14. bölüm · Aşkın Mimarisi

Bölüm 14: Karadutlu Limonlu Dondurma

Mavi Ay

Toplantı masasının etrafında toplanmış pür dikkat Harun Bey'in konuşmasını dinliyorduk, desem yalan olurdu. Herkes Harun Bey'i dinliyor gibi yapıyor ama başka işlerle uğraşıyordu.

Biz de böyle bir şirket olmuştuk.

Ben de masanın altında İnci ile mesajlaşıyordum.

Mira: Valla şu anda çok sıkıcı bir toplantıdayım sen ne yapıyorsun?

İnci kuşum: Müşterimin beden ölçüsünü aldım kumaş keseceğim. Sen toplantıyı dinlemek yerine benimle mi mesajlaşıyorsun?

Mira: Çaktırma! Harun Bey kendini o kadar kaptırdı ki susmak bilmiyor ve benim çok uykum var artı olarak başım çatlıyor.

İnci Kuşum: Aa ne oldu? İyi misin? Kötüysen izin alsaydın.

Mira: Yok ya dün film gecesini biraz fazla abartmış olabilirim. 🤏

İnci kuşum: Ne diyebilirim ki klasik Mira.
İnci Kuşum: Eğer başın çok ağrıyorsa bir şeyler ye ve hap al!

Mira: Seni sevdiğimi söylemiş miydim?
Mira: Seni çok seviyorum 😘

İnci Kuşum: Ben de seni. Dikkat et kendine. 😘

Telefonu kapattığımda herkes susmuştu. Ne oldu diye etrafıma bakayım derken herkes bana bakıyordu. Bir şey mi kaçırmıştım?

Evet çok şey kaçırmıştım.

Uras boğazını temizleyip dev ekranda oynayan apart projemizi gösterdi.

"Nasıl bir reklam projesi olur Mira Hanım? Bir fikriniz var mı?"

Ne ara konu reklam projesine gelmişti. Harun Bey en son temel atma ile ilgili bir şeyler konuşuyordu oysa ki. Kendimi hızla toparlayıp saçlarımı arkaya attım. Masada Vera gözlerini bana dikmiş bakarken ona aldırmadan ekranda dönen aparta baktım.

Ben öylece ekrana bakarken yanımda Uras'ın bıyık altından güldüğünü işittim. Bu durumdan eğlendiğini asla saklamıyordu. O sırada Vera karşıdan bana laf attı.

"Galiba Mira Hanım'ın aklı başka yerdeydi Harun Bey." Delici bakışlarını benden çekip Harun Bey'e çevirdi. Zavallı adama da bu bakışları ile bakıyorsa adamın kalpten gitmesi yakındı. "İsterseniz ben iç dekorasyon önerilerimi sunayım."

Harun Bey ellerini uzatıp, "Tabi ki bir fikrin varsa dinleyelim," dedi.

Acilen bir fikir bulmalı ve ağızlarının payını vermeliydim.

Vera, zafer kazanmış bir edayla bilgisayarını çıkarıp sunumunu dev ekrana yansıtmaya çalışırken ben bu zaferi ona tattırmamak da kararlıydım.

Gözlerimi ekrandaki apart projesinden çekip masadaki herkeste gezdirdim ve lafı devraldım.

"İç dekorasyon elbette önemli Vera Hanım, ama bir reklam kampanyasının kalbi dekorasyon değil yaşatacağı his ve hedef kitledir," diyerek duruşumu dikleştirdim.

Harun Bey’in meraklı bakışları anında Vera’dan bana kaydı. Vera ise beklediği hamleyi yapamadığı için kaşlarını hafifçe çattı.

"Bu apartlar sadece birer beton yığınından ibaret değil," diye devam ettim. "Genç profesyoneller, yalnız yaşayanlar ya da şehre yeni taşınan insanlar için kurgulandı. Bu yüzden klasik 'Lüks ve konforlu daireler sizi bekliyor' tarzı sıkıcı bir reklam bizi sıradanlaştırır. Bizim satmamız gereken şey ev değil, 'bağımsızlık ve deneyim'."

Masadaki birkaç kişinin onaylarcasına başını salladığını görünce cesaretimi daha da topladım. Yan gözle Uras’a baktığımda, az önceki alaycı gülüşünün yerini gururlu ve hayran bir bakışa bıraktığını fark ettim.

"Planım şu," dedim sandalyemde hafifçe öne eğilerek. "Görsel tabanlı dijital bir lansman yapacağız. 'Kendi Alanını Yarat' adında bir sosyal medya serisi. Apartta yaşayan farklı karakterlerin bir gününü anlatacağız. Minimalist, özgür ve dinamik bir yaşam tarzı vurgulanacak. Hatta izleyicilerin dairelerin iç tasarımına oylamayla karar vereceği etkileşimli bir anket başlatacağız. Böylece potansiyel müşteriler daha inşaat bitmeden o evle duygusal bir bağ kurmuş olacak."

Derin bir nefes alıp cümlemi bitirdiğimde masada kısa bir sessizlik oldu.

Harun Bey aniden elini masaya vurarak gülümsendi. "Harika! İşte aradığımız dinamizm bu! Etkileşimli reklam fikri gençlerin çok ilgisini çeker. Mira, harika bir bakış açısı."

Vera’nın yüzündeki o ifade bir anda donup kalmıştı. Bilgisayarını yavaşça masaya bırakırken bana attığı delici bakışlara karşılık ben sadece hafifçe gülümsedim ve arkama yaslandım.

Uras boğazını temizleyip ciddiyetini korumaya çalışarak araya girdi. "O hâlde reklam stratejisini Mira Hanım'ın konsepti üzerinden şekillendiriyoruz öyle değil mi Harun Bey?"

Harun Bey, gururlu bakışlarını benden çekmeden başını salladı. Sanki başka bir dünyada gibiydi. "Kesinlikle seni işe alarak harika bir şey yaptım Mira."

Hafifçe başımı eğip gülümsedim. Doğru söze ne denirdi ki? Ayrıca bir reklamcının beyni yedi yirmi dört çalışır her an fikir üretirdi.

"Vera Hanım, siz de iç dekorasyon detaylarını bu konsepte uygun şekilde revize edip Mira Hanım ile paylaşın." Can konuya son noktayı da koyduğunda Vera, benim altımda çalışacak gibi bir konuma düştüğü için gözlerinden alev fışkırıyordu ama bir şey diyemedi.

"Tabi Can Bey," dedi sıktığı dişlerinin arasından.

Harun Bey'in, "Toplantı bitmiştir," lafı ile herkes dağıldı.

Vera, topuklarını sertçe zemine vurarak çıktığında arkasından el salladım. Can yanımdan geçerken omzumu okşayıp, "Harika bir iş çıkardın Mira. Bu reklam projesi de ilki gibi patlayacak," dedi ve gitti.

"Sağ ol," dedim ama duyduğundan bile emin değildim çünkü dudaklarında bir ıslık ile hızla odayı terk etmişti. Ben de eşyalarımı toparlayıp kapıya doğru adımladım ama Uras'ın eli başımın üzerinden kapıya dayandığında mecburen ona döndüm. Bakışlarındaki muziplik yerli yerine kurulmuştu.

"Demek uykusuzsun ve başın çatlıyor."

Dudaklarım hayretle kıvrılırken elim göğsüne değdi. "Sen nereden-" diyecekken bir anda mesajlarımı okumuş olabileceği geldi aklıma.

"Sen mesajlarıma mı baktın?"

Başını sola büküp, "Gözüm kaymış olabilir," dediğinde koluna hafifçe vurarak sitem ettim.

"Sen ne hakla benim mesajlarıma bakıyorsun?" Yalandan bir sinirle kaşlarımı çattım ama pek işe yaramadı. Eğilip burnumun ucuna bir fiske vurduğunda huysuzca burnumu tuttum.

"Sen nasıl toplantıda mesajlaşıyorsun, ben de senin mesajlarını okurum." Elleri usulca yanağımdan alnıma doğru kayıp başımın ağrıyan noktalarını okşarken parmaklarının sıcaklığı bir an için neye kızdığımı unutturdu. "Sen o parlak fikirleri bu ağrıyan başın ile mi buldun?"

"Unutma Uras. Ben bir reklamcıyım ve reklamcıların beyni yedi yirmi dört mesaidedir.

"Arada bir izne çıksa fena olmaz."

Ağrıyan noktamı şıp diye bulduğunda gözlerimi sımsıkı kapattım.

Koluma girip, toplantı odasından çıkarırken, "Film gecesini çok mu abarttın acaba?" dedi.

"Sadece bir bölüm daha izleyip yatacaktım," diyerek mırıldandım. "Ama bölüm çok sürükleyiciydi."

Uras, bir kahkaha attığında yaslandığım göğsü gülmesi ile inip kalktı. "Demek bölüm sürükleyiciydi," dediğinde bir mırıltı çıkardım. "Yoksa internetimi harcamak için sabaha kadar film izlemedin?"

Bu adam niye bu kadar zekiydi ya!

♣️

Uras, beni odama bırakıp gittiğinde Vera'nın bakışlarını üstümde hissedebiliyordum. Bu kız daha düne kadar iyiyken ne oluyor da şirkette kanlı bıçaklı hâlimize dönüyorduk tek bir fikrim bile yoktu.

"Hadi bakalım şu ilacı al daha iyi hissedeceksin." Uras elinde bir şişe su ve ilaç ile geldiğinde ikiletmeden içtim. Bugünü sağ salim atlatıp şu şirketten çıkmak istiyordum.

"İstersen Harun Bey'den izin alayım sen bugün biraz dinlen." Sandalyemin arkasına geçmiş başını omzuma dayamıştı.

"Gerek yok ilaç şimdi etkisini gösterir," dedim bilgisayarımı açarken. "Sen de kendi işlerini bitir de erken çıkalım."

"Mira Hanım ne derse o," dediğinde güldüm. O sırada ofisin dışına vurarak Can başını uzattı. Oan gülümseyerek, "Gel Can," dediğimde hızla masamın önünde duran koltuğa oturup bir bacağını diğer bacağının üstüne attı. Bakışları bir bende bir arkamda duran Uras'ta gezdi.

Sessizliği dağıtmak adına, "İstediğimi hallettin mi?" dedim.

Başını sallayarak kucağında duran mavi dosyayı bana uzattı. "Görev başarıyla tamamlandı."

"Teşekkürler Can." Uzanıp mavi dosyayı elinden aldım. Uras'ın bakışları dosyada gezinirken ben hiçbir şey demeden çantama koydum. "O ne?" dediğinde sesindeki merakı sezebiliyordum.

"Akşam anlarsın. Hadi git ve işini yap."

"Mira, o dosyada ne var?" Sesindeki itiraz istemeyen ton ile buz gibi bakışlarını bana dikti.

"Merak etme cinayet planı yok." Kolunu tutup çekiştirdiğimde daha fazla direnmedi fakat hâlâ bakışları çantamdaydı. "Ay Uras akşam öğreneceksin işte haydi."

Uras'ı ve Can'ı yanımdan kovduğumda bilgisayarıma gömüldüm. Harun Bey'e anlattığım reklam projesini hayatta geçirmenin zamanı gelmişti.

♣️

İşimi bitirir bitirmez arabama atladığım gibi eve geçmiştim. Hızlıca bir şeyler atıştırıp kahve yapıp salona geçtim.

Diğer bir görevim olan çöpçatanlığa hızlı bir giriş yapmıştım.

Can'dan aldığım dosyada Vera'yla ilgili işe yarar bir bilgi bulma umudu ile karıştırdım.

Uzun süren bir araştırmanın sonucunda istediğim şeyi yaptığımda gururla koltuğuma yaslanıp bakışlarımı tavana diktim.

Yapıyordum bu sporu ya.

Kendi kendimi övgü dolu sözcüklerle şımartırken kapı çaldı. Üç sert vuruş ritmini nerede duysam tanırdım. Uras gelmişti.

Vücudumu tatlı bir heyecan dalgası alırken koridoradaki aynada kendime baktım. Ev hâli salaş bir tişört ve şortum vardı. Bence gayet idealdim. Uras bir kez daha kapıyı çaldığında bekletmeden açtım.

Uras, endişeyle yüzüme bakarken hızla eve girmiş ayakkabılarını çıkarıp koymuştu. "Mira ne oldu? Şirketten de erken çıkmışsın bir şeyin mi var?"

Sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak, "Gayet iyiyim Uras. Sana bir şey göstermek için çağırdım," dedim.

İkiletmeden salona geçtiğinde kenarda duran ayaklı beyaz tahtanın yanına gitti. Üstüne örttüğüm çarşafı kaldıracağı an bağırmam ile geri çekildi.

"Ay Uras bir sabredemedin ya." Sitemle konuşup koltuğa oturttuğumda bu sefer de çenesi durmamıştı.

"Mira sen bunu nereden buldun?" Bakışları sanki yasaklı bir şey tutuyormuşum gibi tahtadaydı. "Daha doğrusu bu tahtanın senin evinde ne işi var?"

Omuzlarım dik, bakışlarım gururlu bir şekilde tahtanın yan tarafına iki kere vurdum. "Ben de her şey bulunur canım. Elimi sallayıp, "Yani çok takma," dedim. Yoksa bu adam evimde olan her şeyi sorgulayacaktı.

"Şimdi soruların bittiyse seni çağırma nedenime gelelim."

Eliyle buyur yaparak, "Lütfen başla," dediğinde sesinde saklama gereği duymadığı bir bıkkınlık vardı.

Uras'ın bıkkınlığını es geçip tüm neşem ile çarşafın ucunu tutup çektim. Çarşaf ayak ucuma düşerken ben pür dikkat Uras'ı izliyor her bir mimiğini göz hapsine alıyordum.

Ama adamın verdiği tek mimik göz devirmek oldu.

Sen gel o kadar uğraş asam gelsin bravo diyeceğine göz devirsin. Ulan evren çok acımasızsın!

"Biraz daha tepki versen ölürsün değil mi Uras." Onca uğraş verdiğim emeğe böyle bir tepki vermesi sinirimi bozmuştu. Neyse ki hızlı toparlanan biri olduğum için hemen eski neşeme dönüp orta masaya bıraktığım uzun çubuğumu elime aldım.

Bir öğretmen edasıyla çubuğu avcumun içine vurup Uras'a yönelttim. "Çıt çıkarmadan beni dinliyorsun anlaşıldı mı?"

Kollarını göğsünde bağlayıp başını salladı. İfadesini ne kadar düz tutmaya çalışsa da dudağının köşesi kıvrılmıştı. "Siz nasıl isterseniz hocam." İmalı sesi tüm odayı doldururken bu durumdan haz almadım değil. Çok pis gaza gelmiştim.

"Bu tahtada gördüğün şey bir aşk haritası," dedim çubuğu tahtaya vurarak. Uras sadece başını sallamakla yetindi.

Ben de ciddiyetimi bozmadan devam ettim. Sağ taraftaki Vera'nın fotoğrafının üzerine çubuğu kondurarak, "Bu Vera," dedim. Çubuk bu sefer sol taraftaki Toprak'ın fotoğrafına kaydı. "Bu da Toprak."

"Güzelim buraları zaten biliyoruz, diğer kısımlara mı geçsen acaba?"

Yan tarafımdaki koltuktan kaptığım kırlenti doğrudan suratına fırlattım. Salak adam refleksle kırlenti havada yakalayıp yanına koydu.

"Sus demedim mi ben sana? Bölme sunumumu!"

Eliyle ağzına hayali bir fermuar çekip arkasına yaslandı. İnşallah bu sefer gerçekten susacaktı.

"Derin araştırmalarım sonucunda ikisinin de ilgi alanlarına ulaştım," diyerek alt tarafta oluşturduğum iki ayrı tabloya geçtim. Çubukla sağ tarafı işaret ettim. "Burada Vera'nın sevdikleri var: Kafede saatlerce oturmak, sanat galerisi gezmek, alışveriş ve işi. Klasik, lüks tutkunu bir profil."

Uras'ın arkadan gelen mırıltılarına kulak asmadan çubuğu sol tarafa kaydırdım.

"Bu da Toprak'ın alanı: Yürüyüş yapmak, doğada kamp ve bilgisayarla haşır neşir olmak." Küçük bir parantez açtım. "Kendisi bilgisayar mühendisi."
Uras kollarını göğsünde birleştirip bana baktı. "Mira, bu iki profilin birbiriyle eşleşme ihtimali yüzde sıfır. Kadın galeri diyor, adam kamp diyor. Nasıl bir araya getireceksin bunları?"

Yüzüme sinsi ve zafer dolu bir gülümseme yerleştirdim. Çubuğu tahtanın tam ortasında, iki fotoğrafın kesiştiği gizli alt başlığa vurdum. İşte büyük bombayı patlatma zamanıydı.

"İşte zurnanın zırt dediği yer tam olarak burası Uras Bey!" dedim gururla göğsümü kabartarak. "Dışarıdan tamamen zıt görünen bu iki insanın inanılmaz bir ortak noktası var." Kağıtlarla gizlediğim kısmı hızla açtığımda coşkuyla bağırdım. "Eski plaklar, kasetçiler ve 80'ler-90'lar Türkçe pop!"

Uras'ın kaşları şaşkınlıkla havalandı. Eğilip tahtaya biraz daha yakından baktı. "Ciddi misin?"

"Tüm detaylarına kadar araştırdım," dedim çubukla tahtadaki kaset resmini göstererek. "Vera her hafta sonu Kadıköy'deki o meşhur eski kasetçiye uğrayıp plak arıyor. Toprak ise tam bir eski şarkı hastası, evinde devasa bir kaset koleksiyonu var!"

Uras oturduğu yerde dikleşip bana hayranlıkla baktı. "Sen gerçekten tehlikeli bir kadınsın Mira Çelik..."

"Öyleyimdir," dedim havalı bir şekilde saçlarımı arkaya atarak. "Peki plan ne biliyor musun? Bu hafta sonu ikisi de birbirlerinden tamamen habersiz aynı kasetçiye gidecekler."

Kahve gözlerindeki sorgulayıcı bakışlar üzerimde gezindi. Aklına yatmayan bir şey vardı. "Nereden biliyorsun ikisinin de gideceğini?"

İşte beklediğim soru buydu. Omuzlarım dikmiş, çenemi kaldırmıştım. Kendinden emin bir ifadeyle Uras'a doğru eğildim. "Çünkü hafta sonu nadir bulunan bir kaset gelecek. Eminim ki ikisi de bunu almak için sabahın köründe orada olacaktır." Elimi şıklatıp, "Ve bingo! Eski şarkılardan hallice bir aşk hikayesi doğar."

"Orada aşk doğmaz aksine üçüncü dünya savaşı çıkar Mira," diyerek oturduğu koltuktan ağır ağır kalktı ve yanıma geldi. Kolları belimi sarıp beni göğsüne doğru çektiğinde, "Acaba onları kendi hâline bırakıp biz yıldırım nikahı mı kıysak?" diye fısıldadı.

Kokusunu tam anlamıyla içime çekmek için göğsüne biraz daha sindim. Göremeyeceğini bilsem de gözlerimi devirmekten geri durmadım. "Aynen annem de sonra bizimle bir yıl boyunca konuşmasın değil mi?"

Başını hafifçe eğip kucağındaki yüzüme bakmaya çalıştı. "O niye canım? Onu da çağırırız düğüne."

"Sence tek sorun bu mu Uras?" diyerek kollarının arasından sıyrıldım ve tam karşısına dikildim. Zavallı Uras, asıl sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın bakışlarla bana bakıyordu. "Annem beni o evden telli duvaklı bir gelin olarak çıkarıp, davullu zurnalı bir düğün yapmazsa gözü açık gider maazallah!"

Aramızdaki mesafeyi kapatıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Ilık nefesi tenimi okşarken kendinden emin bir sesle, "Yaparız," dedi. "Davulunu da getiririz, zurnasını da... İstersen kırk gün kırk gece düğün yaparım sana."

Dudakları usulca boynuma değdiğinde gözlerim istemsizce kapandı. Her bir dokunuşu zihnimi bulandırıp beni kendimden geçirirken, boynumdan yukarı kayıp yanağıma sıcak, derin bir buse bıraktı.

♣️

Cumartesi/Kadıköy

Günlerden bir hafta sonu iken biz Uras ile soluğu Kadıköy'ün Akmar pasajın'da almıştık. Eğer tahminim doğruysa Vera ve Toprak nadide bir parçayı almak için buraya gelecek ve bam! Benim aşk tuzağıma düşecekti.

"Mira."

Uras yine söylenmeye başlamasın diye kafamı çevirip etrafa baktım. Biz pasajın sahaf tarafındaydık tanınmamak için gözlük ve şapka takmıştık. Uras'a benden farklı olarak bir de boynuna asması için fotoğraf makinesi vermiştim. Artık tam bir turist gibiydi.

Siyah giyinimli bir turist.

Ajanlık kolay iş değildi neticede.

Az sonra Vera ve Toprak da kasetçilerin olduğu dükkana girecekti.

"Mira!"

"Ay ne var Uras?" Elimdeki kitabı göğüs hizama indirip deminden beri ismimi ezber yapan adama döndüm.

"Kitabı ters tutuyorsun sevgilim."

Tam itiraz edecekken açık olan sayfanın yazılarının ters olduğunu fark ettim. Homurdanarak düzeltirken yandan Uras'a baktım.

"Benim kitabıma bakacağına şu kasetçiye bak girişlerini görmem lazım."

Gözlüğünü ve şapkasını düzeltip emir almış bir asker edasıyla kasetçiye döndü. Ben de kitabı kapatıp rafa koydum. Başka kitaplara bakıyor gibi yapıp yandan kasetçiyi dikizliyordum.

Beş dakika sonra ortamda tok bir topuklu sesi yankılandığında Uras'la bakışlarımız aniden kesişti. Vera gelmişti. Gözlerinde bir kararlılıkla kasetçiye girdi. Ardından diğer taraftan Toprak'ta gelmişti.

İkisi de kasanın başında bekleyen yaşlı, beyaz saçlı adama doğru ilerlediğinde tırnaklarımı kemirmeye başlamıştım. Uras, elini elime koyup indirdiğinde bakışlarımı anca ona çıkarmıştım.

"Bırakalım ne hâlleri varsa görsünler," desem bir dakika beklemeden gidecekti ama istediğini vermedim. Elinden kurtulup biraz daha yaklaştım dükkana. Kendi selametimiz için onların arasını yapmalıydım.

İkisi hararetle kasadaki amcaya bir şeyler anlatırken kasadaki amca ellerini iki yana açmış, "Yapacak bir şey yok," der gibiydi. Ardından üç kişi daha geldi. İki erkek bir kadın.

Onlarda konuşmaya dahil oldu. Duymak adına biraz daha yaklaştım ama ortamdaki gürültü ve müzikten hiçbir şey duyulmuyordu.

"Biraz daha gitsem yakalanır mıyım?" Kendi kendime soru sorarken bir çocuğun ayaklarıma çarpıp ardından dükkanın önündeki ürünlere çarpmam ile küçük bir hengame yaşandı.

Ben düşmemek için üstün bir çaba sarf ederken her bir ürün domino taşı gibi yıkıldı.

Hay ben şansımı ya... Evren her zaman ki gibi bana yardım etmek yerine köstek oluyordu.

Uras, sesi duyar duymaz kurtarıcım edasıyla yanıma gelmek istedi ama Vera ve Toprak'ın bakışları bana döndüğünde şapkasını daha da indirebilecekmiş gibi iyice eğdi ve turist edasıyla kamerasını gözüne yaslayıp sanki pasajı çekiyormuş gibi yaptı.

Hadi kızım tek kurşun tek tabancasın. Sen neleri halletmedin buradan da alnının akıyla çıkarsın.

Kendi kendimi telkin ederken uçtan uçtan kalkmaya çalıştım. Dükkan sahibi konuşmayı yarıda kesip yanıma gelirken Toprak'ta incelik yapacağım düşüncesi ile yanıma gelip elini uzatmıştı.

Bu adam ne zamandır bu kadar incelik yapıyordu?

Neyse ki yüzümün yarısını kaplayan bir güneş gözlüğü ve şapkam ile görünmüyordum. Sadece sesimi değiştirip turist gibi davranırsam bu iş biterdi.

Sesimi inceltebildiğim kadar inceltip, "Thank you," diyerek Toprak'ın elini tutup ayağa kalktım. Üstümdeki tozları silkelerken başımı hafifçe yana eğdim. "Ben geldim ilk defa buraya," diyerek elimi sallayarak etrafı gösterdim.

"Burası... Immm..." Abartılı bir şekilde söyleyeceğim kelimeyi düşünür gibi yaptım. Bulamadığım ingilizce bir şekilde, "Amazing!" diye bağırdım. Zavallı Toprak benim deli olduğumu sanmış olacak ki, "Goodbye," diyerek beni başından savdı.

Sanki ben sana çok meraklıyım yürüyen ego!

Uras, yandan bana yaklaşıp koluma girdiği gibi kaldırıp ardından sürükledi. İtiraz etmeme izin vermeden çekiştiriyordu. Ne diyebilirdim ki; Allah razı olsun.

Pasajdan çıkıp Kadıköy’ün ara sokaklarından birine sapana kadar Uras beni çekiştirmeye devam etti. Tenha bir sokağa geldiğimizde beni usulca durdurdu ve şapkasını kaldırıp benim şapkamı da çıkarıp gözlüklerimi saçıma itip, gözlerimin içine baktı. Yüzünde patlamaya hazır bir kahkaha ifadesi vardı.

"Amazing mi Mira?" dedi kendini daha fazla tutamayarak gülmeye başlarken. "Gerçekten 'Amazing' mi dedin adama?"

Omuzlarımı dikleştirdim. "Ne yapsaydım Uras? Merhaba Toprak, buraya seni başkasıyla çöpçatanlık yapmak için izlemeye geldim mi deseydim? Bence rolümün hakkını gayet iyi verdim."

Uras başını iki yana sallayıp beni kendine doğru çekti ve alnıma derin bir öpücük bıraktı. "Sen gerçekten akıl hastası bir ajansın sevgilim... Ama kabul etmeliyim hayatımda izlediğim en iyi sokak tiyatrosuydu."

"Neyse ki plan bozulmadı," dedim kasetçinin olduğu yöne doğru bakarak. "Toprak dükkana geri döndü. Şimdi içeride Vera ile baş başalar!" Aklıma gelenler ile dudağımı büzdüm. "Yani iki adam bir kadın da promosyon."

"Promosyon mu?" Başını arkaya atıp gür bir kahkaha attı.

Gelenleri gördüğüm an Uras'ın kolunu çimdikleyip susturdum. Acıyla bağırıp kolunu tuttuğunda yanımızdan geçen bir adamı ve kadını gösterdim.

"Bunlar kasetçiye girenler." Yüzlerine bakılırsa elleri boş dönmüşlerdi. Ardından elinde bir poşetle yüzünde zafer gülüşü olan adam gitti.

"Bizim plan suya düştü galiba."

"Nereden biliyorsun," diyerek beni kolunun altına aldı.

Karşıdan gelen ve hiçte anlaşmışlar gibi durmayan ikiliyi işaret ettim. İkisi de birbirine bağırıyor hararetle ellerini kollarını sallıyorlardı.

"Bu işte berbat olduğunu ne zaman kabul edeceksin?" Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip yürümeye başladığımızda omuzlarımı dikleştirdim.

Bu işe daha yeni girişmiştim ve hemen pes etmeye niyetim yoktu.

"Daha yeni başladık Uras. Birinde kaybettik diye hemen tüm gemileri yakalım mı?"

"Yakmayalım," dedi yüzünde yarım bir gülüş vardı. "O zaman bir kahveyi hak ettik ne dersin?"

Daha çok sokuldum. Dudaklarımda neşeli bir şarkının nakaratı ile başımı salladım.

♣️

Uras'la kahve içtikten sonra İnci'nin moda evine gelmiştim. Bu aralar İnci'yi fazlasıyla boşlamıştım.

"Buyur Mira abla." Zeynep'in uzattığı kahveyi alıp teşekkür ettim. İnci bir gece elbisesine parlak taşlar işliyordu. İşine o kadar konsantreydi ki ben de bir merhaba diyerek oturmuştum.

Bugün içtiğim sayısız kahveden biri de buydu. Ama ne yapabilirim ki kahveye asla hayır diyemiyordum. Bir de başarısız bir çöpçatanlık sonrası iyi bir kahve iyi gidiyordu.

Denendi onaylandı.

"Ay Mira seni de doğru düzgün selamlayamadım." Gelip sarıldı. "Akşama yetişemesi gereken bir elbise var da."

Kahvemden bir yudum alırken İnci de kendisine bir kahve istedi. "Sen işini bitirseydin sonra da konuşuruz."

"Olmaz ilk çöpçatanlık deneyiminiz nasıl geçti hemen duymam gerekiyor."

Zeynep, kahveyi İnci'ye verdiğinde geri çekilmişti. İnci bir yudum aldı ardından meraklı bakışlarını bana dikti. Resmen gözleriyle, "Anlat kız anlat inciğini cinciğini anlat," diyordu. Ben de canım arkadaşımı kırmadan başladım anlatmaya.

"Biz şimdi bunları buluşturduk kasetçide buluşturmasına ama," dedim ve sustum. İnci, kahvesini yanındaki masaya bırakıp bana doğru eğildi. Ellerini sallayıp, "Hadi Mira anlat artık," dedi.

"Bunların orada birbirini tanımasını hobilerini anlatmasını bırak, dükkandan kavga edip çıktılar." Ellerimi dertli dertli başıma atıp sağa sola salladım. Tarlası yanan bir çiftçiden halliceydi hâlim.

"O kadar mı kötü?"

Dudağımı ısırıp başımı salladım. Bu bile durumum vahametini ortaya seriyordu. "Hem de nasıl. Dükkandan çıkarken, 'Bir daha karşıma çıkma çıkarsan bu sefer yapmadığımı yapar ve seni boğarım,' dedi Vera."

İnci olaya pozitif yanından bakmaya çalışarak, "Zıt kutuplar ilk önce birbirini iter sonra çeker," dediğinde amin demekten öteye geçememdim.

Yaşadığımız tüm olayları anlatırken telefonumun çalması ile son yudumunu aldığım kahve bardağını masaya bırakıp telefonuma baktım. Ekranda Buket ismini gördüğümde beklemeden cevapladım.

"Efendim Buket?" Sesim her zamankinin aksine tam bir profesyonel bir şekilde çıkmıştı.

"Mira Hanım yeni reklam projesi için gelen apart yaşamı videolarını size gönderdim fakag geri dönüş alamayınca aramak istedim. Videoları incelediniz mi?"

Kahretsin! Ben onları komple unutmuştum. Bilgisayarım yanımda değildi o yüzden bakamazdım.

"Bugün inceleme şansınız var mı?"

"Elbette Buket. Akşam inceler sana geri dönerim."

"Güzel. O zaman akşam haberleşiriz."

Telefon kapandığında çantamı alıp ayağa kalktım. İnci de benimle kalktığında yanağına bir öpücük bırakıp geriledim. Kısaca, "Halletmem gereken işler," diyerek çıktım.

Bir taksi çevirip bindiğimde günün yorgunluğu yavaş yavaş göz kapaklarıma sızıyordu.

♣️

Eve vardığımda ilk işim güzel bir banyo yapıp bir şeyler yemek oldu. Güzelce karnımı doyurduğumda bilgisayarımı alıp salonumdaki rahat koltuğa kuruldum.

Üzerimdeki ayıcıklı pijamam ve ev topuzum ile tam bir gece mesaisindeydim.

İlk videoyu açıp izlemeye başladım.

Videodaki çocuk 20’li yaşların ortalarında, hafif dağınık ama karizmatik bir yazılımcıydı. Kamera, dairenin Amerikan mutfağına açılan salonundaydı. Çocuk bir yandan laptopta kod yazıyor, diğer yandan açık mutfakta kahvesini demliyordu. Arada kameraya dönüp, "Eskiden koca evde tek başıma kaybolurdum, burası tam ihtiyacım olan pratiklikte. Çalışma alanım ve yaşam alanım iç içe ama asla boğucu değil," diyordu. Arka planda ise apartın sunduğu spor salonu ve teras alanından kısa dinamik çekimler vardı.

Gülümseyerek videoyu durdurdum. "Harika," diye mırıldandım. "İşte genç profesyonellerin aradığı o bağımsızlık hissi tam olarak bu."

Ardından diğer videoya geçtim.

Bu videoda ise rengarenk dekore edilmiş bir apart dairesi belirdi. Kız tuvalinin başında resim yaparken arka planda hafif bir müzik çalıyordu. "Burası sadece bir ev değil, benim ilham alanım," diyordu kız kameraya bakıp gülümseyerek. "Kendi kurallarımı koyduğum, özgürce üretebildiğim yer."

İkinci video da konseptimize tam oturmuştu. Gençlerin "benim alanım, benim tarzım" vurgusunu çok net veriyordu.

Son videoya tıkladığımda ise karşıma hiç beklemediğim bir şey çıktı. Bir öğrenci grubu, apartın ortak sosyal alanında langırt oynayıp pizza yiyordu. Biri kamerayı alıp, "Eve çıkmak gözümüzü korkutuyordu ama buradaki sosyal ortam sayesinde hiç yalnız hissetmiyoruz," diye bağırıyordu.

Videoların hepsi hem çok samimi hem de tam hedef kitleye hitap edecek dinamiklikteydi. Hemen Buket'e bir geri dönüş sağladım. Bu türde videolar dijital lansmanda oldukça işimize yarardı.

Maile yazdıklarımı son kez kontrol edip gönderdim. Gönderdiğim an telefonumun çalması bir oldu. Ekranda Uras'ın ismini gördüğümde sanki karşımdaymış gibi dikleşip üzerimi düzelttim. Tipi bu hâlde ne kadar düzeltebilirsek o kadardı işte.

"Efendim Uras." Telefonu açıp hoparlöre verip yanıma bıraktım. Daha halletmem gereken bir sürü işim vardı. "Ne söyleyeceksin hızlı söyle işim var."

"Ne yani nişanlına ayıracağın biraz vaktin de mi yok?" Sesi üzgün geldiğinde kalbim acımadı değil. Görmediğini bilsem de sesindeki üzgün ton yüzünden yüzüm düştü.

"Aşk olsun canım. Benim nişanlıma ayıracak herhâlde vaktim var." Topuzum sıkınca tokayı çıkarıp saçlarımı açtım. Oh be hayat vardı valla.

"O zaman nişanlına bir kıyak geçersin." Sesindeki o muzip ton aramıza kurulduğunda merakla ne isteyeceğini beklemeye başladım.

"İlk önce ne istediğini bir duysam."

"Mesela biraz inte-" demeye kalmadan telefonu elime alıp bağırdım.

"İnanamıyorum Uras ya başka bir şey olsa aramızsın ama değil mi?"

"Aşkım valla tüm internet paketimi bitirdim bak işim var bir saatçik ya."

Daha fazla dinlemeden telefonu suratına kapattım. Cimri işte ne olacak! Altı üstü bir ay kullanıp vereceğim çatladı resmen ya!

Söylene söylene bilgisayarımı kapatıp ayağa kalktım. Işıkları kapatıp yatmak için odama gidiyordum ki zil çaldı.

Telefonumdan saate baktığımda on ikiye geldiğini gördüm. Bu saate kapımı çalmaya kim cüret edebilirdi ki?

Tahmin etmesi zor değildi. Kapıya ilerleyip küçük delikten baktığımda Uras, elinde iki kap dondurma ile bekliyordu.

Işıkları kapatmıştım ses de çıkarmamıştım yani uyduğumu düşünüp giderdi dememe kalmadan telefonum zil sesi ortama gür bir şekilde yayıldı.

Ben aceleyle sesini kısmaya çalışırken Uras'ın mesajı ekrana düştü ve tekrar zil çaldı.

Cimri Bey: Kapıda kaldım sevgilim. Bak dondurmalar da eriyor.

Kaprsili bir şekilde omuzlarımı kaldırıp indirdim. Bu saate ne dondurmasıydı ya. Telefonu sessize alıp kapıya vurdum.

"Ben bu saate dondurma yemem git internetim yok diye ağlarken ye!"

Kollarımı göğsümde bağlayıp odama giderken kapıdan aşıp kulağıma değen o sihirli cümle adımlarım olduğu yerde çakılırken dudaklarımı yalamaktan başka bir şey yapamadım.

"Ama karadut ve limonlu. Üzerinde de çikolata sosu ve fındık var."

Hayır bunu bana yapamazdı. Beni en sevdiğim dondurma ile gece vakti tavlayamazdı.

Hayır kızım kendine gel. Gece vakti dondurma yiyemezsin!

Ama karadut ve limonlu almış. Üzerinde de çikolata sosu var.

Ağzımın suyunu silip kafamı iki yana salladım. İç sesim bile bana düşman olmuştu.

Kapı usulca tekrar çalındığın da iradem bedenimi terk etmiş kalbim ise çoktan kapıyı açmaya gitmişti.

En sevdiğim dondurmamı yemenin hayali ile kapıyı açtığımda Uras beklemeden içeriye girdi.

"Az daha bekleseydin dondurmalar kapının önünde sıvılaşacaktı."

Gözlerimi devirmeden kendimi alamadım. Elindeki dondurmaları almak için uzandığımda geri çekti.

"Birincisi kapıyı sana değil dondurmalara açtım ikincisi ben sana hâlâ küsüm."

Uras gülümsedi. Beni omuzlarımdan tuttuğu gibi az önce kalktığım koltuğa oturttu. Üzerime de koltuktaki battaniyeyi örtüp saçlarıma tatlı bir öpücük bıraktı.

"Şimdi buzlar kralı senden özür dileyecek, sen de keyfine bakacaksın, tamam mı?"

"Görelim bakalım buzlar kralının özür dileme şeklini."

Uras mutfağa doğru gittiğinde battaniyeye daha da sarıldım. Ağustos ayının gündüzleri sıcak geçse de akşamları tatlı bir serinlik oluyordu. Mutfaktan gelen sesleri dinlerken arkama yaslandım. Bırakalım da alsın beyefendi gönlümü...

Beş dakika sonra elinde iki tabakla geldi. Tabakları masaya bırakıp tekrar gitti ve bu sefer kucağında abur cuburlarla dönüp masayı donattı. Resmen zulamı patlatmıştı.

"Yediklerinin iki katını alacaksın Cimri Bey!"

Yanıma kurulup battaniyenin bir ucunu da kendi üzerine örttü. Kumandayı alıp televizyonu açarken, "On katını bile alırım," dediğinde ne trip kaldı ne de küskünlük. Kolunu omzuma atıp beni kendine çekti. Uzanıp masadaki dondurmayı bana uzattı. "Ne açayım?"

Dondurmadan bir kaşık alıp damağımda erimesine izin verdim. Karadut ve limonun o eşsiz lezzeti damağımda birleşip tam bir şölen yaşattı. O sırada Uras romantik bir film açtı.

Yaklaşık yarım saattir aynı pozisyondaydık. Ben gözümü filmden ayırmadan dondurmamı yerken içimden bir ses Uras'a laf atam gerektiğini söylüyordu. Ben de iç sesimi dinledim.

"Dondurma bahane, interneti kullanmak şah-" diyemeden Uras'ın derin kahve gözleriyle denk düştüm. Öyle bir bakıştı ki dilimin ucuna gelen tüm kelimeler beni terk edip gitti. Bana sadece yutkunmak kalmıştı.

Gözleri yüzümün her santiminde usulca gezerken, kalbimin güm güm atışını duymasın diye nefesimi tutuyordum. Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırıp fısıldadı.

"Cümlenin devamını duymak istesem?"

Anında etki alanından çıkmak için geriye çekilmeye çalıştım ama kolu belimi sıkıca sarıyordu. Beni tekrar kendine çektiğinde nefesim kesildi.

"Sanki şahane gibi bir şey diyordun..." diyerek beni iyice köşeye sıkıştırdı. Avucunu yanağıma yasladı. Başparmağı usulca kızaran yanağımı okşarken sesi daha da derinden geliyordu. "Film de dondurma da bahane Mira."
Teması tüm düşünme yetimi sıfırlarken başımı hafifçe sallayabildim. Elini yanağımdan çekip önüme düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına itti.

"Sensin Mira. İnternet işin bahanesiydi. Asıl istediğim senin yanında olmak... Sıcaklığını hissetmek, senin sürekli konuşup bir şeyler anlatmanı dinlemek."

Gözlerinin içindeki o sonsuz samimiyet ve sevgi karşısında içim eridi. Uras eğilip alnını alnıma dayadı. Ilık nefesi dudaklarıma çarparken fısıldamaya devam etti.

"Akşam olduğunda küçük mutfağımızda birlikte yemek yapıp yiyelim, film izleyip birbirimize sarılarak uyuyalım istiyorum Mira..."

Gözlerimi gözlerinden ayıramadan şefkatle mırıldandım.
"Uras..."

"Hı?"

Aramızdaki son santimleri de kapatan o oldu. Dudakları, dudaklarımı yumuşacık ve tutkulu bir buseyle buluşturduğunda zaman sanki tamamen durdu. Eli belimdeki tutuşunu sıkılaştırıp beni kendine daha çok çekerken, ben de kollarımı boynuna dolayarak bu anın büyüsüne kendimi bıraktım. Kalplerimizin ritmi birbirine karışırken, dışarıdaki dünyanın tüm karmaşası birden yok olup gitmişti.

Dudakları usulca geri çekildiğinde ikimiz de nefes nefeseydik. Yüzünde o çok sevdiğim, sadece bana özel gülümsemesi belirdi. Başımı göğsüne bastırıp kokusunu içime çekerken, bu gecenin hayatımdaki en güzel bahane olduğunu çok iyi biliyordum.