17. bölüm · AŞİNA
Bölüm 16 ( Aşkın Maskesi)
Bölüm 16 – Aşkın Maskesi
“Kırıklarımı topladım, koydum avucuma. Yarattığın şahesere son bir kez bak sevgilim… Ben, o bir türlü sevemediğin. Bak! İşte bunlar senin izlerin.”
( bölüm şarkısı - silah olurum- bu bölüm güçlü ama kırılgan tüm kadınlara ve içlerinde taşıdıkları kız çocuklarına ithafen yazılmıştır. Keyifli okumalar.)
Max’in gövdesine başımı gömmüş, ihanetin acı tadını sindirmeye çalışıyordum. Kalbimin kırıkları yüreğime batarken kanlar ayaklarımdan akıyordu.
“O odaya dönmek istemiyorum. Beni kendi odama götür.”
Max, kalenin arkasındaki özel odalara yönelmişti ki kurduğum cümleyle hiçbir şey söylemeden yönünü değiştirdi.Odama çıkan merdivenlerin sonuna geldiğimizde durdu.
“Şifreni gir.”
Ona bakmak için kafamı yukarı kaldırdığımda sıcak bakışları beni bulmuştu. Huzur kokuyordu. Güven veriyordu. Çözmeye çalışmam gereken bir puzzle değil de okumaktan keyif aldığım bir roman gibiydi.
“Kafanı çevir de gireyim.”
Muzip bir gülüş yayıldı yüzüne.
“Bugün değil ama bir gün şifren bizimle ilgili olacak.”
Biz… Şimdi kalbim niye sızladı ki? Aklı olan her kadın Max’ten etkilenirdi ama ben biraz salaktım.
“Rüyanda görürsün.”
Kafasını çevirdiğinde şifremi girdim. Değiştirmem gereken bir tarihti. Hayatımdaki her şeyi Gölge’yle ilgili yapmayı nasıl başarmıştım ki?Kapı açıldı.Max odama ilk kez girmişti. Kısa bir süre etrafa bakındı ve yatağa doğru ilerledi. Beni yatağa yatırdığında ister istemez fazla yakın olmuştuk. Nefesini yüzümde hissedebiliyordum.
“Gidip pansuman için malzeme getireyim. En azından ayağına batan camları temizlerim ama kalbin… Onu senin halletmen gerekecek.”
“Yarama tuz basmakta üstüne yok.”
Dehşet içinde baktı bana.
“Böyle bir şeyi asla yapmam! Yarana hiç tuz basmadım. Batikon ve krem kullanıyorum. Bu dediğin çok çağ dışı. Etik değil bir kere.”
Kahkahalarım odayı inlettiğinde delirdiğimi düşünmüş olmalıydı.Garip bir yüz ifadesiyle bana bakarken birden duraksadı. Buruk bir gülümseyiş yayıldı yüzüne.
“Ayaklarına cam battı. İnce ince sızlıyordur şimdi yarası ama sen ‘Canım acıyor.’ bile diyemiyorsun. Karşıma geçmiş gülüyorsun. Nasıl bir kadınsın sen?”
Gülümsemeye devam ettim ama içimde bir şey kırıldı sanki. Bu adam hep kalbimdeki yasaklı bölgelere dokunuyordu.
“Güçlü bir kadınım.”
Bu neydi ki? Eğitim sırasında aldığım yaralardan, kırılan kemiklerimden haberi yoktu tabii.
“Değilsin.”
Kaşlarım çatıldı.Beni küçümsüyor muydu?
“Anlamadım.”
Birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı.
“Bu kadar güçlü olmak zorunda değilsin. Yanımdayken… En azından yanımdayken ortağına güven.”
Gerçekten ne konuştuğunu bilmiyordu. Şimdi ortaklık konusunu açacak zaman mıydı?
“Artık ortağın değilim.”
Eli saçlarımı buldu. Okşamakla dokunmak arasında bir yerde kalmıştı.
“Sana hak ettiğin yeri geri vereceğim. Bedeli ne olursa olsun…”
Arkasını döndü ve hızlı adımlarla odadan çıktı.Arkasından bakakalmıştım.Niye benim için bu kadar çabalıyordu ki?Ne ayak bu adam?Kapıyı da açık bırakmıştı zaten.
Ya Gölge? Onun yaptıkları? Bize nasıl kıydı?
Gözlerim yavaş yavaş ağırlaştı. Acı, yerini uykuya bırakıyordu.
Yüzümde hissettiğim nefesle gözlerimi araladığımda, Gölge’nin kucağında uyuduğumu fark ettim.
Gözlerimi açar açmaz göz göze geldik.
Neler oluyordu? Burada ne işi vardı?Pansuman malzemesi başucunda duruyordu. Ayaklarım sarılıydı.Pansumanımı Gölge mi yapmıştı?
Max neredeydi?
Gölge’nin koynunda işim neydi?
Niye bu kadar yakındık?
Nefesimiz birbirine karışıyordu. Tişörtünü nerede bıraktığını bilmiyorum ama çıplak teni dikkat dağıtıyordu. Esmer teni, belirgin karın kasları, geniş omuzları…
Onu çok özledim.
“Senin burada ne işin var, adi herif? Defol git buradan!”
Bir anda onu itince hazırlıksız yakalanmış olacak ki yataktan düştü.Yerden doğrulurken gözlerini bana dikti.
“Max’i mi tercih ederdin?”
“Pisleşme, Gölge. O adam senin açtığın yaraları iyileştirmek dışında bir şey yapmadı.”
Dişlerini sıktığını fark ediyordum. Boynundaki damarlar belirginleşmişti.
“Seni son kez uyarıyorum. Durduğun yeri iyi seç. Bizi yok etme.”
Kalbimin kırıkları…Ayaklarımdaki kesikler…Hepsi onun suçuydu.Ama karşıma geçip Max konusunda beni uyaracak cesareti kendinde görüyordu.
“Haklıydın. Liderliğe uygun değildim, haklıydın. Duygularımla hareket ettim.”
Bir an sustum.
“Ama bunun bedelini, canımı ortaya koyduğum adamın ben hasta yatağında yatarken liderliğimi, benliğimi, her şeyimi çalmasına izin vererek ödedim.”
Yataktan kalkıp karşısına dikildim.
“Artık doğru yerde duruyorum. Biraz da sen bedel öde.”
Gölge gözlerime öyle bir baktı ki kalbimde bir zelzele koptu.
“Seçimini yaptın, Aşina.”
Birkaç adımda yanıma geldi.Bir anda yerden kesildiğimi hissettim.Beni kucağına almıştı.Sessizce yatağıma geri yatırdı.Üzerimi örttü.Kalbim üşüyordu.Sanki bana veda ediyordu.Alnıma küçük bir öpücük kondurduğunda hiçbir şey yapamadım.Sonra kulağıma doğru eğildi.Kokusu ciğerlerime doldu.O bilmese de hasretle çektim içime.
“Onun yanında durdun. Beni karşına almayı sen seçtin.”
Bir an sustu.
“Artık Gölgen değilim…”
Sesi eskisinden daha soğuktu.
“Arkanı kolla, Aşina.”
Kokusunu da alıp gitti.
Şimdi…
O da benden vazgeçmişti.
Güneşin ışıkları yüzüme vurduğunda uyandım.Tüm gece doğru düzgün uyuyamamıştım. Yaşananların bir kâbus olmasını diledim ama değildi.
Bu, benim acı gerçeğimdi.Sabah ezanıyla uykuya daldığımı hatırlıyorum.
Şimdi ne yapacaktım?
Kafamı çevirdiğimde Baba’nın, odanın köşesindeki koltukta uyuduğunu gördüm.
Burada ne işi vardı?Kendi elleriyle yakmamış mıydı beni?
“Baba…”
Sesimi duyar duymaz gözlerini açtı. Hızlı adımlarla yanıma geldi. Yüzündeki telaş gizlenemeyecek kadar büyüktü.
“Tüm gece ateşler içinde yandın. Çok korktum, kızım.”
Başımın üzerindeki sirkeli bezi o an fark ettim.Ateşlenmiş miydim?
“Zahmet vermişim… Kusura bakmayın.
”Yüzüne bakmıyordum.Gölge’nin tek sözüyle beni görevden almıştı.Ona çok kırgındım.
“Sen benim için çok değerlisin, Aşina. Kızımsın sen. Biliyorum, bana kızgınsın ama sen bu haldeyken seni tekrar böyle riskli bir göreve atayamazdım.”
Elini uzattı.Parmakları saçlarımı bulduğunda gözlerim doldu.Hiçbir şey söylemedim.
“Seni sahaya süremem. Ama liderliği Gölge’yle paylaşmanıza izin veriyorum. Lütfen daha fazla üzülüp kendini perişan etme. Sana bir şey olacak diye çok korktum.”
Sinirle gözlerine baktım.
Bu neydi şimdi?
Lütuf mu?
“Hayır.”
Sesim hiç olmadığı kadar netti.
“Ben o liderliğe yeteneklerimle geldim. Üzüldünüz diye verdiğiniz pozisyonu almayacağım. O koltuğun zaten bana ait olduğunu tekrar kanıtladıktan sonra yerimi alacağım.”
Herkes sevgi adı altında kalbimi kırıyordu.
Koruma adı altında zarar veriyordu.
Ben böyle bir şeyi hiç talep etmedim.
Neden anlaşılmıyordu?
Baba’nın bakışları ayaklarıma kaydı.Pansumanım yeniden kanamıştı.Gözleri tekrar beni buldu.Derin bir nefes aldı.
“Gölge’yi seviyorsun.”
Sustum.
“O da seni seviyor, bunu görebiliyorum. Çok seviyor…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama kızım… Onun sevgisi zehirli. Yarar değil, yaralar seni.”
Parmakları hâlâ saçlarımı okşuyordu.Boğazını hışırtıyla temizledi.
“Baban olarak şunu söyleyebilirim…”
Bir an durdu.
“Sevgi emek ister. Miktar değil; kıymetli olan çok sevmek değil, güzel sevmektir. Yaralamadan, incitmeden sevmek… Gerçek sevgi budur, kızım.”
Arkasını döndü.Kapıya doğru yürüdü.
“Bugün dinlen. Yarın sabah saat onda toplantı var. Orada olmanı istiyorum. Liderlik meselesini tekrar konuşacağız.”
Kapı kapandı.Baba bir anda fikrini değiştirmişti.Bu işte bir iş vardı.
Kesinlikle Max’le ilgiliydi.İyi de ona ne demişti?
Allah aşkına, neler dönüyor?
Kapı yeniden tıklatıldı.Şifreyi etkinleştirmemiştim.
İçeri giren Max’ti.Ona döndüm.
“Neler oluyor Allah aşkına? Baba’ya ne söyledin de fikrini değiştirdi?”
Hiçbir şey söylemeden yatağın ucuna geçti.Pansuman malzemesini bıraktı.Ayağımdaki bandajı büyük bir dikkatle açmaya başladı.
“Bedeli ne olursa olsun, hak ettiğin yeri geri alacaksın demiştim.”
Bandajı değiştirirken gözlerini kaldırmadan devam etti.
“Ve hallettim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Sen sadece ilerlemeye devam et.”
İlk kez gözlerimin içine baktı.
“Ben yanındayım.”
Bir şeyler dönüyordu.Artık bundan emindim.
Tam o sırada telefonuma bir bildirim geldi.Başucumdaki telefona uzandım.Yabancı bir numaraydı.
Numaramı nereden bulmuştu?
Mesajı açtığımda Rusça olduğunu gördüm.
“Senin yüzünden infaz edilmek üzere. Şimdi rahatladın mı?”
Beynim uyuştu.Bu ne demekti?
Mesaj Rusçaydı.Demek ki Max’in ekibinden biriydi.Telefonu ona uzattım.
“Bu mesajı bana açıklamak ister misin?”
Yutkundum.
“Her şeyi bilmek istiyorum.”
Mesajı okudu.Yüzündeki ifade neredeyse hiç değişmedi.Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu?Sonunda telefonu bana geri uzattı.
“Sana zaten söyledim.”
Sesi sakindi.
“Bedeli ne olursa olsun dedim.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Sen beni seçtin, Aşina…”
Gözlerini gözlerime kilitledi.
“Ben de seni seçiyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Merak etme…”
Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi.
“Ölmeyeceğim.”
Yutkundum.
Baba’nın söyledikleri zihnimde yankılanıyordu.“Sevgi emek ister…”Acaba kastettiği tam olarak bu muydu?
