5. bölüm · AŞİNA
Bölüm 4 (Lider)
“Senden bana kalan tek şey acındı seve seve çektim)”
Bölüm 4
Gölge bana ilk defa bu kadar uzak davranıyordu. Saat 3'te herkes toplantı salonunda yerini almıştı. Ben babanın sağında oturmuştum, Max babanın solunda, benim tam karşımdaydı.
Zaten gergindim ve Gölge’nin masanın diğer ucuna geçmesine anlam veremiyordum. Biz atışırdık, laf sokardık birbirimize, doğru. Ama uzak kalmazdık. Liderlik yapacağım ilk operasyon açıklanırken onun tam arkamda olmasını isterdim, her zaman yaptığı gibi.
“Ekranda gördüğünüz kişi Siyan lakaplı Ivan İvanov.”
Ateş kıkırdamıştı. Yok artık! Gerginlikten birazdan yüzüm çatlayacak, yavaş yavaş yok olacaktı. Ama Ateş’i bu ortam bile durdurulamıyordu..
Araya Max girdi.
“Rusya’daki uyuşturucu ağının başında, oldukça tehlikeli bir adam.”
Ellerini dik bir açıyla masaya dayadıktan sonra bana doğru eğildi. Her zaman neşeli ve rahat olan bu adamın iş ortamında bu kadar değiştiğini kim tahmin edebilirdi?
“Masaya geçmek için babasını, masada kalmak için oğlunu öldürdü.”
Kaşlarım çatılmıştı. Kendi evladına kıyan bir adamdan bahsediyorlardı. Masaya baktım. Ateş, Direnç ve Kara, Gölge’nin yanında sırasıyla yerini almıştı. En uçta Gölge oturuyordu. Onlara bir zarar gelmesine asla izin vermem. Madem lider benim, o zaman ilk hedefin Aşina; aileni koru.
Kendimle ufak bir diyalog gerçekleştirdikten sonra toplantıya geri döndüm.
“Nasıl bir masadan bahsediyoruz, biraz açar mısın?”
Soruyu yönelttiğim kişi Max’ti. Belli belirsiz bir gülümseme gördüm yüzünde, yine de sert çehresi varlığını koruyordu.
“Rusya’nın pis işlerinin döndüğü masa. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu, hatta organ kaçakçılığı... Bu masada konuşulur, eyleme geçirilir. Bu masadan habersiz de kuş uçmaz dünyanın hiçbir yerinde.”
Toplantının başından beri sessizliğini koruyan Gölge birden araya girdi.
“Bu adamlar bu kadar gelişip Rusya’da at koştururken siz çekirdek mi çitliyordunuz?”
Gölge’nin sandalyesine yaslanarak gevşekçe sorduğu soru karşısında Max kaskatı kesilmişti. Sinirlendiğini belirginleşen damarlarından anlamıştım.
“İleri gidiyorsun, Gölge.”
“Sadece ufak bir soru, Rus çocuk.”
“O adamları bitirebilmek için kaç kardeşimin kendini feda ettiğini biliyor musun?”
Max ayaklanıp sesini yükseltince Gölge de ayağa kalktı ve Max’in dibine girerek durdu.
“Ama bitirmeyi beceremediniz.”
“Bu adamları tanımıyorsun. Çok yaklaştık ama o kadar kolay değil.”
“Rusya’daki minik mafyacıklar Türkiye Cumhuriyeti’nin sorunu değil.”
“Ülkeye sokulan bombalarla çoluk çocuk demeden herkesi katlettiklerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin de sorunu olacak.”
Gölge’nin sinirden gözleri seğiriyordu. Bu demek oluyordu ki Gölge, sinir katsayısının tepesindeydi.
“Ben çocuklarımı kimsenin pis işlerine feda etmem, cesedimi çiğnerler.”
Max gülümsedi…
“Böyle devam edersen çiğneyecekler.”
Çakmak çaksam topluca alev alacaktık.
“Beyler, aynı taraftayız.”
Ortamı yumuşatmak için araya girmiş olmam Gölge’yi daha çok sinirlendirmişti.
“Onu bilemeyiz, Aşina. Dünkü Rus’a güvenecek hâlim yok.”
Birbirimize güvenmeden hareket edersek operasyon asla başarılı olmazdı. Bu benim için felaket demekti.
Babayla göz göze geldik. Hiç tepki vermiyor, sadece beni izliyordu.
“Ya güvenmeyi öğrenirsin ya da seni bu operasyondan alırım.”
Gözlerindeki sinir bir anlığına kaybolmuş, yerini hayal kırıklığına bırakmıştı. Devam ettim.
“Ülke nüfusunun yarısını etkileyecek bir operasyondan bahsediyoruz. Ya işini yap ya da bırak işimizi yapalım.”
“Hiç anlamayacaksın değil mi?”
Gölge… Eğer bir kalbi olsaydı kesinlikle kırılırdı ama biz kalpsiz robotlardık. Sadece vatan için eğitilen kimsesiz çocuklardık. Tek bir duygu içimizde barınabilirdi, o da bayrak sevgisi… Ülkem bu kadar büyük bir tehlike altındayken kimseye müsamaha gösteremezdim.
Babanın lafa girmesiyle Gölge yerine oturdu. Dikkatimiz yeniden toplantıya yönelmişti.
“Rusya’dan tırlarla Türkiye’ye sokulacak büyük ölçekli patlayıcı istihbaratı aldık. Bunların bir kısmının Türkiye’de kalacağı, bir kısmının da dünyanın çeşitli ülkelerine dağıtılacağı ortaya çıktı. Bu patlayıcıları Türkiye sınırına gelmeden imha etmek zorundayız. Eğer ülkeye dağılırsa kıyamet olur.”
Max derin bir nefes alıp şakaklarını ovuşturdu.
“Yapmak istedikleri bu, kıyameti koparmak istiyorlar. Dünya nüfusunda yüzde otuzluk bir azalma hedefliyorlar.”
Ayağa kalktım. Bu zamana kadar lider olmayı çok beklemiştim ama şimdi beklediğime değmişti.
“Ülkemdeki bir taş bile yerinden oynamayacak.”
Baba,bana gururlu gözlerle bakıyordu.
“Ekibi Aşina yönetecek, liderinize selam verin.”
Usul böyleydi; lider atanır, ekibin diğer üyeleri ona bağlılıklarını bildirirdi. Ortamın gerginliğini Ateş’in çaldığı ıslık bozdu. Direnç onu dürtükleyince ıslığı yarıda kalmıştı. Ateş ayağa kalktı ve başıyla beni selamladı. Direnç ve Kara da aynı şeyi yapmıştı. Geriye bir tek Gölge kalmıştı.
Göz göze geldiğimizde yavaş yavaş yürüyerek karşımda dikildi. Uzun süre gözlerime baktıktan sonra birden diz çöktü.
“Emrinizdeyim.”
Neye uğradığımı şaşırmıştım. Bu zamana kadar sadece bağlılık bildirmek için başımızla selam vermiştik, bu yeterliydi. Gölge’nin yaptığı neydi peki?
Ayağa kalktı. Ortamdaki sessiz gerginlik beni üşütecek kadar etkiliydi.
Her şey sustuğu anda bir patlama sesi etrafta yankılandı.
Bu mümkün değildi, deşifre mi olmuştuk!?
Kim kaleye saldırmaya cesaret edebilirdi?
Yerimiz nasıl tespit edilmişti?
Birden kulaklarımda tiz bir uğultu yayıldı, etraf bulanıklaşmıştı. Çocuklar... Onlar ne olacaktı?
Silah sesleri duyulmaya başlamış, etrafımız sarılmıştı. Silahımı elime aldım.
O sırada Gölge silahını çekti. Bana doğru uzatıyordu.
Gölgem… Bana… Silah… Niye? İyi ama neden?
Birden soluna döndü. Artık silahın ucunda Max vardı.
“Hain…”
