32.

Yazar: Yesilimm .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 32.

İyiii okuumalaarrrr

•••

Siz:
Nasıl oldu bu
Allah için
Sende ne şans varmış

Baran:
Şans değil yavrum
Emek

Siz:
Hadi ordan
Yalakalık denir ona

Baran:
Ayıp
Ne alakası var

Siz:
Allah aşkına Baran
Askeriyede cezanın iptal edildiği
Nerde görülmüş

Baran:
az önce baban yaptı o işi
Örnek bir asker olduğuma
Kanaat getirdi

Siz:
Offff
Desene ben 1 ay
Tek kalacağım

Baran:
Hayır
Öyle bir şey olmayacak
Seni yalnız bırakmam

Siz:
Nasıl olacak o

Baran:
Yavrum bu adam senin baban değil mi
Kullan bunu biraz

Siz:
Ne olursa olsun asker ama

Baran:
Çabalayacaksın

Siz:
Baran yapamam ben

Baran:
Yaparsın yaparsın
Şimdi eğitim sahasına çabuk

Siz:
Neden ya
Akşam nöbetim var bak
Dinleneyim

Baran:
Gel burda dinlenirsin

Siz:
Offf Baran

Baran:
Hadi güzelim
Hadi yavrum
Bekliyorum

Siz:
Baran
Güzelin miyim gerçekten

Baran:
Öylesin
Hadi gel
Çabuk

Siz:
yarın başlasak
Olmaz mı

Baran:
olmaz
Biraz daha gelmezsen
Tutup ben getireceğim

Siz:
kızlar burada
Yapamazsın ki

Baran:
Denemek ister misin

Siz:
Hayır vazgeçtim

Baran:
Güzel
Bekliyorum

Siz:
geliyorum😭

Baran:
Afferim güzelime
(Görüldü)

•••

Utana sıkıla eğitim sahasının ağır, demir kapısını aralayıp içeri girdim. İçeride ritmik ve sert seslerle boks torbasını yumruklayan Baran'ı görmemle adımlarım kendiliğinden yavaşladı.

Beni fark etmişti. "Hoş geldin," dedi, ritmini hiç bozmadan punch atmaya devam ederek.

Sözlerini es geçip arkasında kalan ahşap banka doğru adımladım. Oturmamla birlikte boks torbasını serbest bıraktı ve ter içinde kalmış bedeniyle yanıma geldi. Kıyafeti sırılsıklamdı alnından süzülüp çene kemiğine kadar akan ter damlaları, onda reddedilemez bir çekicilik yaratıyordu. Tişörtünün yakasıyla alnındaki teri sildi, adımları doğrudan üzerime geldi.

O bana yaklaştıkça ben içgüdüsel olarak kenara kayıyordum. Ancak o tam karşımda durup gölgesi üzerime düşecek şekilde eğildi. Yüzlerimiz o kadar tehlikeli bir şekilde yakındı ki, refleksle gözlerimi sıkı sımsıkı kapattım.

Fakat o sadece arkamdaki rafa uzanıp çantasını aldı. Hemen tepemde beliren o keyifli kıkırtısını duyduğumda gözlerimi hızla açtım.

"Ne gülüyorsun?" dedim, kızgın görünmeye çalışan ama heyecanını gizleyemeyen sesimle.
Keyifle geri çekilirken tişörtünü ensesinden tutup tek bir hamlede başından çıkardı. "Hiiç..." dedi, sırıtarak.

Tam karşımdaydı ve bu sefer bakış açımda sadece geniş sırtı yoktu. Gözlerim istemsizce biçimli karın kaslarına, oradan da kasıklarına doğru inen hatlara kaydı. Derin bir nefes alıp yutkundum. Nereye baktığımı fark etmiş gibi gözleri yüzümde gezindi.

Gözlerimiz aniden buluştuğunda, tarifsiz bir utançla ellerimi yüzüme siper ettim. Bu çocuksu kaçışımı görmesiyle eğitim sahasını inleten gür bir kahkaha attı. "Yavrum, şimdi mi utanasın geldi?"

"Sus Baran!" Parmağımı hafifçe aralayıp üstünü giyinmiş mi diye kontrol ettim. Ancak hâlâ aynı şekilde, yarı çıplak duruyordu. "Giyinsene!" dedim, uyaran bir tonla.

Beni hiç dinlemedi üzerime doğru bir adım daha attı. Bu derece bir rahatlık nereden geliyordu acaba?

Hızlıca oturduğum yerden kalkıp yanından kaçtım, arkamı ona döndüm. "Baran bak, elimde kalacaksın... Giyin şu üstünü!"

Arkamda giyiniyor muydu bilmiyorum ama aniden belime dolanan güçlü kolları ve sırtıma çarpan sıcak göğsüyle ellerimi yüzümden çekip küçük bir çığlık attım.

"Güzelim..." dedi, başını boyun girintime gömüp sıcak nefesini tenime bırakarak. "...seni seviyorum."

Dediği şeyle ikimiz de zamanın içinde donup kaldık sanki. İlk defa... İlk defa bu kadar açık, bu kadar çıplak bir şekilde beni sevdiğini söylüyordu.

"Baran..." dedikten sonra kollarının arasından sıyrılıp hızla ona döndüm. Hâlâ üstünü giymemişti! Arkasında kalan tişörtü kaptığım gibi yüzüne fırlattım. "Giy şunu!"

Tek hamlede tişörtü havada yakalayıp başından geçirdi. Romantik, büyülü bir anın içine ettiğimi biliyordum ama heyecandan ve stresten elim ayağım birbirine dolanmıştı.
İçimdeki o garip baskıyı atmak için hemen yanımızdaki boks torbasına bir yumruk geçirdim. Torba kaskatıydı, vurmamla birlikte bileğim ve parmak boğumlarım sızladı ama umursamadım.

"Ben sana gerçeği söyle dedim mi?!" diye hesap sordum, bir yumruk daha atarken.

"Çok belli ettin..." dedi, arkamdan sakince.
"Hayır!" dedim, sert bir kroşe daha çıkarırken.
Yanıma gelip hareket eden boks torbasını iki eliyle tutarak sabitledi. "Vur."

Dediğini yapıp torbayı hırsla yumruklarken, o arkamda boğazını temizleyip o alaycı ses tonuyla konuştu: "Sana yakınlaştığımda neden gözlerini kapatıyordun?"

Bunun cevabını adı gibi biliyordu sadece benim ağzımdan duymak ona sadistçe bir keyif verecekti. Kısa bir an duraksayıp tekrar bir yumruk attım. "Bir şey yapsaydın iterdim."

Ellerini torbadan çekip tamamen bana doğru eğildi. "Yani..." dedi, dudakları kulağımın hizasına gelene kadar yaklaşarak. "...öptükten sonra itersin?"

Kurduğum cümlenin nereye gittiğini fark ettiğim an ellerimi göğsüne koyup onu hırsla ittim. "Git!" dedim sinirle. "Uğraşma benimle!"
"Cık..." dedi, belimden yakalayıp beni tekrar kendine çekerek. "Uğraşacağım."

Bu sefer yüzü gülmüyordu ama çok ciddi de sayılmazdı; tamamen anın çekimine kendini kaptırmış gibiydi.

"Baran, bırak..." dedim, göğsünü itmeye çalışarak. Ama izin vermedi. Yüzü yüzüme gittikçe yaklaşıyordu. Gözlerinin en derinindeki o koyuluğa baktıkça, onu itecek tüm gücüm çekiliyordu sanki.

Tam dudakları tenime değecekken, dışarıdan gelen devasa bir sesle kapı duvara çarptı
"BARAN!"
Buz gibi, gür bir sesti bu.

Bu...

Babamdı.

Dehşetle Baran'ı üzerimden ittim ve refleksle suratına sert bir tokat patlattım. "SİKTİR GİT BARAN!" diye bağırdım, babamla aynı anda!
Şaklama sesi salonda yankılanırken Baran şaşkınlık içinde bir bana, bir de kapıda dikilen babama baktı. Çok özür dilerim Baran... Gerçekten çok özür dilerim ama bunu babama açıklayamazdık! Babam aramızdakini anlamasın diye hızla yalanıma devam ettim "BANA EMİR VEREMEZSİN! KENDİN TOPLA PİSLİĞİNİ!"

Babam gözleri büyümüş halde ikimize bakıyordu. Baran'ın tek eli ise vurduğum yanağındaydı. Ama o da niye o kadar dibime giriyordu ki?!

"Tamam," dedi Baran, sesini anında düzeltip soğukkanlı bir tona bürünerek. "Ben toplarım, git."

Yalanıma kusursuzca ayak uydurmuştu. Babamı sanki yeni fark etmişim gibi hızla dönüp nizamı bir asker selamı verdim.
"Sorun nedir asker?" dedi babam, sesi kışlayı titretecek kadar ciddiydi.

"Komutanım! Pislettiği eğitim sahasını sırf kadınım diye bana temizletmeye çalışıyordu!"
Bok gibi, berbat bir bahaneydi ama babamın bunu yutmasını ummaktan başka çarem yoktu.
"Baran!" dedi babam, kızgınlığı sesinden okunarak. Bu askeriyede cinsiyet ayrımı yoktu, herkes askerdi. Baran'ın böyle bir şey yapması babamın gözünde eksiydi.

Baran anında hazır ola geçerek selam durdu. "Emredin komutanım!"

"Doğru mu bu?"

"Doğru komutanım," dedi Baran, gözünü bile kırpmadan beni koruyarak.

Yüzümde minnet dolu hafif bir tebessüm oluşacak gibi oldu ama hızla kendimi toparladım.

"Bir daha olmasın!" dedi babam, taviz vermeyen sertliğiyle.

Baran gözlerini bana dikerek cevap verdi: "Emredersiniz komutanım."

Babam konuyu kapattığımızı düşünüp bana döndü. "Sen neden buradasın?"

"Komutanım... kendimi geliştirmek için."

Kaşları şaşkınlıkla havalandı ama durumunu çabuk toparlayıp, "Aferin asker," dedi.

Geri dönüp gidecekken kapı eşiğinde durup Baran'a göz ucuyla baktı. "Şuraları topla, sonra yanıma gel," dedi daha rahat bir sesle.

"Emredersiniz komutanım."

Babamın kapıyı sertçe çarpıp çıkmasıyla ciğerlerimdeki tüm nefesi dışarı verdim. Aklıma ona attığım o sert tokat gelince vicdan azabıyla hızla Baran'ın yanına koştum. Parmak uçlarımda yükselip kızarmış yanağına dokundum, parmaklarımla o sıcaklığı okşadım. Çok sert vurmuştum... "Özür dilerim..." dedim, gözlerim dolmaya başlarken. Ağladım ağlayacaktım.

"Sorun yok güzelim," dedi, ellerimi yanağından çekmeye çalışarak.

Ellerini ittim ve parmak uçlarımda biraz daha yükselip o kızarık yanağına sıcacık bir öpücük kondurdum. "Çok özür dilerim Baran..." Gözlerimdeki yaşlar tutamadığım bir baraj gibi yanaklarımdan süzülmeye başladı.

"Şşt..." dedi, başparmağıyla gözyaşlarımı silerek. "Ağlama güzelim, sana yasak demiştim."

Damlalar yere düşmeden hemen topluyordu yanaklarımdan. Bu askeriye benim duygularımla fazla oynamıştı; iyice sulugöz olmuştum.

Gözyaşlarımı durdurmaya çalışarak burnumu çektim. "Çok acıdı mı?"

"Acımadı. Hiç acımadı, tamam mı? Ağlama lütfen güzelim..."

"Yalan söyleme," dedim, sesim küçük bir çocuk gibi büzülürken.

"Yalan söylemiyorum." Gözyaşlarım durmuştu ama avuçları hâlâ yanaklarımı kavramış durumdaydı. "Ah be güzelim... Ben sana demedim mi benim için ağlama diye?"
"Ne zaman seni dinledim ki?"

Sestimdeki o yaramaz tonla ikimizin de dudaklarında aynı anda bir gülümseme belirdi.
"Doğru..." dedi ve o da eğilip benim yanağıma sıcacık, derin bir öpücük bıraktı.

Kalbim göğüs kafesimi yırtarcasına atmaya başladı. Bu his... çok garip ve uzun zamandır tatmadığım kadar yoğun bir histi.

Ağlamam tamamen kesilince hafifçe geri çekildim. Ellerimi gergince pantolonumun yanlarına sürterek üstümdeki stresi atmaya çalıştım. Aramızdaki o yoğun sessizliği bozan yine Baran oldu
"En azından amacımıza ulaştık."

Kaşlarımı sorgularcasına çattım. "Ne amacı?"
"Babana disiplinli bir asker olduğunu kanıtlama çabası."

Gözlerim büyüdü. "Sen..." dedim şaşkınlıkla. "Babamın buraya geleceğini biliyor muydun?"
Usulca başıyla beni onayladı.

"Lan!" dedim aniden parlayarak. "O zaman bana neden o kadar yanaşıyordun?!"

"Normalde her gün saat tam üçte buraya gelirdi. Bu sefer erken geldi, tahmin edemedim."

"Bir dakika..." dedim, parçaları birleştirmeye çalışarak. "Sen beni bilerek buraya çağırdın? Babam beni burada çalışırken görsün, gözüne gireyim diye?"

Dudaklarında keyifli bir gülümseme belirdi. Elini uzatıp huysuzca saçlarımı karıştırdı. "Akıllı kız seni..."

Ellerini saçlarımdan itip ona kötü kötü baktım. "Ya yakalansaydık?!"

"Yakalansaydık yakalanırdık," dedi rahatça kollarını iki yana açarak. Onu bu aşırı rahatlığı bazen beni boğuyordu!

Cebinden telefonunu çıkarıp saate baktı. Saati bana doğru çevirdi; 16:00'ydı. İki saat sonra nöbetim başlıyordu. "Hadi git sen, biraz dinlen."

Başımı onaylar anlamda sallayıp çıkışa doğru adımladım. "Sen babamın yanına gitmeyecek misin?"

"Buraları toplayayım, gideceğim."

"Tamam."

Arkamı dönüp kapıdan çıkacakken arkamdan yükselen sesi beni olduğum yere çiviledi:
"Asya..."

Başımı hafifçe geriye çevirip, "Efendim?" dedim.

"Eğer..." dedi, elini ensesine atıp hafifçe ovuştururken. "...baban gelmeseydi, seni öpecektim."

Kurduğu cümleyle boğazımda dev bir düğüm oluştu, derince yutkunup gözlerinin içine baktım. Benden bir tepki, belki bir adım bekliyordu. Ama ben onun bu beklentisini hüsrana uğratıp hızla dışarı kaçtım.

Ne demek 'öpecektim'?! Bunu bana niye söyledi ki şimdi?! Bilmesem de olurdu! Şimdi nöbet boyunca "Acaba öpseydi nasıl olurdu?" diye kendi kendimi yiyip bitirecektim.

Offf... Gerçekten çok can sıkıcı bir durumdu!

•••

Asya asyaaaa yanmışsın kızım sen naz etme daaa

Neyse az kaldı az kavuşacaklar yavrularım

Beğendiniz mi kızzzzzz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

122okunma 14beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…