26. bölüm / 41
Aşk nöbet dinlemez | texting25.
Bölümler 41Şu an: 25.
- 1 1.669 kelime
- 2 2.439 kelime
- 3 3.417 kelime
- 4 4.232 kelime
- 5 5.273 kelime
- 6 6.281 kelime
- 7 7.817 kelime
- 8 8.418 kelime
- 9 9.1.045 kelime
- 10 10.1.216 kelime
- 11 11.520 kelime
- 12 12.497 kelime
- 13 13.960 kelime
- 14 14.462 kelime
- 15 15.1.292 kelime
- 16 16.662 kelime
- 17 17.1.291 kelime
- 18 18.1.019 kelime
- 19 19.860 kelime
- 20 20.1.453 kelime
- 21 21.1.819 kelime
- 22 22.2.382 kelime
- 23 23.1.334 kelime
- 24 Baran ÖNDER & Asya DUMANLI335 kelime
- 25 24.1.257 kelime
- 26 25.1.599 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 26.1.870 kelime
- 28 27.1.648 kelime
- 29 28.1.562 kelime
- 30 29.1.797 kelime
- 31 30.571 kelime
- 32 31.1.391 kelime
- 33 32.1.490 kelime
- 34 33.865 kelime
- 35 34.609 kelime
- 36 35.766 kelime
- 37 36.1.324 kelime
- 38 37.1.490 kelime
- 39 38.1.080 kelime
- 40 39.967 kelime
- 41 40.1.374 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalarrrr
•••
Siz:
Neredesin
Karan:
Koğuştayım Asya
Siz:
Güzel aşağı in
Karan:
Asya hâlâ komutanınım
Saygılı konuş
Siz:
Komutanım aşağı iner misiniz
Söyleyeceklerim var
Karan:
güzel
Geliyorum
(Görüldü)
•••
Erkeklerin kaldığı kışlanın arkasında bekliyordum. Dakikalar su gibi akıp geçmişti ama Karan'ı ortalıkta hâlâ göremiyordum. Mesaj atıp atmadığını kontrol etmek için cebimden telefonu çıkardım ama ekranda tek bir bildirim bile yoktu.
O sırada karşıdan bana doğru hızla gelen bedeni fark etmemle sinirim katbe kat arttı. Baran, daha ne olduğunu anlayamadan acele adımlarla bileğimden tutup beni peşinden sürüklemeye başladı.
"Baran bırak! Zaten sinirliyim!" diye bağırdım bileğimi kurtarmaya çalışarak.
"Ben de sinirliyim Asya!" dedi dişlerinin arasından, buz gibi bir sesle. Beni yine bizim kışlanın arka tarafına çekti. Burası tam bir kör noktaydı kameralar açıyı görmüyordu
Geldigimizde bileğimi hırsla ondan çekip sinirle üzerine yürüdüm. Tam ağzımı açıp içimdekileri kusacaktım ki, o da aynı sertlikle üzerime yürümeye başladı. Baskısı karşısında adımlarım refleksle geri geri gitti.
"Sana..." dedi bir adım atarak. "...yapma..." bir adım daha "...dedim!"
Üzerime öylesine bir heybetle geliyordu ki dilim tutulmuş gibiydi. Yüzündeki o tehlikeli, karanlık ifade konuşmamı imkânsız kılıyordu. Gözlerimi kaçırarak adımlarımı durdurdum. "Ben de sana söyle dedim!" diye çıkıştım sinirle, tek elimi hesap sorarcasına göğsüne bastırmıştım.
"Asya..." Adımlarını durdurup sinirle yüzünü sıvazladı. "Neden anlamak istemiyorsun?"
"Baran, ben öğrendim zaten! O Karan denen piçi gidip dövecektim, ne diye engel oluyorsun?!"
O sert ve sinirli hali bir anda buharlaştı, yerini endişeli bir ifadeye bıraktı. "Nasıl?" dedi, olayı kavramaya çalışarak. "Nasıl öğrendin?"
"Oğuz Komutan'dan!"
Duyduklarıyla olduğu yerde kalakaldı. Hırsını alamayıp ayağıyla yerdeki çimenlere sert bir tekme savurdu. "Hassiktir..."
Ben ise arkamdaki duvara yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "Fotoğrafı bana da göster."
Bakışları yerden kalkıp doğrudan gözlerimi buldu. "Yok bende," dedi gözlerini hızla benden kaçırarak. Yine, yeniden yalan söylüyordu.
Hızla duvardan ayrılıp tam karşısına geçtim ve koluna okkalı bir tokat indirdim. "Yalan söyleme Baran! öğrenirim!"
"Asya, zorlama güzelim... Lütfen," dedi fısıltıyla. Aslında fotoğrafla ilgili kuvvetli bir tahminim elbette vardı. O karesinin içindeki kız ben olabilirdim ancak bunu kabullenmek kafamda felaket bir soru işareti fırtınası koparacaktı.
"Baran," dedim elimi ona doğru uzatarak. "Telefon." Ver dercesine parmak uçlarımı sabırsızca büktüm.
Bir adım gerileyip benden uzaklaştı. Ben de ona doğru dev bir adım attım. "Baran..." dedim tek omzundan tutup yüzünü yüzüme iyice yaklaştırarak. Bakışları doğrudan gözlerime odaklandı, derin bir nefes alıp yutkundu. "Hmm?" dedi, cümlemi tamamlamamı bekler gibi.
Boşta kalan elimle montunun çıkıntı yapan cebine hızla daldım ve telefonu kaptım çaldım da denebilirdi. Yaptığım şeyi fark ettiği an "Asya, hayır!" diyerek üzerime geldi. Ama ben ondan hızla sıyrılıp geriledim. Şifresi olmayan telefonu açtığım gibi WhatsApp'tan Karan'la olan konuşmalarına girdim. Numarayı kaydetmemişti. Sohbet penceresine girip medya kısmına bastım.
En son atılan fotoğrafa baktığımda çok şaşırmadım ama ne yazık ki korktuğum başıma gelmişti...
Adem'i dövdüğüm gün çekilmişti bu fotoğraf. Baran'la feci halde yakındık. Yüzüm Baran'ın iri gövdesi yüzünden tamamen kapanmıştı, hatta saçlarım bile görünmüyordu. Ama fotoğraftaki adamın Baran olduğu gün gibi açıktı. Bana krem sürdüğü o an çekilmişti; loş ışıkta sadece Baran'ın vücudu ve benim açıkta kalan ayaklarım seçiliyordu.
Gördüğüm şeyle hızla telefonun ekranını kapatıp avcumun içinde sıktım.
"Sakin ol..." dedi Baran yatıştırıcı bir sesle.
Zihnimde dönen tilkiler yüzünden sesi uğultulu geliyordu. Baran'ın hiç beklemediği ani bir hamle yapıp yanından hızla koşmaya başladım. Ancak onun adımlarının büyüklüğünü hesaba katmamıştım. Dev adımlarla anında bana yetişti, arkamdan belimi kavradığı gibi beni havaya kaldırdı!
"BARAN!" diye cırladım kışlanın ortasında.
"Kıs sesini, duyan olacak şimdi!"
Ayaklarımı havada çırpıyordum ama bana mısın demiyordu. En sonunda ayağımdaki botun burnuyla dizine sert bir tekme geçirdim. Acı dolu bir inlemeyle beni anında yere bıraktı.
"Ah, Asya..."
Onun sinirli sesini tamamen duymazdan gelerek erkekler koğuşuna doğru adımladım. Karan tam da binaya girmek üzereydi.
"KARAN!" diye bağırdım, sesimdeki öfkeyi gizlemeyerek. Şu an bu şerefsize 'komutan' falan diyecek halim yoktu!
Şaşkın yüzü bana çevrildi. Binanın arkasına geçmesi için başımla sert bir işaret yaptım. Hızlı adımlarla kışlanın arka tarafına yöneldim. Arkamdan gelen tok adım sesleri de Baran'a aitti ama sanırım bu sefer sinirimi çıkarmama müsaade edecekti.
Karan arkaya geçtiği an yakasına yapışmam bir oldu. Baran ise köşede duvara yaslanmış, ifadesizce bizi izliyordu. "Ulan piç herif!" dedim hırıltıyla.
Benden kurtulmak için en ufak bir hamle yapmadı. İstese yapardı, cüssesi benden katbekat büyüktü. "Seninle bir derdim yok," dedi gayet sakin bir sesle. Ama onun aksine ben sakinliğimin kırk kilometre ötesindeydim.
"Sikerim derdini!" diyerek onu geriye, duvara doğru ittim. Direnmedi. Saçımdaki tokayı hırsla çıkarıp sinirle saçlarımı dağıttım. "Sana ne bu kadar dokunuyor ha?!" Üzerine bir adım atıp işaret parmağımla omzuna vurdum.
"Söylesene, amacın ne senin?!"
Kışlaya geldiğimizden beri sergilediği bu saçma salak hareketler beni çileden çıkarıyordu. "Dedim ya, derdim seninle değil," dedi. Omzumun üstünden arkamda duran Baran'a baktı. "Onunla."
"Karan, o zaman beni bu boktan işe katmayacaktın!"
"Sen yoksun ki işin içinde." Bu umursamaz, rahat tavırları ellerimi kaşındırıyor; içimde ikinci bir Adem vakası yaratmak için can atan bir canavar uyandırıyordu.
"Ulan piç, senin yüzünden bu adam bir ay ceza yedi!"
"Sana ne Asya?!" dedi en sonunda kendini geri çekmeyi bırakıp gürleyerek. "Baran'dan sana ne?!"
Olduğum yerde kaldım. Haklılığı yüzünden tek bir kelime bile edemedim. Baran durumu anında kavramış olmalı ki hızla araya girip beni arkasına çekti. "O sesini kıs" dedi tehdit tonuyla ben tam öne geçmek için hamle yapacakken bileğimde ki tutuşu sertleşmişti ancak acımıyordu "Yeter bu kadar!" Karan'a tehditkar bir sesle çıkıştı:"Senden tek bir kelime daha duyarsam, bir yumrukla kurtulamazsın! Şimdi siktir git!"
Baran sözünü bitirir bitirmez bileğimde ki eliyle beni yine peşinden sürükledi.
Tekrar aynı kör noktaya geldiğimizde bileğimi bıraktı. Derin bir nefes almak için gözlerini kapattı. "Bu hiç iyi olmadı..."
"Ne?" diye sordum sırtımı duvara yaslayarak.
"Oğuz Komutan'dan öğrenmen."
"Bunu bana sen mecbur ettin! Kaç defa sordum, her seferinde 'Adem' deyip durdun bana!"
"Söyleseydim bir delilik yapacaktın çünkü."
"Ha, sanki şimdi yapmadım!"
Sinirlenmesini beklerken dudaklarının kenarında beliren o gülüş benim için tam bir sürpriz oldu. "Doğru... Yaptın."
"Gülme!" dedim sinirle. Ama o inadıma
daha da sırıttı.
"Mümkün değil..." Sanki cezayı alan benmişim gibi bu salağın keyfi gayet yerindeydi.
"Baran, neden yaptın?"
Ani ciddileşmemle yüzündeki sırıtış yavaşça eriyip gitti. Üzerime doğru bir adım attı.
"Doğru cevabı mı istiyorsun, yoksa geçiştireyim mi?"
Cevap vermemi beklemeden devam etti "Geçiştirme olanı istiyorsan bu konu Karan'la benim aramda, senin karışmanı istemedim. Ama eğer..."
Bana doğru bir adım daha atarak beni duvarla gövdesi arasına kıstırdı. "...gerçek cevabı istiyorsan..." Her konuştuğunda sıcak nefesi yüzüme, dudaklarıma vuruyordu. "...sana zarar gelmesini istemiyorum."
Sesli bir şekilde yutkundum. Bu yutkunuşumu duyup hafifçe tebessüm etti. "Sanırım gerçeğe henüz hazır değilsin."
Geri çekilip, az önce sinirle çıkarıp koluma taktığım tokayı yavaşça parmaklarının arasına aldı. Ne yapacağını şaşkınlıkla izlerken, tokayı kendi koluna takmasını kesinlikle beklemiyordum. Üniformasının kolunu hafifçe geriye çekip tokayı bana gösterdi. "Bir gün gerçeği duymak istediğinde, sana bu tokayı geri vereceğim."
Ağzımı açıp itiraz etmek, bir şeyler söylemek istedim ama yapamadım. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Ben buna hazır değildim... Daha yeni güvenim kökünden sarsılmışken, tekrardan birine güvenmek zordu, hatta imkânsızdı.
"Seni zorlamayacağım," dedi üniformasını düzeltip tokayı kolunun altında görünmez kılarken. "Bir sorun olursa bana gel. O aklındaki düşüncelerle tek başına savaşmak zorunda değilsin."
Yapmaya çalıştığım arkadaş kolpasını tabii ki anlamıştı. Güven sorunlarım olduğunu bildiği için bana kendi yöntemlerince yardımcı olmaya çalışıyordu.
"Peki..." diyebildim zar zor. "Bana yardım et."
"Edeceğim." Bir adımla aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. "Ne istiyorsun?"
Başımı hafifçe kaldırıp doğrudan gözlerine baktım. Koyu göz bebekleri iyice büyümüştü.
"Sana tamamen değil... Parça parça güveneceğim. Bunu yapabilir misin?"
"Büyük bir zevkle," dedi iyice yakınlaşıp nefesini yüzüme üfleyerek. "Yapacağım."
Yanağıma tüy kadar hafif ama yakıcı bir öpücük kondurup geri çekildi. "Ödeştik."
Neye uğradığımı şaşırıp hızla geriledim. Rahatsız olmamıştım ama bu ani hamlesi yüzünden ne yapacağımı, elimi kolumu nereye koyacağımı bilememiştim.
"Yanlış anlama, yakınlarıma temas etmeyi severim." Yüzünde yine o pis, muzip sırıtış belirdi.
Gayet de yanlış anlamıştım zaten, o da tam olarak bunu istiyordu! Onu öptüğüm gün kurduğum cümleye gönderme yapıp ne kadar yakın olduğumuzu hatırlatmıştı bana. "Pis sarı..." diye mırıldandım dişlerimin arasından.
Duymamış gibi yapıp elini kulağına dayadı.
"Duyamadım?"
"Gidiyorum ben!" Karşımda keyifle sırıtan bu adama ne tepki vereceğimi bilemediğim için sadece o ortamdan kaçmak istiyordum.
Yanından geçip gidecekken belimden yakalayıp beni bir anda kendine çekti. Şu an belimdeki o güçlü eli olmasaydı kesinlikle yere yapışmış olurdum. "Cık... Gidemezsin."
"Ne?" dedim göğsüne bastırıp onu itmeye çalışarak.
"Konuşmam bitmedi. Sen utançtan konuşamıyorsun, tamam ama beni dinle."
"Bu halde mi?" dedim belimde çivi gibi duran eline bakarak.
"Bu halde."
"Tamam, söyle ne diyeceksin?!" Sert mi konuşmuştum bilmiyorum ama o benim bu hallerime alışkın olduğu için istifini bozmadan devam etti: "Oğuz Komutan senden şüphelenecektir. Bir süre çok fazla ortalıkta birlikte görünmeyelim."
Başımı 'tamam' anlamında salladım. Yakınlığı zihnimi öylesine bulandırıyordu ki odaklanamıyordum. "Anladın mı sen dediğimi?"
Yine başımla onayladım.
"Tekrar et bakayım, ne dedim ben?" Belimdeki elinin başparmağıyla yavaşça tenimi okşuyordu. Beynim tamamen durmuş gibiydi.
"Oğuz Komutan'dan kaçmamız gerekiyor..."
Dediğim şeyle dişleri görünecek şekilde kocaman bir kahkaha attı. Odağım bu sefer doğrudan gülüşüne kaydı. Bu adamın gülüşü hep bu kadar güzel miydi ya?!
"Asya, güzelim..."
"Efendim?"
"Sen beni dinliyor musun?"
Bir anda aklım başıma geldiğinde göğsünden hızla ittirip boğazımı temizledim. "Tamam, anladım! Oğuz Komutan'a gözükmeyeceğiz."
"Güzel," dedi alnımdan önüme düşen asi bir saç tutamını nazikçe kulağımın arkasına iterken. "Şimdi gidebilirsin."
Ben neden bu adamın emirlerine böyle şıp diye uyuyordum ki?!
Yine de itiraz etmeyip yanından geçip gittim.
Bu adam kesinlikle bana büyü yapmıştı, evet evet, tamamen büyünün etkisindeydim!
"Asya, önüne bak!"
Arkamdan gelen endişeli sesiyle ne dediğine odaklanmaya çalıştım ama önümdeki devasa çöp kutusuna çarpmam bir oldu! Arkaya ufak bir kaçamak bakış attığımda Baran'ın eğlenen, muzip bakışlarıyla karşılaştım.
Ellleri cebinde çok keyifli duruyordu "İyi geceler, güzelim," dedi o büyülü ses tonuyla.
Kalbim göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi delicesine atıyordu. Hayır hayır... Burası askeriyeydi, burada aşk falan olamazdı! Hayır, kabul etmiyorum!
Hızlı adımlarla koğuşa koştum. Yatağa atlayıp yorganı hiçbir yerim görünmeyecek şekilde üzerime örttüm. Utançtan kışlayı sırtlayıp kaçmak istiyordum.
Adamın karşısında tam anlamıyla mal gibi kalmıştım işte!
•••
görüşürüzzzz ben kaçarrr
Bölüm etkileşimi
