25. bölüm · AŞİNA
Bölüm 23 ( Ben Kimim?)
Bölüm şarkısı:
“Yalnızlığın en acı tonu, sevdiğine sesini duyuramamaktır.”
Bölüm 23 — Ben Kimim?
“Kız çocukları için biraz tehlikeli bir oyun değil mi?”
Direnç’le göz göze geldik. Oda bir anda soğumuştu sanki. Tüm vücudumun içten içe titrediğini hissettim.
‘Hayır, bu kadar yaklaşmışken olmaz. Açığa çıkmış olamayız.’
Ayağa fırlamış, kendi kendime mırıldanıyordum.
Direnç benim aksime sakindi. Önce ayağa kalkıp perdeleri çekti, sonra lavaboya yöneldi. Biraz sonra içeri girdiğinde yüzündeki maskeyi çıkarmış, tüm ciddiyetiyle karşımda duruyordu.
“Sakin ol, hiçbir şey söyleme. Sesimizi dinliyor olabilir.”
Direnç’in bu cümlesiyle telefonlarımıza eş zamanlı bir mesaj daha geldi.
“Şimdi uslu bir çocuk olun ve hep yaptığınız gibi sevgililerinizle evcilik oynamaya devam edin. Eğer sözümü dinlemezseniz ilk onların canını yakarım.”
Bu manyak kimdi? Aylardır gizli gizli yürüttüğüm operasyonu nasıl çözmüştü? İstemsizce elim boynuma gitti. Gölge’nin hediyesi olan kolye, hilal şeklinde, beyaz altından yapılma, pırlantalarla işlenmiş çok güzel bir kolyeydi. Nefesimin kesildiğini hissettim.
Odanın içinde hızlı hızlı dolanıyor, elimdeki kalemle oynuyordum. Kalemi istemsizce pijamamın cebine atarak Direnç’e döndüm.
“Gölge’nin yanına gitmem lazım. Her şeyi anlatacağım.”
Direnç kolumdan tutup dışarı çıkardı beni. Artık odamda değildik.Kalenin dışına çıkmış, ormana doğru ilerliyorduk.
“Önce sakin ol. Yapmaya çalıştığı bu zaten. Panikletiyor, hata yapmamızı istiyor.”
Derin bir nefes aldım ama rahatlayamıyordum. Söz konusu olan Gölge’ydi.
“Anlamıyorsun, Gölge’yi korumam gerek.”
Tüm vücudum titriyordu.
Dünya üzerinde sahip olduğum tek şey Gölgemdi; annemdi, babamdı, ailemdi, vatanımdı.
Direnç omuzlarımdan tutup beni sarsmaya başlamıştı.
“Yapma Aşina! Gölge’ye kızıp Gölge gibi davranma. O, Türkiye’nin yetiştirdiği en yetenekli ajan. Kendini koruyamaz mı sanıyorsun?”
Haklıydı. Önce savaşacaktım, sonra Gölgemi alıp gidecektim buralardan. Bir aile olacaktık, belki çocuklarımız olacaktı. Bir şekilde başaracaktım. Yemin ederim, kendime yemin ederim ki onunla yaşlanacaktım.
“Bu saatte ormanda ne işiniz var sizin?”
Duyduğum sesle tüm vücudum irkildi. Gelen Max’ti. Direnç’le göz göze geldik.
Onun da tedirgin olduğunu biliyordum. Çok büyük ihtimalle tehdit mesajları ondan gelmişti ama kendini tamamen açığa çıkaramıyordu çünkü o zaman hain olduğunu kabul etmiş olurdu.
Yüzündeki sahte gülümseme midemi bulandırıyordu. Aynı gülümsemeyle karşılık verdim.
“Gece yürüyüşü yapmaya karar verdik, tatlıyı biraz kaçırmışız da.”
Max yavaş adımlarla yanımıza geliyordu. Kuş sesleri kesildi, rüzgâr esmeyi bıraktı, hayallerim havada asılı kaldı.Direnç’le beni baştan aşağı süzdü. Olduğumuz yerde mıhlanmış gibiydik. Sakin ama temkinli olmaya çalışıyordum.Şeytanın ininde onun oyununu oynamam gerekiyordu. Şeytan olmam gerekiyordu.
“Pijamalarla mı çıktınız?”
Bu sefer araya giren Direnç’ti.
“Böyle daha rahat oluyor.”
Yanımıza ulaştığında direkt gözlerinin içine baktım. Farklı bakıyordu, soğuktu. Gözleri artık ‘rol yapmak zorunda değilim’ der gibi haykırıyordu.
“Bu saatte buralar sizin gibi zarif hanımlar için pek tekin değil gibi. Gerçi bu hâlinizle…”
Duraksadı, çenesini ovuşturarak düşünür gibi yaptıktan sonra bana döndü. Bir zamanlar sıcak sandığım o bakışın aslında ne kadar rahatsız edici olduğunu ilk anladığım an şu andı. İstemsizce elimi belime götürüp çakımı yokladım. Yanımda değildi
.‘Hay lanet!’
“Nasıl desem… Bu hâlinizle daha çok küçük kız çocuklarına benziyorsunuz.”
Oydu!
Mesajı atan oydu!
Nasıl öğrendi bilmiyorum. Oyunu devam mı ettirmek istiyor, yoksa çoktan final verdik mi bilmiyorum.Gölge güvende mi bilmiyorum?Direnç’e yaklaşmaya başladı. Yüzünde koca bir gülümseme vardı.
“Git haber ver.”
Direnç anlamsız gözlerle baktı Max’in yüzüne.
“Neyi haber vereyim?”
Birkaç adım geri çekilip belinden silahı çıkardı.İşte şimdi gerçek yüzünü göstermişti.Burada yalnız olsaydım, silah bana doğrultulmuş olsaydı mücadele ederdim ama silahı Direnç’e doğrultmuştu. Onu riske atamazdım.Gülümsemesi anlık olarak tüm yüzüne yayılmıştı.
“Aşina’yı kaçırdığımı haber ver. Tabii ayılınca.”
Silahın kabzasını Direnç’in boynuna geçirdiğinde Direnç birden yere yığıldı. Her şey saniyeler içinde olup bitmişti sanki.
“Her şeyi biliyorum. Beni öldürsen de hiçbir şey değişmeyecek. Zaten hain olduğun herkes tarafından biliniyor.”
Yerde yatan Direnç’ten gözlerini ayırıp bana baktı. Gözleri nefret kusuyordu.
“Bir bok bildiğin yok senin. Ama merak etme, her şeyi öğreneceksin. Bu da benden sana son iyilik, ufaklık.”
Direnç yerdeydi, bayılmıştı. Artık kaybedecek sadece canım kalmıştı.Hiç düşünmeden Max’in üzerine atlamıştım ki iki kar maskeli adam beni havada yakaladı.
“Geçen depodaki baskın senin işindi, değil mi?”
Kar maskeli adamların sayısı artıyordu. Kaleye doğru ilerlemiş, etrafı sarmaya başlamışlardı
.“Mutlu gibiydin. Minik bir tebrik mesajı ilettim sadece, rica ederim. Büyütülecek bir şey değil.”
Kar maskeli adamlarından birine seslenerek beni işaret etti.
“Alın, götürün şunu.”
Zorluk çıkarmadım. Bana iyilik yaptığının farkında değildi.Kimseye bir şey kanıtlamam gerekmeyecekti. Beni bulduklarında bu iş bitmiş olacaktı.
Yapmam gereken tek şey Baba’yla olan bağlantıyı çözmekti.Madem kartları açık oynamaya karar vermişti, o zaman ona uygun davranacaktım.
***
Gözümü açtığımda mekân tanıdık gelmişti.Burası operasyonun olduğu depoydu. Vurulduğum depo. Yanmış olması gerekiyordu.Gözlerimle hızlıca etrafı taradım. Kimse yoktu. Max’in amacı neydi bilmiyorum.Beni öldürmek onu kurtarmazdı. Zaten bu hareketiyle hain olduğunu herkes anlayacaktı.
Başka birini mi korumaya çalışıyordu?
Demir kapı ağır ağır açılmış, adım sesleri yaklaşmaya başlamıştı. Loş bir ışık aydınlatıyordu etrafı.
“Seni hiç kurtarmamalıydım.”
Max gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Aynı keskin bakışlarla karşılık vermiştim. Kaşlarım çatılmıştı.
“Bıraksaydın da ölseydim o zaman. Ama olmaz, değil mi? Göz boyamak istedin.”
Kahkahaları etrafta yankılanmaya başlamıştı.
“Her boku bildiğini sanıyorsun ama bir bok bilmiyorsun.”
Nazik bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Tıpkı onun yaptığı gibi sıcak ve nazik.
“Yenildin Max, kaybettin. İster öldür beni ister yaşat, amacına ulaşamayacaksın.”
Bir sandalyede ellerim, ayaklarım bağlı oturuyordum. Beni böyle durduramayacağını biliyordu. Bu durum formaliteden ibaretti. Bana anlatmak istediği şeyler olduğunu biliyordum. Köşeye sıkışmıştı.
“Amacım neymiş benim?”
Pozisyonum mümkün olduğunca sandalyede yayılmıştı. Rahat görünmeye çalışıyordum.
“Operasyondaki malları ele geçirip el altından sızdırmak istiyorsun. Kârı da Baba’yla bölüşeceksiniz. Baba da sana yardım ediyor, değil mi?”
Arkadan bağladığı elimi çoktan kurtarmış, öylesine cebime attığım kalem için kendime teşekkür etmiştim. Kalemde bulunan ses kayıt özelliğini açtıktan sonra sadece Max’i kışkırtmak ve anlatmasını beklemek kalmıştı. Belgeleri MİT’e teslim edecek, Baba’yı vatana ihanetten tutuklatacak ve Gölge’yi alıp gidecektim.
Kara’nın getireceği belgeler ve ses kaydı bunun için yeterliydi. Teşkilattan tek isteyeceğim ise normal bir hayat olacaktı.
“Operasyon falan yok. Hiç olmadı. Hiçbir şeyden haberin yok. Sana o kadar acıyorum ki.”
Kaşlarım çatılmıştı. Ne söylemeye çalıştığını anlayamıyordum.
“Ama Baba—”
Sözümü yarıda kesmiş, kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Kendini durduramıyor gibiydi. Kinliydi ama neden? Kime? Kafam çok karışmıştı.
“Babamız Aşina. Bizim babamız bir korkak.” Araya girdim.
“Kalenin lideri ve babası, bizi büyüten, yetiştiren adam. Senin değil, benim babam.”
Öfkeyle yumdu gözlerini. Sakinleşmeye çalışıyor gibiydi.
“Hayır, bizim babamız. Senin ve benim. Beni Ruslara rehin verip seni yanında tutan, annemizin ölmesine sebep olan o korkak ne yazık ki bizim öz babamız, kardeşim.”
Duraksadı.
Duyduklarım karşısında inandığım tüm doğruların bir anda omzuma çöktüğünü hissettim. Yalan söylüyordu. Doğru olamazdı.
“Bu tarz basit numaralara kanmayacağımı öğrenmiş olman gerekir.”
Çok uzun bir süre gözlerime baktı.
“Seni ilk gördüğümde ilk dikkatimi çeken şey gözlerindi. Annemiz gibi bakıyordun; cesur ama merhametli.”
Köşedeki masaya doğru ilerleyip evrak çantasını aldı.
“O iplerden kurtulduğunu biliyorum Doğa. Çantayı al, her şey içinde.”
Hiçbir şey demeden dediğini yaptım. Düşünemiyordum bile. Çantayı elime aldığımda bir hard disk, belgeler ve fotoğraflar olduğunu gördüm.
Bir fotoğrafı elime aldığımda üç-dört yaşında sarışın bir erkek çocuğu Baba’nın kucağında oturuyordu. Yanında siyah dalgalı saçları, beyaz teniyle çok güzel bir kadın vardı. Kucağında ise yeni doğmuş bir bebek tutuyordu.Bebeği sardıkları battaniye çekti dikkatimi. Bu, beni kale kapısına terk ederken sardıkları battaniyeydi. Geçmişime dair tek anı olduğu için hâlâ saklıyordum.
Duraksadım.
Her şey sallanıyor gibiydi. İçimde bir deprem oluyordu.Kadının boynundaki kolyeye ilişti gözlerim. Benim kolyemin aynısıydı. Ama bunu bana Gölge almıştı. İstemsizce elim boynuma gitti.
“Annemizin kolyesi… Baba mı verdi?”
Bunu bana Gölgem vermişti. Neler oluyordu?Tüm gücümü yitirmiştim. Fısıldar gibi çıktı sesim.
“Gölge…”
Onaylar gibi başını salladı.
“Demek ki o da biliyor. Zaten o ite en başından güvenmemiştim.”
Belgelere gitti elim. DNA testi raporları… Benim ve Max’in kardeş olduğunu, Baba’nın öz babamız olduğunu kanıtlayan raporlar.Baba dediğim adam öz babammış. Ben sevilmediğimi, terk edildiğimi düşünürken babam yanı başımdaymış. Bunu bana nasıl yapar? Gölge gerçekten biliyor muydu? O bana asla böyle bir şey yapmaz, benden saklamaz.Biliyor olamaz.
“Gölge bilmiyor. Onun bir şey bildiği yok. Bilseydi saklamazdı.”
Bildiğim, inandığım tüm doğrular yalandı belli ki. Emin olduğum tek gerçek Gölge’ydi. Yapmazdı. Bunu bana yapmazdı.
“Gölge en başından beri biliyor. Sadece eksik biliyor, abin olduğumu bilmiyor. Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Gölge de babam gibi sadece zarar getirir sana.”
Duraksadı.
Sesi titriyordu
.“Senin bir suçun yok. Bu hikâyenin masumuyuz biz. Sadece kızgındım. Seni seçmiş olmasına, seni tutmuş olmasına kızgındım. Beni bir gemiye bindirip Rusya’ya gönderirken gelip beni alacağını söylemişti. İnanmıştım.”
Yutkundu.
Telaşlıydı.
Bir çırpıda her şeyi anlatmak istiyor, bu zamana kadar sustuğu ne varsa haykırmak istiyordu.
“Ama onu bulan ben oldum. Tanımadı beni, biliyor musun? Rusya bağlantılarımı kullanarak bir operasyon yarattım. Parayı sevdiğini biliyordum, her şeyi araştırmıştım. Son üç yıldır operasyonlardan cebine para indiriyordu. Gizli servis bilgilerini satıyordu. Belki de en başından böyleydi, bilmiyorum. Büyük bir kaçakçılık operasyonundan bahsedip ciddi miktarda bir ödeme teklif ettim. Kabul etti. Ele geçirdiğimiz malların bir kısmını teşkilata bildirmeyecek, cebe atacaktık. El altından karaborsada satacaktık.”
Hiçbir şey söylemedim. Ne söyleyebilirdim ki? Tüm cümlelerimi yitirmiştim. Bir benliğim bile yoktu artık.Tek bildiğim, anlattığı her şey doğru olsa dahi Gölge konusunda yanılıyor oluşuydu.
“Bu teklif hoşuna gitmişti. İşe yarayacağını biliyordum. Seni bu operasyona isteyen de bendim. Tanınmayan bir yüz istedim. Eğer plan ortaya çıkarsa suçu onun üzerine atmayı teklif ettim. Biliyor musun? Hiç düşünmeden harcadı seni. Kabul etti. O gün anladım ki aslında seni de terk etmişti. Kaderimiz aynı bizim. İşte bu yüzden kimliğimi açık etme pahasına kurtardım seni. Rusya’daki aileme rağmen yaptım bunu. Benim yüzümden ölmene izin veremezdim. Bak, yemin ederim bu planlarım arasında yoktu. Gerçek adımı öğrenince hakkında araştırma yapmışlar. O adam terk ettiği oğlu olduğumu biliyor artık. Güvende değiliz Aşina. O adam çok tehlikeli.”
Benim bir abim vardı, bir ailem vardı.Gölge dışında ilk defa biri benim için bir şey yapmıştı.Gölge’ye her şeyi anlatacaktım. O adamı içeri tıktırdıktan sonra belki biz de Rusya’ya giderdik. Abimle, onun ailesiyle bir hayat kurardık. Her şeye yeniden başlardık.Olmayan babamın acısını çekmiyordum. Kazanmadığım bir şeyi kaybettiğime üzülemezdim.Kafama takılan tek şey Gölge’nin o kolyeyi nereden bulduğuydu. Bunu da soracaktım ona.Fark ettirmeden fotoğrafı, DNA raporunu ve hard diski pijamamın arasına sıkıştırdım. Zaten beni görecek durumda değildi.Ayağa kalktım. Max’in kolundan tutup kendime çevirdim.
“Beraber halledeceğiz. O adamı içeri tıktırıp bir aile olacağız. Benle Gölge de gelir, seninle beraber Rusya’da yeniden başlarız. Sen beni kurtarmak pahasına her şeyi riske attığını söyledin. Ben de seni koruyacağım abi, söz veriyorum, yapacağım. O adam bize hiçbir şey yapamayacak.”
Merak ettiğim şeyler vardı.Annem neden ölmüştü? Baba öz çocuğu olduğumu neden gizlemişti? Planı neydi? Bunca sene iyi kötü babalık yapmış biri gerçekten bu kadar kötü olabilir miydi?
Abime uzun uzun sarıldım. Bu soruların cevabını sonra hep beraber bulacaktık. Şimdi bir abiye sahip olmanın mutluluğunu yaşamak istiyordum.
“Sana ona bir daha dokunursan seni öldürürüm demiştim.”
Silahın kulakları sağır eden sesi eşliğinde abim yere yığılmıştı.Sırtından vurulmuştu. Sesin geldiği yöne baktığımda Gölge’nin elinde silahla bize baktığını gördüm.
Sevdiğim adam abimi vurmuştu.
“Korkma Aşina, tüm ekip burada. Güzelim, güvendesin.”
Panikle yere eğildim.
Max kesik kesik nefes alıyordu. Bir şeyler yapmam gerekiyordu.
“Yine sen kurtarılan, ben vazgeçilen oldum kardeşim. Pişman değilim. Mutlu bir ömür yaşa.”
Hayır, ölme!Sözümü tutmama izin ver. Ölme. İstemsiz bir haykırış çıktı dudaklarımdan.
“Abi, ölme!”
Bölüm görseli:
