13. bölüm / 16
ALASAYVAN : Öç Ant'ı13. Bölüm : Güven meselesi
Bölümler 16Şu an: 13. Bölüm : Güven meselesi
- 1 1. Bölüm : Kurt Kurultayı2.287 kelime
- 2 2. Bölüm : Yaralı Geyik1.829 kelime
- 3 3. Bölüm : " Yok et ! " Emri2.146 kelime
- 4 4. Bölüm : Büyük Hata2.932 kelime
- 5 5. Bölüm : Kardeş Katili2.532 kelime
- 6 6. Bölüm : Ve Davet2.249 kelime
- 7 7. Bölüm : Özür Teması3.315 kelime
- 8 8. Bölüm : Zaman Tutulması2.725 kelime
- 9 9. Bölüm : Patlama ve Yara2.825 kelime
- 10 10. Bölüm : Kan ve Platonik4.015 kelime
- 11 11. Bölüm : Kanıt ve Blöf5.915 kelime
- 12 12. Bölüm : Bir tatlılık soluklanma3.961 kelime
- 13 13. Bölüm : Güven meselesi3.261 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. Bölüm : Gerçekler Yalan , Yalanlar Gerçek5.665 kelime
- 15 15. Bölüm : Piyon karşılaşması4.039 kelime
- 16 16. Bölüm : İzdüşüren3.560 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hava bu benim son demlerim der gibi ılık ılık esiyor , kulaklara çalan melodiler insanların dertlerini bir anlık unutturuyordu. Suna’nın üstüne günün , yaşadıklarının , ömrünün yorgunluğu çökmüş bir vaziyette hafif meşrep olmuşken kulaklarına karşısındaki görenlerin yüreğini hoplatan koca mafyanın mırıltısı geliyordu. Dudakları bu şaşkınlıkla yukarı kıvrılırken adamın mırıltısı melodiyle bir bütünmüş gibi hissettiriyordu.
Türkü bitmiş ardından bir türkü soluklanmalık aradan sonra tekrar başlamıştı. Suna bu türküyü biliyordu ve sanki melodisi , ezgisi onun ruhuyla harmanlanıyordu. Bu değişik şeyleri hissettiği türkünün sözlerinin abisini öldürmeyi aklına koymuş acımasız mafyadan çıktığını görünce gözlerini şaşkın bir şekilde adama dikti.
Seni yerlerde , göklerde bulamazlarken
Bende gizli olduğunu sezenler olmuş
Bu sözleri karşısındaki kadına bakarak söyleyen Batuhan , kadının kendisine bakmasıyla sesini durdurdu. Kadının yüzündeki samimi , tatlı , hafif bir gülümseme var iken gözlerinin hayret ve hayranlıkla kendisine baktığını gördü Batuhan. Bu bakışlar bir an yüreğini sıkıştırır gibi oldu , dili tutuldu , kadının karşısında utanır gibi oldu. Bu kısa süreli bakışma ikisine de upuzun gelirken adamın tatlı tedirgin bakışlarının altında sordu Suna.
“ Sesin güzel mi ? “
“ Bilmem.. belki güzeldir. Duyan sensin. “ dediğinde ardından ikisinin de kulaklarına şu güzel ezgi kondu.
Aramızda dağlar yollar yıllar var iken
Beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş.
Sargın yaprakmışım dallarına -
“ Neden sordun ? “ dedi , bir iç çektikten sonra Batuhan bakışlarından hızla bir hinlik geçerken. Suna ise aldığı soruyla omuzlarındaki şala daha sıkı sarındı.
“ İnsanı tanımadan nasıl biri olduğunu bilemezdik değil mi ? Gerçi bir insanı tanısan bile tam anlamıyla tanıyamazsın , onu anlayamazsın. “ dedi Suna , karşısındaki adam gibi söze girmeden önce bir iç çekerek. Batuhan ise karşılaştığı sözleri başta yadırgasada bu sözler onu alıp eskilere götürmüştü.
“ Gamlı şairiz sanırım. “ dediğinde Batuhan , geçmişini , içinde gömdüğü bir şeyleri şu an hatırlamak istemedi. Bu dediği kadının yüzünde buruk bir gülümseyişe sebep oldu.
“ Sen şarkıcıysan ben şair olurum. “ Bu dediği Batuhan'ın da yüzünü güldürmüştü. O sırada yanlarına bir adam geldi. Hafif kilolu ve göbekli , orta yaşlı , işinde gücünde bir adama benziyordu gelen adam. Yüzündeki o babacan gülümseyişle elini Batuhan'ın omzuna attı gelir gelmez. Batuhan fark eder etmez kalkacaktı ki adamın omzundaki eli engel oldu.
“ İyi akşamlar gençler. “ Suna gözleri en sonunda adamda sabitlenirken gülümsemeyle karşılık verdi. Batuhan ise oturmasının mahcubiyetini taşıyan bir gülümseme ile karşılık verdi.
“ Hoş geldin birader. “ dedi ardından orta yaşlı adam. “ Hoş bulduk abi. “ dedi Batuhan başını sallarken. “ Nasıl keyifler yerinde mi ? “ diye sorduğunda Batuhan aynı mahcubiyet ile karşılık verdi. “ Sağolasın abi , her şey çok güzel. “ dediğinde adamın bakışları Suna’yı bulmuştu. “ Bunca senedir İstanbul'dayım , gelmek bu zamana nasip oldu. Ellerinize sağlık her şey çok güzel. “ dedi Suna da.
“ Batuhan'ım kusura bakma , sonradan haberim oldu , geciktik. Bunları kabul edin. “ dediğinde ardı ardına garsonlar masaya tatlılar , yiyecekler bırakıyorlardı.
“ Abi estağfurullah , o nasıl laf. “ dediğinde garsonlar masayı tabaklarla doldurmuştu bile. O sırada Suna atladı lafa.
“ Çok sağolun ama bunlara gerek yoktu , hem çok fazla oldu bunlar. “ dediğinde adam tebessüm etti.
“ Olsun yeğenim , apar topar gelmişsiniz mahcup olduk zaten. “ Batuhan ise adamın gözlerine mahcup bir şekilde bakıyordu. Adam Batuhan'ın elini sıktıktan sonra konuşmasına devam etti.
“ Var mı dilediğin bir şey ? İstek bir türkü ? “
“ Eyvallah abi , demen yeter , sağ olasın. “ dediğinde adam başını salladı. Suna’ya da bakarak son kez konuştu.
“ Ben sizi daha fazla bölmeyeyim. Geldiniz şerefimize şeref kattınız , var olasınız. “ deyip gitti.
Suna yaşadıklarıyla bir süre adamın arkasından bakakaldı , karşısındaki adamın bu kadar tanınır ve saygıdeğer biri olması şaşırtmıştı. Suna'yı şaşırtan tanınır olması değildi , adamların Batuhan'a davranma biçimiydi. Bu davranışlar , el pençe durmalar korkudan değildi , hürmettendi , değer vermektendi , hatır saymaktandı. Ankara'da yaşayan adamın burada bu kadar namının sayılması , bu yaşta üstelik , öyle her zaman karşılaşılan bir durum değildi.
“ Daldın gittin. “ dedi Batuhan , konuşmanın başında Suna'nın kendisine dediğini diyerek. Suna duyduklarıyla gözlerini Batuhan'a çekti , bir iç çektikten sonra konuştu.
“ Hatır , güzel bir şey. “ dediğinde Batuhan da kafa salladı. “ Öyle.” dedi Batuhan. Bu tepkinin üstüne bir kaç dakika geçti ki Suna bakışlarını tekrar adamın yüzüne getirdi.
“ Abime ne yapacaksın ? “ dediğinde Batuhan anlamlı bakışları Suna'yı bulmuştu. Bir kaç saniye yanıtsız bıraktı soruyu.
“ Neden öğrenmek istiyorsun ? “ dediğinde , Suna omuzlarını silkti.
“ Sen benim yerimde olsan ne yapardın ? “ dedi Batuhan daha sonra. Suna da bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra bir iç çekip konuştu.
“ Sen benim yerimde olsan ne yapardın ? “ dedi Batuhan'a. Batuhan duyduğu şeyle şaşırmıştı , ne düşüneceğini şaşırmıştı. Bir an aklına Suna'nın kendisine abisini ispiyonladığı geldi. Belliki demek istemiyordu , diye düşündü. Sonra da patlama sonraki en son dediği şey geldi Suna'nın. Yorgunum , kimseye güvenemiyorum…
“ Kendini anlatırsan eğer… belki o zaman kaldığın karanlığa bir fener olabilirim. “ Suna da karşılaştığı sözle şaşırmıştı.
“ Dedim ya insan insanı hiçbir zaman gerçekten tanıyamaz. Sen benim ruhumu hissedemezsin , yaşadıklarımı kelama dökmeye gerek varmı ? “ Batuhan'ın duyduklarıyla kafası karışıyordu , karşısındaki kadının neler yaşadığını merak ediyordu. Buradan sonra ilk işi kadını ayrıntılı bir şekilde soruşturmak olacaktı.
“ Belki ben anlarım. Denemekten zarar gelir mi ? “ dediğinde , Suna adamın kendisini tanımaktaki bu ısrarına gülmüştü.
“ Hani insan bazen hiç tanımadığı birine her şeyi anlatmak ister yaa… biraz öyle oldu sanki. “ dedi Suna. Adam isteksizlik mi sıkıntı mı içindeki hoşnutsuz hislerle gözlerini iki kıtayı birleştiren boğaza baktı , biraz bekledikten sonra yüzünü tekrar kendisini izleyen kadına çevirdi. Gözünün takıldığı şey ile konuşmaya başladı tekrardan.
“ Her şeyin başlangıcı olan… Nasıl yaralandı boğazın ? “ Suna duyduğuyla bir an duraksadı , yarasının üstünde alevlenme hissetti. Geçmişini saklayamadığı , acılarını silemediği tek yerdi. Suna ise yanıt vermekte belli bir süre geçilmişti.
“ Patlama. “
“ Yani , bir şarapnel sanırım. “ deyiverdi hızlıca. İster istemez bir anda içi karman çorman olmuş , hatırladıkça nefes alamaz olmuş , midesi bulanmıştı. Batuhan ise duyduğuyla şaşırmıştı , sol tarafında , şah damarının üstünde yaklaşık beş santimlik bir yara , çizik vardı.
“ Yeni mi oldu ? “ dedi şaşkınlığını gizleyemeyerek ama taze durmuyordu , bunu bilse de merakına yenik düşmüştü. Kendisine samimi davranan bu kadın hakkında ne varsa öğrenmek istiyordu.
“ Hayır… yani geçebilen bir şey değil. “ dedi hızlıca. Gözleri kızarır gibi olmuştu Suna’nın , bu yaşadığı olaydan kaçtığı aşikardı.
“ Aslında geçmesi gerekiyordu. Yani merhemler , doktor tedavileri falan ama bilmiyorum , kaldı bende. “ dedi bir süre sonra. Ardından bir kaç saniyelik bir soluk mesafesinden sonra tekrar konuştu.
“ Saklayamadım başta , sonra da saklamaktan vazgeçtim. “ dedi Suna. Bunu hüzünle söylediğini hissetmişti Batuhan.
“ Eğer özel değilse.. dinlemek isterim. “ dedi çekingen bir tavırda. Suna neden Batuhan'ın bunu bu kadar kurcaladığını anlayamadı , altında bir şey yatabilir düşüncesi her zaman onu gerginleştiriyordu ama adama güvenmek ve güven vermek isterken bunu saklarsa şüphelendirirdi kendinden. Söylerse , Batuhan'ın kendisine olan güveninin artacağını düşünüyordu. Biraz samimiyet zarardan ziyade yarar sağlardı şimdi Suna'ya.
“ O zaman bu gamlı şairi çekeceksin biraz. “ dedi Suna şart koyarcasına. Batuhan bu dediğiyle kendini tebessüm ederken bulduktan sonra bir an içinde hızla ortam kasvetlenmiş , Suna'nın o parıltılı ela gözleri kaybolmuş yerine bir karaltı geçmişti. Batuhan'ın yüzündeki tebessüm buruklaşmıştı , aynısından Suna'nın yüzünde oluşmuştu.
“ Benim ailem birer birer yok oldu. “ dedi gözlerini kaçırarak Suna. Suna o kadar dolmuştu ki ne diyeceğini şaşırıyordu ama belki iyi gelirdi birisine anlatmak.
“ Biz en son üç kardeş bir başına kalmıştık… Ben yirmi iki yaşındayken herhalde annem ölünce işte. “ dedikten sonra yanan yüreğini söndürmek için derin bir soluk çekti ciğerlerine. Yüreğindeki ağrıdan cümle kuramıyordu. Batuhan ise tüm dikkatiyle karşısındaki acılı kadını dinliyordu.
“ Ben… kardeşimi de alıp gitmek istedim. “ dedi boğaza bakarak , ardından yutkundu ve derin bir nefes daha aldı.
“ Ama onlar benden aldılar kardeşimi. “ dedi masaya düşen bakışlarla. Suna anlatmaya çalışıyor , Batuhan ise karşısındaki yaralı kadını dinliyordu.
“ Bir haftaya gidecektik buradan , zar zor ikna ettim zaten kardeşimi. Sonra… sonra kardeşim… patlayan aracın..içinde kaldı. “ dedi zar zor.
Dolan gözlerini gecenin karanlığında yukarı kaldırdı , şimdi tanımadığı bir adamın karşısında ağlamak istemiyordu. Suna ağlamayı sevmiyordu , zayıflık olarak düşünüyordu.
Batuhan ise duyduklarıyla kendi geçmişine gitmişti , gözlerinin önünde canlanmıştı kabuslarından çıkmayan gerçekleri. Kitlenmiş bir yere bakakalmışken Batuhan , Suna içindekileri dökmeye devam etti.
“ O masumdu.. daha yeni on sekiz yaşındaydı. “ bunları derken titreyen sesine engel olamamıştı.
“ Babasını az çok hatırlayan yalnızca annesinin acısına dayanamayan bir çocuktu daha… “ Suna gözlerini tekrar Boğaza çekerken Batuhan duyduğu şey ile yutkundu. Babasını tek hatırladığı anı gözlerinin önünden silinmiyordu. O anı ecel meleği olup karşısına dikilirken içindeki kin katlanarak büyüyordu. Şimdi bir kez daha babasız büyümenin zorluğunu hissederken tüyleri ürpermişti.
“ Bu yara da o patlamada oldu işte… O gün yemin ettim , intikamını almaya. “ dediğinde , Batuhan zar zor Suna'nın dediklerine odaklanıyordu.
Suna kendi yarasını açmakla kalmamış , kabuk bağlayan Batuhan'ın da yarasını deşmişti. Batuhan Suna'nın son dediği şeyler kendisine bakan kadının gözlerine baktı. Kadının gözlerinden belli oluyordu her şey.
Hani derlerdi ya gözler ruha açılan penceredir. Batuhan şimdi Suna'nın neler yaşadığını görebiliyordu , Suna'nın yaralı ruhunu görebiliyordu.
Suna da Batuhan'ın gözlerine bakıyordu ama kendi acısından Batuhan'ın şu an neler hissettiğini göremiyordu , neden bunları anlattım ki şimdi ? diyordu. Suna kendisine kızıyordu böyle bir olayını Batuhan'la paylaştığından dolayı. Adam kendisini bir girdabın içine sokmuş istediğini yaptırmıştı , biraz daha konuşsa daha çok kendi içini açacağını düşünüyordu ama bunu yapması onu hataya sürüklerdi. Batuhan'ı piyon yapmak isterken kendisinin zayıf noktasını Batuhan'a anlattığında endişenlemeye başlamıştı.
O sırada Suna'nın telefonu çaldı. Suna çantasını açmak için gözlerini çektiğinde Batuhan'ın da gözleri telefonun üstüne kaydı. Arayanın Akın olduğunu gördüğünde Suna , sessize alıp Batuhan'a döndü.
“ Saat geç olmuş , kalkalım mı ? “ diye sorduğunda Batuhan aniden ifadesini değiştirdi ve hızla başını salladı.
“ Tabi , olur. “ deyip ayaklandı.
Suna da telefonu çantasına koyup omzundaki şalı çekti ve hızla katladı. O sırada yanlarına şalı almak için bir uşak geldi. Batuhan ayaklanmış Suna'yı beklerken Suna Batuhan'a doğru bir adım attı.
Bu sefer Batuhan koluna girmesi için uzattığında Suna'nın yüzünde tebessüm oluştu. İkisi bir ciddiyetle mekandan çıkarken çıkışta bir uçağın kendilerini beklediğini fark etti.
Çıkışa geldiklerinde uşak Batuhan'a ceketi uzattığında Batuhan Suna'nın girdiği kolunu çekti. Ceketindeki cüzdanı çıkartıp içindeki tüm parayı alıp yerine yerleştirdiğinde uşak durumu fark etti.
“ Abi estağfurullah , ben bunu kabul edemem. “ diye dursun Batuhan parayı adamın ceketinin cebine yerleştirmişti bile. Ceketi üzerine giyip restorandaki çalışanlara kolay gelsin deyip ayrılırken bu sefer Suna koluna girmemişti. Kapıya geldiklerinde arabalarının gelmesini bekliyorlardı.
“ Bu kadar şık restoranda da adamın cebine para sıkıştırmazsın ya. “ dediğinde gülümseyerek Batuhan'a kaldırdı başını.
“ Almıyorlar da almıyorlar. “ dedi Batuhan sessizce karşıya ciddiyetle bakarken. Bu sözünün üstüne önlerine bir Maserati’nin ghibli modelinden mat siyah bir araç durdu. Arabanın kapıları ikisi içinde açıldığında yerlerine yerleştiler.
…
Yol boyu aralarında başka konuşma geçmemişti. Suna Akın’a geri döndükten sonra Zeren ile mesajlaşmıştı. Azalan trafikte de Batuhan arabayı hızla otele sürüyordu
O sırada Batuhan'ın telefonu çaldı. Telefonu açıp kulağına getirdi.
“ Söyle ? “ Alper burnundan soluyup konuştu.
“ Niye yalnız geziyorsun ? “ Suna'yla otelden çıktığını biliyordu. Batuhan ise kendisine yapılan suikastın kim olduğunu öğrendiği için dudakları yukarı kıvrıldı.
“ Hamle sırası bende. “ Suna duyduklarıyla birçok fikir üretmiş iken telefonun diğer tarafındaki Alper tekrar burnundan soludu.
“ Sarp İstanbul’da. “ dedi Alper. Batuhan bu duyduğuyla başını salladı.
“ Biliyorum. “ Alper ise duyduğuna şaşırmıştı , nereden öğrendiğini merak etmişti.
“ Elçin sana demiştir belki ama Türkay anne beni aradı , seni yanına çağırdı. “ deyince Batuhan’ın siniri bozulup güldü.
“ O anam beni niye aramıyormuş ? “ dediğinde , Suna’nın göğsüne bir öküz oturdu. Annesinin özlemi onu güçsüz bırakıyordu.
“ Onu soramadım birader pardon.” dedi gözlerini devirerek. Batuhan ise burnundan soludu duyduğuyla.
“ Otele geliyorum. “ dedi ciddi bir tavırları ardından telefonu kapadı. Suna ise bu gergin sessizlikten kurtulmak için konuşma başlattı.
“ Ailenle birlikte mi yaşıyorsun ? “ dediğinde Batuhan yanındaki kadının varlığını hatırlayıp bir anlık bir bakış attı Suna'ya.
“ Hayır. “
“ Neden ? “ dediğinde Suna , Batuhan bir bakış daha attı Suna'ya anlamaz bir tavırla.
“ Yani , bir ailen varken neden onlarla birlikte yaşamıyorsun ? “ dediğinde , Batuhan derin bir nefes çekti.
“ Onların acısını yaşamaktansa özlem çekmeyi tercih ettim. “ dedi yola bakarak. Suna ise aldığı yanıta bir karşılık verememişti.
İkisi araçtan inerken birlikye lobiye doğru yürüdüler. Batuhan kendi adamlarının bir köşede kendisini beklediğini gördü , bunu Suna da fark etmiş olacakki onların yanına varmadan durdu.
“ Teşekkür ederim bu gece için. “ deyip el sıkışırken Batuhan'da Suna'nın tebessümüne pek uymayan ciddi bir ifadeyle karşılık verdi. “ Ben teşekkür ederim. “
“ İyi geceler. “ deyip Batuhan'dan da aynı karşılığı alırken asansöre doğru yürüdü Suna , peşindeki korumaları da ona eşlik etmişti.
“ Batu sen bugün kaçırılmadın mı ? Niye tek dolanıyorsun ? “ dediğinde Alper , yanındaki koltuklara oturmuş gömleğinin ikinci düğmesini açıyordu.
“ Şu hastanedeki adam hâlâ uyanmadı mı ? “ diye sordu Batuhan.
“ Yarın uyku ilaçlarını keseceklermiş , uyanır diyorlar. “ dedi Çebi.
“ Sen hâlâ niye otelde kalıyorsun ? “ dedi Alper.
“ Ortada bir şey varsa söyle de ona göre hareket edelim.” Dediğinde , Batuhan bıkmış bakışlarını Alper'e çekti.
“ Ağzındaki baklayı çıkarmadı hâlâ.” Dedi Batuhan.
“ Ya bu kadın da ne çıktı arkadaş ?” dediğinde Çebi , Batuhan'ın gözleri Alper’deydi.
“ Bana güvenmek istiyor.” Alper duyduklarıyla tek kaşını havaya kaldırdı , Çebi’de de aynı şaşkınlık hakimdi.
“ Güvenini sağlamak için kurtarmış seni ?” dedi Alper sorarcasına. Batuhan başıyla onay verirken hepsinin aklındaki soruyu sordu Çebi.
“ Neden ? Neden sana güvenmek istiyor ?” dediğinde Alper bir anlık Çebi'ye baktıktan sonra yanıt almak için tekrar Batuhan'a döndü.
“ Onu güvendiğinde söyleyecekmiş.”
“ Ondan mı senin aracından sana gönderilen haberi çalmış ?” dediğinde Alper diğerleri bir şey diyemedi. Alper gözlerini kısarak ikisine birden sordu.
“ Bu kağıtta ne yazıyordu ? Bu kağıt niye bu kadar önemliydi ?” diye sordu ama ikisininde bakışları kendi üstünde kalmış , ağızlarını açmamışlardı.
“ Belli ki Suna’nın da bu kağıtla işi vardı.” dedi bu sefer Alper , belki içinde ne yazdığını söylerler diye. Batuhan’ın duyduğuyla bakışları masada kitlenirken parmakları yeni çıkan dudaklarının kenarlarındaki bıyıklarına gitti. Onlarla uğraşırken Suna ile ilgili kolye hakkındaki konuşmalarını anımsadı. Çebi ve Alper ise ortaya attığı bu ihtimale onay verip vermemesini bekliyorlardı Batuhan'ın.
“ Bı ilişkisi var. Ama ne düzeyde bir ilişki bilmiyorum.” dediğinde Çebi aklına gelen ile konuştu.
“ E bu da onlardansaa bizim düşmanımız değil mi ? Seni vuranlarla mı iş yapıyor ?” dediğinde, Batuhan'ın gözleri masaya kitlenmiş bir vaziyette cıkladı.
“ Beni vuranlar bizim düşmanımız değil. “ deyip bu konuyu kapatmak adına tekrar konuştu Batuhan.
“ Tırları yakanlar kimlermiş ? “ diye sordu ikisine.
“ Bunun için sanırım Deli Dumrul seni mekanına çağırır. Kıraç reis ile Onat ÖZTÜRK de oradalarmış. “ dediğinde Alper , Batuhan'ın kaşları çatıldı. Aklına gelenler ile daha çok karışmıştı kafası.
“ Bugün siz hazırlıklı olun. Belki birine misafir oluruz. “ dediğinde Çebi olaya girdi.
“ Öyleli yani ? “ diye doğru anladığını sorduğunda Batuhan başını salladı , Alper ise anlamaya çalışan bakışlarla Batuhan'a bakıyordu. “ Kime ?” dedi Çebi.
“ BAYSUNGUR'a. “ dediğinde gözlerinden öfke saçılırken dudaklırının kenarları yukarı kıvrılmıştı. Alper'in gözlerindeki merak artarken Çebi tekrar sordu.
“ Hangisine ? “ dedi bu sefer Çebi. Bu sorduğuyla Batuhan gözlerini devirmişti. Kimden bahsettiklerini anlamıştı Çebi ama içinden gelmişti bunu demek.
“ Sebep ?” dedi Alper , meraklı bakışlarla.
“ Çebi'yi vurduran o.” Bu dediğine arkadaşları pek şaşırmasa da Alper'in aklına başka yer takılmıştı.
“ Kimden öğrendin ?”
“ Kardeşinden.” dediğinde Batuhan , iki adamınında kaşları çatıldı.
“ Abisine düşman mı ?” diye sordu Çebi. Bu sorunun yanıtını Alper de bekliyordu.
“ Sorduğumda ben dediklerimin arkasında durmak için , o gece güvenliğiniz benden sorumlu olduğu için bunu sana söylüyorum dedi.” Batuhan'ın bu dediği üzerine iki adamı da düşündü bir süre.
“ E cezasını da kendi kessin o zaman.” dedi Alper tek kaşını havaya kaldırarak.
“ E abisini nasıl öldürsün Alper sende.” dediğinde Alper başını iki yana salladı.
“ Bu yaptığı da aynı şeye gelmiyor mu ?” dediğinde , Batuhan başını kaldırdı.
“ Ya gücü olmadığı için bunu bana söylüyor ya da bizi birbirimize düşürüp iki tarafı da bitirmek istiyor.” dedi Batuhan. Bu dediğinin üstüne adamları bir şey diyememişti çünkü ikisininda aklına yatmıştı.
“ Sen Sarp'ın İstanbul'da olduğunu nereden öğrendin ?” dedi Alper merakla. Batuhan burnundan bir nefes çekip konuştu.
“ Suna söyledi , paşam kadınla görüşme ayarlamış.”
“ Daha o mevzunun mu peşinde ?” diye hayretle sordu Çebi.
“ Aklı sıra benim intikamımı alacak.” dedi Batuhan sinirle.
“ Alper şen demedin mi buna öleceksin yoksa diye ?” diye sordu Batuhan aynı sinirle.
“ Ölümden korkar bir halim mi var , dedi.” Batuhan duyduğuyla daha da sinirlendi.
“ İyi ölsün , ölsün. Biz de ardını toplamaktan kurtulmuş oluruz.” deyip ayaklandı ve otelden çıktı , Deli Dumrul denilen adamım mekanına doğru gittiler.
….
Suna odasına gelmiş tam içeri girecekken koruması Demir konuştu.
“ Abla.. müsait misin ?” Suna duyduğu sesle ardını dönerken ne olduğunu merak etmişti.
“ Bir şey mi oldu ?” Demir ciddi bir tavırla yanındaki diğer korumayla bakıştıktan sonra iç cebinden bir şey çıkarıp Suna'ya uzattı.
“ Abla sen demiştin yaa geçen gün , Batuhan KIZILTAN hakkında ne bulursanız söyleyin diye.” dediğinde Suna kendisine uzatılan şeyi aldı.
“ Evet.” dedi devam etmesi için , yüzündeki sert ifade korumalarını da geliyordu.
“ Biz siz bu gece yemek yerken Batuhan bey ceketini çıkardığında biz gizlice ceketi alan uşağı takip edip ondan ceketi aldık. Sonrasında ceketi aradığımızda böyle bir şey bulduk.” Suna duyduklarıyla elinde tuttuğu şeye baktı. Ne olduğunu anlayamasa da karşısındaki adamlarına döndü.
“ İyi yapmışsınız , sağ olun.” derken elini Demir'in omzuna koydu. Demir de başını sallayıp diğer arkadaşıyla odadan çıkıp kapının önünde durmaya devam ettiler.
Suna elindeki garip şekle bakarken hemen yakınlarındaki bir koltuğa bıraktı kendini , ve elindeki şekli daha ayrıntılı inceledi. Kalın bir daire ve üstünde tutma yeri vardı. Eski bir şey olduğu belliydi. Kalın dairenin altına baktığında oyulmuş bir iz olduğunu fark etti. Daha sonra parçaladı kafasında birleştirdiğinde bunun bir mühür olabileceğini düşündü.
Alttaki oyulu şekle daha bir ilgiyle bakarken bir hilal ve Türk yıldızını seçer gibi oldu. Türk yıldızını fark eder etmez hemen odasına gitti ve kasasındaki kolyeyi çıkardı. Renkleri çok yakınken ikisinin de gümüş olabileceğini düşündü. Mühür kısmı ile kolyeyi yan yana getirdiğinde mühürde kanada benzer bir şeyler daha çıkarabildiğini gördü.
Daha sonra bir o dört kağıt alıp mührü denemek istedi. Mürekkep olmadığı için mührü çıkarmak için hemen çalışma masasına gidip bir kopya kağıdı çıkardı. Kolyesini masaya koyduktan sonra kopya kağıdına bastırdı mührü. Eski bir şey olduğu anlaşılıyordu ama kolyesindekiler ile bu mührün benzerliğini anlayamıyordu.
Kopya kağıdını çektikten sonra A4 deki işarete baktı. Bu işaret parşömendeki işaret ile birebir aynıydı. Böyle bir mühür neden Batuhan'da vardı ? Kimler ile işbirliği yapıyordu ? O parşömen ve bu mührün eskiliği gözler önündeyken yalnızca geçmişte kalan birkaç şey miydi ? O zaman ne diye ceketinde taşıyordu bu mührü ?
Şimdi Suna ne yapacaktı ? Bu mührü geri fark edilmeden Batuhan'a bırakmalı mıydı yoksa parşömen gibi saklamalı mıydı ? Ya adam kendisine güvenmezde kendi teklifini kabul ettiremezse Suna ? O zaman yapmak zorunda olacağı bir şey olmalıydı. Eğer bu mühür önemli ise sırf bunu elinden almak için bile teklifini kabul ettirebilirdi. Gerçi zaten Batuhan da Bahadır'ı öldürmek istiyordu. Ne yapması gerekiyordu Suna'nın ?
Bu mührü bir koz olarak kullanacak mıydı yoksa hiç bir şey olmamış gibi yerine geri mi koyacaktı ?
Peki kolyesi ile mühür neden bu kadar benziyordu ? Batuhan , parşömen , kolye , seni korurlar , mühür… bunlar ne demek oluyor ? diye düşünüyordu Suna.
Bölüm etkileşimi
