1. bölüm · Aşkın Mimarisi

Bölüm 1: Faturayı Evren mi Ödeyecek Peki?

Mavi Ay

Keyifli okumalar dilerim✨

Kahve kupasını pencerenin önüne bıraktığımda güneş tam karşı apartmanın üst katına vuruyordu. Evin içindeyse hâlâ koli kokusu hâkimdi. Yeni taşındığım bu küçük ama benim için kocaman anlamlar taşıyan evde henüz hiçbir şey yerli yerinde değildi. Battaniye koltuğun kenarına sıkışmış, saksı çiçeği ters dönmüş haldeydi. Ama asıl sorun bu dağınıklık değildi.

İnternetim yoktu!

Ve bu durum; günde beş kahveyle ayakta duran, sabah ondaki online toplantıyla işe başlayan benim için açıkça bir felaketti.

Elimde modem var, kablo tamam… Ruhumda Wi-Fi eksik.

Telefonumu elime aldım, umutsuzca Wi-Fi ağlarını taradım. Listeye bakarken bir ağ gözüme çarptı:

ALTUG-FIBER5G

"Altuğ…" dedim kendi kendime. "Çok da elit bir isim. Kimse bunu rastgele koymaz. Ya özel biri… ya da özel biri olmak istiyor."

Parola sorması moral bozucuydu ama ben kolay pes etmezdim. Bir deneyelim bakalım:

12345678
Kerem123
Altug2026 Ve… Bağlandı!

Gözlerim büyüdü. "Vuhuuu! Evren bazen insanın elinden tutuyor be!" dedim içimden. Bilgisayarı kucağıma aldım, tam Netflix’i açacaktım ki…

Kapı çaldı.

Ama öyle nazikçe falan değil. Üç sert, kararlı vuruş.

İrkilerek kapıya yöneldim. Aynada saçıma baktım; üstümde eski bir kapüşonlu, altımda eşofman vardı. Ama kapıdaki kişinin bunu umursayacağını sanmıyordum. Kapıyı açtım.

Karşımda; sinirli bakışları ve fazlasıyla düzgün saçlarıyla bir adam duruyordu. Elinde bir laptop vardı ve bakışları sanki beni suçüstü yakalamış gibiydi.

"Merhaba," dedi. Sesi düz, rahatsız edici derecede netti. "Sanırım modemimle bağlantı kurmuşsunuz. Kendi isteğiyle yapmadığına eminim."

Gözlerimi kısıp belli belirsiz gülümsedim. "Sadece… evrenin sunduğu bağlantı fırsatlarını değerlendirdim."

Kaşı kalktı. "Faturayı evren mi ödeyecek peki?"

"Ha ha. Çok şakacısınız gerçekten," dedim. Yüzünde tek bir mimik bile oynamadı. "Yeni taşındım," diye devam ettim. "Henüz bağlantı başlatamadım. Beş dakikalığına bağlandım, sadece kontrol amaçlı. Hiçbir… illegal yayın izlemedim."

"İnterneti kullanmayı bırakmanız gerek, hanımefendi."

Derin bir nefes aldım. "Bu arada ben Mira, tanıştığımıza memnun oldum. Belki bir gün bu konuşmayı daha dostane yaparız," dedim. Ama onun buna pek niyeti yok gibiydi. Öyle ki kendini tanıtma gereği bile duymadı.

"İyi günler," dedi ve arkasını dönüp gitti.
Kapı kapanınca başımı ahşaba yasladım. Sonra istemsizce güldüm.

"Bu adamla ya kavga ederim… ya da evlenirim. Ortası yok."

♣️

Koltuk evin tam ortasında duruyordu. Ne duvara dayanmıştı ne de belli bir yeri vardı. Tıpkı benim gibi… Ben de buradaydım ama henüz yerimi bulmuş hissetmiyordum.

Kahve kupasını iki elimin arasına alıp bir yudum içtim. Ilımıştı. Tadı bile taşınmanın ağırlığını taşıyordu sanki. Ev sessizdi. Fazla sessiz…

"İstediğin buydu Mira," dedim kendime. "Kendi evin. Kimse bulaşık için söylenmiyor. Kimse sabah kahveni içmeden dert anlatmıyor. Kimse geç geldin diye aramıyor. Mutlusun, değil mi?"

Ama bu sessizlik… Alışık olduğum cinsten değildi. Boş mutfak dolapları gibi, duvarlara asılmamış çerçeveler gibiydi.

Telefonumu aldım. Annemle en son üç gün önce mesajlaşmıştık. Onunla konuşmamak huzur değil, eksiklik hissettiriyordu. Arama tuşuna bastım.

"Aman Mira! Meraktan bittik be! Taşındın mı? Sular akıyor mu? İnternetin var mı? Su ısıtıcısı alalım mı sana? Sen kahvesiz duramazsın ki!" dedi annem daha telefonu açar açmaz.

Gözlerimi devirdim ama yüzümde sıcak bir gülümseme belirdi. "Anne… Nefes al. Hepsine cevap vereceğim."

"Baban da gün boyu seni düşündü, aklı hep sende kaldı."

Arka plandan babamın sesi geldi: "Kızım, rahatsız etmeyeyim diye aramadım."

"Meşgul değilim baba," dedim gülerek. "Modemle kavga ediyordum."

"İnternet yokmuş işte, dedim ben sana!" diye araya girdi annem.

"Böyle de iyi anne," dedim. "Belki biraz eksik. Ama eksik olmak kötü değil. Kendim tamamlayacağım."

Kısa bir sessizlik oldu. "Güçlü olmak her şeyi tek başına taşımak değil," dedi annem yumuşak bir sesle. "Bazen izin ver, biz taşıyalım."

Gözlerim doldu ama ağlamadım. Eve; kolilere ve yarı açılmış kutulara baktım.

"Bana biraz zaman verin," dedim. "Burası ev olacak. Ama önce ben yerleşmeliyim."

"İnterneti bağlat," dedi babam. "Film öneririm."

Güldüm. "Senin film zevkine güvenmiyorum baba. En son önerdiğin filmde herkes öldü."

"Sanat kolay sindirilmez," dedi babam, her zamanki entelektüel tavrıyla.

"Haklısın baba."

Telefon kapandı. Ev yine sessizdi ama bu kez… huzurlu bir sessizlikti. Pencereden dışarı baktım. Güneş, yan dairenin camından yansıyordu.

"Ev olacaksın," dedim kendime. "Benim evim."

♠️

Kitaplığımdaki mimarlık dergilerini yerleştirirken ellerim mekanik bir şekilde hareket ediyordu ama zihnim çok başka bir yerde, o tuhaf tanışma anında asılı kalmıştı. Ne dergideki yeni tasarımlara odaklanabiliyordum ne de arkada çalan şarkılara... Kulaklarımda hâlâ o pişkin, bir o kadar da özgüvenli cümle yankılanıyordu:

"Sadece evrenin sunduğu bağlantı fırsatlarını değerlendirdim."

Kimdi bu kız? Hangi cesaretle, sanki en doğal hakkıymış gibi gelip benim internetime sızmıştı? Üstelik yüzünde en ufak bir pişmanlık kırıntısı bile yoktu. Derin bir nefes alıp dergileri sertçe rafa ittim.

"Yine taşındılar işte," diye geçirdim içimden. "Sessiz geçen tek bir ayım bile olmayacak mı?"

Tam o sırada kapımın zili, düşüncelerimi bir bıçak gibi kesti. Kapıyı açtığımda karşımda her zamanki o iflah olmaz neşesiyle Can duruyordu. Kahverengi ceketinin cebinden iki paket kahve çıkardı ve sanki bir zafer kazanmış gibi salladı.

"Mis gibi kokuyor değil mi? Senin o sıkıcı siyah filtrene inat, ben vanilyalı aldım."

Gözlerimi devirmeden edemedim. "İçeri gir Can. Vanilyanla birlikte şu nadir sessizliğimi de boz bakalım."

Ayakkabılarını çıkarıp doğrudan salona daldı. Gözleri anında her zamanki hedefi olan kitaplığıma kaydı. "Sen hâlâ bu kitapları harf sırasına göre mi diziyorsun? Psikolojik bir takıntı mı bu, yoksa 'ben ne kadar düzenliyim' şovu mu?"

Hafifçe gülümsedim ama bu uzun sürmedi. "Düzenli olmak seni şovmen yapmaz Can. Kaosla yaşamayı tercih etmen sadece senin tembelliğin."

Kahkahayı basıp mutfağa yöneldi. "Ah, kaos dedin de... Bütün apartman senin yeni komşunu konuşuyor, haberin var mı? Herkes ne kadar tatlı olduğundan bahsediyor. Üst kat komşun Naciye abla bile 'Kızın kahkahası baharı getiriyor' diye dolanıyor ortalıkta."

Kahveleri hazırlayıp salona geçtiğimde masaya oturdum ve sıcak bardağı elime aldım. "Sesi yüksek," dedim kestirip atarak. "Evet, fazla konuşkan. Ve tam bir internet hırsızı."

Can'ın kaşları hayretle havaya kalktı. "Nasıl yani?"

"Bugün benim modeme bağlanmış. Parolayı deneye deneye çözmüş herhalde. Netflix açarken fark ettim."

Can'ın kahkahası tüm odada çınladı. "Yani... klasik bir romantik komedi başrol girişi bu! Bilerek yapmış olabilir mi dersin?"

"Sanmıyorum," dedim bardağıma bakarak. "Onun bilinçli bir kaos yaratmaya ihtiyacı yok. Kaos zaten onunla birlikte geliyor. Garip bir şekilde... eğlenceli biri gibi duruyor ama bu, tehlikeli olduğu gerçeğini değiştirmiyor."

Can bir süre sustu. Sonra sesindeki o nadir ciddi tonlardan birini kullanarak konuştu: "Bak Uras, senin bu duvarların... artık seni korumuyor, seni senden saklıyor. Belki de birinin içeri dalıp seni biraz sarsması gerekiyordur. Hadi gel, kendi hayatının kötü adamı olma artık."

"Bilmiyorum Can... Belki de sadece sessiz kalmak, bu sefer en doğrusudur."

Can kalktı, boş bardağını mutfağa bıraktı ve kapıya yöneldi. "Sessizlik bazen zarif bir kaçıştır ama kaotik komşun gibi biri o zarafeti paramparça eder, benden söylemesi." Kapıdan çıkarken göz kırptı. "Bu arada... vanilyalı kahveyi beğendin, fark ettim. Kabul et artık; hayat bazen biraz tatlıyı hak ediyor."

Gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım. O gittikten sonra alnımı cama yasladım ve karşı daireden sızan ışığa bakarken fısıldadım: "Bu kız... başıma kesinlikle bela olacak."

Tabletimi elime alıp yarım kalan çizimime döndüm. Sabaha kadar teslim etmem gereken, her santimi kritik bir projeydi. Dosyanın kusursuz olması gerekiyordu; çünkü Harun Bey bana sadece bir çalışan gibi değil, sanki bir mirasçı gibi davranıyordu.

Resmiyete dökülmemiş bir güven vardı aramızda. Holdingin başına geçirebileceği bir kızı ya da oğlu yoktu; ama benim gibi biri vardı. Sessiz, disiplinli, sivrilmeyen ama her adımını toprağa sağlam basan o adam... Harun Bey kimseye kolay kolay güvenmezdi ama bana bakışı... veliahtını izleyen bir kralın bakışından farksızdı.