A'RAF ım SENSİN kitap kapağı

14. bölüm / 30

A'RAF ım SENSİN

14.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Lunessa Lunessa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 14.BÖLÜM

~Keyifli Okumalar~

Ambulansın arka kapısı sertçe kapandı.
Siren sesi, etrafın sessizliğini yırtarak ilerlerken sedye her kasiste hafifçe sarsılıyor, Yaşar'ın başı bir sağa bir sola düşüyordu. Yüzü bembeyazdı. Dudaklarının rengi kaçmıştı.
Sağlıkçı nabzını kontrol etti.

"Nabzı zayıf... çok zayıf..."

Kenan sedyenin başındaydı. Bir eli Yaşar'ın omzunda, diğeri sedyenin demirine kenetlenmişti.Yaşar yarı baygın acı içinde yatıyordu.

"Gözünü kapatma Yaşar." dedi dişlerinin arasından Kenan.

"Bana bak. Bana bak koçum. Uyuma."

Yaşar gözlerini aralamaya çalıştı. Bakışları bulanıktı. Sanki Kenan'ı değil, çok uzaktaki bir şeyi görüyordu.Birşeyler söylemek ister gibi dudakları aralandı. Kenan ona yaklaşıp kulağını eğdi. Yaşarın mırıltıları anlaşılır derecede değildi. Kenan'ın tek duyduğu;

-Elif... İsmi olmuştu. İçi acıdı. Yaşar bu halde bile kardeşini düşünüyordu. Zaten onun için kendini kurşuna siper etmesi Kenan'ı afallatmıştı. Yaşar'ın kardeşini bu kadar çok sevdiğini bilmiyordu. Biran Dide ile değirmendeki vaziyetleri geldi aklına. İçinden kendi için;

"Ne aptalmışım" diye geçirdi.Gördüğü duyduğu şeyin önünü ardını sorgulamadan yargılamıştı onları. Sedyede yatan Yaşar'a baktı tekrar. O an utandı kendinden. Çok hatalıydı.

Ambulans ani bir fren yaptı. Kapılar açıldı. Koşuşturma başladı.
Sedye hızla indirildi ambulanstan.

Elif ambulansın arkasından koştu ama yetişemedi.Dizleri taşıyamıyordu onu artık.
Dîde kolundan yakaladı arkadaşını.

"Dur... düşeceksin!"

Elif'in gözleri sedyeden başka hiçbir şeyi görmüyordu.

"Dide o... " dedi.
"Ölüyor Dide. Benim yüzümden. " Sesi titriyordu. Göz yaşları durmuyor acısı yüreğini deşiyordu adeta. Dide sıkıca sarıldı arkadaşına.

"Sakin ol canım benim. Hadi gel içeri girelim. Hiç birşey olmayacak ona" dedi.

Acı insanı olgunlaştırırdı ama bu katlanılması çok zor olanlardan biriydi. İnsanın sevdiğini kanlar içinde görmesi, ona çare olamaması. Yürek yakan cinstendi.

Hastane koridoru açık yeşildi. Duvar boyaları yer yer kabarmıştı. Hava ağır ilaç kokuyordu. Uzakta metal bir tepsinin sesi yankılandı.
Yaşar ameliyathaneye alınmıştı.
Kapı kapandı.
Ve o an, beklemek kaldı koridorda.

Bazı anlar vardır; insan o anın içinde sadece beklediğini zannederdi. Oysa bekleyen kendisi değil, hayatıydı belkide insanın. Kader, en büyük kırılmaları sessizliğin içine saklar. Her şey olağan şekilde görünürken, görünmeyen bir şey yer değiştirirdi. Ve insan, birkaç dakika sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını öğrenirdi.

Elif bankta oturuyordu ama oturduğunun farkında değildi. Elleri buz gibiydi. Dîde iki elini avuçlarının içine aldı, ovuşturdu.

"İyi olacak..." dedi ama sesi kendine bile inanmıyordu.

Kenan ayakta duruyordu. Duvara yaslanmıştı. Kafası öne eğik. Hiç konuşmuyordu.
Saat geçmedi. Zaman geçmedi. Sadece korku büyüdü.Kimse konuşmadı o bir kaç saatte. Zaman sanki saat saat degilde yıl gibi geçmişti onlar için. Çaresizlik en çokta böyle anlarda yakıyordu insanın içini.

Kapı açıldı.

Doktor maskesini indirirken yüzündeki yorgunluk her şeyi anlatıyordu.Doktor onlara baktı. Herkes iyi bir haber bekliyordu. Kimse kötü birşey duyarız diye sormaya yaklaşamıyordu. Yılların birikimi doktorun hasta yakınlarındaki korkuyu, düşünceleri öğrenmesini sağlamıştı. Sakin adımlarla yaklaştı onlara. Elif 'in yüreği kocasından gelecek tek iyi bir haber için can çekişiyordu sanki. Titrek bir sesle zar zor sorabildi.

"Kocam nasıl? " Doktor ona baktı.

"Hayati tehlikeyi atlattı..." dedi.

Üçü aynı anda nefes aldı.
Doktor devam etti:

"Ama aldığı yara... onu biraz zorlayacak. İyileşmesi zaman alacak. Bazı şeyler eskisi gibi olmayabilir."
Elif panikle sordu:

"Nasıl eskisi gibi olmayacak? Bu ne demek?"

Doktor konuşmadan önce bir an durdu. Söyleyeceklerinin karşısındaki bu genç kadını parçalayacağını biliyordu.

"Yaşar bey artık eskisi gibi elini kullanamayacak. Kurşun omuzdaki dokulara zarar verdiği için omuzundan aşağısı felç kaldı maalesef."

Elif'in kulakları uğuldadı.Yüreğinin ortasına birisi sanki bu cümleyle bir bıçak saplamıştı şimdi.
Dün onu kaybetme korkusuyla nefes alamıyorken,
Şimdi ise, yaşayacak olması canını daha çok yakıyordu.Sesindeki acı dolu tını canının yangınını ele veren cinstendi.

"Ama... Ama Yaşar bunu kaldıramaz. Yaşayamaz böyle. " Kimse birşey diyemedi ona. Herkes biliyordu. Bir insan için böyle bir durum can yakıcıydı.

Çünkü bazı insanlar ölmezdi.
Ama hayatları, oldukları yerde kalırdı.
Ve Elif, sevdiği adamın gözlerinin önünde yarım kalışını izlemek zorunda kalacaktı..

Hastane odası sessizdi.
Pencerenin perdesi yarıya kadar açıktı. Gün ışığı içeri süzülüyor ama odayı aydınlatmıyordu. Her şey soluk, her şey renksizdi.

Yaşar gözlerini yavaşça araladı.
Tavanı gördü önce. Beyaz. Düz.Anlamsız.
Sonra omzundaki ağırlığı fark etti.Kolunu oynatmak istedi.Olmadı.
Bir daha denedi.Yine olmadı.
Kaşları çatıldı. Nefesi hızlandı.Elif sandalyede oturuyordu. Başını yatağın kenarına koymuş, uyuyakalmıştı. Gözleri şişti. Saçları dağılmıştı.Yaşar onu gördü.

"E...lif..." diye fısıldadı.
Elif irkilerek uyandı. Gözleri bir anda doldu.

"Buradayım..." dedi hemen. "Buradayım Yaşar."

Yaşar kolunu kaldırmak istedi.Yine olmadı.Bu sefer panik gözlerine yerleşti.

"Elif... kolum..."

Elif'in boğazı düğümlendi. Ne diyeceğini bilemedi.

"Geçecek..." diyebildi sadece. "Doktorlar ilgileniyor..."

Yaşar Elif'e baktı. Gözlerindeki panik büyüyordu.

"Elif... neden kaldıramıyorum kolumu?"

Elif cevap veremedi. Dudakları titredi.
Kapı tıklandı. Doktor içeri girdi.
Yaşar gözlerini doktora çevirdi.

-Merhaba Yaşar bey nasılsınıız? diye sordu. Yaşar o an sadece kolunun neden hareket etmediğini düşünüyordu. Ağrının verdiği acı bir sesle sordu.

"Kolum neden hareket etmiyor?"

Doktor bir an sustu. Bu sorunun cevabının, kurşundan daha ağır olduğunu biliyordu.Ama mecbur söylemesi gerekiyorfu.

"Omzunuzdaki hasar... sinirlere zarar vermiş Yaşar bey." dedi yavaşça.
"Bir süre fizik tedavi göreceksiniz. Ama... kolunuzu eskisi gibi kullanamayabilirsiniz."

Oda sessizleşti.
Yaşar doktora baktı. Sonra koluna. Sonra tekrar doktora.

"Yani..." dedi kısık bir sesle.
"Kolum eskisi gibi olmayacak mı?

Doktor daha fazla birşey söylemek istemez gibi kafasını sallayıp

"Geçmiş olsun" diyip çıktı odadan. Elif kocasına ne söyleyeceğini bilemiyordu. Onu nasıl teselli edebilirdi.

Yaşar Eliften gözlerini kaçırdı.
Bir erkek için, bedenindeki güç sadece kaslarında değildi. Onuru da oradaydı. Gururu da. Kendini var hissetmesi de.

Ve o an, Yaşar kendinden bir parçanın eksildiğini hissetti.Şimdi ise gerçeğin ağırlığı ile beraber sessizlikte çökmüştü odaya.İkisi de içinden yıkıldı.
Çünkü bazı acılar bağırmazdı.Sessiz olurdu.Ama insanın içini parça parça koparırdı.Elif başını Yaşar'ın sağlam omzuna yasladı.

"Ben buradayım..." diye fısıldadı.
Yaşar gözlerini kapadı.

"Keşke olmasaydın..." dedi kısık sesle.
Elif başını kaldırdı.

"Niye?"diye sordu kocasına Elif.

Yaşar cevap vermedi.
Çünkü sevdiği insanın, kendisini bu halde görmesi, kurşundan daha ağır gelirdi bazen. Yarım hisseederdin karşısında. Bu bir erkek için zor bir yüzleşmeydi.Elif bunu hissetmiş gibi sokuldu ona.

"Yaşar... " dedi.
"Senin olmayan elin ben olurum. Yeter ki benden uzak durma olur mu? Ben senin kolunda olurum, elinde. "
Yaşar onun saçlarına yüzünü yasladı. Git desede gitmezdi Elif.

Elif'in parmakları, Yaşar'ın titreyen elinin kenarına değiyordu. Bir anlığına, küçük bir temasın bile dünyayı değiştirebileceğini hissetti. Ama o temas, güçten değil, kırılganlıktan geliyordu; hayatta kalmış bir adamın, artık eskisi gibi olmayacak bir kolu üzerinden dünyaya tutunma çabası.

Elif içten içe ağlamak istedi, ama ağlamak da bir güçsüzlük gibi geliyordu; çünkü Yaşar'a bu kadar bağlıyken ve onun yarım kalmışlığını tüm bedeniyle hissediyorken ağlayıp onu daha çok üzemezdi. Kendini yarım hissetsin istemiyordu. Göz yaşlarını geri itti. Kocası için güçlü olacak, kaldıkları yerden devam edeceklerini kocasına da gösterecekti.

Zaman yavaşlamıştı. Her saniye, kalbinin ritmiyle çarpışıyor, odadaki sessizlik bir çığlık gibi duyuluyordu. Elif fark etti ki, hayat bazen ölümle değil, kaybedilen bir parçayla öğretirdi yaşamayı insana. Yaşar'ın gözlerindeki o boşluk, sadece omzundaki felçten değil; hayatının bir bölümünün geri dönmeyecek şekilde kesildiğini bilmesindendi.

Elif başını kaldırıp gözlerini tavana dikti. Düşünceler kafasının içinde dönüp duruyordu: Bazen bir insanı yaşarken kaybedersin. Onu kurtarırsın, ama bir kısmı, bir parçası, artık asla seninle olmazdı.Anladı ki sevgi, sadece var olanın değil, kaybedilenin de yükünü taşımaktı.

Tekrar Yaşar'a baktı. Gözlerinde korku vardı, ama bir parça da cesaret. Cesaret, bazen sessizlikte saklanır, bazen bir fısıltıda ortaya çıkar. Elif'in sessizliği, Yaşar'a yaşamını yeniden hissettirmek için yeterliydi.O an da fark etti: her felç, her yara, her kayıp, sevgiye karşı bir sınavdı.Onların sevdası da bu teste tabidi şimdi. Kocası ve kendi için her şeyi yapacak, her zorluğa dayanacaktı.

Yaşar, sessizce Elif'in varlığını hissetti. Kolu artık eskisi gibi hareket etmiyordu ama gözlerinde bir parça rahatlama vardı. Elif'in sıcaklığı, acının ve korkunun üzerine düşen bir örtü gibiydi.

Ve Elif, Yaşar'ın gözlerindeki minik ışığı gördü; henüz sönmemişti.Kocasının gözlerinde bir ömür sürecek bir ağırlığı ve kırılganlığı gördü;ilk defa, onun sadece hayatta kalmış olmasına mutlu olsada, sevinemedi.

Yaşar gözlerini Elif'ten tavana çevirdi. Biraz daha bakarsa yıkılırdı.
Bedenindeki felç yetmezmiş gibi, aklında tek bir yük vardı: babasının o an yaptığı. Kurşunun hedefi olmaktan çok, babasının öfkesinin ve hırsının kurbanı olmak.Onun yaptıklarının bedelini şimdi Yaşar ödüyordu. Bu düşünce, omzundaki acıdan bile daha ağır geldi Yaşar'a. Babasına öfkeli ve kırgındı. Geçmeyecek bir yara açmıştı içinde babası.

Karakol odası küçüktü.
Duvarlar kirli sarıya çalıyordu. Tavandaki ampul loş yanıyor, odanın içini yarım aydınlatıyordu.
Hamit demir sandalyede oturuyordu.
Ellerinde kelepçe yoktu artık.
Ama ikinci defa elleri boştu.
Ne tutacak bir şey vardı, ne sıkacak bir boğaz.

Sadece dizlerinin üstünde duran iki eli ve önündeki duvar.Duvarda eski bir takvim asılıydı.Tarih gözünün önünde duruyordu.O gün.O an.Silahı kaldırdığı saniye.Elif'in korku dolu yüzü.Ve birden araya giren Yaşar.Hamit gözlerini kapadı.O anı defalarca geri sardı zihninde.

"Oğlumm.. " dedi içinden. Yüreğinin merhamet kalan o küçük odacığında acı hissetmişti. Ama hırsı ve öfkesi bunu da bastırıyordu.

Yaşar o adımı atmasaydı Elif'i vurmuş olacaktı.Derin bir nefes aldı.Göğsü daraldı.Başını duvara yasladı.
İlk defa düşünmek zorunda kaldı.
Ve ilk defa, düşünmek ona ağır geldi.

Kapı açıldı.
Bir polis başını uzattı.

"Kalk bakalım. İfade vereceksin."dedi.
Hamit başını kaldırdı.
Gözleri donuktu.

"Ne anlatayım?" dedi kısık sesle.
Polis omuz silkti.

"Ne olduysa onu.Oğlun şikâyetçi olmadı. Ama ifaden alınacak," dedi polis.

Hamit önce anlamadı.
Sanki cümle kulaklarına geç ulaştı.
Oğlunu vurmuştu.
Ama oğlu ondan şikâyetçi değildi.
Göğsünde tuhaf bir sızı gezindi.
Bu sızı, pişmanlığa benziyordu... ama değildi.
Bu, Hamit'in tanımadığı bir histi.
Ve tanımadığı her şey gibi, bu da onu öfkelendirdi.Dişlerini sıktı.
Kenan'a karşı içinde günlerdir büyüttüğü öfke,şimdi daha da koyulaştı.Çünkü Hamit için affedilmek,cezalandırılmaktan daha ağırdı.

Acı bir gülümseme bıraktı.Ne olduysa...Ne olduğunu kendisi bile kabullenemiyordu.Ayağa kalktı.
Yürürken omuzları düşüktü.
O an Hamit Ağa yoktu.Sadece oğlunu vurmuş bir adam vardı.Ve o adam, suçunu kabullenemediği için, içinden Kenan'a daha çok kinleniyordu.
İnsan bazen,kendini affedemediği için başkasından nefret ederdi.Ve bu nefret hep insanı hata yapmaya sürüklerdi.

Karakolun kirli duvarına yaslanan bir baş,hastanenin beyaz tavanına bakan başka bir baştan habersizdi.Aynı geceydi.
Aynı saatlerdi.Aynı sessizlik iki ayrı adamın içine çöküyordu.Biri oğlunu vurmuştu.Diğeri babasının kurşununun yarasıyla uyanmıştı.
Ve ikisi de, hayatlarında ilk defa ne yapacaklarını bilmiyordu.

Bir hafta geçmişti.Yaşananlar geçmiyordu ama nefes almaya devam ediyordu yinede insan. Sadece yaşadığı şeyin ağırlığı ve yıkımıyla yaşamayı öğreniyordu.
Hastanenin beyaz duvarları geride kaldı.
Şimdi yüzleşme vaktiydi.

Konak kapısı yavaşça açıldı.Araba avluya girdiğinde kimse konuşmadı.
Motor sustu.Sessizlik sarmıştı etrafı.
Kenan indi önce.Arka kapıyı açtı.
Yaşar'ı dikkatle indirdiler.

Bazen bir insanın değiştiğini görmek için,yürüyüşüne bakmak yeterdi.
Dîde kapıda durmuştu.Elif'in gözleri doldu.
Bazen insan döndüğünde, aynı bedenle dönerdi...ama aynı insan olarak dönemezdi.
Yaşar konağa baktı.Babasının hayatını mahvetmek istediği adam ona ev olacaktı şimdi. Hem yarımlığı hem de yaşadıkları onu şimdi kanlısının evine getirmişti.

Kenan sanki düşüncesini bilir gibi onun sağlam kolundan tutup konuştu.

"Hadi gel koçum. Daha fazla kalma ayakta. "

"Sağol abi. Sana da yük olduk. " dedi. Kenan kaşlarını çattı. Ne demekti, "Yük olmak"

"O nasıl söz Yaşar? Biz bunları onca gün konuştuk hastanede seninle. Elif neyse sende gözümde öylesin artık. Hadi içeri geçelim. Bir daha da böyle birşey söyleme "

Zoraki bir gülümseme belirdi Yaşar'ın yüzünde. Kenan namı gibi merhametli, adaletli, iyi adamdı. Hak etmiyordu yaşadıklarını. Usulca adımlayıp beraber girdiler içeri. Şimdi ise üç kişilik aileden beş kişilik aileye dönüşerek.

Haftalar sonra, Dîde ve Kenan ilk defa aynı odadaydılar. Hem de konağın, bir zamanlar ikisine ait olan odasında.
Dide havlu almak için odaya çıkmak zorunda kalmıştı.Bunu fırsat bilen kocası da peşinden gelmişti onunla beraber şimdi yatak odalarındaydılar.
Dîde neye bakacağını bilemedi.
Bu oda çok şey biliyordu. Çok şey görmüştü.
Odalar insanın anılarını, üzüntülerini, göz yaşlarını bazende suçlarını saklardı.

Kenan ise sadece ona bakıyordu.Özlemek insanın burnunun direğini sızlatıyordu. Yüreğini ince ince deşerek büyütüyordu kendini. Didesizlik Kenana hiç iyi gelmemişti.

Ne söyleyeceğini bilmiyordu şimdi.
Özür dilemek basit kalırdı. Çok ağır şeyler yaşatmıştı karısına.
Bir özürle kapanabilecek şeyler değildi yaşananlar. Ama affetsin, yine yanında yatağında, koynunda olsun, evinde başının tacı olsun istiyordu. Onca şeyi yapmiş olsada pişmandı. Pişmanlığı yetmezmiydi affetmesine.
Dide onun bakışlarından kaçmak istedi.Kalmak istemez gibi kapıya yöneldi.Yanında biraz, daha kalırsa kendini belli edecekti.

Ama Kenan kolundan tuttu.

- Gitme...
- Gitme Dîde. Burası sensiz çok boş. Giremiyorum bu odaya. Beni yetim çocuk gibi bırakma ardında artık...dedi.

Kenan kimseye yalvarmazdı. Şu an en çaresiz olduğu an bu olsa gereketi onun için.

Dîde'nin gözleri doldu.Yatağa baktı. Duvarlara. Aynalı şifonyere.Her anı yerli yerindeydi.Kenan'ın onu görmeyişi...
Beraber olduktan sonra yok sayışları...
Söylediği sözler...Hepsi, odanın içinde hâlâ asılı duruyordu sanki.İçindeki sızı yine nüksetti.Ama bu defa Dîde affetmek istiyordu.Çocukları olacaktı.
O, çok yalnız kalmıştı. Kimsesizliği bilirdi.

Bebeği babasızlık çekmesin istiyordu.
Ve ne kadar inkâr etse de...Kocasını çok özlemişti.Onun sıcaklığını.
Kendine has odunsu ve ferah kokusunu.

Dîde'nin vücudu hafifçe titredi.Kenan bunu fark etti. Karısının omuzlarından tutup kendine döndürdü.Gözlerine baktı.
O bal rengi gözler yine dolmuştu. Yağmaya hazırdı.İçinden kendine küfretti.
Kendi elleriyle kırdığı, incittiği, o bal gözler acı bir şekilde hatırlatıyordu ona yaşattıklarını. Bunun pişmanlığını ölse unutmazdı Kenan.
Dîde affetse bile, Kenan kendini affetmeyecekti.
Elini tuttu. Göğsüne yasladı.Atan yüreğinin sesini duysun istedi. Duysun ki gitmesin istedi.

- Bak... burası..Dedi göğsüne dokundurup, sen yanımdayken nasıl atıyor hissediyormusun güzelim?

Didenin de yüreği kuş gibi çırpıyordu şimdi.

- Gitme. Gidip de bu yüreğin atışını durdurma.
- Seni çok özledim.Yetmedi mi onca gün ayrı kalışımız?

Dîde içli içli baktı kocasına.
O bakışta kırgınlık da vardı, özlem de...
Ama en çok yorgunluk vardı.
Bir kadının kalbi, kırıldığı yerde değil, yorulduğu yerde kalır, kaldığı yerden ya affeder ya da bir daha dönmemek üzere giderdi.

- Ben... ben yemek yapmıştım siz geleceksiniz diye. Gideyim de ısıtayım...dedi.

Kenan karısının bu utangaç hâline gülümsemek istedi.
Ne zaman yakınlaşsalar, Dîde aynı utangaçlığa sığınırdı.
Karşısındaki kadın ona olan özlemini, tutkusunu körüklüyor, Kenan ise onu öpmek, koklamak, kaybettiği zamanı geri almak istiyordu şimdi.

Anlamıştı ki, giden zaman da giden insanlar gibi geri gelmiyordu. Yarım kalsınlar istemiyordu. Ölmeden yaşayacak bir günü varsa, bunu da karısıyla geçirmek tek derdiydi artık.

Usulca yanaştı Dide'ye. Karısı utancın verdiği panikle, nasıl davranacağını bilemez gibiydi. Hoşuna gitmişti bu hali. Ürkek bir kuş gibi karşısında çırpınışı, heyecanı, hala onu sevdiğinin ıspatıydı Kenan için. Gülümsedi karısına.

Yüzü yüzüne çok yakındı.
Sanki onu daha çok utandırmak ister gibi, alçak bir sesle konuştu.

- Git bakalım...
- Ama artık ayrılık yok güzelim.
- Artık koynumda uyuyacaksın...Burada bu yatakta beraber kalacağız,dedi gözleriyle yatağı işaret ederek.

Dîde elini kolunu nereye koyacağını bilemez gibi bir anda elini onun elinden çekip, dönüp kapıyı açtı ve çıktı.

Arkasında, karısının dönüşüne çocuk gibi sevinen bir adam bırakarak.

Günler ağır ağır geçiyordu, herkes kaldığı yerden devam ediyordu. Dide'nin hamileliği artık üçüncü ayındaydı. Bir kan testiyle öğrenmişti bebeğinin varlığını, ama yaşananlar arasında sıkışıp kalınca kontrole gitmek bir türlü mümkün olmamıştı. Şimdi ise, Kenan ile araları yavaş yavaş düzeliyordu. Kalbi heyecanla çarpıyordu; bebeğini görmek, minik bir kalp atışını duymak, belki cinsiyetini öğrenmek istiyordu. İlçedeki hastaneye ultrason yeni gelmişti. Dide'nin elleri istemsizce titredi. Kenan'a söylese, onunla gelir miydi... emin değildi.

Kasım ayı sonuydu. Kış soğuğu yüzünü sertçe göstermiş, kar köyün üstünü beyaz bir örtü gibi kaplamaya hazırdı. Dide üzerini giyindi ve odadan çıkmak üzereydi ki, Kenan sessizce içeri girdi. Göz göze geldiler; sessizlik, birkaç saniyeliğine zamanın durduğu bir boşluk gibi sardı onları.

-Sen gitmemiş miydin? -diye sordu Dide, sesi hafif titrek.

Kenan adım attı, onu kendine çekti, başını hafif eğip dudaklarını saçlarının arasına gömdü.

-Karımdan ayrılmak zor geldi.dedi.
Dide, nefesini tutmuş gülümser gibi oldu. Kalbi hafifledi, ama hâlâ bir kıpırtı vardı içinde.

-Kenan... sana bir şey söyleyeceğim... ama kızma, tamam mı?

O an Kenan göğsünde bir sıkışma hissetti. Karısı hâlâ ona kızacak sanıyordu. İçi burkuldu.Bir adım daha yaklaştı; başını Dide'nin başına yasladı, saçlarından koklayarak öptü.

-Güzel Didem... biliyorum, hâlâ korkuyorsun. Ama geçti, gitti o günler. Sen ne söylersen söyle, ben sana asla kızamam. Şimdi... De hele canın bir şey mi istedi?

Dide'nin kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Utana utana kelimeleri sıraladı:

-İl deki hastaneye ultrason gelmiş... Bebeğimizi görmek için gidelim mi muayeneye?

-Doğru ya... biz bebeğimizi o
hengamede unuttuk. Gidelim, güzelim. Sen ne zaman istersen... o zaman gideriz.

-O zaman... yarın gidelim mi? Ertesi gün hafta sonu, amcam da kalırız. Yarın olmaz mı?

Kenan, gözlerini kırpıştırdı. Onun her sözü, her bakışı, saçının teli, o parlak bal gözleri... kalbini yakıyordu. Ah, Kenan yanıyordu, duman olmuştu bu kadına sevdasından.

-Olur, yavrum... kalırız. Kıyafet al birer parça, sabah erkenden yola çıkarız.

Dide'nin sevinçle sarılmasıyla Kenan da karşılık verdi. Kalpleri birbirine dokunmuştu, sessiz bir anlaşma gibi... hem geçmişin acısını hem geleceğin umutlarını aynı anda hissettikleri bir andı onlar için.Ama kaderin her zaman farklı planları olurdu.

Yorumlarınız benim için kıymetli. 🩷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18