıma gelen ilk şey stres çarkı olmuştu. Stresli anlarda sürekli elinde kalemini çeviriyordu.
"Sinirlendiğinde stresli olduğunda bunu çevirirsin kalem yerine."
Siyah renkli bir stres çarkı almıştım. Rastgele bir hediye ararken gözüme çarpmış ben de hemen almıştım.
"Beğendin mi?"
"Hem de çok."
Eline alıp çevirdiğinde büyülenmiş gibi dönen çarkı izliyordu. Ondan habersiz telefonumu çıkarıp Uras'ın videosunu çektim. Şu hâli ile tam bir çocuk gibiydi.
Telefonu masaya sabitleyip yanına gittim. Biraz güzel anı biriktirmenin kimseye zararı olmazdı.
"Telefonunu verir misin?"
Tereddütsüz telefonu çıkarıp verdi. "Nişan tarihimiz," dediğinde güldüm. Bilmeyeceğimi falan mı düşünmüştü. Şifreyi girip müzik uygulamasını açtım. Dans edebileceğimiz güzel bir şarkı aradım.
"Ne bakıyorsun öyle?"
Sonunda uygun bir şarkı bulmanın heyecanıyla şarkının sesini fulledim.
"Hadi dans edelim."
Uras benim hızıma ayak uydurmaya çalışırken elini bana uzattı.
Nazikçe elini belime doladı ben de elimi omzuna koydum. Şarkının sözleri girdiğinde biz de yavaş yavaş şarkıya ayak uydurduk.
Hatırla sevgili, o mesut geceyi
Çamların altında verdiğin buseyi
Hatırla sevgili, o mesut geceyi
Çamların altında verdiğin buseyi
Bir rüzgâr misali salınırken Uras'ın sesi kulağıma ilişti.
"Bugün hayatımın en mesut gecesi sevgilim."
Sevgilim kelimesinin üzerine basarak söylediğinde yüzümde bir gülümseme oluştu.
"Hayatında ben olduğum her an artık mesut bir gecen olacak Uras Altuğ."
Beni mecnun ettin, sen de olasın
Aşkımı inkâr edersen Allah'tan bulasın
Beni döndürdüğünde dudaklarımdan ufak bir çığlık döküldü. Ben şaşkınca dağılmış saçlarımın arasından Uras'a bakarken Uras, burnuma minik bir buse bıraktı.
"Şaşkın baş belası."
"Ukala cimri bey."
Bir anda gökyüzünde havai fişekler patladığında Uras'la aynı anda kafamızı siyah gökyüzüne çevirdik. Anlaşılan Can evlenme teklifini etmiş İnci de kabul etmişti.
Biz yıldızların altında, havai fişekler üzerimizde patlarken şarkının sözleri ve aşkımız ile sarhoş olmuştuk.
