14. Bölüm : Gerçekler Yalan , Yalanlar Gerçek

Vaveyla Yazarı: Geceningüneşi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 14. Bölüm : Gerçekler Yalan , Yalanlar Gerçek

“ Nedir bu başına gelenler evlat ?” dedi Deli Dumrul , Batuhan ve arkadaşları yerlerine otururken.

“ Sen iş yaparken düşmanın boş durur mu Deli Dumrul ?” dedi Batuhan.

“ O Bahadır’ın çıkarı ne ki seni öldürmek istiyor ?” dedi az uzağındaki Onat ÖZTÜRK.

“ Nam.” diyerek onu da yanıtladı Batuhan.

“ Onun atası çok akıllı adamdı… ama aklını kötüye kullandı.” dedi Deli Dumrul.

“ Bahadır çoğu kişinin piyonu olmuş durumda.” diye devam etti Deli Dumrul.

“ Onu öldürürsen başına büyük bela alırsın. Arkasına kuvvetli yere yasladı Bahadır.” Deli Dumrul’un bu sözüne Kıraç karşılık verdi.

“ Avrupalıların taşeronu. Onların çok işini yaptı bu Bahadır.”

“ Davetteki saldırıyı bu düzenlemiş.” dedi Batuhan Bahadır’ı kastederek.

“ Bir karşılık vereceğim ki ayağının denk alsın.” diye devam etti.

“ Kardeşiyle mi ?” dedi Deli Dumrul. Batuhan'ın duyduğuyla kaşları çatılmıştı.

“ O ne demek ?” diye sordu Batuhan , Suna'yı kastettiklerini anlamıştı.

“ Kulağıma bir kaç şey çalındı. Doğru mu onlar ?”

“ Yoksa kızı mı kullanacaksın ?” dediğinde Deli Dumrul , Batuhan çatılmış kaşlarını gevşetti.

“ Siz ne vakit benim yanımda kadın gördünüz ?” diye karşılık verdi Batuhan.

“ Yani ?” dedi Onat.

“ Kadın benim hayatımı kurtardı.” dediğinde Batuhan , karşısındaki adamların aklı karışmıştı. Bu dediğiyle mekanda büyük bir sessizlik olmuştu. Bu sessizliği bozan Deli Dumrul oldu.

“ Ben bunun davetine iki dakika uğradum , alacağımı aldım. Bu kız BAYSUNGUR değildir…Soyadına bakıp iş etmeyesiniz. Bu kız Balabek HANZADE'nin torunudur. Ne ağabeyidir ne atasıdır.” dedikten sonra kısa bir süre durdu.

“ Ha sen bunu diyene kadar böyle düşünüyordum lakin… bu kız atasının aklını almışa benzer. Seni kurtarmasının altında bir işler çevirir.” Batuhan duyduklarıyla kafa salladı.

“ Bilirim.” dedi. O sırada Onat sordu.

“ Tırları kim yakmış buldunuz mu ? Onca malım telef oldu. Hesabını sormayı bekler tüm ailem.” dediğinde Onat ÖZTÜRK , Kıraç GÖKMEN ona karşılık verdi.

“ Kofçazlı ! Mesele para mı ? Ticaret birliğimizin adı zayıflıyor.”

“ Kıraç ! Kullan o zaman şu bağlantılarını ! Bir ad ver bize !” dedi Onat ÖZTÜRK. Bu dediğiyle Batuhan'ın aklında bir kaç düşünce oluştu. Katıldığı gizli teşkilatta bununla ilgili birkaç şey sorup soramayacağını düşünüyordu.

“ Bu hastanenin önünde olan patlamayı yapanla aynı kişi mi sence Batuhan ?” dedi Deli Dumrul.

“ Soruşturmak lazım. Ben soruşturacağım ama bu işin piri sensin Deli Dumrul. Kofçazlı’nın da dediği gibi bize bir isim ver ki ardını bulalım.”

“ Bu Bahadır BAYSUNGUR yapmış olabilir mi ?” diye lafa girdi Onat ÖZTÜRK.

“ Sanmam. O ticaret birliğine saldıracak kadar cesur değil.” diye karşılık verdi Batuhan.

“ Peki Bahadır'ı besleyenler ? Bu ticaretin büyümesini istemeyebilirler.” diye bir fikir sundu Kıraç.

“ O zaman şan için açık açık yapardı , bütün sokaklarda bilinirdi bu.” dedi Deli Dumrul. Bu dediği diğerlerine de mantıklı gelmişti.

“ Bize bir isim lazım. Etrafa haber yayılsın , bize adını getirene şu kadar para densin. İllaki birileri haindir.” dedi Onat ÖZTÜRK.

.....

Suna otelinin görüşme odasında kendisini bekleyen Sarp KIZILTAN’ın yanına doğru ağır ağır ilerledi. Topuklu ayakkabının seslerini duyan Sarp , Suna'nın geldiğini anlamış , eğdiği başını kaldırmıştı. Suna odaya girdiğinde Sarp da ayağa kalktı. Suna Sarp’ın karşısına geçtiğinde el sıkıştılar.

“ Hoş geldiniz.”

“ Hoş buldum.” Suna Batuhan'a kalktığı tekli koltuğu işaret ederek oturmasını söyledi ardından kendi de büyük koltuğun ortasına yerleşti.

“ Sizi dinliyorum Sarp Bey.” dedi Suna ciddiyetle. Sarp ise gergindi , ciddiyetinin altından fark ediliyordu. Suna'nın dediğini başıyla onaylayarak konuşmaya başladı.

“ Öncelikle abim , Batuhan KIZILTAN'ın , hayatını kurtardığınız teşekkür ederim.” dediğinde , Suna başıyla karşılık verdi.

“ Ben bunu abime yapanların peşine düştüm , bundan ötürü sizinle görüşmek istedim.”

“ Abiniz mi istedi böyle bir şeyi ?” diye sordu Suna , aslında yanıtını biliyordu ama Sarp'ın tepkisini merak ediyordu. Suna'nın istediği gibi olmuştu , Sarp biraz daha gerilmişti.

“ Hayır , ben bizzat abimin intikamını almak istediğimden dolayı bu görüşmeyi ayarladım.. Abimin bu iş ile bir alakası yok.” Duyduğu şeylerle Suna'nın hatıraları düştü aklına. Kardeşi canlandı bir an gözünde.

“ Peki..Buyrun.” dedi Suna.

“ Abimi nasıl buldunuz o dağ başında ?”

“ Aslında bunu abinize anlatmıştım.” dediğinde Sarp'ın yüzünün daha da gerildiğini gördü. Sarp abisi ile kavga ettiğinden hiçbir şeyi öğrenememişti adam akıllı.

“ Ama size de anlatayım.. buraya kadar gelmişsiniz madem.” diye devam etti Suna.

“ Aslına bakarsanız bir rastlantı üzere abinizi buldum.” dediğinde , Sarp'ın ifadesi değişmişti.

“ Biraz daha açar mısınız ?” dediğinde Suna başıyla onayladı. Koltuğa geri yaslandığında bacak bacak üstüne attı tekrar.

“ Bu arada ne ikram edelim ?” dedi Suna. Sarp’ın ise tek istediği şey bir ipucu ele geçirmekti , bir bilgi elde etmekti.

“ Sağ olun , böyle iyi.” dediğinde Suna burnundan tebessüm ederek soludu.

“ Sade kahve içer misiniz ?”

“ Peki , olur.” dediğinde Suna kapıdaki korumalarına seslendi.

“ Savaş !” dediğinde kapıdaki koruması hızla karşısında el pençe durdu.

“ Bize iki sade kahve lütfen.” dediğinde adam başıyla onaylayıp odadan dışarı çıktı. Kısa bir süre sessizlik olduğunda Suna anlatmaya başlamasını gerektiğini fark etti.

“ Ben Kalçar Dağındaki evimden Batum’a doğru gidiyordum. Ve gece vakti karşıma yaralı geyik çıktı.” dediğinde Sarp’ın bütün odağının kendinde olduğunu fark etti Suna.

“ Bilir misiniz bilmiyorum şöyle bir inanış vardır : Yaralı Geyik iyiye işaret değildir. Hayvan yaralı haliyle sizin karşınıza çıkıyor ise tedavi edilmesi gerekir.” dediğinde , Sarp’ın sanki bir yerden duymuş gibi anımsar yüz ifadesini gördü Suna.

“ Ben yaralı geyiğe bir faydam olur diye ona yaklaşmak isterken takip etmeye başladım ve o sırada silah sesleri duydum.” Sarp'ın duyduklarıyla kaşları çatılmıştı.

“ Evet.” dedi Sarp anlattıklarına inanmak ister gibi. Suna Sarp'ın karşılığından sonra derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti.

“ Yaralı geyik beni abinize getirdi.” diye bitirdiğinde Sarp'ın gözlerindeki merak görünüyordu.

“ Siz de abimi hastaneye getirdiniz… üstelik abime kanınızı verdiniz ?” dedi sorar gibi. Suna ise hiç çekinmeden başıyla onayladı. O sırada koruması Savaş kahveleri ikram etti. Suna kahvesinden bir yudum aldığında Sarp sordu.

“ Peki , bu dediklerinize nasıl inanayım ? Abimi takip etmediğinize nasıl inanayım ?” dediğinde , Suna'nın yüzünde alaylı bir gülümseme belirdi. Kahvesinden bir yudum daha alıp geriye yaslandı.

“ İsterseniz inanmayın. Ne düşündüğünüz umrumda değil.” diye karşılık alınca Sarp burnundan soludu.

“ Anlattıklarınız çok ütopik şeyler Suna Hanım ayrıca abilerimiz düşmanken abimi hastaneye getirenin siz olmanız bile inandırıcı gelmiyor.” dediğinde , Suna'nın yüzündeki alaylı tebessüm büyüdü.

“ Dedim yaa ! İsterseniz inanmayın.” dediğinde , Suna Sarp'ın da abisi gibi şüpheci olduğunu fark etti ama bu şüphelerine hak da veriyordu.

“ İnanmazdım inanmamasına da.. kamera kayıtları işte.” dedi Sarp Suna gibi alaylı tavırla , Suna'nın bu tavrını beğenmemişti.

“ Üstelik bu yaptığınız benim aklımda başka fikirler üretiyor.” diye devam etti Sarp.

“ Mesela ?” dedi Suna tek kaşını kaldırarak. Sarp kahvesinden bir yudum aldıktan sonra karşılık verdi.

“ Mesela.. Batuhan KIZILTAN'a yanaşarak onu öldürmeye çalışan bir kadın olduğunuz fikri.”

O sırada Batuhan bir korumanın arkasında içeriye girmişti. İçeri gelen koruma Suna’ya kimin geldiğini söyleyemeden onun peşi sıra gelmişti ve kardeşinin de dediklerini önündeki koruma gibi son anda duymuştu.

“ Sen kimsin de fikir üretiyorsun lan !” diye Batuhan'ın bağırışını duyduğunda Suna bir anda gelişen her şeyi anlayamamıştı. Karşısında ona bu lafı eden Sarp ise odaya Abisinin girmesiyle çoktan kalkmıştı.

Korumalar bir şeyler geveliyor , Batuhan'ın yüksek sesi odada yankılanıyordu. Suna ise gördüklerinden çok işittiklerine takılmıştı. Sarp'ın ona ne gözle baktığını kulaklarıyla duyduğunda bir hışımla ayağa kalktı.

“ Bana bu lafı demediğini söyle !” Suna'nın sesi Batuhan'ın aksine normal ama sert ve keskin çıkmıştı. Arkasında bir hiddetin yattığı aşikardı.

Batuhan'ın öfke dolu gözleri kardeşinin üzerindeyken onların uzağındaydı , onların yanında kardeşiyle kavga etmek istemediğinden şimdi içindeki siniri tutuyordu. Sarp ise bir anda nasıl bir şeyin içine düştüğüne şaşıp kalmıştı. Abisinin gelmesi ise Sarp’ı korkutmuştu. Derin bir nefes alıp dediklerinin arkasında durarak toparlamaya çalıştı.

“ Suna Hanım , üstünüze alınmayın ! Ben bir düşüncemi söyledim onu doğrulayıp yanlışlamak size kalmış.” Suna duyduklarıyla dişlerini sıkarken gözleri seyirdi. Odaya giren Batuhan'la aynı sert ifadeyle konuştu.

“ Batuhan Bey , kardeşinizi alıp terk edin otelimi !” dediğinde öfkesini tutmaya çalışıyordu. Batuhan'ın kızgın ifadesi Suna'yı bulduktan sonra kardeşine döndü.

“ Aşağıda bekle beni.” dedi tehdit eder gibi dişlerini sıkarak , sesinden Sarp’a olan kızgınlığı belliydi. Batuhan da şu an kardeşine olan sinirini yutmaya çalışırken bir yandan da Suna'ya olan sinirini kontrol altına almaya çalışıyordu zira mührünün ceketinde olmadığını fark etmişti. Üstelik dün geceki gittiği oteldeki çalışanlar Suna'nın korumalarında olduğunu söylemişti.

Sarp bir şey diyemeden kendi içindeki onlara olan öfkesiyle hızla orayı terk etti. Sarp gidince Suna burnundan soludu ve odadaki korumalarına başıyla çıkmalarını söyledi. Sonrasında da Batuhan'a bir şey demeden öfkesi dinmemiş bir şekilde kalktığı yere oturdu. Parmaklarıyla alnını ovarken , Batuhan burnundan soluyup olanları bir kenara bırakıp az önceki Sarp'ın yerine oturdu. Suna Batuhan'ın yanına oturduğunu fark edince öfkesini dindirmek için derin bir soluk alıp verdi ve kendini izleyen adama baktı.

“ Sarp’ın söyledikleri adına özür dilerim.” dedi Batuhan. Suna ise Batuhan'ı gördüğünde aklına şu an olanların yerine onun mührünü aldığı geldi. Ve onun güvenini kazanmanın , o sormadan bunu yapmanın sırası olduğunu düşündü.

“ Gerçekten dışarıdan böyle mi görünüyorum ?” diye çıkıştı Suna.

“ Hayır tabiki de !”

“ Eğer öyleyse lütfen bundan sonra görüşmeyelim.” dedi Suna. Tabiki de bunu istemiyordu ama bu dediklerinin ardından Batuhan'ın tam tersini diyeceğini tahmin ediyordu.

“ Ben böyle düşünmüyorum , gerisinin ne önemi var !” dedi Batuhan. Elbetteki o da kardeşi gibi düşünüyordu ama bunu söylemenin sırası olmadığını biliyordu. Çünkü elinde kendisine ait bir mührün olduğunu biliyordu. Suna bunları Batuhan'dan duyunca planının işlediğini düşünerek az önceki düşündüğü şeyi yapmak için bir kaç saniye sonra ayağa kalktı.

“ Ha bu arada , biraz bekleyin lütfen.” deyip Batuhan'ı o odada tek bıraktı. Yan odadaki çalışma masasının altındaki kasayı açıp içinde mühür olan kasayı çıkarıp tekrar Batuhan'ın yanına döndü. Suna Batuhan'ın solunda kalan az önceki uzun koltuğa oturduğu da elindeki çınar ağacından olan kutuyu Batuhan'ın önüne koydu.

Batuhan meraklı gözlerle onu izlerken önüne konulan kutunun kapağını kaldırdı. Kutunun içinde gördüğü şeyle Suna'ya bir bakış attı. Birkaç saniye ne oluyor , olsa da önündeki kutudan mührü eline alıp incelemeye başladı. Teşkilatın kendisine verdiği babasının mührüydü bu. O sırada Suna konuşmaya başladı.

“ Bunu adamlarım getirdi , senin olduğunu söylediler.” dediğinde , Batuhan'ın gözleri tekrar Suna'ya çıktı.

“ Nasıl ellerine geçmiş ?” derken merakla kısıldı gözleri. Suna ellerini birleştirip biraz öne doğru eğdi vücudunu , ciddiydi her ikiside.

“ Birinin ceketinizi karıştırdığını görmüşler , oradan sonra almışlar adamın elinden.” dediğinde , Batuhan'ın bu sefer kaşları da çatıldı.

“ Çalışanlardan biri miydi ?” diye şaşırdı Batuhan.

“ Hayır.. Öyle bir şey söylemedi adamlarım.” dediğinde Batuhan ciddiyetle başını salladı gözleri mührün üstündeyken. O sırada Suna merak ettiği şeyleri söylemek için doğruldu , önündeki saçlarından bir kısmını kulağının arkasına attı konuşmak için hazırlandı , boynundaki yara izi açığa çıkmıştı.

“ Sizin için önemli bir şey sanırım.” dedi Suna normal bir tavırda. Batuhan'ın işittiği şeyler ile Suna'nın farklı deryalarda olduğunu anladı.

“ Yani , o kadar önemli bir şey değil aslında… size bahsettiğim parşömene inandırıcı olsun diye kullandığım uyduruk bir mühür.” dediğinde , Suna duyduklarına inanmıyordu çünkü kolyesiyle benzerliği ortadaydı. Onlar seni bulurlar , onlar seni korurlar…

“ Mühre bakılırsa baya eski duruyor.. bence o kadar önemsiz bir şey değil…Üstelik-” deyip elini boynuna attı ve içinde takındığı kolyeyi çıkardı. Batuhan ise Suna'yı izliyordu , neler düşündüğünü ve bildiğini anlamak istiyordu.

“ Kolyem ile mühürdeki işaretler neredeyse birebir aynı.” dediğinde Batuhan bir anlık Suna'ya dalmışken o girdaptan kurtulup kolyeye baktı. Batuhan'ın bu kolyeyi hafızasına kazıması gerekiyordu. Suna şimdi kolyesini eline alıp Batuhan'ın elindeki mührün yanına tutuyordu , benzerlik gözler önündeydi. Batuhan sessiz kalmayı tercih ederken Suna bir soru daha yöneltmişti Batuhan'a.

“ Siz bu mührü nerden buldunuz ?... Yani yeni yapılmışa benzemiyor , nasıl geçti elinize ?” Batuhan soru karşısında derin bir nefes alıp yalan bulmak için kendine biraz zaman yarattı. Haraketlerine sahip çıkıp yalan söylediğini belli etmek istemiyordu.

“ Ben.. siz de hatırlarsınız Artvin'deyken bunu yapmıştım. Babamın çalışma masasında buldum.” deyince , Suna'nın kaşları havalandı ve anneannesinin dediği kişilerle Batuhan'ın babasının da bir ilişkisi olduğunu düşündü. O sırada Batuhan sessizliğini korumak yerine yalanını sağlamlaştırmak için konuştu.

“ Şimdi bende merak ettim. Kolyeniz ve mühür gerçekten birebir aynı. Açıkçası kolyenin de eski olduğu belli.” dedikten sonra biraz bekledi.

“ Siz dedem Gürcistan'lı dememiş miydiniz ?” dedi Batuhan. Suna başıyla onaylayınca Batuhan kolye ile mühre döndü tekrar.

“ Belki de önceden o topraklarda yaşamış bir beyliğe ait kalıntılar. Bu zamanda mührü kim ne için kullanır ki ?... Kolye de eski zamanların gümüşten kolyelerine benzemiyor mu ?” dediğinde , Suna'nın gözleri kısıldı. Belki de böyle , diye düşündü Suna.

“ Olabilir.” dedi sessizce , hiç Batuhan gibi bakmamıştı. Ama aklına yine anneannesinin söylediği sözler geldi. Onlar seni bulurlar , onlar seni korurlar…

“ Ama anneannem bunu bana aile yadigarı olarak vermedi.” Batuhan'ın duyduklarıyla aklı karıştı , o köyü gözleri kısıldı gene. Suna Batuhan'ın bu ifadesini görünce daha fazla ondan bildiği az buçuk şeyi saklamak istemedi , belli ki onun ailesi de zamanında anneannesinin dediği sistemle ilişkideydi , diye düşündü.

“ Yani.. anneannem verdi bunu bana da-” derken arada bir soluk aldı.

“ Bana bu kolyeyi verirken eğer bunu takınırsan onlar seni bulurlar korurlar dedi.” dediğinde , Batuhan'ın kısılan gözlerinin üstüne kaşları çatmıştı.

“ Ama düşmanın da çok olur..da demişti.” Batuhan duyduklarına yeni yeni anlam yüklerken Suna'nın da ailesinin bu teşkilattan olduğunu düşünmeye başladı. Ayrıca Suna'nın bunları kendine demesine de şaşırmıştı. Demek ki gerçekten bana güveniyor , diye düşündü Batuhan.

“ Bu dedikleri ne anlama geliyor o zaman ?” dedi Suna az önceki Batuhan'ın eskiden kalmıştır fikrini çürüterek.

Suna bunu Batuhan'ın gözlerinin içine bakarak söylemişti. Batuhan ne ara bu kadar yaklaştığını anlamadığı Suna'ya şüpheyle baktığı an tüm bu düşünceleri unutup bir an Suna'ya , o çekik asi ela gözlerine daldı gitti. Gözleri bir girdabın içine girdiğinde düşünceleri silinmişti , aklını yitirmiş gibi değişik bakan o kara gözleri kadının beyaz tenindeki ize , bir işaret gibi duran o yarasına , kaymıştı.

Karşısında kadın da Batuhan'ın bu değişen bakışları altında vücudu karıncalandı , nefes almayı unutup Batuhan'ın ne yapacağına odaklanmıştı. Sanki her ufak dokunuşunda bile ateşten olduğunu düşündüğü adamın , şimdi de teninde o koyu gözlerin değdiği yerleri ateşe veriyordu. Suna kendini Koray’daki gibi kötü hissetmiyor ve yahut midesi bulanmıyor ya da bakışlar altında çekinmiyordu. Kendini koruma hissi hissetmiyor ama vücudu karıncalanıyor , Batuhan'ın gözlerinin değdiği yerleri ateşe tutuluyordu. Batuhan'ın bakışları farklıydı , bakmak istemez gibi , aniden , beklenmedik , olmaması gereken bir şey gibi , kaçamak , çekingen bakışlardı.

Batuhan saniyeler içinde kendini zapt edememiş , karşısındaki gözleri girdap olan o yırtıcı gözlerle mücadele edememiş düşmüştü içine. Boynundaki yara izine bakmasından saniyeler sonra kendisini fark edip gözlerini çeksede ona , Suna gibi saatler gibi gelmişti. Gözlerinin önünden o ela çekik gözlerin gitmediğini fark etti Batuhan ve elleriyle yüzünü ovaladı. Başka şeyler düşünmeye çalışıyordu. Batuhan ellerini saçına daldırıp düzeltir gibi yaptıktan sonra Suna'ya baktı.

Suna Batuhan'ın bakışlarını üzerinden çektikten sonra gözlerini önlerindeki mühüre dikmişti. Aklında ise Batuhan'ın bakışları vardı , hâlâ yarası cayır cayır yanıyor gibiydi. Batuhan'ın hareketlendiğini gördü ve daha sonra sesini duydu.

“ İnan ki bilmiyorum… Bir şans eseri bunu kullandım ve senin dediklerini ilk defa duyuyorum.” dediğinde , Suna bakışlarını mühürden çekip Batuhan'a baktı. O an Batuhan bir kez daha Suna’nın gözlerine bakmaktan çekinip gözlerini kaçırdı.

“ Dediklerin aklımı karıştırdı.. Anneannenin neden böyle bir şey dediği hakkında bir fikrim yok. Senelerdir bu alemdeyim hiç böyle bir şey duymadım.” diye devam etti Batuhan elindeki mührü kutuya yerleştirirken. Suna dedikleriyle başını aşağı yukarı salladı ve doğrulup geriye yaslandı.

“ Ne zaman gidiyorsun Ankara'ya ?... Yani ne zaman geleceksin İstanbul'a , belki araştırırız diye düşündüm de.” diye toparladı sonunu Suna. Batuhan da Suna gibi oturduğu yerde dikleşmiş ve koltuğa yaslanmıştı.

“ Yarın sabah çıkacağım… İstanbul'a ne zaman gelirim bilmiyorum.” dedikten sonra biraz durdu. Yüzünü tekrar Suna'ya çevirdiğinde Suna da kendisine baktı. Batuhan yüzüne daha çok bakıp bir kez daha aynı şeyi yaşamak istemediği için kutunun içinden mührü alıp ayaklandı. Ceketinin iç cebine mührü attığında Suna da ayaklanmıştı. İkisi de düz bir ifadeyle tokalaştılar.

“ Tekrar görüşmek üzere.. bir sıkıntınız veya sorunuz olduğunda lütfen bana sormak için çekinmeyin.” dediğinde , Suna tebessüm etti. Doğru kişinin hayatını kurtardığını düşündü bir an Suna. Dediği şeyi tebessüm ile karşılarken Batuhan ellerini ayırdı ve odadan çıkmak için adımladı.

O sırada odaya giren Akın ve iki yanındaki Kapgar ve Zeren ile karşılaştı. Zeren'in gördüğü kişiyle gözleri büyürken Kapgar'ın yüreğine bir öküz oturmuş , az önceki Suna'yı görme heyecanı yitip gitmişti. Akın ise karşısındaki Batuhan ile ciddileşmiş bakışlarını Batuhan'ın gözlerinin içine kondurmuştu. Batuhan aniden karşı karşıya geldiği Akın ile bir süre ciddi bir ifade ile bakışmış , ikisi de gözlerini birbirinden çekmemişti.

“ Merhaba.” dedi Akın sert bir ifadeyle , elini uzatarak. İkili sıkıca bir tokalaşma ile Batuhan'ın Akın'a olan bakışları Akın gibi sertleşti. “ Merhaba.”

Suna gelenler ile Batuhan'ın karşılaşmasıyla şaşırmıştı. Gözleri Akın’da Batuhan'a ne yapacağına bakıyordu , ayağa kalkmamıştı ama bir bir hepsine bakmıştı. Batuhan'ın Akın gibi bu sert karşılığıyla hayrete düşmüştü , iki saniye önce hiçbir şeyi yoktu ve normaldi. İkili arasında bir gerginlik olmasını istemiyordu Suna. Daha doğrusu çocukluktan arkadaşı tek güvendiği kişinin Batuhan ile düşman olmasını istemiyordu çünkü biliyordu Batuhan'ın ne kadar güçlü olduğunu. İki büyük aile arasında bir düşmanlık olması ikisi içinde zararlı olurdu.

Suna'nın gözleri bir kendisine bir Batuhan'a bakan Zeren'e kaydı. Göz göze geldiklerinde Zeren dudaklarını içeri doğru dişlerinin arasına aldı. Suna bir an da Kapgan'a baktığında az sonra Batuhan'a dalacakmış gibi baktığını gördü.

Saniyeler içinde Suna etrafındaki kişilere bakarken Akın aynı ciddi ve sert tavırla Batuhan'a bakarken konuştu.

“ Gidiyorsunuz herhalde.” dediğinde , Batuhan net bir yanıt verdi. “ Evet.”

“ Umarım bir gün bizde Suna gibi.. sizinle görüşme fırsatı buluruz.” dedi dudaklarını yukarı kıvırlı ve geri düştü hızla. İma ettiği şeyi karşısındaki adama geçirmişti Akın , hafif alaylı bir hâl alsa da bir anlığına dudakları , bakışları bir duvar gibiydi.

“ Uygun bir zamanda dilediğiniz yerde.” dedi Batuhan buz gibi bakışlarda. Akın'ın dediklerini düşünmeye zaman bile ayırmadan direkt karşılık veriyordu Batuhan.

“ O günü iple çekiyorum.” dediğinde Akın sanki Batuhan napiyim der gibi karşılık verdi. “ Peki.” dediğinde bir adım attı Akın'a doğru , Akın önünden çekildiğinde Batuhan yanındaki Kapgan'a hiç bakmadan oradan ayrıldı.

Zeren tek kaşını kaldırıp burnunu kırıştırdı Batuhan'ın ardından , daha sonra erkeklerden önce Suna'nın yanına gidiyordu ki Akın az önceki sert ifadeyle konuştu.

“ Beni Suna'yla yalnız bırakın.” dediğinde kendisine bakan Suna'nın gözlerinin içine bakıyordu donuk bir bakışla. Zeren duyduğu ses ile olduğu yerde kalırken Kapgan bir Suna'ya bir Akın’a baktı aynı Zeren gibi. Suna Akın'ın gözlerine baktığında onunla konuşacağını anlayıp ofladı.

“ Zeren siz iki dakika bize müsaade edin.” dedi Suna. “ Peki.” dedi Suna ortamın gerildiğini fark edip ve Kapgan ile birlikte odadan çıktılar.

Akın az önce Batuhan'ın Suna'nın oturduğu koltuğa az ötesine oturdu ve Suna'ya döndü. Suna ise şimdi Akın'ın ne diyeceğini az çok biliyordu ve laflarını şimdi çekemeyeceğinden konuyu dağıtmaya çalıştı.

“ Ne içersin , aç mısın ?” dediğinde , Akın tekrar Suna'nın gözlerine kitledi gözlerini ve ifadesizce baktı , bu napıyorsun demekti Akınca.

“ Evet seni dinliyorum.” dedi Suna kaçamayacağını anlayıp. Akın duyduğu şeyle başını hafif yana yatırdı. “ Ben seni dinliyorum Suna… Ne oluyor ?” dediğinde Suna sağ omzunu koltuğa yasladığında sağ dizini koltuğun üstüne çıkardı ve Akın’a tamamen döndü.

“ Neyi kastediyorsun ?”

“ Batuhan'ı , yaptığın işleri , tek başına hareket etmeni , yaşadıklarını , abine davranışını… Benden habersiz iş yapışını.” dediğinde Suna gözlerini kaçırdı.

“ Her zaman benim arkamda bana destek olamazsın Akın , seninde bir hayatın var , kendine göre hasımların , konuların , yuva kuruyorsun.. Benim de başımın çaresine bakmam gerekiyor , hep nereye kadar senin omzuna yük olmak.” dediğinde , Akın kaşlarını çattı. Suna'nın dediği şeyler onun yüreğini yaralamıştı , böyle düşünüyor olmasına üzülmüş ve ona bunları düşündürtecek kadar yalnız bıraktığı için kendisine kızmıştı.

“ O nasıl laf ? Kardeş kardeşe yük mü oluyordu Suna ?” dediğinde , Suna tekrar gözlerini kaçırdı ve derin bir soluk çekti.

“ Beni merakta koyuyorsun. Her an başına bir iş geliyor tek başına hareket ediyorsun.”

“ Tek başıma değilim , Çetin amcayla birlikte iş yapıyorum.”

“ Olsun , ne yaptığını bilmeyince meraklanıyorum , ben sana demedim mi bu işlere gireceksin ama attığın her adımından haberim olacak diye ?”

“ Yanlış bir şey yapmıyorum ki.” dedi Suna.

“ Heaa , Batuhan’la görüşmüyorsun yani.” dediğinde , kaşlarını çattı Suna.

“ Yaa siz ne düşünüyorsunuz yaa ! Allah Allah !..Hem yanlış bir şey mi Batuhan'la görüşmem.” diye çıkıştı Suna.

“ Doğru bir şey mi ? Hem abinin düşmanı.” dediğinde Akın , Suna köpürmüştü.

“ Abinin düşmanı , abinin düşmanı.. Ya banane abimden ! Ben abim miyim ? Ben onunla mı çalışıyorum ? Takmışsınız bir abime yaa ! Adam abimin düşmanı olduğunu sizin kadar dile getirmedi yaa !” dediğinde , Akın'ın gözleri kısılmıştı.

“ O zaman niye görüşüyorsun Suna ? Bana bunu söyle.” dediğinde , Suna ne diyeceğini şaşırdı.

“ Bende onun hayatını kurtardım ya işte ondan dolayı…” dediğinde , Akın'ın kaşları çatılmış , Suna neyi ağzından kaçırdığını fark etmişti. Akın’ın sinirleneceğini düşünmüştü ama Akın Suna'nın yüzüne neredeyse bir dakika boyunca baktı.

“ Niye kurtardın Suna ?” diye sordu sakince. Suna ise geçen dakikada bir yalan bulmuştu bile.

“ Ben gece yaralı hâlde bulduğundan kurtardığımda fark ettim onun olduğunu.” dediğinde , Akın kaşlarını havalandırdı.

“ Yaa.. öyle mi ?” dedi Akın dalga geçer gibi. Suna ise başını salladı , “ Evet.” dedi. Saniyler sonra Akın Suna'nın yüzüne bakarken konuştu.

“ Bende malım yaa senin ne yapmak istediğini anlamadım.” dediğinde , Suna'nın gözleri büyümüştü bir anda. Akın'ın kendisini bu kadar iyi tanımasından nefret ediyordu.

“ Pardon ne yapıyormuşum ? Ben kendim bilmiyorum da.” dedi Suna inkar eder gibi , belli etmemeye çalışarak.

“ Batuhan'a dost ayağı çekip onu kendine aşık ettirip öldüreceksin.” dediğinde , Suna’nın gerilen yüzü gevşedi , böyle bilmesi iyi diye düşündü Suna.

“ Herkes böyle düşünüyor.” diye devam etti Akın. Suna sonraki duyduklarıyla ağzı açık kaldı , gerçekten kendini iyi tanıyordu.

“ Ama bunu yapmayacaksın.” dediğinde , Suna’nın gözleri kısıldı.

“ Da benim aklıma orası takılmadı.” dediğinde Akın , Suna merakla devam ettirdi.

“ Neresi takıldı ?”

“ Bu adam bunu düşünmeyecek kadar mal değil… ki ben gözlerinde gördüm onu da bu adam seninle nasıl görüşüyor ?” dediğinde, Suna da düşünmeye başlamıştı. Ama o an içindeki şeytan konuşmuştu ve Suna da bunu Akın'a söylemekten çekinmedi.

“ Belki.. aşık olmuştur.” dediğinde , Akın'ın bakışları kısıldı ve Suna'nın anında tebessüm eden yüzüne kaydı. Suna bunu derken bile yüzünde gülümseme belirmişti , Akın bir şeylerin ters gitmesinden endişeleniyordu.

“ Belki.. intikam almak istiyordur.” dedi Akın Suna gibi.

“ Eğer bunu isteseydi eline bir çok fırsat geçmişti , patlamada hayatımı kurtarmazdı ama değil mi ?” dediğinde , Akın başını iki yana salladı.

“ İntikam yalnızca öldürerek mi oluyor Suna ?” dediğinde , Suna sessizleşti.

“ Bu aleme gireli dün bir bugün iki , KIZILTAN ile aşık attığını unutma , tedbirli ol. Senin yüzüne gülüyor diye kanma , sen saman altından su yürütürken onların av değil avcı olduğunu unutma.” Suna duyduklarıyla başını salladı , Akın’ın dediklerinde haklı olduğunu biliyordu ama adam hiç öyle hissetirmiyordu hatta Suna Batuhan'a güveniyordu

“ Belki de merak ediyordu , benim onu neden kurtardığımı.” dedi Suna düşüncelerinin arasında. Akın ise burnundan soluduktan sonra konuştu.

“ Bende merak ediyorum , senin bu adamla ne işin olur.” dediğinde Suna bir anda Akın'a söylemek istedi. Belki herkesten saklıyordu bunu ama Akın'a söylemesi ona yarar sağlardı , Akın'a herkesten çok güveniyorken , kardeşi gibi görürken onun desteğini alacağını düşünüyordu.

“ Akın… beni yargılamayacağını biliyorum ama benim iyiliğim için bile olsa bu sana söyleyeceğimden kimseye bahsetme.” dediğinde , Akın'ın odağı tamamen ondaydı.

“ Batuhan , KIZILTAN ailesi abimin düşmanı , geçmişten gelen bir hasımlık var ve Batuhan abimi öldürmek istiyor.”

“ Biliyoruz , evet.” dediğinde , Suna bir nefeslik süre verdi.

“ Piyon hesabı , bir taşta iki kuş. Ben Batuhan'la yakınlaşıp onunla iş birliği yapacağım o da abimi öldürecek.” dediğinde , Akın'ın kaşları çatılmıştı.

“ E o zaten öldürecekse sen niye giriyorsun.” diye çıkıştı Akın.

“ Kuracağım tuzakta abim benimle bir görüşmeye gelecek ve Batuhan da abimi öldürecek.” dediğinde Suna , Akın'ın kaşları daha çok çatılmıştı.

“ Senin Batuhan'a ihtiyacın mı var ki ?” dediğinde , Suna sinirlenmişti.

“ Benim abimi öldürmeye gücüm var mı Akın ? Benim saysan kırk tane korumam var !”

“ Ben ne güne duruyorum ?” dedi Akın. Akın'ın bu dediği Suna’yı hüzünlendirse de AKBERGÜ ailesini bu işin içine katamazdı. Abisinin arkası büyüktü , Akın'ın başına bela açamazdı Suna.

“ Saçma salak konuşma ! Abimi öldürdüğünde sahipleri senin peşine düşmeyecek mi ? Hayır olmaz. Batuhan'ın başına bela olurlar işte.” dedi Suna soğukkanlılıkla.

“ Nasıl bir yakınlaşma olacak ki Batuhan seninle iş birliği yapacak ?” dedi Akın aklındaki bir diğer soruyla.

“ Akın , o düşündüğün iğrenç şey olmayacak ! Dost olacağız , dost !” dediğinde , Akın'ın yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı.

“ Planı hiç beğenmedim. Senin hiç Batuhan denen herife ihtiyacın bile yoktu ki.” dedi başını iki yana sallayarak.

“ Ben de farkındayım planın iyi olmadığının... onu gördüğüm an bir anda böyle bir şey geldi aklıma kurtardım , sonra da işin içinden çıkamadım.” dedi sıkıntıyla. Akın öğrendikleriyle sıkıntıyla ofladı.

“ Cin olmadan adam çarpmaya kalkışıyorsun !’ diye çıkıştı Akın. “ Bir beklemiyorsun ki ! Kim nedir necidir bilmeden hemen intikamının peşine düşünüyorsun.” deyip soluklandı.

“ Biz seninle böyle anlaşmamıştık Suna , önce işini yapacaktın güçlenecektin sonra intikamını alacaktın.” diye çıkıştı , o sırada kapı çaldı. Suna’nın gel demesiyle Savaş içeri girdi.

“ Suna Hanım , Bahadır BAYSUNGUR sizinle görüşmek istiyormuş , aşağıdaymış.” dediğinde , Suna'nın kaşları çatıldı yüzü buruştu. Böyle bir şey beklemiyordu , abisinin adının geçmesiyle yüreğine bir ağırlık çökmüştü. Akın Suna'ya baktığında Suna'nın ansızın sakinleştiğini fark etti.

“ Gelsin.” dedi az öncekine nazaran sakinleşen sesiyle. Savaş dışarı çıktığında Akın Suna'ya bakıyordu hâlâ. Suna'nın ise bir anda bedenine bir yorgunluk çökmüştü , yüreğindeki yorgunluk abisinin adı bile anıldığında kendini tekrar hatırlatırken abisinin karşısında çok zor güçlü duruyordu.

Saniyeler sonra Akın , Suna'nın kötülendiğini fark edip yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözleri kesişen iki dost hüzünle birbirine baktı.

“ Bana bak. Sen hayatımda gördüğüm en güçlü kadınsın. Sana yemin ederim öylesin. Her şeyin içinden birlikte çıkacağız , istediğin intikamı alacaksın.” dedikten sonra derin bir nefes alıp tekrar söze girdi.

“ Belki istediğim şey çok zor ama kendine bu eziyeti yapma ! Geçmişinle yaşama !” deyip Suna'nın gözlerinin içine baktı.

Suna zar zor başını sallayıp ellerinin arasından çekti ve derin bir nefes aldı. Akın Bahadır geleceği için yanından kalkıp yan tekli koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerinin üstüne koyup ellerini önünde birleştirirken konuştu sıkıntıyla.

“ Belli ki bu işin sonu kanlı bitecek. Boranbay’dan istemenin zamanı geldi.” deyince , Suna gözlerine hızla Akın’a çevirdi , duyduğu isimle şaşırırken olayların büyüyeceğini biliyordu.

O sırada kapı çaldı ve açıldı , içeriye Savaş ve ardında abisi Bahadır geldi. Bahadır'ın her zamanki ukala tavırları hâlâ yerindeydi. Yüzünde alaycı bir gülüş ile Akın'a selam verip hiç beklemeden Suna ve Akın'a uzaktaki tekli koltuğa oturdu. Suna abisi girer girmez gerilmişti , başıyla korumasının çıkmasını söyledikten sonra abisine dönmüştü.

“ Vay be , senin ayağına da gelmek oldu ha kardeşim.” dedi Bahadır aynı alaylı tavırda. Suna gergince burnundan solurken Bahadır bir anda ciddileşti ve aynı karşısındaki Akın gibi dirseklerini dizine koyup ellerini birleştirdi. Burnunu hızla çekip o öldürücü katil bakışlarını Akın'a dönderdi.

“ Beni kardeşimle yalnız bırak.” dediğinde , Akın gözlerini bir zerre dahi Bahadır'dan çekmemişken Suna sinirle gözlerini yumdu.

“ Ne diyeceksen de ! Akın burada kalacak.” dediğinde , aynı sert bakışlarını kardeşine çevirdi Bahadır. Bir anda bakışları yumuşarken yavaşça bir soluk aldı.

“ Her geçen gün anneme daha çok benziyorsun kardeşim.” dedi sakince Bahadır. Suna ise seneler önce işittiği sözle yüreğine köz düştü , boğazında yumru durdu.

“ Sus !.. yalnızca neden geldiğini söyle.” dediğinde , Bahadır sert ifadesi devam etti.

“ Hala oluyorsun.” dediğinde , Suna'nın yüzü buruştu , duyduklarına inanmak istemiyordu. Kimden olduğunu biliyordu Suna , yani az çok tahmin ediyordu ama bu duyduğu onu daha çok üzmüştü.

“ Evlenmeyeceksin değil mi kadınla ?” dedi Suna , abisinin yüzüne tiksinirmiş gibi bakarken. Bahadır'ın da gülümsemesi daha çok büyüdü.

“ Mirasım ben öldükten sonra sana kalsın istiyorum Suna.” dediğinde gülümsemesi acı bir hâl alırken amacına ulaşmış Suna'ya annesinin dediği sözleri hatırlatmıştı. Suna acıklı gözlerle abisine bakarken öylece kalakaldı , abisinin nasıl bu kadar vicdansız olabileceğini düşünüyordu. Kendi öz abisi , aynı karında büyüdükleri , aynı kanı taşıdıkları eskiden olsa saçının teline zarar verenlere kıyacak olan abisi şimdi yarasına tuz basıyor , acılı geçmişini yüzüne kanlı bir bez gibi çarpıyordu.

Yutkundu Suna , ağlamak istiyordu , insanların nasıl bu kadar değiştiğini görmek onları korkutmuştu. Abisinin kendi celladı olduğunu görmesi Suna'yı yıkmıştı bir kez daha. Ama ayakta kalacaktı , bu cellada yenilmeyecekti ve onun o pis canını kendi elleriyle alacaktı.

Suna'yı ayakta tutan tek şey kiniydi.

“ Son kez soruyorum , ne için geldin ?” dedi Suna ayakta durmaya çalışarak. Bahadır sinirliydi , gergindi , öfkeliydi , kardeşinin kendisine sinirli olduğunu biliyor ve buna acayip kızıyordu. Kardeşinin böyle birine dönüşmesine , bu kadar dişli çıkmasına öfkeleniyordu ama Bahadır nerede nasıl davranacağını biliyordu.

“ Senin için geldim.” dedi Suna'ya bir abi gibi. İşittikleriyle Suna'nın burnu sızlamıştı , ne kadar zaman olmuştu bunu abisinden duymayalı ?

“ Sen benden kardeşimizin katilini istedin , bende getirdim.” dediğinde , Suna buz kesti. Gerçekten olmuş muydu , kardeşinin katillerini öğrenebilecek miydi Suna ?

“ Madem bulabiliyordun niye şimdiye kadar bulmadın ?” diye sordu Akın. Tedbirliydi Akın , Bahadır'ın nasıl biri olduğunu biliyordu ama kardeşi Suna'ya karşı da nasıl biri olduğunu biliyordu. Bahadır'ın sert bakışları Akın’ı bulmadı bile o kadar öfkelenmişti , eğer onu görse kendini tutamayacaktı.

“ Aslında biliyordum ama emin olamamıştım. Ve uzantılarım şimdiki kadar güçlü değildi. Zamanında elbette her yeri didik didik soruşturdum ama bulamadım ve araya bir sürü sıkıntılar girdi , sen de bunları biliyorsundur Suna.” Diyerek onaylanymak istedi. Gerçekten de biliyordu Suna , kardeşinin ölümünden bir ay sonra sevdiği kadın ve ailesiyle ilgili büyük olaylar yaşamıştı.

“ Niye cezasını kesmedin öğrendiğin an ! Bu mu senin abiliğin ? Bu mu kabadayılığın , mafyalığın ? Bu mu -” diye çıkışıp içindeki acıyı kusarken Suna , Bahadır durdurdu.

“ Suna , annemi taşıyan , dinle.. dinle kardeşim.” dediğinde , Suna yutkundu. Abisinin bulduğu kişiyi öğrenmek istiyordu ama bir yandan da ona inanmak istiyordu , her bulduğu fırsatta köşeye sıkıştırmak istiyordu. Şimdi bahadır'ın söylediği sözler ile de Suna aç kaldığı sevgiyi gideriyor , uysallaşıyordu.

“ Sen demesen bile ben bu konuyu araştırıyordum ama gizliden , kimseye belli etmeden.. neden dersen.. Akın da bilir ki bunu soruşturduğumu öğrenen katiller bize saldırırdı , en başında da seni küçük lokma olarak gördüklerinden canımı yakmak istediklerinden seninle başlarlardı.” dediğinde Akın sessizleşti , Bahadır'ı onaylamak istemiyordu , Suna da Bahadır'ın söylediklerini yanlışlaması için Akın'a döndü. Akın keyifsiz bir şekilde başıyla onaylayınca Suna dişlerini sıktı ve Bahadır'a döndü.

“ Sadede gel.” dedi tahammülsüz bir şekilde. Bahadır içindeki siniri bastırarak aynı sakin tonda konuşmaya devam etti.

“ Uzantılarımdan bazı şeyler karşılığında aldım. Kardeşimizi öldürenler…” deyip durdu. Suna zaten gerilmiş , Bahadır'ın ağzından o kişinin adının çıkmasını bekliyor daha da sinirleniyordu.

“ Alaz’a ve bana bu suikasti yapan kişi Batuhan KIZILTAN.” dedi. Suna duyduylarıyla yüz üstü suya çarpar gibi oldu. Duyduğu isimle bir sarsıldı , gözlerini kırptı bir kaç kere daha sonra algılamasıyla yüzündeki gülümseme büyüdü.

“ Ben de malım buna inanıp Batuhan'ı öldüreceğim değil mi ? Sen de Batuhan'ı bana öldürtmüş olacaksın hem benden hem Batuhan'dan kurtulmuş olacaksın.” dedi alayla. Asla bu dediğine inanmamıştı çünkü Batuhan'a güveniyordu. O kardeşini anlatırken yüzüne nasıl baktığını biliyordu. Acıyla bakıyordu , ifadesizce bakıyordu.. Neden öyle bakıyordu ?

“ Suna bak izin ver sana son kez abilik yapayım.” dedi Bahadır , ardından derin bir nefes alıp konuştu.

“ Beni affetmeyebilirsin , affetme de zaten bende kendimi affetmiyorum ama konumuz bu değil. Bana son bir kez izin ver sana olan abiliğimi yapayım. Annemle babamın emaneti olan seni bari koruyayım.” dediğinde , yüzüne acıyla bakıyordu Suna. Akın ise duyduklarıyla şok olmuş bağdaştırmaya çalışıyordu.

“ Bana son kez güven Suna. Buraya geldim ki intikamından bir süreliğine vazgeç demek için. Bu kanı bozuk olan adamın canını elbet alacağım ben ama zamanı geldiğinde , ben şimdi bu adama saldırsam en kötü on büyük mafyayla savaşırım. Şimdi zamanı değil.” dediğinde , Suna alayla gülmeye devam etti.

“ Sen ne diyorsun yaa ? Çocuk mu kandırıyorsun ? Adam benim hayatımı kurtardı.” diye isyan etti , inanmak istemiyordu , tam birine güvenmek isterken onun kendi katili olduğunu öğrenmek istemiyordu. Denize düşmüş yılana sarılmıştı Suna.

“ Beni kızdırıp kendisine saldırmamı istedi ki istediğini de yaptırdı. Dedim ya sana ben bu konuyu araştırıyorum diye , senin davet gecende bana uzantılarımdan haber geldi , ben o gece o yüzden hemen ayrıldım davetten.”

“ O öfkeyle bir plan kurdum , o şerefsizin seninle dans ettiğini görünce davetten canlı çıkarmak istemedim. Ondan dolayı o öfkeyle bir tuzak kurdum ama olmadı.” dedikten sonra sakinleşti. Suna işittiği şeylerle dehşete düştü , bu olabilir miydi ?

Kardeşinin katiliyle dans etmiş olabilir miydi ?

Suna bir umutla Akın'a döndü , Akın'ın Bahadır'ı yanlışlamasını istedi , yalan söylüyor demesini istedi ama Akın aynı keyifsizliği katlanarak artmıştı , Bahadır'ın haklı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Akın Suna'nın konuşamayacak hâlde olduğunu görünce bir umut bir soru sordu.

“ Bu adam ne diye Suna'ya yanaşıyor , ona iyi davranıyor o zaman ? Hayatını kurtardı kardeşinin hayatını , istese onu öldürebilirdi. Hem sen duymadın mı söylenenleri Suna'nın o adamla adı çıktığı halde Batuhan bir şey demeyip üstüne kardeşinle yemeğe çıktı ?” diye sordu , kendinin bile inanmadığı sözlerle. Bahadır'ın yüzüne aşağılayıcı ve acıyıcı bir bakış yerleşti.

“ Akın babana , Orhan amcaya üzülüyorum , bu kadar saf olduğunu görse ne yapar ?”

“ O adam bir keresinde evli evli çocuğu var. Sırf beni bu alemde madara edip kızdırmak ve kendi üstüne saldırtmak için bunları yaptı ? Eğer bu davet çıkışı suikasti benim yaptırdığımı öğrenirse üyesi olduğu bütün ticaret birliği ile üzerime saldıracak , bilmiyor musun nasıl bir ticaret birliğinin üyesi olduğunu ?”

Suna duyduklarına inanamamıştı ? Batuhan evli miydi ? Çocuğu mu vardı ? O zaman ne diye kendisine böyle davranıyordu ? Gerçekten abisini tuzağa çekmek için mi kendisine yanaşmıştı ? Peki ya abisi.. abisinin ona suikast kurduğunu öğrenmişti Batuhan , şimdi abisine saldıracak mıydı ? Kendi kulaklarıyla duymuştu , üstelik ne yaoacağını bile saklamıştı Suna'dan. Suna bunları düşündükçe daha da batıyordu.

“ Gerçekten adamdan hiç mi şüphelenmedin Akın ? Böyle mi koruyorsun Suna'yı ?” dediğinde Akın bakışlarını masaya tuttu.

“ Şüphelendim.” dedi saniyeler sonra zar zor. Suna ise Akın'dan duydukları ile daha kötü olmuştu.

Tüm parçalar Batuhan'ı gösteriyordu. Batuhan'ı piyon yapmak isterken kendim piyon olmuşum… Ben kardeşimin katiliyle dans ettim , diye düşünüyordu Suna.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.