21. bölüm · AŞİNA

Bölüm 19 ( Yarım Kalan)

Aybüke Şahin

“Ölmek değil öldüren, sensiz gitmek bu evrenden.”

Bölüm 19 — Yarım Kalan
Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Bir sandalyede, ellerim ve ayaklarım bağlı oturuyordum.
Gölge neredeydi? Ben neden buradaydım bilmiyordum.
En son kafama yediğim silah kabzasıyla yere yığıldığımı hatırlıyordum. Odanın içindeki zifiri karanlığı, kırık camdan yansıyan sokak ışığı bozuyordu. Ayak seslerini duyunca gözlerimi yeniden kapattım. Belki uyuduğumu düşünüp yanımda konuşurlarsa Gölge’nin nerede olduğuna dair bir ipucu yakalayabilirdim.
Önce kendimi kurtaracak, sonra Gölgemi bulacaktım.
Kapı ağır ağır gıcırdadı. Birilerinin odaya girdiğini, yaklaşan ayak seslerinden anlıyordum.
“O iti hallettik de bu kızı ne yapacağız?”
Gölge’ye ne yaptılar?
“Sıkalım kafasına, sevenleri kavuşturmuş oluruz.”
Sesleri robotikti, hışırtılı çıkıyordu. Cümleleri net anlayamıyordum ama Gölge’yi öldürdüklerini söylüyorlardı.
Ben zaten yaşamam ki, ne anlamı var ki?
Kalbimi biri avuçlarının içine almış, sıkıyordu sanki. Karanlığın tepeme çöktüğünü hissediyordum. Böyle oturmayacaktım.
Hayır, bir şeyler yapmam gerekiyordu.
Ölmüş olamazdı. Gidip onu kurtarmam gerekiyordu. Ani bir kararla gözlerimi açtığımda her yer hâlâ oldukça karanlıktı. Gözümü açtığımı fark etmemişlerdi.
“Kıza zarar verirsek Gölge hortlar, gelir anamızı öper. Başka bir şey bul.”
Adam birkaç adımda yanıma gelip saçımı tuttu. Kafamı arkaya doğru çekince istemsiz bir inilti kaçtı dudaklarımdan. Artık uyandığımı anlamışlardı. İkisinin de yüzüne piç bir gülüş yayıldı.
“Günaydın prenses. Seni bir süre misafir etmemiz gerekiyor, kusura bakmazsın artık.”
Ben sizin kusurunuza bakacağım da birazdan. Önce Gölge ile ilgili bir ipucu vereceksiniz, sonra ikiniz de öleceksiniz. Dişlerimin arasından tıslarcasına konuştum.
“Gölge nerede?”
Adam ağır adımlarla yanıma geldi. Yüzlerine taktıkları kar maskelerinden kim olduklarını seçemiyordum.
“Cehenneme yolladık.”
Tüm vücudum öfkeyle yanıyor, damarlarım karıncalanıyordu.‘Bu adamlar kimdi ve bizi nasıl bulmuşlardı?’Gölge’nin ölmediğine emindim. Eğer ölseydi bunu kalbimde hissederdim. Biz birbirimize bağlıydık.
10 yıl önce:
Hava iyice kararmış, sert esen rüzgâr insanların içini bıçak gibi kesmeye başlamıştı. Gölge’den hâlâ haber yoktu.Aşina panik içinde odanın içinde dolanıyor, bir yandan da ortamdaki stresle tırnaklarını kemiriyordu. Kimseden yardım isteyemezdi çünkü Gölge’ye söz vermişti. Kaçtığını söylemeyecek, sadece dönmesini bekleyecekti.Sıkıntıyla nefes aldı.Daha fazla odada durmayacağını anlamış olacak ki bir hışımla çıktı odadan. Elini göğsüne götürdü. Kalbi sıkışıyordu, içinde bir sıkıntı vardı. Gölge’ye bir şey olmuş olmalıydı.Ormanın derinliklerine doğru giderken yönünü nereye çevireceğini bilmiyordu. Ellerini cebine attığında çakısını yokladı. Gidip Gölge’yi bulacaktı, sonra da kalelerine geri döneceklerdi.
Aşina adım attıkça ayakkabısının altında ezilen yaprakların çıkardığı hışırtı ve birkaç hayvan sesi dışında hiç ses yoktu.
Aşina bir kez daha tedirginlikle çakısını yokladı. İlerlemeye devam ettikçe tedirginliği artıyor, ancak Gölge’ye olan düşkünlüğü bu tedirginlikten ağır basıyordu .
‘Aynısı benim başıma gelse Gölge çoktan bulmuştu beni,’ diye söylendi Aşina.
Başı belaya girdiğinde Gölgesi, iki eli kanda olsa da gelirdi. Aklına gelen fikirle duraksadı. Yüzüne yayılan haylaz bir gülümseyişle ileri doğru atıldı. Kendisini tehlikeye sokacak bir durum oluşturması gerekiyordu.
“Burada ne halt ediyorsun?”
Ses tanıdıktı...
Ağır ağır arkasını döndü. İşte Gölgesi oradaydı. Genç adam sinirli gözlerle bakıyordu. Çehresi sert, hatları keskindi. Hava karanlık olduğu için birbirlerini net göremiyorlardı. Aşina Gölgenin görüşünü biraz tahmin etmişti. Sinirlenince öyle görünürdü.
Genç adam, kızı kendisine has kokusundan tanımıştı. Genç kız, sesin geldiği yöne birkaç adım attı.
“Seni arıyordum, geç oldu, merak ettim.”
Adam, merak edilmenin verdiği mutlulukla gülümsedi. Sesi yine sert ve mesafeli çıkmıştı.
“Beni aramak için gecenin bir körü kendini ormana atma. Ben seni zaten bulurum.”
Genç kız duydukları karşısında utanarak boynunu büktü. Heyecanını sesine yansıtmamaya çalışarak devam etti.
“Bu kadar geceye kalmazdın. Başına bir şey geldi sandım.”
Genç adam birkaç adımla aralarındaki mesafeyi kapattıktan sonra elini kızın beline koyarak kendine doğru çekti. Genç kız adamın kollarında heyecanla titriyordu.
“Başıma bir şey gelse de seni bulurum.”
Genç kız yakınlığın verdiği gerginlikle gözlerini kaçırdı. Oldukça yakın oldukları için, zifiri karanlığa rağmen birbirlerini az da olsa görüyorlardı.
“Ya bana gelemeyecek bir durumda olursan?”
Genç adam sert elleriyle kızın belini iyice kavradıktan sonra devam etti.
“Sana gelemeyeceğim bir durum olamaz. Ölüm döşeğinde olsam dahi yanına koşar, son nefesimi gözlerine bakarak veririm.”
Genç kız adamın kollarında titriyordu.
Ölüm ihtimali huzursuz etmiş, yüzü asılmıştı. Adam kızın yüzünün asıldığını görünce gür bir kahkaha patlattı. Kız, suratında şaşkın bir ifadeyle adama bakakalmıştı.
Genç adam, sevdiği kadının kollarında ürkek bir kuş gibi titrediğini görünce kollarını daha sert bastırmış, kendine doğru çekmişti. Dudaklarının arasında bir nefeslik mesafe kalmıştı artık.
“Üzülme, seni bırakıp hiçbir yere gitmem, gidemem.”
Bu kadını tüm benliğiyle seviyordu. Tüm engellere, yalanlara ve çatışmalara rağmen kendini hep onun bir nefes yakınında buluyordu. Ne olacaksa olsun, dedi adam. Usulca uzandı kızın dudaklarına. Dudakları ilk kez kavuştu birbirine. Bu ilk öpücüktü; adam için de, heyecandan adamın kollarında zangır zangır titreyen o küçük kadın için de.
Günümüz:
Ansızın aklıma gelen anılar kalbimi delip geçince anımsadım. Bugün o gündü. Beni ilk öptüğü gün. Üzerinden tam on yıl geçmişti.
Belki de bu yüzden bana bir sürpriz hazırlamış, lunaparka götürmüştü. Ama onu bile çok görmüşlerdi. Bunları düşünürken bir yandan elimin başparmağını yerinden çıkarmayı başarmıştım. İlk önce sol elimi kurtardıktan sonra bir elimle düğümü çözmeye başladım.
Yanlış kızı kaçırmışlardı.
Bunun eğitimini o kadar çok almıştım ki…
Beni tanımadıklarını anlamıştım. Yoksa bir saha ajanını arkadan atılan bir düğümle durduramayacaklarını bilirlerdi. Ortam hâlâ oldukça karanlıktı. Etrafı net seçemiyordum. Tek bir hamle hakkım vardı. Ya ölürdüm ya öldürürdüm.
İki adam kendi arasında fısıldaşıyordu.
“Susadım.”
Kurduğum cümleyle ikisi de dönüp bana bakmıştı. Birbirlerine döndüklerinde kararsız kaldıklarını anlamıştım.
“İdam mahkûmlarının bile son dilek hakkı oluyor. Bir yudum su istiyorum sadece. Siz içirseniz de olur.”
Ayaklarım hâlâ bağlıydı ama bunu sorun etmedim. Fazla vaktim yoktu.
Adam elinde su şişesiyle bana doğru yaklaşmaya başladığında ellerimi hâlâ bağlıymış gibi arkada tutuyordum. Karanlığı lehime döndürecektim.
“Al, iç.”
Suyu bana uzattığında olumsuz anlamda başımı salladım.
“Bu şekilde içemem. Senin içirmen lazım.”
Adam elinde su şişesiyle bana doğru eğildiğinde onu ani bir hareketle kendime doğru çektim. Afallamasından faydalanarak boğazını sıktım. Adam üzerimde olduğu için diğer adam bir şey yapamıyordu. Karanlıkta kimin kim olduğunu seçemiyordu. Havaya bir uyarı ateşi açtı ama artık çok geçti.
Ben ayağa kalkmış, adamı kollarımın arasında rehin almıştım. Belindeki silah şakağına dayalıydı şimdi.
“Son kez soruyorum. Gölge nerede? Doğruyu söylemezseniz buradaki herkesin beynini dağıtırım.”
Adam elindeki silahı atarak birkaç adım geri gitti. Rehin aldığım adam kollarımın arasında çırpınıyordu. Bir erkeğe göre güçsüzdü.“İzin ver, ışıkları açayım, Aşina.”
Duraksadım.
Beni tanıyordu, ismimi biliyordu.
“Git aç. En ufak yanlışında önce onun, sonra senin beynine sıkarım.”
Gölgemi almadan dönmeyecektim kaleme.
Bu uğurda her şeyi yapmaya hazırdım. Gerekirse şeytanın inine girer, şeytan olur çıkardım. Ölürdüm, gözümü bile kırpmadan tüm Dünyayı ateşe vermeye hazırdım.
Işıklar yandığında keskin ışık birkaç saniye gözlerimi kamaştırmıştı. Güçlü beyaz ışıklar etrafa saçıldığında duraksama sırası bendeydi.
Her taraf kır çiçekleriyle doluydu. Havada renk renk balonlar asılıydı. Tam tepede ‘Seni seviyorum’ yazılı bir pankart duruyordu.
Gölge ve benim fotoğraflarım…Şık bir masa…Neler oluyordu? Adam bana döndü. Ben kontrolü kaybetmemeye çalışıyordum. Böyle bir lüksüm yoktu.“Mesaj attım. Gölge birazdan burada olur.” Kafam gerçekten çok karışmıştı. Olayları anlamaya çalışıyor, bir yandan da kontrolü kaybetmemeye çalışıyordum.
“Şimdi lütfen Ateş’i bırak.”
Ateş’i mi bırakayım?
Kafayı yiyeceğim artık. Adam elini yüzüne götürüp kar maskesini çıkardı. Bu Direnç’ti.
Tanrım, bu Direnç’ti
.Silahı yere fırlattım.
“Neler oluyor? Siz kafayı mı yediniz?”
Ateş kar maskesini çıkarmış, bir köşede soluklanmaya çalışıyordu.
“Gölge’nin planıydı. Sürpriz yapacakmış.”
Olayları hâlâ kavramaya çalışıyordum. Beynim durmuştu sanki…
Kapının gıcırdamasıyla dikkatimiz o yöne çevrildi. Adım seslerinden kimin geldiğini anlamıştım.
Öldürecektim onu. Bu sefer öldürecektim.
“Sürprizin içine ettiniz kızı. İki dakika sandalyede tutacaktınız, hepsi bu.”
Gölge ellerinde pembe güllerle odaya girdi.Bana çiçek almıştı…
Ateş lafa atladı.“Bahsettiğin kız Aşina, abi. Bu planın sakat olduğunu söylemiştim. Öldürecekti beni.”
Direnç koşarak Ateş’in yanına gitti. Bir yandan da Gölge’ye söyleniyordu.
“Çiçeğini, çikolatanı al git işte. Ne uzatıyorsun ya?”
Ortamı dikkatli bir şekilde incelemeye başladım.
Her yer kır çiçekleriyle kaplıydı. Depo gibi bir yerdeydik.
Neon ışıklandırmalar, uçan balonlar, ‘Gölge seni buldu’, ‘Gölge seni seviyor’ yazılı pankartlar…
On katlı bir pasta.
Pasta mı?
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
Neden ağladığımı bilmiyordum…
“Öldün sandım gerizekâlı.”
Koşup Gölge’nin boynuna atladığımda beni kendine doğru çekti.
“Sensiz hiçbir yere gitmem.”
Ellerini belimden çekip önümde diz çöktü.Gölge’yi bu hâlde gördüğüme inanamıyordum.
“Sevgilim, her şeyim, eşim, benim olur musun?”
Cebinden bir kutu çıkardı, bana doğru uzatarak kapağını açtı.
Kolye mi?Yüzük değil de kolye mi?
Evlilik teklifi ediyor sanmıştım.
“Bu bir evlilik teklifi mi?”
Gözlerini devirdi.
“Ona daha var Aşina. Hep istediğin gibi net geliyorum işte sana. Sevgililiği resmileştiriyorum.”
Yani evlilik teklifini tercih ederdim ama buna da şükür tabii.
Gölge’nin gözlerine baktım.Öküzdü, tamam, ama benim öküzümdü.
“Sevgilin olmayı kabul ediyorum.”
Etraf alkış kıyamet, ıslık eşliğinde şenlenmişti. Gölge kalkıp bana sarıldığında dünyadaki en mutlu günümü yaşıyordum. Ateş ve Direnç bu sırada birbirlerine kaçamak bakışlar atıyordu.
Bizim iş çözüldüğüne göre sıra bunlardaydı. Artık bir el atma zamanı gelmişti.
“Kolyemi tak.”
Gölge saçlarımı toplarken uzun uzun kokladı, fark etmiştim. Ağzım kulaklarımdaydı.
Sonunda olmuştu işte.
Gölge ve ben sevgiliydik. Kolyemi boynuma taktığında kısacık bir öpücük kondurmayı ihmal etmemişti. Ayaklarımın yerden kesilmesi için yeterliydi.
Uzun uzun baktım gözlerine…
Ellerimi kaldırdım ve okkalı bir tokat yapıştırdım.
“Senin romantik sürpriz anlayışına tüküreyim, Gölge.”
Gölge afallayarak birkaç adım geri gittiğinde Ateş gür bir kahkaha fırlattı.
“Aşkın tokatını yedin, abi.”
Sinirle Ateş’e döndüm.“Sıra sana da gelecek. Saçımı çektiğini unutmadım.”
Gölge’nin kaşları çatıldı. Dişlerini sıktığını anlayabiliyordum.Sinirle Ateş’e döndü.“Saçını mı çektin lan kızın?”
Direnç panikle Ateş’in önüne geçti
.“Saçını ben çektim. İnandırıcı olsun demiştin.”
Saçımı çekenin Ateş olduğunu biliyordum. Direnç Ateş’i korumak için öne atladığında gülümsedim.
“Bugün hayatımın en acayip ama en mutlu günüydü. İkinize de çok teşekkür ederim. İyi ki böyle bir ailem var.”
Direnç ve Ateş gözleri dolu dolu baktı bana.
“O zaman sırada yaş pasta var. En bi sevdiğimmm, çilekli.”
Gölge bana tekrar sarıldı. Attığım tokadı umursamamıştı.
“Biliyorum. Çocukken bu pasta için ortalığı birbirine katmıştın.”
Uzanıp yanağına bir öpücük kondurdum. Dilediğim gibi öpebilirdim artık.“Ve sen de bulup getirmiştin.”
Pastaya doğru birkaç adım atmıştım ki silah sesleri etrafta yankılanmaya başladı. Gülümseyerek Gölge’ye döndüm ama o son derece ciddiydi.
“Sürprizlerin bitmedi mi, Gölge?”
Birkaç adımda yanıma gelerek beni arkasına aldı. Ateş de panikle Direnç’in önüne geçmişti.
“Planlarımın arasında bu yoktu, güzelim.”
Bana güzelim demişti...
Kalbim titrediğini hissettim ama sanırım şu an bunun sırası değildi…“
Yanında ekipman olan var mı?”
Soru Ateş’ten gelmişti. Sanırım bu sefer gerçekten tehlikedeydik.
Önce sağır edici bir ses yankılandı kulaklarımda.
Sonra alevler sarmaya başladı etrafımızı.
Dönüp Gölge’ye baktım.O da bana bakıyordu.
Gözlerinde ilk defa korkuyu görüyordum.
Böyleydi işte…En mutlu günümüz bile hep bir parça yarımdı.

Yazar notu: Yorumlarınızı bekliyorum 🫠🫠