27. bölüm · A'RAF ım SENSİN
27.BÖLÜM
Merhaba.Biraz kaos içeren bir bölüm oldu. Keyifli Okumalar..
***
Zaman geçer, sular durulur, acılar soğurdu. Hayatın içinde yine her şey kaldığı yerden devam ederdi. İnsanlar sabah uyanır, işlerine gider, sofralar kurulur, çocuklar büyür, mevsimler değişirdi. Dünya dönmeye devam ederdi.
Ama olan her şey unutulur muydu?
Meçhuldü.
Kimse yaşadığı zor anları unutmazdı. Sadece o anların sizde bıraktıklarının hissi, derecesine göre azalırdı. Buna da sadece soğumak, alışmak denirdi. İnsan bazen en büyük acılarına bile alışırdı. Yaralar kapanmasa da kabuk bağlardı. Can yakmaya devam etse bile eskisi kadar kanatmazdı.Dide de alışmaya çalışmıştı.Karanlığa.Belirsizliğe.
Bir daha görememe ihtimaline.
Ama şimdi kader ona yeni bir kapı aralıyordu.
"Evet Dide Hanım. Şimdi yavaş yavaş gözlerinizi açın lütfen."
Odanın içinde derin bir sessizlik hâkimdi.Dide heyecanlıydı.
Elleri, hatta bütün vücudu heyecanını belli edecek derecede titriyordu. Parmak uçlarından omuzlarına kadar yayılan o titreme, içinde kopan fırtınanın dışarı vurmuş haliydi adeta.Sakin kalmaya çalıştı.Derin bir nefes aldı.Kenan elini tuttu.Ben buradayım.Korkma.Yalnız değilsin.Demekti bu.
Bal gözlüsü iki hafta önce ameliyat olmuştu. Geçen her gün, geçen her saat umutla korku arasında sıkışıp kalmıştı. Şimdi ise sonuç belli olacaktı.Ya yeniden ışığına kavuşacaktı.Ya da karanlık onun kaderi olacaktı.Dide yavaşça araladı gözlerini.Umutla.Heyecanla.Korkuyla...
İlk başta her şey sislerin ardındaymış gibi görünüyordu. Renkler birbirine karışıyor, şekiller seçilemiyor, yalnızca bulanık gölgeler seçiliyordu.Nefesini tuttu.Kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.Bir kaç saniye sonra görüntüler netleşmeye başladı.
Önce beyaz önlüklü bir siluet.Sonra yüz hatları.Sonra gözler.Bal gözleri doktorun gözlerine kilitlendi.Görüyordu.Gerçekten görüyordu.Dudakları titredi.Gözlerinin içi doldu.Aylar sonra ilk kez ışık göz bebeklerine değiyordu.Aylar sonra ilk kez bir insanın yüzünü seçebiliyordu.Aylar sonra ilk kez dünyanın renkleri tekrar onun olmuştu.
Gülümsedi.Sonra yanı başında elini tutan kocasına döndü.Ela gözleri onun kapkara harelerine baktı.
Kaç ay olmuştu onun uzun kirpiklerinin ardında saklanan o iri simsiyah gözlerini görmeyeli?Kaç ay olmuştu yüzünün her çizgisini ezberleyemeyeli?Kaç ay olmuştu sevdiği adamın gözlerine bakıp kaybolamayalı?Bir kaç saniye boyunca sustu.Sadece baktı.Özlemle baktı. Aşkla baktı.Şükürle baktı. Sonra yeniden gülümsedi.Kenan da karısının gülümseyişini görünce dayanamadı.
Dudakları kıvrıldı.Aylar sonra ilk kez içten bir nefes aldı.
"Kenan..."dedi Dide.
Sesi ağır ağır ama mutlulukla döküldü dudaklarından.Kenan pür dikkat onu izliyordu.
"Güzelim..."
"Görüyor musun beni?"
Dide sevinçle başını salladı.Derin derin nefes aldı verdi Kenan. Karısı görüyordu.
Bal gözlüsü artık görüyordu.Sarı papatyası tekrar görüyordu.
Aylar boyunca her gece ettiği dualar kabul olmuştu sanki.Gözleri doldu.
Ama ağlamadı.Çünkü ağlarsa Dide de ağlardı.Bir anda çekip sardı karısını.
Sanki bırakırsa yeniden kaybedecekmiş gibi sımsıkı sarıldı ona.
"Çok şükür yavrum.Çok şükür."
Sesi titriyordu.Dide de onun göğsüne sığındı.Kalbinin sesini duydu.
Güvende hissetti kendini.Doktor hafifçe öksürerek ikisinin de kendisine bakmasını sağladı.
"Geçmiş olsun Dide Hanım. Eğer bir sorun olmazsa yarın sizi taburcu edeceğiz."Dide mutlulukla gülümsedi.
"Her şey için çok teşekkür ederim doktor bey. Işığımı geri verdiniz bana."Doktor memnuniyetle başını salladı.
"Biz sadece görevimizi yaptık. Asıl mücadeleyi siz verdiniz. Tekrar geçmiş olsun. Yarın son kontrollerinizi yapacağız. Eğer her şey yolunda giderse sizi evinize uğurlayacağız."
Kısa bir vedanın ardından doktor ve hemşire odadan çıktılar.Kapı kapanınca oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Şimdi yalnızdılar.Dide heyecanla kocasına döndü.Gözlerinde bambaşka bir özlem vardı bu kez.
"Kenan..."dedi.
"Oğlumuzu ne zaman göreceğim?"
Kenan'ın yüzündeki gülümseme yumuşadı.Ellerini tuttu.Avuç içlerinden öptü.Sonra o elleri yanaklarına bastırdı.
Nasıl özlemişti onu.
Sıcaklığını...
Kokusunu...
Aşkla bakan bal gözlerini...
Hafif bir sitemle baktı karısına.
"Beni özlemedin mi güzelim? Beş dakika hasret giderseydik ya?"
Dide başını eğip gülümsedi.Koca adam resmen kıskanıyordu.Hem de kendi oğlunu.
"Sen hep yanımdasın ama o..."
Dudakları titredi."O hâlâ kuvözde."
Gözleri doldu."Ne olur artık çıkacağını söyle."Kenan'ın içi sızladı.
Dide'nin üzülmesi, onun yüreğine saplanan görünmez bir bıçak gibiydi.
"İyi güzelim."
Saçlarını okşadı.
"Oğlumuz da annesi gibi savaşçı. Artık kuvözde değil. Sen iyi olana kadar doktorlar orada tuttular. Şimdi getirilebilirler."Dide'nin gözleri bir anda ışıldadı.Gerçekten mi der gibi baktı.
"İyisin artık."O kadar basit iki kelimeydi ki.Ama Dide için bir mucizeydi.
"Oğlumu getir ne olur."Sesi bu kez fısıltı gibiydi.
"Çok özledim onu. Görmek istiyorum. Saçlarını, ellerini, gözlerini."
Gözleri doldu.
"Kimbilir hangimize benziyor?"
Bir anne özlemi vardı sesinde.
Aylarca dokunamadığı, koklayamadığı yavrusunun özlemi.
"Ne olur Kenan.Bebeğimi bana getir."
Kenan karısının saçlarına sıcacık bir öpücük kondurdu.
"Şimdi gidip söyleyeceğim gülüm."
Ayağa kalktı.
"Getirip geleceğim."
Kapıya yönelirken son kez dönüp baktı karısına.
"Bekle beni sakince olur mu?"
Dide heyecanla başını salladı.
Kenan odadan çıktı. Koridor boyunca yürürken yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı. Birkaç dakika sonra kucağında küçücük oğluyla geri döndü.
Odaya girdiğinde Dide'nin gözleri ışıldadı.
"Oğlum..."dediSesi titremişti.
Kenan dikkatlice uzattı bebeği. Dide kollarını açtı. Aylarca hayalini kurduğu yavrusu sonunda kucağındaydı.
Bal gözleri doya doya gezdi minik yüzünde.
"Allah'ım..."Parmakları titreyerek bebeğinin yanağına dokundu.
Ne kadar küçüktü.Ne kadar masum.
Burnunun ucu pembeydi. Minik kirpikleri yanaklarına gölge düşürüyordu. Ufacık eli yumruk olmuş, annesinin hastane önlüğüne tutunmuştu sanki.Dide gözlerini ondan alamıyordu.
Aylarca hayalini kurduğu yüz şimdi karşısındaydı.
"Ne kadar güzel..."
Kenan karısını ve oğlunu izledi bir süre. O manzarayı ömrü boyunca unutamayacağını biliyordu.
Annesinin koynuna sokulan bebek mışıl mışıl uyuyordu.
"Size bir şeyler alıp geleyim."
Dide başını bile kaldırmadı.
"Tamam."Çünkü bütün dünyası artık kollarının arasındaydı.Kenan eğilip oğlunun alnına, ardından karısının saçlarına bir öpücük bıraktı.Sonra odadan çıktı.Kapı sessizce kapandı.
Dide ise daha dikişleri yeni yeni iyileşirken, ikinci bir ameliyatın verdiği yorgunlukla oğlunu yan tarafına yatırmış, biricik yavrusuna sarılı seyre dalıp izlerken uyuyakalmıştı.Ama kötülük, uykuya bile fırsat vermezdi.
Hamit...
Kaç gündür kurduğu planı devreye sokmaya hazırdı.Hastanede çalışan hemşirelerden biri usulca girdi Dide'nin kaldığı odaya.Anne de bebek de mışıl mışıl uyuyordu.Sessiz adımlarla ilerledi. Eğildi. Küçücük bebeği dikkatlice kucağına aldı.Son kez yatakta uyuyan Dide'ye baktı.Sonra arkasını döndü.
Sessiz sessiz adımlayarak odadan çıktı.
Hastanenin arka koridorlarından birinde bir kadın bekliyordu.Üzerinde hemşire forması vardı.Kucağındaki bebeğe baktı.
Ardından çevreyi kontrol ederek yürümeye başladı.Binanın arka çıkış kapısına geldiğinde durdu.Kapının hemen dışında bir adam bekliyordu.
Hamit.Gözleri aç kurt gibi bebeğe kilitlendi.
"Nihayet..."diye fısıldadı.
Hemşire huzursuzca etrafına baktı.
"Kimse görmedi."Hamit cebinden kalın bir zarf çıkarıp kadına uzattı.Kadın zarfı hızla alıp çantasına koydu.Hamit ise elleri titreyerek bebeği kucağına aldı.
Küçücük yüzüne baktı.Dakikalarca.
Sanki yıllardır beklediği bir şeye kavuşmuş gibiydi.Aylarca kurduğu plan sonunda gerçekleşmişti.Bebek derin uykusundaydı.Herşeyden habersizdi.
Onu bekleyen kaderden.Annesinin birkaç koridor ötede uyandığında yaşayacağı
"Gel bakalım küçük Kenan. "
Bebek uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Hamit'in dudaklarında ürkütücü bir gülümseme belirdi.Arkasını döndü.
Ve karanlığın içine doğru yürüdü.
Kenan ise elinde çorba tepsisiyle odaya girdi.Yüzünde baba olmanın verdiği o gururlu ifade, mutluluğun sıcak gülümsemesi vardı.Masaya doğru yürüdü.Tepsiyi usulca bıraktı.Sonra gözleri ilk olarak karısını buldu.
Sapsarı saçları yastığa dağılmıştı.
Derin bir uykudaydı.Gülümsedi.
Adımladı yanına.Ama birkaç adım sonra bir şey fark etti.Oğulları yoktu.Ne annesinin koynundaydı.Ne de yan taraftaki geçici hastane yatağında.
Kenan'ın kalbi bir anda sıkıştı.Panikle geri geri adımladı.Ardından hızla odadan çıktı.Koşar adım bebek odasına yöneldi.
Bebek odasının önüne geldiğinde cama telaşla birkaç kez vurdu.Onun cama vurduğunu gören hemşire dışarı çıktı.
"Buyurun Kenan Bey?" dedi.
Kenan telaşla sordu:
"Oğlumu annesinin yanından siz mi aldınız?"Hemşire şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Hayır. En son siz götürdünüz oğlunuzu. Artık bizlik bir durum kalmadı. Sadece ara ara kontrole gidiyoruz."
Kenan'ın yüzü soldu.Panik daha da büyüdü içinde.
"Arkadaşlarınızdan biri almış olabilir mi?"Hemşire başını salladı.
"Hayır efendim. Bize herhangi bir talimat gelmedi. Talimat gelmeden böyle bir şey yapmayız."Kenan yıkıldı o an.
Sanki hemşirenin söylediklerini tam olarak duyamıyordu bile.Ayaklarının altındaki zemin kaymış gibiydi.
Çaresizlik ve korku bedenini sarıp sarmaladı.Geri geri birkaç adım attı.
Sonra arkasını döndü.Koşarak Dide'nin yanına gitti.
Dide kısa süren uykusundan yeni uyanmıştı.Masanın üzerindeki tepsiyi gördü.Kenan'ın gelip bıraktığını anladı.
Sonra gözleri yan tarafına kaydı.
Oğluna bakmak istedi.Ama oğlu yoktu.
Bir an panikledi.Sonra aklına Kenan geldi.
"Tekrar kontrol için istedilerse Kenan almıştır."diye düşündü.Tam o sırada kapı açıldı.Kenan telaşla içeri girdi.
Gözleri Dide'nin gözleriyle buluştu.Dide masum bir ifadeyle baktı ona.
"Kenan..."dedi.
Kenan ne yapacağını bilemedi.
Odaya gelmeden önce hastane polisine her şeyi anlatmıştı.Şimdi asıl mesele karısına söylemekti.İki ağır ameliyat geçirmiş...Ölümden dönmüş bir kadına...
Oğlunun kaybolduğunu nasıl söylerdi insan?Ağır adımlarla yaklaştı.
"Didem..."dedi.
"Gözümün nuru karım."
Dide'nin kalbine korku düştü.Sanki hissetmişti.Anneydi o.Yavrusuna dair en küçük felaketi bile hissederdi.
"Ne oluyor Kenan?"dedi panikle.
Kenan ellerini tuttu.
"Didem.Korkmanı istemiyorum ama."
Sesi boğazında düğümlendi.Bu haberi ona vermek ölümle eş değerdi.
"Oğlumuz kaçırılmış."
Bir nefes aldı.
"Yok..."Dide ellerini hışımla çekti.
"Nasıl yok?"dedi.
"Nasıl kaçırılmış?"Gözleri büyüdü.
"Şaka mı bu Kenan? Eğer öyleyse seni affetmem."Kenan başını eğdi.
Dide'nin içine ateş düştü o an.
"Oğlum..."dedi.Sesi ağır bir fısıltıydı.
Birkaç saniye boş gözlerle baktı kocasına.Sonra...
Bir anda havayı parçalayan, odayı inleten o çığlık döküldü dudaklarından.
"OĞLUMMM!"
O çığlık yalnızca hastane odasını değil, Kenan'ın yüreğini de paramparça etti.
Dide'nin gözlerinde korku vardı.
Çaresizlik vardı.Ve bir annenin evladını kaybettiği o tarifsiz dehşet.
Kenan kaskatı kesilmişti.Hiçbir şey yapamıyordu.Dide ayağa kalkmaya çalıştı.Kolundaki serumu söküp attı.
Kenan o an kendine geldi.Kollarını tutmak istedi.Ama yetişemedi.
Dide can havliyle kapıya yöneldi.
Kenan koluna yapıştı.
"Bırak!"diye bağırdı Dide.
"Bırak beni!"
"Birakmam."dedi Kenan.
Dide kocasının ellerinde çırpınıyordu.
Bir an kendini geri çekip kurtuldu.
Önündeki masayı savurdu.
Eline ne geçtiyse yere fırlattı.
"OĞLUMMM!"
"Oğlum nerde benim?!"
"Oğlumu getirin bana! Oğlumu getirinn!"Kenan onu tutmaya çalışıyordu ama olmuyordu.
" Yapma kurban olduğum. İçimi dağlama. Dayanamıyorum."Kenan da Dide de çaresizdi.
"Kenan oğlumu istiyorum" Ne yapsındı şimdi Kenan.Çaresizce çırpınan karısına nasıl umut versindi.Oğlunu kim almıştı? Niye almıştı? Muammaydı bunlar.Dide'nin feryat figan sesine içeri doktor ve hemşireler girdi.Doktor telaşla konuştu.
"Hemen sakinleştirici yapmamız gerekiyor. Hasta sinir krizi geçiriyor."
Bakışlarını Kenan'a çevirdi.
"Kenan Bey, Dide Hanım'ı tutmalıyız. Lütfen yatağa yatırın."Kenan hızla karısını tuttu.İçi parçalanıyordu.
Dide bağırıyor.Kendini parçalarcasına çırpınıyordu.
"Bırakın beni!"
"Oğlumu bulacağım!"Ama kocasının kollarından kurtulamıyordu.Kenan onu kucağına aldı.Yatağa oturdu.Doktora işaret verdi.Karısını sıkı sıkı tutuyordu.
Doktor hiç vakit kaybetmeden iğneyi Dide'nin koluna yaptı.Dide ağlıyordu.
Kenan'ın göğsünü yumrukluyordu.
Birkaç saniye sonra etkisi göstermeye başladı.Dide yavaş yavaş sakinleşti.
Şimdi sadece içli içli ağlayan bir anne vardı.
"Kenan yalvarırım bul oğlumuzu.Ne olur bul onu. Oğlumu istiyorum ben."
Dide'nin sesi artık ağlamaktan kırılmıştı. Her kelime dudaklarından değil, parçalanan yüreğinden dökülüyordu sanki.Kenan'ın kalbine ok gibi saplandı bal gözlüsünün yalvarışları.Bu bir kadının ağlayışı değildi artık.Bu, yavrusu elinden alınmış bir annenin çaresiz çırpınışıydı.Dide'nin gözlerinden akan her damla yaş, Kenan'ın vicdanına kor gibi düşüyordu. Çünkü biraz önce oğullarını kendi elleriyle kucağına vermişti. Birkaç dakika önce karısının yüzündeki mutluluğu görmüştü.
Şimdi ise aynı kadın, gözlerinin önünde yıkılıyordu.
Kollarını uzatıyor, sanki görünmez bir yerden oğlunu geri alabilecekmiş gibi boşluğa tutunmaya çalışıyordu.
"Ne olur Kenan..." diye hıçkırdı.
"Bir kere kokladım ben onu.Bir kere baktım yüzüne.Allah rızası için getir yavrumu bana."Kenan'ın boğazı düğümlendi.Hayatında çok acı görmüştü.
Babasını toprağa vermişti.Annesini toprağa vermişti. Düşmanlık görmüştü.
Kan görmüştü.Ama bu başkaydı. Bu bambaşkaydı.Hiçbir şey, bir annenin evladı için döktüğü gözyaşları kadar ağır gelmemişti ona.O an içinden bir şey koptu sanki.Bal gözlüsünü kendine çekip sımsıkı sardı.
"Bulacağım..." dedi, sesi titreyerek.
"Yemin ederim bulacağım."
Gözleri karardı.İçinde büyüyen korku artık yerini başka bir şeye bırakıyordu.
Öfkeye.Çünkü kim aldıysa.Kim kıydıysa onların mutluluğuna.Kenan o kişiyi bulacaktı.Dünyanın öbür ucuna saklansa bile bulacaktı.
Ve o gün geldiğinde.
Hesap soracaktı.Kan kusturacaktı. Yapacağı son şey bile olsa yapacaktı.
Bazı acılar vardır.İnsan onları yaşadığı gün ölmez.Ama bir parçasını o gün toprağa gömer.Ve bazı kayıplar vardır. Yokluğu değil, Geri dönme ihtimali insanı ayakta tutar.Çünkü umut bittiği gün, İnsan da tükenmeye başlar.

