3. bölüm · A'RAF ım SENSİN

3.BÖLÜM

Lunessa Lunessa

Oylarınız ve yorumlarınızla yanımda olursanız mutlu o bölümü bekletmek istemedim. Keyifli okumalar..

Aradan beş ay geçmişti.
Köyde hayat, her zamanki gibi kendi bildiği yolundan akıp gidiyordu. Sabah ezanıyla uyanan evler, tarlaya giden erkekler, kapı önlerinde süpürge sallayan kadınlar... Her şey eskisi gibiydi sanki.
Ama Dide için hiçbir şey eskisi gibi değildi.Köy aynı köydü ama Dide’nin içindeki dünya yerle bir olmuştu. İnsan bazen birini toprağa verince, kendinden de bir parça gömermiş.

Acısı hâlâ tazeydi. Babası ne zaman aklına düşse, içi yanıyor, boğazına bir düğüm oturuyordu. Sessizce çektiği bu acıyı kimseye belli etmemeye çalışıyordu ama yüreği her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu.Ama yeni hayatlarına dahil olduğu çekirdek bir ailesi vardı. Sonuçta acısıyla tatlısıyla hayat devam ediyordu.

Yine de insanın içindeki boşluk, kalabalıkla dolmazdı. Sofrada bir tabak eksikse, göz o boşluğu hep görürdü.

Kenan ise iyice uzaklaşmıştı. Eve geç vakitlerde geliyor, sabah olmadan çıkıp gidiyordu. Dide'yle yüz yüze gelmemek için elinden geleni yapıyor gibiydi. Ne zaman konuşmak istese, Kenan birkaç cümleyle geçiştiriyor, ardından suskunluğuna gömülüyordu.

O gün de farklı olmamıştı.
Kenan'ın içinde bir sıkıntı, bir daralma vardı. Konakta daha fazla duramamıştı. Duvarlar üstüne üstüne geliyor gibiydi. Dayanamayıp çıktı evden. Adımlarını düşünmeden attı; yolu, kendiliğinden arkadaşının evine düşmüştü.
İçindeki fırtınayı belki orada biraz olsun dindirebilirdi. Mustafa çocukluk arkadaşıydı onun.Herşeylerini bilirlerdi birbirlerinin.Birbirleri için can verir can alırlardı. Kardeşden öteydi bu dostluk ikisi içinde.

"Sen bu kızı sevmiyor muydun gardaş?" dedi Mustafa, oturdukları odada Kenan'ın yüzüne dikkatle bakarak.
"Sevdalı değil miydin hani? Ha, de bana?"

Kenan başını kaldırdı, gözlerini arkadaşının gözlerine dikti. İçinde kopan fırtınayı bastırmaya çalışır gibiydi.

"Çok seviyorum Mustafa..." dedi boğuk bir sesle. "Ama bu yaptığı affedilmez... bunu affedemem. Olmaz."

Mustafa anlamıyordu. İnsan gözü bazen yanılırdı; duyulan söz, görülen hâl her zaman gerçeğin kendisi olmazdı. Bunu bir aydır anlatmaya çalışıyordu Kenan'a ama sanki duvara konuşuyordu.

"Bak Kenan, böyle olmaz gardaşım," dedi sabırla.

"Belki mesele senin gördüğünden, duyduğundan ibaret değildir. Belki yanlış anlamışsındır. Git konuş karınla. Bugün olmazsa yarın, ama bir gün gelir, öyle bir hale gelir ki tamir edemezsin.Geri dönüşü olmaz. O zaman istesen de düzeltemezsin."
Kenan ellerini yumruk yaptı. Parmak kemikleri beyazladı.

"Ne konuşayım ?" dedi öfkeyle.

"Ne diyeyim? Gidip 'beni nasıl boynuzladın' mı diye sorayım Mustafa?"
Resul yerinden doğruldu, Kenan'ın yanına geldi. Omzuna elini koydu.

"Bak Dide'yi ben epeydir bilirim," dedi.
"Seninle konuştuğunu duyduğum güne kadar ne bir kimseyle gördüm, ne de bir kimseyle konuştuğunu duydum. Yapma gardaşım. Eğer işin aslı senin sandığın gibi değilse... karın seni affetmez. İş işten geçmeden al karşına, konuş."

Ama Kenan artık inanmak istediğine inanmıştı. İçindeki öfke, aklının önüne geçmişti. Bir hışımla yerinden kalktı, oturdukları odadan çıktı. Öfkeliydi... Kendine, Dide'ye, Yaşar'a... Herkese.

Günler geçip gitti.
Dide için hayat, dışarıdan bakıldığında biraz olsun normale dönmüş gibiydi. Ama içinde bir eksiklik vardı. Sebebini tam koyamadığı bir uzaklık... Kocası Kenan, ondan kaçıyor gibiydi. Aralarında gözle görülür, elle tutulur bir mesafe vardı.
İlk zamanlar acısından fark edememişti. Ama son bir aydır her şey daha netti. Ne zaman konuşmak istese Kenan iki kelimeyle geçiştiriyor, sonra bir bahaneyle evden çıkıyordu. Bu durum Dide'nin içini acıtıyor, onu sessizce kırıyordu.

Kenan çakır keyifti.
Mustafa, "Gel biraz kafa dağıtalım, göle gidelim," dediğinde tereddüt etmeden kabul etmişti. Ne var ki dağılanın yalnızca kafası olmayacağını bilmiyordu. Yine de kendini tam anlamıyla sarhoş saymazdı; bilinci yerindeydi, en azından öyle sanıyordu.

Hava sıcaktı. Buğday hasadının ağır kokusu sinmişti her yere. Eve döndüğünde her zamanki gibi üzerini değiştirip sedire uzanmayı düşünüyordu. Sessizce kapıyı araladı. Odaya usulca girdi.
Dide yatakta uyuyordu. Salık saçları yastığa yayılmış, yüzüne huzurlu bir ifade bırakmıştı. Kenan bir an durdu. Onu izledi. İçinde, nereden geldiğini bilmediği bir kıpırtı yükseldi. Çakır keyifli hâlinin de etkisiyle düşünceleri bulanıklaşıyordu.

Yatağa yaklaşıp kenarına oturdu. Eli, farkında olmadan Dide'nin saçlarına gitti. Yumuşacıktı. Eğilip onu kokladı. Sanki bütün güller toplanmış da karısının tenine serpilmişti; mis gibi gül kokuyordu. İçinden, onu öpmek geçti. Tenini tenine katmak, nefesini onun nefesinde bulmak... Çok mu şeydi istediği?
Dide, hissetmiş gibi kıpırdandı. Gözlerini araladı. Kenan'ın gece karası gözleriyle buluştu bakışları.

"Kenan..." dedi kısık bir sesle.
Kenan, adını onun ağzından duyunca irkildi.
"Gelmişsin."

"Geldim... buradayım," dedi, sesinde hâlâ gecenin etkisi vardı.

Dide, elini uzatıp onu kendine çekti. Kenan ne yaptığını, ne yapmaması gerektiğini ayırt edemiyordu. Geri durmaya çalıştıkça bu kadın onu daha çok kendine çağırıyordu.

"Beş ay oldu Kenan," dedi Dide. " Beş aydır yoksun yanımda. Benden uzak kalma. Sana çok ihtiyacım var..."

Bu sözler Kenan'ın aklındaki son sağlam duvarları da yıktı. Yanağına dokundu Dide'nin, avucunun içiyle yüzünü okşadı.

"Buradayım," dedi yalnızca.

Biraz daha yaklaştı. Nefesleri birbirine karıştı. Dide'nin kokusu, sıcaklığı, gözleri... Hepsi Kenan'ın zihnini uyuşturuyordu. Ne zaman dudaklarına kapandığını, nasıl kendini bıraktığını hatırlamadı. Beş ayın suskunluğu, özlemi, bastırılmışlığı tek bir anda çözülür gibiydi.

Zaman durdu sanki. Dünya o odadan ibaretti artık.Tenin tene bulandığı, nefesin nefese karıştığı o gecede Kenan yeniden Dide'de can buldu.
Ama gece ne kadar uzun sürerse sürsün, sabah mutlaka gelirdi.
Sabah olduğunda Dide yine yatakta yalnız uyanacak, içine çöken hüznü kimse görmeyecekti. Kenan ise, gecenin bıraktığı pişmanlığı iliklerine kadar hissederek, yine uzaklaşacaktı.

Gece yarısını çoktan geçmişti.
Kapı gıcırdayınca Dide de uyandı.Günlerdir uykusu yoktu zaten kuş uykusunda gibiydi.Bir haftadır kocasıyla köşe kapmaca oynar gibiydiler yine. O gece hersey olup bittikten sonra yine sabah kocasını yanında bulamayışına çok üzülmüştü.

Kenan içeri girdi, Odanın ışığını yakmadı.
"Kenan."
Ses karanlığı yardı.
Kenan durdu.

"Uyumadın mı?" dedi.

"Sen gelmeden uyumak istemedim bu gece" dedi Dide.
"Her gece bu saatte gelmeni gerektiren ne oldu Kenan. "

Kenan içeri girdi, sedirin ucuna oturdu.
"İş güç," dedi kısa kısa. "Uzatma gecenin bu saati."
Dide doğruldu.

"Ne işi Kenan?" dedi.
"Gündüz yetmiyor mu? Her gece mi iş olur?"
Kenan cevap vermedi.
Dide buna alışmıştı ama bu gece susmayacaktı.

"Ben senin karınım," dedi.
"Evine ne zaman geleceğini soramayacak mıyım?"
Kenan başını eğdi.

"Beni sıkma Dide, " dedi. "Zaten kafam dolu."
Dide'nin sesi sertleşti.

"Ben de doluyum. Ama ben kaçmıyorum."
Kenan ayağa kalktı.Elleri yumruk oldu.

"Konuşacak hâlim yok."

"Benim var," dedi Dide.
"Geceleri geç geliyorsun. Benimle iki laf etmiyorsun. Yüzüme bakmıyorsun. Ne oldu Kenan?" diyip Kenan'ın yüzüne baktı Dide.

"Seni benden köşe bucak kaçırtacak kadar ne oldu? "

Kenan sustu.
Bu suskunluk Dide'yi daha çok yaraladı.

"Bir yanlışım varsa söyle," dedi.
"Bilmediğim bir suç mu işledim?"
Kenan arkasını döndü.

"Her şey suç olmak zorunda değil," dedi.
"Bazı şeyler içte kalır."

"İçinde kalmasın," dedi Dide.
"Ben senin içindekinin bedelini ödüyorum .Sen böyle susup beni görmezden geldikçe ben ölüyorum.

Kenan bir an durdu.
"Ben böyleyim," dedi. "Değişemem."
Dide güldü ama acıydı gülüşü.

"Sen değişmiyorsun diye ben mi eksileceğim?" dedi.
"Evde bir yabancı gibi duruyorsun. Bu mu evlilik?"
Kenan cevap vermedi.
Kapıya yöneldi.

"Yine mi gideceksin?" dedi Dide.
"Gece gece nereye?"
Kenan durdu.

"Biraz hava almaya."
Dide'nin sesi titredi ama dik durdu.

"Ben de hava alamıyorum Kenan," dedi.
"Senin suskunluğunda her gün biraz daha boğuluyorum. "

Kenan çıktı.
Kapı kapandı.
Dide yatağa oturdu.
Bu kez ağlamadı.
İçinden bir şey koptu sadece.
Çünkü anladı:
Bir adam eve geç geliyorsa değil,
eve geç gelmeyi alışkanlık yapıyorsa
orada artık saat değil,
sevgi eksiktir...