23. bölüm / 41
Aşk nöbet dinlemez | texting23.
Bölümler 41Şu an: 23.
- 1 1.669 kelime
- 2 2.439 kelime
- 3 3.417 kelime
- 4 4.232 kelime
- 5 5.273 kelime
- 6 6.281 kelime
- 7 7.817 kelime
- 8 8.418 kelime
- 9 9.1.045 kelime
- 10 10.1.216 kelime
- 11 11.520 kelime
- 12 12.497 kelime
- 13 13.960 kelime
- 14 14.462 kelime
- 15 15.1.292 kelime
- 16 16.662 kelime
- 17 17.1.291 kelime
- 18 18.1.019 kelime
- 19 19.860 kelime
- 20 20.1.453 kelime
- 21 21.1.819 kelime
- 22 22.2.382 kelime
- 23 23.1.334 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Baran ÖNDER & Asya DUMANLI335 kelime
- 25 24.1.257 kelime
- 26 25.1.599 kelime
- 27 26.1.870 kelime
- 28 27.1.648 kelime
- 29 28.1.562 kelime
- 30 29.1.797 kelime
- 31 30.571 kelime
- 32 31.1.391 kelime
- 33 32.1.490 kelime
- 34 33.865 kelime
- 35 34.609 kelime
- 36 35.766 kelime
- 37 36.1.324 kelime
- 38 37.1.490 kelime
- 39 38.1.080 kelime
- 40 39.967 kelime
- 41 40.1.374 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Satır arası yorummm plsss
İyi okumalarrrr
•••
Baran:
Asya
Geliyor musun kantine
Siz:
Ne için
Baran:
Maç izleyeceğiz
Sever misin?
Siz:
Severim
Geliyorum
Baran:
Sahi
Hangi takımlısın sen
Siz:
Beşiktaşlıyım
Sonuna kadar kartalız
Baran:
Hmm
Siz:
Senin de sarılığına bakarsak
Fenerlisin
Baran:
Hahahahaha
Evet
Siz:
Bu gece rakibiz
Desene
Baran:
öyle olacak
Hadi gel
10 dakikaya başlayacak
Siz:
Tamam
Çikolatamı alıp geliyorum
Baran:
Al bakalım
Bekliyorum
(Mesajına❤️ifadesini bıraktınız)
•••
Dolaptan hızlıca iki çikolata kaptım kantine doğru yol aldım. kızlara gelip gelmeyeceklerini sormuştum ama içlerinden tek futbol sevdalısı olan Defne'ydi, o da koğuşta yataktan telefondan izleyeceğini söylemişti.
Kantine adım attığım an gözlerim direkt Baran'ı aradı. İçerisi mahşer yeri gibi kalabalıktı. Bakışlarım en öndeki masalardan birinde oturan Baran'a takıldığında, yüzünde anında sıcak bir tebessüm belirdi. Oturmam için yanındaki boş sandalyeyi hafifçe geriye çekti. Hızlı adımlarla yanına geçip kurulurken, elimdeki çikolatalardan birini ona uzattım.
Gülerek çikolatayı elimden aldı, paketi tam açacakken henüz maç başlamadığı için elimi uzatıp onu durdurdum. "Yanlış anlama," dedim muzip bir edayla, gözlerimi kısarak. "Sonradan ağlama diye baştan veriyorum."
Kaşlarını anlamazlıkla, şaşkınca yukarı kaldırdı. "Niye ağlayacakmışım?"
"Ee," dedim parmağımla duvara montelenmiş küçük televizyonu işaret ederek.
"Yenileceksiniz de ondan."
"Büyük konuşuyorsun," dedi çikolatayı masaya bırakırken. Etrafı çaktırmadan kontrol ettikten sonra hafifçe üzerime eğildi. Parmak ucuyla burnumun ucuna dokunup geri çekildi.
Arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağladı. "Fener'in yeni transferlerini gördün mü sen?"
"Görmedim," dedim gayet umursamaz bir tonla. "Ama her zamanki Fener işte, yine kaybedecek. O Kadıköy'den çıkış var bu gece!"
Alaycı bir kahkaha patlattı. "Göreceğiz..."
Böyle kendinden emin gülmesine sinir olarak ters bir bakış attım. "İddiaya var mısın?" dedim bir anda hevesle.
Dediğimle birlikte gövdesini öne, masaya doğru yasladı. Yüzünü bana çevirip göz kırptı. "Ne iddiası?"
"Kimin takımı kazanırsa, karşı taraf bir aylığına o takımlı olacak!"
Dediğimi kafasında şöyle bir tarttı. Cebinden telefonunu çıkarıp Fenerbahçe'nin resmi hesabından ilk 11'e ve yedeklere hızlıca baktı. Telefonu tekrar cebine atıp, anlaşmamızın mühürü olarak elini bana uzattı. "Varım."
Hızlıca elini kavradım. "Anlaştık!" dedim sırıtarak. Beşiktaş'ımdan aşırı emindim, bu sezonki yeni transferler fırtına gibiydi.
O sırada televizyondan yükselen tribün sesleriyle ellerimizi ayırıp gözlerimizi ekrana diktik. İşte dev derbi başlıyordu...
Maç Kadıköy'de olduğu için tribünlerin neredeyse tamamı sarı-lacivertti Beşiktaş'a sadece küçücük bir deplasman tribünü ayrılmıştı. Hakem düdüğü çaldığı an oyun hareketlendi.
İlk yarım saat iki taraf da gol atamadı. Fener bizim kaleye her yaklaştığında stresten geriliyor, avcumun içini masaya sertçe vuruyordum. Baran ise hemen yanıbaşımda benim bu hallerime kıkır kıkır gülüyordu. Çok geçmeden, yakın mesafeden yediğimiz golle iki elimi birden sertçe masaya geçirdim. Sinirle saçımdaki tokayı söküp saçlarımı daha sıkı bir şekilde tekrar bağladım. Baran ise zafer kazanmış gibi keyifle sırıtıyordu.
Yaklaşık 5 dakika sonra yaptığımız organize atakla nihayet ceza sahasına girmeyi başardık. "Hadi oğlum!" diye bağırdım yüksek sesle.
Kantinde kimse beni yadırgamıyordu çünkü etraftaki herkes benzer nidalarda bağırıp çağırıyordu zaten.
Forvetin topa vurduğu o milisaniyelik anda kimseden tık çıkmadı. Top süratle kaleye ilerledi kaleci uzandı ama yanından süzülen top filelerle buluştu!
"GOL ULAN!" diyerek bir anda ayağa fırladım. Kantindeki Beşiktaşlılar sevinç dolu çığlıklar atarken Fenerliler küfürleri savuruyordu. Ama henüz hiçbir şey bitmiş değildi.
Baran'ın az önceki o sırıtan yüzü anında düşmüş, o da dudaklarının arasından okkalı bir küfür savurmuştu. Dakikalar sonra ilk yarı bitti. Sevinçle yerime tekrar oturdum.
"Berabere!" dedim keyifle.
"Güzel goldü," dedi hakkını teslim ederek. Ben de onu tebrik etmek isterdim ama hiç de güzel gol değildi yani, kalenin dibinden ben bile atardım!
O sırada masadan yükselen sesle kafamı çevirdim. Konuşan Berk'ti. "Beyler, biz de kışlada bir ara maç yapalım mı?"
Herkesin odağı Berk'e kayarken onaylar sesler yükseldi. "Kızlar?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Asya Başkan, seni unutur muyum hiç? Karma maç yaparız tabii ki!"daha çok benden korktuğu için söylemiş gibiydi.
Masadan itiraz dolu homurtular yükseldiğinde, Baran elini sertçe masaya vurdu. O an sesler anında kesildi. Sanırım bu kışladaki sürünün başı hâlâ Baran'dı... Berk'in dediğine gülümsedip, itiraz eden erkeklere ters ters baktım.
İkinci yarının başlamasıyla ful dikkat maça odaklandım. Ama oyun o kadar kısır ve boş geçiyordu ki bir süre sonra uykum geldi. Hafifçe esnediğimde arkamdan gelen fısıltıya döndüm. "İstersen git uyu,ben sana söylerim kimin kazandığını."
"Hayır," dedim netlikle. Zaten şunun şurasında 10 dakika kalmıştı, büyük ihtimalle berabere bitecekti.
"Berabere biterse ne yapacağız?" diye sordu Baran.
Omuzlarımı silkerek "Bilmem..." dedim.
Ben daha sözümü bitiremeden Fener'in ani atağıyla kalleşçe bir gol yedik! Baran sevinçle ayağa fırlayıp yanında oturan Fenerli arkadaşına sarıldı. Kantindeki çoğu kişi Beşiktaşlıydı ama Fenerlilerin sesi yeri göğü inletiyordu. "GOL ULAN!"
Sevimsiz bakışlarımı bağıran insanların üzerinde gezdirdim. Baran göz ucuyla bana baktığında, yanıma gelip yanağımdan keyifli bir makas aldı. "Üzülme kartalcık "
Elini sinirle ittim. "Git işine!"
Tamam, futboldan belki profesyonelce çok anlamazdım ama bu yaşıma kadar tek bir takım tutmuştum, o da Beşiktaş'tı.
Maç son dakikalardaydı ama bizimkiler atak bile yapamıyordu. Hakem son düdüğü çaldığı an Fenerliler hep bir ağızdan beste söylemeye başladı. En önde tempoyu tutan ise Baran'dı
"Bir seni sevmişim yalan dünyada..."
Baran'ın başlatmasıyla salondaki bütün Fenerliler marşı devraldı
"Döktüğüm gözyaşı uğruna feda!"
Baran solo devam etmek için elini kaldırıp milleti susturdu"En güzel aşkları yaşadım ama..." Bunu söylerken göz ucuyla doğrudan bana bakmıştı.
Sonra hep bir ağızdan devam ettiler "Şampiyon olmadan, görmeden girmem toprağa!"
Baran bakışlarını üzerimden çekmeden söylemeye devam etti "Arasan dünyayı eşi bulunmaz..."
Millet bağırarak eşlik etti: "Öyle bir sevda ki paha biçilmez!"
Baran masaların arasından sıyrılıp Fenerlilerin arasına daldı "Lacivert olmadan sarı sevilmez!"
Hep beraber zıplayarak kışlayı inlettiler: "FENERBAHÇE OLMADAN HAYAT ÇEKİLMEZ!"
Zıplayarak galibiyeti kutluyorlardı. Benim gözüm ise sadece Baran'daydı. Aşırı mutlu görünüyordu. Bütün takımların taraftarlarını bilirdim ama hakkını yemek istemezdim Fenerliler gerçekten bambaşka bir kafaydı. Tanıdığım bütün Fenerliler duygularını en uçta yaşıyor ve takımlarına körü körüne sadık oluyorlardı.
Yüzümde beliren hafif bir tebessümle Baran'ı izlerken, kenardan üzerimde çivili gibi duran bir bakış hissettim.
Karan...
Bakışlarımı hızla ondan çekip yüzümdeki gülümsemeyi anında sildim. Sanırım buradan gitsem iyi olacaktı. Maç izlerken yediğimiz çikolataların paketlerini çöpe atarken bakışları hâlâ üzerimdeydi. Allah aşkına, neydi bu adamın derdi?!
Kantinden tam çıkacaktım ki Baran'ın gözleri beni buldu. Yüzümdeki ifadeden bir terslik olduğunu anlayıp sorgulayan bir bakış attı. "Sorun yok" dercesine başımı sallayıp kantinden çıktım. Arkamdan büyük adımlarla gelen kişinin Baran olduğunu biliyordum. Hızla yanımda durup ciddiyetle konuştu: "Bir sorun mu var?"
"Sesten başım ağrıdı," dedim kestirip atarak.
"Kötü bir yalancısın Asya."
Çaresizce kabullenip gerçeği söylemeye karar verdim. "Peki... Karan'ın bakışları hoşuma gitmedi."
Adamın ismini duyduğu an Baran arkasını dönüp hışımla tekrar kantine girecekti ki reflexle bileğinden yakaladım. "Boş ver Baran," dedim umursamaz görünmeye çalışarak. "Anca bakar zaten."
"Bakamaz!" dedi sinirle. Az önce sevinçten havalara uçan, sırıtan Baran gitmiş, yerine gözü dönmüş bambaşka biri gelmişti.
Tekrar kantine doğru hareketlenince tutuşumu sertleştirdim. "Baran, tamam!" dedim onu durdurarak. Sakinleşmesi için bahçeye çıkmanın en iyisi olacağına karar verip, bileğini bırakmadan onu bahçeye doğru sürükledim gerçi sürüklemek denmezdi, koskoca adamı istese milim kıpırdatamazdım ama bana uyuyordu.
"Baran," dedim şüpheyle yüzüne bakarak. "Sen neden bu Karan'a bu kadar taktın? Rütbeyi sorun etmiyorum demiştin?"
"Doğru, etmiyorum," dedi beni onaylayarak. Bakışları derinleşti, karardı. "Ancak bazı davranışları ellerimi kaşındırıyor."
"Ne gibi?" Daha açık olmasını istiyordum.
"Benim değer verdiğim kişilere elini uzatmasından hoşlanmıyorum."
Kalbim göğüs kafesimi delercesine küt küt atmaya başladı. Değer verdiğim... Bu ben miydim?!
Dediği şeyin ağırlığıyla boğazını sesli bir şekilde temizleyip aramızdaki mesafeyi biraz açtı. "Anladım..." dedim kısık bir sesle.
"Ben gideyim artık," dedim bu tehlikeli sohbeti bitirmek isteyerek. Yanından geçip gidecekken esnek bir hareketle belimden yakaladı beni.
"İyi geceler, Kanaryacık..." bu bir aylığına fenerli olduğum anlamına geliyordu.
Fısıltıyla çıkan sesi tenimi karıncalandırırken bakışlarım yüzündeki o minik bene kaydı. Yine tehlikeli derecede yakındık. Arkadan kantinden çıkan birkaç kişiyi görmemle panikle onu göğsünden ittim. Hafifçe sendeledi ama yüzündeki o çarpık sırıtış hâlâ oradaydı.
"Sana da iyi geceler pis sarı!"
Hafif gülüşü katıksız bir kahkahaya dönüştü. Kantinden çıkan askerler garip garip Baran'a bakışlar atıyordu. Hızlı adımlarla yatakhaneye doğru ilerledim.
"Pis sarı mı?" diye arkamdan bağırdı. "Civciv götünden iyidir!"
Utançla yüzümü kapatıp hızla binadan içeri girdim. Kapıyı tam kapatmadan önce kafamı uzatıp alayla dil çıkardım. Bu çocuksu hareketim onu daha da güldürmüştü. Belli ki bu hallerim fazlasıyla hoşuna gidiyordu...
•••
FENERDEN NEFRET EDİYORUM AMA NEFRET ETTİĞİM KADAR DA SEVİYORUM BU NASIL İŞ ARKADAŞ
arkadaşlar kusura bakmayın ama benim hırsımı almam lazımdı sorry
Diğer bölüm önemli bir kısım okuyacaksınız Asya bir tık sinirli bir kanarya olacak
Baran olur gibi
Bölüm etkileşimi
