20. bölüm / 30
A'RAF ım SENSİN20.BÖLÜM
Bölümler 30Şu an: 20.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM2.173 kelime
- 2 2.BÖLÜM1.470 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.130 kelime
- 4 4.BÖLÜM2.766 kelime
- 5 5.BÖLÜM599 kelime
- 6 6.BÖLÜM634 kelime
- 7 7.BÖLÜM917 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.065 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.219 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.250 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.921 kelime
- 12 12.BÖLÜM1.636 kelime
- 13 13.BÖLÜM2.545 kelime
- 14 14.BÖLÜM2.606 kelime
- 15 15.BÖLÜM2.269 kelime
- 16 16.BÖLÜM1.934 kelime
- 17 17.BÖLÜM1.437 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.324 kelime
- 19 19.BÖLÜM2.309 kelime
- 20 20.BÖLÜM2.396 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21.BÖLÜM1.453 kelime
- 22 22.BÖLÜM1.703 kelime
- 23 23.BÖLÜM1.654 kelime
- 24 24.BÖLÜM1.254 kelime
- 25 25.BÖLÜM2.009 kelime
- 26 26.BÖLÜM1.647 kelime
- 27 27.BÖLÜM1.726 kelime
- 28 28.BÖLÜM1.675 kelime
- 29 29 BÖLÜM1.787 kelime
- 30 30.BÖLÜM - FİNAL1.539 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli Okumalar...
💔💔💔
Zaman; insanın, hayvanın, nefes alan her canlının hayatından acımasızca geçerdi. Geçen zamanın içinde insanın başına birçok şey gelirdi. İyi ya da kötü.Yazgı neyse, o yaşanırdı.
Kar, Kastamonu’nun yarı çorak topraklarından çekilirken yerini yağmura bırakmıştı. İki ay çoktan geçmişti. Aylarca süren karın ardından gelen yağmur, bereketiyle toprağa can veriyordu. Meyve ağaçları filizlenmeye hazırlanıyor, kupkuru toprak yeniden nefes alıyordu. Bozkıra doğa ananın eli değmişti.Ama doğa can bulurken, iki insan için geçen bu iki ay, içten içe çürüyen bir bekleyişten ibaretti.
Yine aynı kapının önündeydiler. Yine aynı umut, aynı korku.
Kenan, karnı iyice büyümüş karısına baktı. Dide’nin gözleri, birazdan girilecek odanın kapısına kilitlenmişti. Kenan usulca elini uzattı, onun dizinde duran elini avucunun içine aldı. Hafifçe sıktı.
“Buradayım,” der gibi.
"Yanındayım." der gibi..
Dide, dalıp gittiği karanlık düşüncelerden, kocasının o sıcak dokunuşuyla sıyrıldı. Başını çevirip ona baktı. Kenan, karısının gözlerindeki korkuyu görünce içi cız etti.
Son iki ay.
Baş dönmeleri, iştahsızlık, halsizlik, ağrılar, kusmalar.
Kenan için bu süreç, ağır ağır işleyen bir ölüm gibiydi. Gözünün önünde eriyen karısını izlemek, her geçen gün biraz daha solduğunu görmek, dayanılır gibi değildi.
Bazı geceler Dide derin uykudayken kalkıp nefesini dinler, sabaha kadar başında beklerdi. Bazen de en sevdiği yemekleri getirir, belki bir lokma yer diye elleriyle beslemeye çalışırdı.
Ama en çok da o solgun yüzü.
Ve o yüzün içinde hâlâ ışıldayan bal rengi gözleri.Kenan’ın içindeki kor, her bakışta biraz daha harlanıyordu.
“Zaman her şeyin ilacı,” derdi eskiler.
Ama zaman, Kenan için geçmeyen bir saat;
Dide içinse cevabı bilinmeyen bir soruydu.İkisi de korkuyordu.
İkisi de sonun ne olacağını bilmiyordu.
Düşüncelerini, doktorun yardımcısının sesi böldü:
“Dide Hanım…”
El ele girdiler odaya.
Doktor onları görünce gülümsedi.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.” dediler, zoraki bir tebessümle.
“Nasılsınız Dide Hanım?”
Dide başını hafifçe eğdi. Gözlerinde yorgun bir hüzün vardı.
“İyiyim,biraz baş dönmelerim ve” dedi, sonra sustu. Derin bir nefes aldı.
Bunu Kenan’ın yanında söylemek zordu.
Ama artık saklayamazdı.
“Bir aydır, sık sık geçici görme kaybı yaşıyorum.”
Sesi titredi.Kenan’ın yüzü bir anda gerildi.
“Bunu bana neden söylemedin güzelim?” dedi, korkuyla.Dide mahcup bir bakış attı.
“Korkutmak istemedim.”dedi.Kenan’ın içi parçalandı. Bal gözlü karısı bu hâliyle bile onu düşünüyordu.Doktor araya girdi.
“Bunların yaşanacağını söylemiştim size. Durumunuz gün geçtikçe ağırlaşacak, Dide Hanım. Bu yüzden hastaneye yakın olmanız çok önemli.”Kenan hiç düşünmeden konuştu:
“Siz ne derseniz yaparız doktor hanım. Yeter ki karım ve oğlum iyi olsun.”
Doktor başını salladı.
“Önce bebeğimize bakalım.”dedi.
Dide sedyeye uzandı. Kenan ona yardımcı oldu. Doktor, karnına soğuk jeli sürdü, probu yerleştirdi.Ekranda küçük bir hayat kıpırdıyordu şimdi. İkisininde gözleri doldu.
Birkaç saniye…
Sessiz, ağır geçen bir kaç saniye.
Doktor notlarını aldı ve cihazı kapattı.
“Kalkabilirsiniz.”dedi.
Kenan karısının karnını bir peçeteyle silip onun kalkmasına yardım etti. Masaya geçtiler.
“Bebeğiniz şu an iyi. Gelişimi normal. 600 gram ve 28 santimetre.”dedi doktor
Kenan derin bir nefes aldı.Ama doktorun yüzü değişmişti.
“Yalnız, sizin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.”dedi.O an odanın içindeki hava ağırlaştı.
“Protein kaçağınız var. Tansiyonunuz çok yüksek.Vitamin değerleriniz hızla düşüyor. İştahsızlık da bunu tetikliyor.”
Dide’nin parmakları titredi.
“Artık son üç aya girdiniz. Bu en kritik dönem. Bundan sonrası daha zor olacak. Halsizlik artacak, hareket etmekte zorlanacaksınız.Yemek yemekte,kişisel ihtiyaçlarınızı yapmakta zorlanacaksınız. ”
Bir an durdu.
“Ve geçici görme kaybınız,ağırlaşacak.”
Kenan’ın gözleri doldu.
“Gün boyu yanınızda biri olmalı. Ve mutlaka hastaneye yakın bir yerde kalmalısınız.”
Sözler bittiğinde, odada sadece sessizlik kaldı.
“Benim söyleyeceklerim bu kadar. Kendinize dikkat edin.”
İkisi de ağır ağır ayağa kalktı. Sanki duydukları şeyler bedenlerine yük olmuştu.
Kapıdan çıktıklarında Kenan, Dide’yi kendine çekti.
“Yaslan bana güzelim, yoruldun.”dedi.
Dide ses etmedi.İçinde kopan fırtınayı dışarı vurabilseydi, belki biraz hafiflerdi. Ama yapamadı.Sessizce hastaneden çıkıp arabaya doğru yürüdüler.Kenan kapıyı açtı, onu dikkatle yerleştirdi.
“Seni amcana bırakayım. Ben de köye gidip eşyaları alıp gelirim, olur mu güzelim?”Dide gözleri dolu dolu ona baktı.
“Kenan…” dedi kısık bir sesle.
“Beni, son kez köye götürür müsün?
Anamla babamın mezarına gitmek…
Ve, yanan evimize son kez bakmak istiyorum.”dedi.
Kenan’ın içi parçalandı.Yutkunmak zor geldi. Ağzını araladı ama konuşamadı.Belli etmemeye çalışarak,
sadece başını yavaşça salladı.
“Olur.”dedi.Sonra kapıyı kapattı.Ve direksiyona geçti.
💔💔💔
Araba, çamura bulanmış köy yolunda ağır ağır ilerliyordu.Yağmur ince ince yağıyordu. Camlara düşen damlalar, sanki gökyüzünün içindeki yükü boşaltıyordu.Ne Dide konuşuyordu,
ne Kenan.Arabanın içinde sadece motorun sesi ve bastırılmış duygular vardı.Dide başını cama yaslamıştı. Gözleri dışarıdaydı ama baktığı yer toprak değildi.Geçmişti.Çocukluğu…
Anası,Babası,O ev.
Bir anda gözleri doldu. Ama ağlamadı.
Sanki gözyaşları bile yorulmuştu artık.
Kenan, direksiyonu sımsıkı tutuyordu. Parmakları bembeyaz kesilmişti.
Arada bir Dide’ye bakıyor,ama hiçbir şey söyleyemiyordu.
Ne desindi ki?
“Geçecek mi?”
Geçmeyecekti.
“Ben buradayım mı?”
Zaten buradaydı.
Bazı acılar vardı ki ! Yanında olmak bile yetmiyordu.Köy göründüğünde, Dide’nin nefesi değişti.
“Yavaşlar mısın ?” dedi kısık bir sesle.
Kenan hiç itiraz etmeden ayağını gazdan çekti.
Araba, yanmış evin olduğu yere yaklaştıkça .Toprağın rengi değişti.
Kararmıştı.Kül olmuştu.Hayat kokusu yoktu artık.
Kenan arabayı durdurdu.Motor sustu.
Ama içlerindeki gürültü susmadı.
Dide kapıyı açmak için hamle yaptı.
Kenan hemen tuttu kolundan.
“sakin ol gülüm.” dedi. Sesinde korku vardı.
Dide hiçbir şey demedi.Yavaşça indi arabadan.Ayağı toprağa değdiği an…
Sanki dizlerinin bağı çözüldü.Ama düşmedi.Bakıyordu.
Karşısında.Bir zamanlar “yuva” dediği yerin küllerine bakıyordu.
Duvar yoktu.
Kapı yoktu.
Anılar, yoktu.
Sadece yanmış is kokusu.
Dide bir adım attı.
Sonra bir adım daha…
Kenan arkasından yürüyordu.
Ama yaklaşamıyordu.
Bu,onun yalnız yürümesi gereken bir yoldu.
Dide, yanmış evin bahçesinden içeri girip durdu.Etrafına baktı.Sanki bir şey arıyordu.Ama aslında biliyordu…
Hiçbir şey kalmamıştı.Dizlerinin üzerine çöktü yavaşça.Ellerini toprağa koydu.
Kül,hâlâ sıcaktı sanki.
Parmaklarının arasından kaydı.
İçinde tuttuğu her şey çözüldü.
“Anam .” dedi.
Sesi o kadar kısık çıktı ki,rüzgâr bile zor duydu.
“Baba.” dedi.
Başını eğdi.
Omuzları titremeye başladı.
Ama bu sessiz bir ağlayış değildi artık.
Bu, içten kopan bir parçanın sesiydi.
Kenan dayanamadı.Bir adım attı.Sonra bir tane daha.Ama tam yanına gidecekken durdu.Ayakları yere çakıldı sanki. Bedeni buz kesti bir anda. Fark ettiği gerçek buzun içinde donup kızgın alevde yanmak gibi beter etmişti o an.
Çünkü Dide'si,artık sadece üzülmüyordu.
Vedalaşıyordu.Bal gözlüsü veda ediyordu, ailesine. Yumruk oldu elleri Kenan'ın. İçi cayır cayır yanmaktaydı. Yüzünü ince ince çiseleyen gökyüzüne çevirip baktı. İçinden;
"Allah'ım... Hikmetinden sual olunmaz. Ne olur onları benden alma. " diye geçirdi. Dide elleriyle toprağı sıktı.
“Bakın.” dedi titreyen bir sesle.
“Geldim.Son kez geldim.”
Gözlerinden yaşlar toprağa düştü.
“Beni affedin. Sizi bırakıp gidiyorum.”
Kenan’ın kalbi o an duracak gibi oldu.
“Didem.” diye fısıldadı.
Ama sesi çıkmadı.Dide devam etti.
“Söz veriyorum,eğer yaşarsam."dedi.
Sesi kırıldı. Acı çektiği ses tonundan bile belli oluyorru.
"Oğluma sizi anlatacağım.” dedi.
O an,
Kenan’ın içindeki her şey parçalandı.
Hızla yanına gitti.Onu yerden kaldırdı.
“Yapma ! ” dedi.
Sesi titriyordu.
“Böyle konuşma, yapma güzelim.”
Dide ona baktı.O bal rengi gözler…
Ama bu sefer içinde başka bir şey vardı.
Yorgun bir kabulleniş..
“Kenan.” dedi.
“Ben yoruldum.”
Bu cümle.
Bağırmaktan daha ağırdı.Kenan bir şey diyemedi.Sadece sarıldı.Sıkı sıkı…Sanki bıraksa,gerçek olacakmış gibi.Yağmur hızlandı.İkisini birlikte ıslattı.
Ama ayrılmadılar.Bir süre sonra Dide başını kaldırdı.
“Mezarlığa gidelim.” dedi.
Kenan sessizce başını salladı.Arabaya bindiler.Bu sefer yol daha kısaydı.
Ama daha ağırdı.Mezarlığa geldiklerinde.Toprak daha sessizdi.
Rüzgâr bile yavaş esiyordu.
Dide, anne ve babasının mezarının başına geldi.Eğildi.Toprağı okşadı.ıslak toprak ellerine bulaştı. Bu defa ağlamadı.
Sadece konuştu.
“Ben geldim.” dedi.
“Merak etmeyin, korkmuyorum artık.”
Kenan arkasında duruyordu.Ama bu sözle irkildi.Korkmamak.Bu iyi bir şey değildi.Bu,kabullenmekti.
Dide derin bir nefes aldı.
“Emanetimi size bırakacağım,dedi. Sesi cılızdı.
“Ben ölürsem,siz bakın ona
Oradan koruyun onu olur mu?”
Kenan’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Artık saklamıyordu.Dide ayağa kalktı.
Son kez baktı mezara.Sonra arkasını döndü.Hiç durmadan yürüdü arabaya doğru.Çünkü biliyordu…
Eğer bir kez daha bakarsa;gidecek gücü kalmayacaktı.
Kenan olduğu yerde kaldı birkaç saniye.
Sonra mezara baktı.Ve içinden sessizce konuştu:
“Almayın benden onu.”dedi.Sonra döndü.Ve karısının peşinden yürüdü.
💔💔💔
Konağa döndüklerinde hava tamamen kararmıştı.İkisi de konuşmadan indiler arabadan.Yağmur hâlâ yağıyordu. Üzerleri çamur olmuş, ıslanmışlardı. Ama ne Dide umursuyordu bunu, ne Kenan.
Sessizce içeri girdiler.Merdivenleri ağır ağır çıktılar.Her adım yorgunluk değil, yük taşıyordu.O yük, sadece bedenlerinde değil,içlerinde de taşınıyordu. Her basamakta biraz daha çöken, biraz daha ağırlaşan bir kader gibi.
Odaya girdiklerinde Kenan kapıyı usulca kapattı.Bir an öylece durdu.Durmak zorundaydı çünkü bir adım daha atarsa içindeki her şey dağılacak gibiydi.
Dide odanın ortasında kalmıştı. Üzerindeki çamur kurumuş, eteğinin kenarları sertleşmişti. Saçlarının uçları ıslanmış, yüzüne yapışmıştı.Ama o… farkında bile değildi.Gözleri boşlukta bir yere takılmıştı.Sanki hâlâ oradaydı…
yanmış evin önünde.Bedeni buradaydı… ama ruhu hâlâ o küllerin içindeydi.
Kenan onu izledi.İçi parçalandı.
Bu, yorgunluk değildi.
Bu tükenmekti.
Kendi elleriyle tutamadığı bir hayatın yavaş yavaş kayışını izlemekti.Yavaşça yaklaştı.
“Elbiselerin,” dedi, sesi kısık çıktı.
“Çamur olmuş güzelim.”
Söylediği şey basitti,ama aslında söylemek istediği bambaşkaydı:
“Sen dağılıyorsun, ben seni toplayamıyorum.”demekti.
Dide başını hafifçe ona çevirdi.
Gözlerinde ne itiraz vardı… ne istek…
Sadece kabulleniş.O bakışta korku yoktu artık sadece yorgun bir teslimiyet vardı.Kenan yutkundu.
“Seni,yıkayayım mı?” dedi.
Bu cümleyi kurmak bile canını acıtmıştı.
Çünkü bu, bir bakım değil,bir vedaya hazırlanmak gibiydi.Eskiden olsa utanırdı Dide.Gülümserdi, kaçardı belki.Şimdi sadece baktı.Ve çok hafif başını salladı.
“Olur…” dedi.
Sesi, neredeyse yok gibiydi.
O “olur”un içinde ne razı olmak vardı, ne istek, sadece direnememek vardı.
Kenan, hamamlığa suyu hazırladı.
Buhar yavaş yavaş odayı doldururken, içindeki düğüm daha da sıkışıyordu.
Buhar yükseldikçe içindeki düşünceler de boğazına düğümleniyordu.
"Allah’ım, ne olur elimden alma." dedi yine içinden,
Bu bir dua değildi artık, bir yakarıştı.
Elleri titriyordu.Ama durmadı.
Çünkü şimdi güçlü olmak zorundaydı.
Her zamankinden daha çok.Güçlü olmak, ilk kez bu kadar ağır geliyordu.
Dide’yi yavaşça içeri getirdi.
Üzerindeki ıslak, çamurlu kıyafetleri çıkarmasına yardım etti.Parmakları ona değdikçe, içi yanıyordu Kenan’ın.
O ten, artık dokunmaya kıyamadığı bir hatıraya dönüşüyordu.Bir zamanlar o tene dokunmak, içini ısıtırdı.Şimdi… korkutuyordu.Çünkü sanki biraz daha dokunsa,kaybolacaktı.Sanki avuçlarının arasından akıp gidecek bir su gibiydi sevdiği, bal gözlüsü.
Dide hiçbir şey demedi.
Ne utanma…
Ne çekinme…
Hiçbir şey yoktu yüzünde.Sadece; boşluk.Bu boşluk, Kenan’ın en çok korktuğu şeydi.Gözleri karşı duvara sabitlenmişti.Kenan bunu fark etti.
Ve o an ,içinde bir şey kırıldı.
Sadece kalbi değil umudu da çatladı.
Boş bakan gözler, hissiz bakışlar, tepkisiz halleri, her biri Kenan'ın canını yaktı.
Sarı papatyası, hissetmiyordu. O yanındatdı ama onu duymuyor, görmüyor gibiydi.
Derin bir nefes aldı Kenan. Titreyen elleriyle suyu avucuna aldı.Yavaşça Dide’nin omzundan aşağı döktü.Su, teninden süzüldü.Ama Dide,irkilmedi.
Bir tepki vermedi.Sanki o beden… ona ait değilmiş gibiydi. Sanki ruhu çoktan uzaklaşmış, geride sadece bir kabuk kalmıştı.
Kenan’ın boğazı düğümlendi.
Üşümüyor mu?
"Hissetmiyor mu? dedi içinden.
Bu soruların cevabını duymaktan korkuyordu.Bir parça sabun aldı.
Yavaşça kolunu yıkamaya başladı.
Parmakları onun teninde gezindikçe…
Gözleri doldu.Ama ağlamadı.
Ağlarsa duramayacağını biliyordu.İçini suçluluk duygusuyla kavruluyordu. İçindeki o ses onu rahat bırakmıyordu.
"Ben seni koruyamadım.
Sen benim kollarımda eriyorsun.Ben sadece izliyorum,hiçbir şey yapamıyorum."
Ellerini biraz daha bastırdı.
Sanki o dokunuşla hayata bağlayacakmış gibi.
“Gitme” der gibi,dokunuyordu.
Dide’nin bakışları hâlâ sabitti.Ama içinde bir ses vardı.
"Bitiyor,
Ben gidiyorum."diyordu ses.
Bu düşünce artık korkutmuyordu… sadece ağır geliyordu.Gözleri nemlendi.
Ama ağlamadı.Çünkü artık ağlayacak gücü bile kalmamıştı.Gözyaşları bile onu terk etmişti.
Kenan saçlarına su döktü.
Parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.O sarı sırma teller…
Bir zamanlar hayranlıkla dokunduğu…
Şimdi avuçlarında ağır geliyordu.
Her tel, sanki bir hatırayı taşıyordu.
Bu düşünce kara gözlerinden bir damla yaşın düşmesine sebep oldu. Sessizce, Dide'nin omuzuna düştü.
Su değildi bu bir vedanın ağırlığıydı.
Kenan fark etmedi önce.Ama sonra bir tane daha,Ve bir tane daha.
Ağlıyordu.Sessizce.
Hıçkırmadan.Ses çıkarmadan.
Sadece gözlerinden akan yaşlarla.
Bir adamın en sessiz yıkılışıydı bu.
"Tut kendini…
O görmesin." dedi.
Ama nasıl saklanırdı ki bu acı. Ama durduramıyordu.Ellerini geri çekmedi.
Yıkamaya devam etti.Bırakırsa,
dağılacaktı.Bırakmak,kaybetmekti.
Dide, omzuna düşen ıslaklığı hissetti.
Bu ,sudan farklıydı.Yakıyordu.
Yavaşça gözlerini kaydırdı.
Kenan’a baktı.Onun yüzünü gördü.
Ve…
İlk kez o an içi sızladı.Bu acı, kendisi için değil, Kenan içindi.
"Ben gidiyorum, sen kalıyorsun Kenan. "
Bu düşünce,ölümden daha ağırdı.
Titreyen elini kaldırdı.
Zorla.Yavaşça Kenan’ın koluna dokundu.Bir vedaya tutunur gibi.
Kenan irkildi.Gözlerini kaçırdı hemen.
“Su,sıçradı.” dedi.
Yalan söyledi.İkisi de biliyordu.
Bazı yalanlar, gerçeği saklamak için değil, dayanmaya devam edebilmek için söylenirdi. Dide çok hafif bir sesle konuştu.
“Ağlama.” dedi.Bu bir teselli değildi…
Ama o ses, teselli için değil,
Veda için çıkmış gibiydi.
Kenan dayanamayıp başını eğdi.
Alnını Dide’nin omzuna yasladı.Suyu durdurmadan.Ellerini çekmeden.
Öylece kaldı.Sanki o an durursa ; her şey bitecekti.Omuzları titriyordu.
“Ben sensiz ne yaparım ?” diye fısıldadı.
Bu soru değil, bir korkuydu.
Bu cümle duyulmak için değil,
dayanabilmek için söylenmişti.
Dide gözlerini kapattı.Bir damla yaş süzüldü.Sessizce.Son gücüyle tutamadığı bir parça gibi.
Odaya girdiklerinde yağmurun sesi camlara vurmaya devam ediyordu.
Kenan, Dide’yi dikkatle yatağa oturttu.
Sonra kendisi de arkasına geçti.
Her şey,fazlasıyla sessizdi.Bir havlu aldı.Yavaşça Dide’nin sırtına serdi.
Islak sarı saçları omuzlarına yapışmıştı.
Kenan bir an durdu.O saçlara baktı.
Ne çok severdi.Parmaklarını arasına daldırmadan önce bir nefes aldı.
Sonra tarağı eline aldı.Yavaşça.
Çok yavaş,saçlarını taramaya başladı.
Her hareketi dikkatliydi. Sanki sert davransa, kırılacakmış gibi.
Dide hiçbir şey söylemiyordu.Başını hafifçe öne eğmişti.Gözleri yarı kapalıydı.Ama bu uyku değildi.
Bu yorgunluktu.Kenan saçlarını ayırdı.
Tutam tutam dolaşan yerleri açarken içi sızladı.
Elini durdurdu bir an.Yutkundu.Sonra devam etti.Üçe böldü saçlarını.
Ve örmeye başladı.Her bir tutam.
Bir anı gibiydi.Birlikte geçirdikleri günler.Kavgaları.
Barışmaları.
Gülüşleri.
Hepsi o saçların arasında dolaşıyordu sanki.
Dide gözlerini kapattı.
Kenan’ın parmaklarının saçlarında gezinişi.Eskiden huzurdu.
Şimdi,veda gibiydi.
İçinden bir ses geçti:
Beni belki de son kez böyle seviyorsun?... "
Bu düşünce,canını acıttığı kadar; derin bir hüzün de bıraktı.
Kenan örgüyü bitirdi.Uçlarını usulca düzeltti.Elini bir an saçlarının üzerinde tuttu.Çekemedi.
Biraz daha.Sonra yavaşça geri çekildi.
“Yatalım güzelim.” dedi kısık bir sesle.
Dide itiraz etmedi.Sessizce uzandı.
Kenan da yanına geçti.Dide hiç beklemeden başını onun göğsüne koydu.
Her zamanki yerine.Kenan refleks gibi kolunu doladı ona.Sıkı değildi.
Ama bırakmayacak kadar da sıkıydı.
Bir süre konuşmadılar.Sadece nefes sesleri vardı.Ve dışarıdaki yağmur…
Dide hafifçe kıpırdandı.Başını biraz kaldırdı.Kenan’a baktı.Gözleri sıcacık bakıyordu. Ama içinde derin bir şey vardı.Yeniden başını kocasının göğsüne koydu.
“Kenan.” dedi.
“Bana, bir türkü söyler misin?”
Kenan’ın kalbi sıkıştı.Boğazı kurudu.
Şarkı söylemek,Şimdi.
Bu hâlde.İstemedi.Çünkü sesi titrerdi.
Çünkü dayanamazdı.Ama Dide’ye baktı.
O gözlere.Ve gülümsedi.Hiçbir şey söylemedi.Sadece başını hafifçe eğdi.
Ve başladı.Kısık bir sesle.Titreyen ama sıcak bir sesle.
“Ne feryad edersin divane bülbül.
Ne feryad edersin divane bülbül.
Senin bu feryadın anam gülşene kalsın.
Senin bu feryadın anam gülşene kalsın.”
Dide gözlerini kapattı.Burnunu kocasının boyun girintisine dayadı.
Kenan’ın göğsünde, kalbinin atışını hissediyordu.Her söz,çine işliyordu.
“Bu dünyada eremezsen murada.
Bu dünyada eremezsen murada.
Huzuru mahşere anam divana kalsın.
Huzuru mahşere anam divana kalsın.”
Kenan’ın sesi zaman zaman kırılıyordu.
Ama durmadı.Durursa,
dağılacaktı.
“Nesin methedeyim bir kaşı kare.
Nesin methedeyim bir kaşı kare.
Şu sineme açtı anam onulmaz yare.
Şu sineme açtı anam onulmaz yare.”
Dide’nin nefesi yavaşladı.Bedeni gevşedi.
Parmakları Kenan’ın gömleğini tutuyordu hâlâ.Ama gücü azalıyordu.
“Dünya tabip gelse derdime çare.
Dünya tabip gelse derdime çare.
Derdimin dermanı anam lokmana kalsın.
Derdimin dermanı anam lokmana kalsın .”
Son kelimeler,fısıltıya döndü.
Kenan başını eğdi.Dide’ye baktı.
Uyumuştu.Onun kollarında.Gözleri kapalıydı.Yüzü sakindi.Sanki hiçbir acı yokmuş gibi,Kenan onu izledi.
Uzun uzun.
Elini saçlarına götürdü.Yeni ördüğü örgünün üzerinden geçti parmakları.
Sonra başını onun başına yasladı.
Gözlerini kapattı.
Ve ilk kez.
hiç ses çıkarmadan ağladı.Dışarıda yağmur devam ediyordu.
İçeride ise,bir adam, kollarında uyuyan kadına sarılmış,onu kaybetmemek ister gibi nefes alıyordu.
Zaman ise çoktan akmaya başlamıştı.
Kenan sessizce fısıldadı, bal gözlü karısına bakıp:
“Ne cennetteydim, ne cehennemde…
Ben seninle bir yerde kalmıştım Dide…
Benim arafım sensin…”
Bölüm etkileşimi
