A'RAF ım SENSİN kitap kapağı

23. bölüm / 30

A'RAF ım SENSİN

23.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Lunessa Lunessa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 23.BÖLÜM

Keyifli okumalar...

💔💔💔

Çaresizlik nedir? İnsan hastane koridorunda bir yakınını ölüm kalım savaşı verirken bekleyerek ya da bir karakol köşesinde beklerken anlardı. İnsanı acı acı yakan, belirsizlikle baş başa bırakan, katman katman büyüyen acımasız bir gerçekti.
İnsanın elinden hiçbir şey gelmediği an değil, elinden gelen her şeyi yaptığı halde sonuç değiştiremediğini anladığı andı.Bir noktadan sonra çabalamakla beklemek arasında fark kalmazdı.

Çaresizlik, insanın kendi gücüne olan inancının yavaş yavaş kırılmasıydı. Bir zamanlar “yaparım” dediği ne varsa, gözlerinin önünde birer birer anlamsızlaşırdı. Ellerini uzatırdı, ama tutamazdı. Seslenirdi, ama duyuramazdı. Yanında olurdu, ama kurtaramazdı.İşte insan en çok da burada yorulurdu.

Savaşmaktan değil…
Sonucun değişmeyeceğini hissettiği halde savaşmaya devam etmekten.
Belki de çaresizlik, kabullenmek değildi.
Kabullenemediğin bir gerçeğin içinde yaşamaya mecbur kalmaktı.
Bazen en çok sevdiğini kaybederken değil,onu kaybetmemek için hiçbir şey yapamadığını anladığında kırılırdı.

Kaç saat olmuştu bilinmez... belki iki, belki üç... ama Kenan için bir önemi yoktu. O sadece bal gözlüsü ve oğlu sağ salim çıksın derdindeydi. Doktorun saatler önce söylediği "Acil ameliyata alıyoruz." cümlesi bedenini buz gibi, kas katı yapmış, bir süre olduğu yerde kala kalmasını sağlamıştı. Kendine geldiğinde ameliyathanenin önüne gitmiş, kapısının önünde dizlerinin üzerine çöküp kalmıştı. Saatlerdir çöktüğü yerde yapayalnız... yanında ona destek olacak kimsesi olmadan... başı önüne eğilmiş, elleri yumruk olmuş, dizlerini döver gibi yumruklarını sıka sıka dizlerine vuruyor, sessizce gözyaşı döküyordu. İçindeki korku yüreğini cayır cayır yakıp geçmişti Kenan'ın. Kaç defa "Allah'ım..." diye içinden yakarmıştı, bir Allah bilirdi.

Soğuk beyaz duvarlar, yüzüne yüzüne ölüm gerçeğini acı acı çarpmıştı. Kaç defa o umutla kapı açılır, iyi bir haber alırım düşüncesiyle gözleri kapıya değmişti... Ama ne biri çıkıyor, bir şey söylüyordu; ne de Kenan çöktüğü o soğuk taş zeminden kalkıyordu.

Bu korku,bu acı,bambaşkaydı onun için. Yıkılmaz Kenan, herkese dağ gibi görünen Kenan; sırma saçlısını, bal gözlüsünü kaybetme korkusuyla omuzları çökmüş, o dağ gibi heybetli bedeni yıkılmıştı.

Gıcırtılı bir ses geldi ameliyathane kapısının önünden.
Kapı aniden açılmış, iki hemşire alelacele çıkmıştı. Kenan bir anda kalkıp yapıştı hemşirelerden birinin koluna.

"Karım... Karım nasıl?"
Hemşire telaşlı gözlerle ona baktı.

"Kan kaybediyor. Durduramıyoruz. Kan almak için çıktık. Lütfen beyefendi mani olmayın." dedi.
Kenan'ın hemşirenin kolunu tutan eli, bu cümlelerle bir anda yanına düştü.
Ne demişti hemşire?

"Kan kaybediyor?"

Sendeledi Kenan.Ayaklarının dermanı kesilmiş, canı çekilir gibi olmuştu. Karısı kan kaybediyordu. Karısı ölüyordu. Güzel karısı can çekişiyordu. Tekrar düştü dizlerinin üzerine. Dişleri dudaklarını ısırdı. Kanattığının bile farkında değildi...

"Allah'ım..." diye haykırdı.
"Ne olur can ver ona. Karımı da evladımı da bana bağışla. Benim canımı al, onları yaşat Rabbim."

Bir adam için çok zordu... sevdiği kadının ölümle burun buruna olduğunu bilmek. Ona derman olamamak, onu kurtaramamak.Dide ölemezdi. Dide ölüp Kenan'ı bırakamazdı. Kenan Dide'siz olamazdı ki... ölsündü.

Hemşireler elinde kan torbaları ile geçip girdi ameliyathaneye. Kenan sadece bakabiliyordu arkalarından. Karısı, oğlu nasıldı, ne haldeydi, bilmiyordu...
Bu belirsiz, insanı içten içe öldürüyordu.

Ameliyathane kapısının önünde zaman durmuş gibiydi.Saniyeler ilerlemiyor, saatler geçmiyor, o uzun koridor Kenan’ın üzerine üzerine geliyordu sanki. Duvarlar daralıyor, nefesi göğsüne sığmıyor, her geçen an içindeki korku biraz daha büyüyüp kabarıyordu. Dizlerinin üzerine çöktüğü yerden kalkmamıştı. Kalkamıyordu. Sanki kalkarsa kötü bir şey olacak, sanki yerinden kıpırdarsa içerde verdiği o görünmez savaş yarım kalacaktı.
Kapıya bakıyordu.Sadece kapıya.
Gözleri kurumuştu artık. Ağlamaktan değildi bu,beklemekten. Beklemenin o insanı içten içe kemiren, sustura sustura boğan ağırlığından.Bir ses bekliyordu.
Bir adım sesi.Bir kapı gıcırtısı.

Ve sonra…
Kapı açıldı.
Bu sefer farklıydı.
İçerden çıkan kişi bir hemşire değildi. Beyaz önlüğünün etekleri hafifçe savrularak çıkan doktordu. Yüzünde o alışılmış mesafeli ifade… ama gözlerinde saklayamadığı bir ağırlık vardı. İşte o an Kenan’ın yüreği bir anlığına durdu.
Ayağa kalkmak istedi.
Kalkamadı.
Dizleri titredi. Ellerini yere koyarak doğrulmaya çalıştı. Parmakları soğuk zemine sürtündü. Güçlükle ayağa kalktığında, adımlarını kontrol edemeden doktora doğru yürüdü. Her adımda kalbi göğsüne çarpıyor, kulaklarında kendi nabzı uğulduyordu.

“Doktor…”
Sesi çıkmadı.
Boğazı düğümlendi. Kelimeler diline gelip takıldı. Yutkundu. Tekrar denedi.

“Doktor… karım…?”
Doktor bir an sustu.

O bir an…
Kenan’ın ömründen yıllar kopardı sanki.
Doktorun dudakları aralandı ama kelimeler hemen dökülmedi. Gözlerini kaçırdı önce. Sonra tekrar Kenan’a baktı. O bakışta her şey vardı aslında. Söylenmemiş cümleler, yarım kalmış umutlar, geri getirilemeyen anlar…

Kenan anladı. Daha doktor konuşmadan anladı. Kötü bir şey olduğunu anladı. Ama bu düşündüğü şey olmasın istiyordu.

“Yaşıyor… değil mi?” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. “Bir şey söyleyin… yaşıyor deyin…”

İçindeki o son umut kırıntısına iki eliyle sarılır gibi bakıyordu doktora. Doktor derin bir nefes aldı.

“Bebeğinizi ve eşinizi kurtardık…” dedi, derin ve yorgun bir sesle.
“Ama ikisinin de durumu kritik. Eşiniz çok kan kaybetti. Kanamayı durdurmakta çok zorlandık.” Kenan pür dikkat, bir umut dinliyordu doktoru.

“Zor da olsa durdurduk. Çok zor bir doğum oldu. Size haftalar önce de söylemiştim. Üzülerek söyleyeceğimi belirtmek isterim. Karınız bir daha anne olamayacak. Rahmini almak zorunda kaldık. Şimdilik hayata tutundu. Süreç nasıl ilerler, biz de kestiremiyoruz. İlk kırk sekiz saat çok önemli. Eğer hayata tutunur da yaşarsa, bizim için de bir mucize gerçekleşmiş olacak. Oğlunuz da solunum yollarındaki sıkıntıdan dolayı kuvözde kalacak bir süre. Ama her an için her şeye hazırlıklı olmanız gerekiyor. Eşiniz çok dirayetli bir kadın. Çok güçlü bir bünyesi var.” dedi doktor.
Kenan’ın çökmüş gibi duran omuzları daha da düştü.

“Siz de dirayetli olmalısınız. O savaşıyor. Eminim ki sizin burada onu beklediğinizi, onun için ayakta durduğunuzu o da hissediyor. Oğlunuz da şimdilik iyi. Sadece bir süre tedbir amaçlı, gününden önce doğduğu için kuvözde kalacak. Dua edelim de ikisi de sağ salim hayata tutunsun.” deyip omzuna vurdu doktor. Yanından sakince geçip gitti.Kenan, içindeki korkunun, çaresizliğin hezeyanı ile başını duvara dayadı.

“Korkuyorum Allah’ım… Çok korkuyorum… Ne olur yaşasınlar.” dedi.

İlk yirmi dört saat geçmişti.
Zaman ilerlemişti belki… ama Kenan için hiçbir şey değişmemişti. Aynı duvar, aynı kapı, aynı korku… sadece biraz daha ağırlaşmış, biraz daha derine çökmüştü içine. Gözleri kızarmış, yüzü solmuş, omuzları sanki o uzun saatlerin yükünü taşımaktan iyice çökmüştü. Ne oturabilmişti doğru düzgün ne de ayakta durabilmişti. Arada bir kalkmış, birkaç adım atmış, sonra yine aynı yere dönüp kalmıştı. Çünkü gidecek başka bir yeri yoktu. Onun dünyası o kapının ardındaydı.

Dide’nin olduğu yer…
Bir hemşire yaklaştı sessiz adımlarla. Bir süre Kenan’a baktı. O hâliyle… çökmüş omuzlarıyla, boşluğa bakan gözleriyle.

“Bebeğinizi görmek istemez misiniz?” dedi yumuşak bir sesle.

Kenan başını kaldırdı. Sanki o ana kadar o kelimeyi hiç duymamış gibi baktı hemşireye.

“İyi mi?” dedi hemen. Sesi kuru, yorgun, neredeyse hissizdi.
“Oğlum… iyi mi?”Hemşire hafifçe başını salladı.

“O da annesi gibi savaşıyor.”

O cümle…
Kenan’ın içinde bir yere dokundu. Ama yüzünde hiçbir şey değişmedi. Ne bir tebessüm… ne bir rahatlama…
Sadece başını çevirdi.
Gözlerini yoğun bakım kapısına dikti.
Bakıyordu.Ama sadece kapıya değil… kapının ardındaki hayata, ölümle arasındaki o ince çizgide duran kadına bakıyordu sanki.Adım atmadı.Gitmedi.
Oğlunu görmeye gitmedi.Çünkü onun için hâlâ her şey Dide’ydi.Dide nefes alıyorsa dünya dönüyordu.Dide giderse… hiçbir şeyin anlamı kalmayacaktı.

Ellerini birbirine kenetledi. Parmakları titriyordu. Dudakları kıpırdadı ama sesi çıkmadı önce. Sonra başını biraz daha duvara yasladı.Gözlerini kapatmadı.
Kapatsa… sanki bir daha açamayacakmış gibi.Sadece baktı.
Ve bekledi.Belirsizlik içinde geçen, umudun son kırıntılarıyla beklemekti bu.

Yoğun bakım kapısında beklemiş bir insana en zor olan şey ne deseler, kesin ve net beklemek derdi. Ailem dediğin insanı yaşam mücadelesi verirken, kablolara bağlı, ağzında oksijen maskesiyle görmek canından can alıyordu.

Kenan üzerinde hasta önlüğü, ağzında maske, karısının yattığı yoğun bakım kapısından içeri girdi. Onun için en zor anlardan biri de şimdi, sevdiği kadını bu buz gibi odada bu halde görmekti. Usulca yaklaştı yanına. Yan tarafındaki sandalyeye bıraktı kendini. Sanki canından can almışlardı o an. Gül yüzlüsü, bedeni sararmış, yüzü solgun, ölü gibi yatıyordu. Odada sadece cihazların sesi vardı.

Uzun uzun baktı karısına.
Eli, soğuk eline gitti. Tuttuğu an elinin soğukluğu ile irkildi Kenan. Buz gibiydi sırma saçlısının elleri.

"Didem..." dedi, içli, ağlamaklı bir sesle.
"Bak ben geldim güzelim. Hadi uyan... uyan da çıkalım buradan."
Ama karısı ne tepki verebilecek durumdaydı ne de gözlerini açacak.

"Hem..." dedi.
"Hem oğlumuz da seni bekliyor. Onu annesiz mi bırakacaksın?"

Dide, sanki kocasını duymuş gibi, kapalı gözlerinden birer damla yaş süzüldü. Kenan acı acı gülümsedi. İşaret parmağı ile o yaşı usulca sildi.
Dide'si ise o an derin bir uykuda, o çok sevdiği anne babasının yanındaydı.

***

Her yer karanlıktı.
Karşısında sadece beyaz bir ışık vardı. O ışık gözlerini alıyordu ama içindeki o tarif edemediği dürtü “bak” diyordu. Dide o beyaz ışığa doğru yürüdü. Yürüdükçe iki silüet belirdi karşısında.
İçinde anlamsız bir sıcaklıkta heyecan peyda oldu.

Yaklaştı...
Yaklaştı...
Yaklaştı...

Gördüğü yüzler yüzünü gülümsetmişti.
"Anne..." dedi önce. Yıllardır görmemişti ki annesini. Biricik annesi, daha genç kız yıllarının en körpe anlarında göçüp gitmişti.

"Bu sen misin annem? Geldin mi?" dedi.
Annesi konuşmadı. Sadece gülümsedi. O gülümseyiş, yılların özlemini bir anda çözüp dağıtan bir sıcaklıktaydı.
Sonra yanındaki uzun boylu silüete kaydı gözleri.

"Baba..." dedi, sesi titredi. Koca Yusuf… dönmüş müydü? O gerçekten ölmemiş miydi?

"Baba, sen ölmedin mi?" dedi Dide, şaşkın, kırılgan bir sesle.
Koca Yusuf ona baktı. Sertti bakışı ama içinde yumuşak bir sükûnet vardı. Sanki “artık acı yok” der gibiydi. Bir adım atacak oldu.

Ama tam o anda…Bir ses.Uzakta değil, yakında.Bir uğultu.Sonra bir ritim.

Bip…
Düzenliydi önce.

Bip… bip…

Sonra hafifçe değişti.Dide başını çevirdi.
Işık titredi.Annesi silikleşti.

"Baba?" dedi Dide, bir anda panikle. "Neler oluyor?"

Koca Yusuf’un yüzü bir an değişti. Sanki o da duydu o sesi. Sanki o da geri çekildi.
Işık çatladı.Beyazlık dalgalandı.
Ve o ses…
Artık düzenli değildi.

Yoğun bakım odasında Kenan bir anda irkildi. Gözleri monitöre kilitlendi. Kalp ritmi değişmişti.

“Ne oluyor...” dedi. Bir şey oluyordu karısına.
“Doktor! Doktor!” diye haykırdı.
Saniyeler içinde içeri hemşireler girdi.

“Karım... Karım... Bir şey oluyor,” dedi Kenan.Hemşirelerden biri yüksek sesle konuştu. Sesi telaşlıydı.

“Doktoru çağırın!”
“Ritim düşüyor!”
“Çok hızlı düşüyor!”

Kenan’ın elleri buz kesildi. Bir adım atmak istedi… atamadı. Sanki ayakları yere çivilenmişti. Dide’nin elini tutmak istedi… ama sanki kasılıp kalmıştı yerinde.
Ve monitördeki o çizgi… bir an daha düştü. Bir an daha…Gidiyordu Dide’si.
Gözünün nuru, gönlünün sultanı, daha mutlu olamadan gidiyordu. Ölüyordu…

Her şey durdu o an. Sesler, etraftaki hemşirelerin hareketleri, cihazların sesi… hepsi silindi.

Sadece Dide ve Kenan kaldı.
Dide’ye takılı kaldı gözleri. Bitiyor muydu her şey yani? Gidiyor muydu, bırakıyor muydu onu Dide’si?
Onun yaşamasının ne anlamı vardı ki, Dide’si yoksa…Onu bırakıp gidecekse…
Kala kaldı yerinde.Ne adım atabildi.
Ne kıpırdayabildi.Bir adamın en zor anıydı belki de bu.En çaresiz, can çekiştiği andı belki de…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18