10. Bölüm : Kan ve Platonik

Vaveyla Yazarı: Geceningüneşi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 10. Bölüm : Kan ve Platonik

“ Siz , yaralandınız mı ? “ diye sorunca Batuhan , Suna da kendisini içine çeken düşünce girdabından sıyrılmıştı.

“ Yok. Neden sordunuz ? “ diye merakla karşılık verdi.

“ Boynunuzdaki yara izini görünce , yaralandınız sandım.“ dedi. Aslında daha önceden, ilk gördüğü andan beri fark etmişti ama şimdi o konular hakkında konuşmak istememişti.

“ Ha yok , o yara eski. O yara her şeyin başlangıcı olan yara. “ dedi Suna acı bir gülümseyişiyle , Batuhan bu konuyu deşmenin bi zararı olmadığını düşünmüştü.

“ Nasıl yani ? “ der demez içeriye bir sürü kişi dalmıştı. İçeriye bir hışımla Kapgan ve adamları girmişti. Kapgan karşısında Suna’nın yanında Batuhan'ı görünce , yerine çivilenmiş gibi duraksadı aniden , sonra sakinleşmek adına içindeki nefesi verip eski hızının aksine sakince Suna’nın yanına gidip yüzünü ellerinin arasına aldı.

“ İyi misin ? Çok korkuttun. “ dedi üzüntüyle. Suna ise karşılaştığı sevgiyle bir an sarsıldı , ne kadar ihtiyacı olduğunu fark etti. Kapgan'ın ona karşı hislerini yanlış da bulsa , şimdi bu sevgi ve ilgi çok iyi gelmişti. Bu sevgiye karşı ne yapacağını bilmez , şaşkın bir vaziyette Kapgan'ın elleri arasındaki başını salladı ve yorgunca gülümsedi.

“ İyiyim. “ dedi halsizce. Gece üçü geçiyordu ve Suna çok yorulmuştu bugün.

“ Yorgunsun , hadi gidelim biraz dinlen. “ dedi Kapgan ellerini Suna’nın yüzünden çekerken. İkili Batuhan'ın hemen yanında konuşurken , Batuhan yüzünde hafif gıcık bir gülümsemeyle parmağındaki aile yadigarı yüzükle oynuyordu , o sırada bir anlığına aklına kardeşi Sarp gelmişti.

“ Tomografi çekilmişti. “ dedi Suna aynı yorgunlukta , artık güçlü durmaya çabalamıyordu. Kapgan ise duyduğu şeyle tekrar korkarken bu yüzünde de belirdi.

“ İyiyim demiştin. “ dedi endişeyle , Suna ise şimdi laf anlatamayacaktı Kapgan’a.

“ Sonra anlatırım , önemli bir şey değil. “ deyip ayağa kalktı. Batuhan kendisine bakıldığını fark edip onlara döndü.

“ Suna Hanım , ciddi bir şeyiniz yok umarım. “ dedi Suna'ya bakarak. Yüzündeki gıcık gülümsemesi devam ederken Kapgan’ın içinde deliye dönmüş olduğunu biliyordu.

“ Yok , başımı sert vurdum sanırım. “ dedi yorgunca , ardından aklına gelen ile ifadesini değiştirip konuştu.

“ Bu arada , adamlarım burada bekleyecekler , adam ameliyattan çıkınca biz teslim alırız. Adamlarınız bir aksilik çıkarmazsa sevinirim.” dedi gözlerinin içine bakarak , Batuhan da aynı Suna gibi ciddiyetle karşılık verdi.

“ Uygundur , adamlarımdan birkaçını da bu sorgulama süresince misafir edersiniz. “ dedi Batuhan ifadesizce. Suna ise Batuhan'ın dediğine ayar olsada bir şey demedi.

“ Geçmiş olsun , tekrardan sağ olun beni kurtardığınız için. “ deyince Batuhan konuşmak yerine aynı ciddiyetle başıyla onayladı. Kapgan kulaklarının duyduklarına inanamazken ifadesini tutmaya çalışıp söze son kez girdi.

“ Geçmiş olsun. “ dedi sert bir ciddiyetle. Batuhan ona eyvallah dercesine başıyla karşılık verirken aklına yeraltı dünyasına has bir söz geldi. “ Vuran kaçar , vurduran gelir. “ Batuhan'ın aklına bu olayı Kapgan'ın da yapmış olma ihtimali gelse de Suna'yı öldürmek istemeyeceğini biliyordu. Peki mekanın önündeki saldırıyı bir anlık gaflete kapılan Kapgan yaptırmış olabilir miydi ? Bu fikir Batuhan'ın aklında tutunacak bir yer ararken düşüncelere daldı.

Suna'nın ondan çekinmeyip yorulduğunu söylemesi Batuhan'ı şaşırtmıştı. Üstüne bir de yalnız başına olduğunu ve güvenmek istediğini söylemişti kendisine. Ama bu kadar çok iletişime geçmeleri bile hataydı Batuhan'a göre çünkü neticede abisini öldürmek istiyordu ve hayatını kurtaran kadına , bir kadına düşmanlık gütmek istemiyordu. Üstelik bu kadının neden hayatını kurtardığını anlayamamıştı hâlâ ve yine bu kadın onun aracından ona ait olan kendisini için çok önemli olan kağıdı almış , saklamış ve Batuhan'a yalan söylemişti. O halde bile Batuhan Suna'ya karşı bir şey yapmıyor aksine onunla iletişime geçiyordu. Batuhan da inanamıyordu kendisine ama bir an oluyor Suna'ya kaptırıyordu kendisini , Suna nereye isterse o yöne çekiyordu kendisini.

Batuhan'ın artık önceliklerini sıraya koyması gerekiyordu. Öncelikle Suna'nın kendisini kurtarmasının altında yatan şeyi öğrenecekti , bu şekilde belki ona güvenebilirim , düşüncesi geçti Batuhan'ın içinden.

Sonrasında Suna'nın o kağıdı neden aldığını sorması gerekiyordu , Suna'nın kolyesi ve sistemle olan ilişkisini merak ediyordu. Yıllar önce olduğu gibi yine bir bilinmezlik çukuruna düşmüş önünü göremiyordu Batuhan. Her hareketini bilen bu sistemi çözmesi gerekiyordu ayrıca düşmanları vardı , gizliden gizliden kendisiyle savaşan birisi olduğunu biliyor ama onu bir türlü bulamıyordu. Bunun Suna olabileceği fikri bir anlık aklına düştü.

Kadının ne kadar akıllı ve kendisini manipüle ettiğini biliyordu , Bahadır tarafından bir tuzağa da çekilmek istemiyordu ama ne olursa oluyor Batuhan ilk defa bir kadınla bu kadar çok iletişimde bulunuyordu. Suna'nın onunla bu kadar iletişime geçmesinin karşısında onu hayatının neresine koyacağını bilmiyordu Batuhan. Dost olarak koysa daha tanımıyordu , düşman olarak koysa hayatını kurtarmıştı , işine geldiği için onunla iletişime geçtiğini düşünse daha ne olduğunu bulamamıştı ve buna daha çok yakındı.

Batuhan'ın da Suna'ya yakın davranması gerekiyordu , kendisini kuşatan sisteme karşı Suna'nın onlardan biri olduğu şüphesinden dolayı onunla iletişime geçecek ona yakın davranacaktı. Madem Suna niyetini açık açık söylemiyordu , Batuhan diyecekti , karşısına alıp açık açık konuşmak istiyordu.

O sırada içeriye Alper'in koluna girmiş Çebi geldi. Batuhan düşüncelerinden sıyrılırken Batuhan'ın yüzündeki ifadesizlik devam ediyordu.

“ Hemen ayaklanmasaydın. “ Bunu duyan Çebi'nin yüzünde umursamaz bir gülüş oluştu. Alper Çebi'yi az önce Suna'nın oturduğu sedyenin kenarına oturttuktan sonra kendisi de oturdu. Çebi kendi bedenini rahatlatmak için aldığı nefesi verip başını Batuhan'a kaldırdı.

“ Geçmiş olsun şef. “ dedi iç çeker gibi bir ifadeyle , Batuhan'ın ise ifadesi aynı bir şekilde karşılık verdi başıyla. Çebi'nin aklına gelen ile yüzünde kaçamak bir gülüş oluşup sinir bozulunca başını soluna çevirip durdurmaya çalıştı. Batuhan'ın ifadesi değişirken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu iki adamda.

“ Gerçi hangisine geçmiş olsun diyeceğim. “ deyince diğer iki adamında sinir bozuldu.

“ Saldırıya uğramaya mı , patlamaya mı yoksa Suna denen kadının size ağzınızın payını vermesine mi ? “ deyince diğer ikisinin de sinirden gülen yüzleri düştü.

“ Sana da bir şey demeye gelmiyor. “ dedi Alper diliyle dişinin arasından. Diğer ikisi bunu duyarken Çebi solundaki Alper'e döndü.

“ Haksız mıyım ? Durduk yere niye öyle bir laf ettin ! “ dedi Çebi ve dayanamayıp ardına kahkahasını patlattı , çünkü Alper yanına geldiğinde aşırı bozulmuş bir vaziyette bu lafı çok takmıştı , daha çok Suna'nın yanında Batuhan'ın kendisine olan lafına darılsa da haksız olduğunu bildiğinden bir şey dememişti.

“ Durduk yere mi ? “ dedi Alper , gururuna yediremediği ufak olayı , Çebi’nin kahkahasıylabdaha da sinir olmuştu. Batuhan ise ifadesizce onları seyrediyordu.

“ Kadın Batuhan'ın arabasından bir şey çalıyor ya hatta üstüne bende değil diyor.“ deyince , Çebi eski haline döndü.

“ Bende mi deseydi ? “ dedi Alper'in yakınmasını keserek. Alper de la havle çekti.

“ Buraya mı takıldın ? Kadın belliki içimize girmeye çalışıyor , hatırlatayım belli ki unuttunuz , biz bunun abisini öldürmeye plan yapmıştık bir gün önce. “ deyince Alper , Çebi onu haklı buldu.

“ Harbi şef , bu kadının niyeti ne ? Senin de hayatını kurtarmış. “ Çebi'nin sorusuyla bir soluk çekti içine.

“ Bilmiyorum. “ dedi söver gibi. Bu karşılığı beklemiyordu adamları. İlk tepki Alper’den geldi.

“ Nasıl ? “ dedi algılamaya çalışarak.

“ Şef bize bilerek böyle diyor yaa. “ dedi Alper’e dönerek Çebi , şaka olduğunu düşünmüş ve yüzünde yine aynı o umursamaz ifade oluşmuştu.

“ Bilmiyor musun Alper , hangi adımını bilmeden atmış şef , illaki bir fikri vardır bize demiyordur o. “ derken suratı düşmüş Batuhan'a kitlenmişti , Batuhan ise burnundan soluyordu.

“ Gevezeliği bırak Çebi. “ deyince Batuhan , Çebi'nin inanamadığından gözleri büyüdü , Alper ise tam ağzını açtı konuşacaktı ki derin bir nefes alıp kendini durdurdu sonra konuştu.

“ Peki , hadi şimdiye kadar niyetini anlamadın doğrudur , görüşmediniz bile. Siz terasta ne konuştunuz ? “ dedi Alper gözlerini kısarak.

“ Flörtleşmediniz yaa ! “ dedi sonunu ekleyerek. Batuhan ise bu duyduğuyla hızla yüzünü Alper'e döndü. Gözlerinden saçılan öfkeyle Çebi bir öfke patlamasının geleceğini anlamıştı bile.

“ Alper , bu sıra haddini aşıyorsun sikerim seni. “ dedi sertçe tehditvari bir tonda. Sesi yüksek çıkmamıştı ama kesin ve kısıktı , öfkesini net bir şekilde geçirmişti adamına. Alper ise kafa salladı bir kaç saniye , gözlerini Batuhan'ın kararmış gözlerimden çekmeden.

“ Peki ben haddimi aşıyorum ama dikkat et o kadın senin gözünü kör etmesin. “ dedi hiç çekinmeden , Çebi yanındaki Alper'in koluna dokunup onu uyardı. Batuhan sinirle gözlerini yumarken dişlerini sıkıyordu , gözlerini açmadan sakince konuştu.

“ Alper git arabamı hazırla , çıkıyoruz. “ dedikten sonra gözlerinin üstündeki göz kapağını kaldırdı ve önündeki adama dik dik baktı. Alper hiç çekinmeden Batuhan'ın gözlerinin içine baktı bir kaç saniye sonrasında mimikleri dudaklarını hafiften yukarı kıvırdı.

“ Emrin olur. “ deyip oradan ayrıldı.

Alper gittikten sonra ortamda gerginliğin yarışmasına fırsat doğacak bir sessizlik oluşmuştu. Batuhan elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra Çebi'ye döndü. Çebi ise izlendiğini anlayınca alnındaki elini çekti , yüzündeki sıkıntılı ifadeyi sildi.

“ Sen iki gece daha buradasın. “ dediğinde Batuhan Çebi çıkışmaya başladı.

“ Şef iyiyim ben yaa , valla ! Hem biliyorsun kalamıyorum hastanede. “

“ Tamam , bizim korumalar için ayırdığımız evlerden birinde iki gece dinlen o zaman. “

“ Şef abartmaya gerek yok , bana kılıç yarası oldu sanki.” deyince Batuhan tahammülsüz , buruşuk bir yüzle Çebi'ye döndü.

“ Çebi hiç naz kaldıracak durumda değilim. “ deyince Çebi bir şey diyemedi.

“ Bu arada Okan ve Sinan’a söyle ameliyatta ki adamın başından ayrılmasınlar. Suna Hanım'ın adamları sorgularken başlarında dursunlar. “ deyince başıyla onayladı. Yanına kapıdaki korumaları çağırmadan önce ayaklanırken konuştu.

“ Suna hanım da bir girdi pir girdi yeraltına haa ! “ deyince , Batuhan gözlerini devirdi , dostlarının yaptığı imalar başından aşıyordu.

“ Yani Çebi ? Ne diyorsun ? “ deyince Çebi tam ayaklanmıştı.

“ Hayırlısı olsun diyoruz , ne diyoruz. “ diye tatlı bir şekilde çıkışmaya çalışsa da Batuhan'a tık dememişti.

“ Dedik ya ! “ deyince Çebi’nin gözleri büyüdü.

“ Ne zaman ? “

“ Off Çebi , davete niye gittik biz ? “ diye sitem edince Çebi kaşlarını havalandırdı.

“ Haa , ben onu sen kağıdı sormaya gittin sanmıştım ama ? “ dedi imayla.

“ Ben oraya niyetini öğrenmeye gitmiştim ama bazıları flört etmeye gittim sanıyor. “ deyince Batuhan , Çebi başını salladı.

“ Nasıl niyetini öğrenecektin , dans ederek mi ? “ Batuhan duyunca ne diyeceğini şaşırdı , ağzı açık kaldı. O sırada Çebi gülüyordu.

“ Bu haberci kuşlar bi bana anlatmıyor olan biteni. “ dedi en sonunda. Çebi Batuhan'ın bu lal oluşuna gülümserken aklına geleni ağzında tutamadı.

“ Ee en son babalar duyar. “ deyip kahkaha attı. Batuhan ise yalancı bir gülümseme ile küçümseyici bakışlarını attı. O sırada dışarıda ki korumalar Batuhan'ı çıkarmak için gelirken birini koltuğunun altına aldı Çebi.

…

Suna yorgundu. Her şeyden yorulmuş bir vaziyetteydi. Düşünmekten , güçlü durmaktan , işleri idare etmekten , sürekli bir saldırıya uğramaktan ve hatta bu kadar saat topuklular üstünde durmaktan bile yorulmuş bir vaziyetteydi.

Evet üç senedir dedesinin oteller zincirini işletiyordu ve dedesinin dostlarını ağırlıyordu ama hiç bu kadar kendisini yeraltı dünyasına ait hissetmemişti. Üstelik bu yeni başlangıcta bu kadar yorulmuşken sonunun nasıl olacağını düşünememişti bile. Ama vazgeçmemişti , yorulmuştu ama yinede vereceği mücadeleden korksada devam etmeye karar vermişti. En çokta yüreğindeki yorgunluk onu devam ettiriyor , yıldırmıyordu. Abisinin yaptıklarıyla yaşadığı olayları , çevresindeki insanları kıyasladıkça yüreği ağrıyordu ama içinde harlanan köz daha da yemin ettiriyordu kendisine , içindeki şeytan daha da güçlü tutunuyordu bu mücadeleye.

Kapgan şimdi onu kendi arabasıyla evine bırakıyordu , Kapgan dostuydu , dört senedir yandaşı ve destekçisi olmuştu. Ve biliyordu kendisini en çok Kapgan seviyordu. Ve Kapgan’dan bu sevgiyi hissettikçe sevgiye aç kısmı daha çok onu istiyor ama beyni de yüreği de olmaz diyordu.

Suna arabanın içindeyken daha fazla topuklusunun canını acıtmazsına izin vermeyip çıkardı. Kapgan'ın gözleri bir anlığına Suna’ya kaysa da Suna bacaklarını kendisine çekmiş başını cama yaslamış , omuzlarında ki kaşesine biraz daha sarılmıştı. Suna’nın üşüdüğünü ve uyuyacağını anlayan Kapgan arabanın klimasının seviyesini sona getirmişti. Suna evinin buraya uzak olduğunu bildiği için daha fazla uykusuzluğa dayanamayıp biraz dalmak istemişti , o sırada aklında olanlarla kısıkça sesi çıktı.

“ Kapgan , iyiki beni seviyorsun ama benim sana olan sevgimin dostluktan öte farklı bir yere gideceğini düşünme , kendin karar ver artık. “ dedi Suna. Kapgan ise işittiklerine inanamadı. Suna’nın kendisine olan sevgisini düşünmüş olması bile onu mutlu etmişken şimdi ne diyeceğini şaşırmış , lal olmuştu dili. Suna daha iyi yerleşirken koltuğa uykulu sesi dudaklarına çarpıp Kapgan'ın kulaklarına yerleşti.

“ Aşk sevgisiyle sevilmeden sevebilecek misin beni ? Buna dayanabilecek misin ? “ Suna olduğu gibi içindekileri Kapgan'a derken Kapgan’ın içinde bir yerler viraneye döndü , havaya kalkan toz onu kendi içinden boğdu.

O sırada acı üstüne acı eklenecek , o acı yüreğinde bir nar olup bin parçaya ayrılan bir köz olup yüreğini dağlayacak yaa arabasının radyosunda sokak lambası çalıyordu. Yutkundu Kapgan , sadece yutkunabildi. Elinden başka hiçbir şey gelmiyordu. Kendisi için atmayan bir kalbe ne yapabilirdi ki , sevdiği kadına verebileceği en büyük şey saf sevgisiyken o bile Suna’ya etki etmemişti. Tek yaptığı şey kendi kalbina kızmak , darmaduman olmuş yüreğini daha çok yıkmaktı.

Suna ise böyle biri değildi. Hayalindaki Suna , eski Suna böyle değildi. Arkadaşının kendisine farklı bir gözle baktığını öğrendiği an onunla iletişimi keser , kendisinden uzaklaştırırdı. Gerçek Suna buydu. Karşılık vermediği bir sevgiyi kendisine bağlı tutacak değildi. Ama bu sevgiye aç olmadığı zamanlardı. Korunmak , saklanmak istediği zamanlar değildi. Çaresiz , kimsesiz hissettiği , sevgiye muhtaç biriyken böyle birine dönüşmek istemez aklına bile gelmezdi , Suna şimdi uykuya dalarken bile kendinden tiksiniyordu.

Zaman geçmiş , Suna aracın içinde uyuyakalmıştı. Kapgan arabayı Suna’nın evine çektiğinde yanında yatan , kalbini ellerinin arasında tutan kadına baktı. Nasıl olmuşta bağlanmıştı , kendisi bile fark etmemişti. Bir bakışıyla Kapgan'ın ona karşı duygularını alt üst etmiş , yangın yeri yapmıştı yüreğini. Kapgan içli bir nefes çekip elleriyle yüzünü ovaladı ve derin bir nefes aldı. Dayanabilcek miydi , kendi de bilmiyordu ama bildiği şey , sonuna kadar gidecekti ? Bu sevgi için her şeyi göze almış ve yapmışken sevilmemeye yenik düşecek değildi.

Arabadan inip Suna'nın yanına vardı. Arabanın ışığı Suna'nın yüzüne düşerken , yüzüne düşen kahvenin her tonunu bulunduran saçlarını kulağının arkasına itti. Hiçbir yerini incitmeden Suna'yı kucağına alıp evin yolunu tuttu. Evdeki korumalar kapıyı açarken Suna’nın “abi” deyişini işitti. Gözleri hızla Suna’ya bir bakış attı. Merdivenlerden çıkıp odasına yönelip yatağına bıraktı.

“ Alaz gitme. “ diye bir söylenti daha duydu. Kapgan çizmelerini çıkartıp üstünü örterken bir inleme daha duydu. “ Gitme. “ Kapgan üzülüyordu Suna'nın bu haline , kardeşinin ölümünü hâlâ atlatamıştı Suna , biliyordu Kapgan. Ve şimdi de bir kabusun içinde olduğunu anladı. Saçlarını sevdikten sonra dudağının kenarına hafif bir buse koyup odadan çıktı.

….

Suna ellerini hiddetle saçlarının arasına geçirdi. Derin derin nefesler alıyor , sakın kalmaya çalışıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Düşünemiyordu bile şuan. Fark ettiği gerçeklik ona çok büyük bir darbe vurmuştu.

Suna öğleden sonra otele gelip anneannesinin mirası olan kolyesini kasasına koyacaktı ki kasayı açık buldu. Kapağını açık unuttuğunu düşünmüştü , kolyesini çıkarıp kasanın içindeki küçük sandığa koyacaktı ki sandığın da kırık olduğunu gördü. Dehşetle oraya koyduğu kağıdı aradı. Batuhan'ın aracından aldığı kağıdı saklamış , kim olduklarını öğrenmek istemişti. Ama kağıt yerinde yoktu.

Kağıt alınmıştı. Kimsenin o kağıttan haberi yokken bunu yapacak tek kişinin Batuhan olduğunu anladı. Ama kendisine olmadığını söylemişti , bir açık mı vermişti ? Nasıl olurda alabilirdi bu kağıdı oradan ? Neden önemli o kağıt ? diye düşünürken , kapı çaldı ve koruması içeri girdi.

“ Suna Hanım ? “ diye seslendi yatak odasına doğru , Demir.

“ Müsait değilim Demir. “ dedi Suna , Demir’in ikinci seslenmesinde. İnanamıyordu , Batuhan'ın odasına kadar girip kağıdı aldırdığına inanamıyordu. Davet geSuna ellerini hiddetle saçlarının arasına geçirdi. Derin derin nefesler alıyor , sakın kalmaya çalışıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Düşünemiyordu bile şuan. Fark ettiği gerçeklik ona çok büyük bir darbe vurmuştu.

Suna öğleden sonra otele gelip anneannesinin mirası olan kolyesini kasasına koyacaktı ki kasayı açık buldu. Kapağını açık unuttuğunu düşünmüştü , kolyesini çıkarıp kasanın içindeki küçük sandığa koyacaktı ki sandığın da kırık olduğunu gördü. Dehşetle oraya koyduğu kağıdı aradı. Batuhan'ın aracından aldığı kağıdı saklamış , kim olduklarını öğrenmek istemişti. Ama kağıt yerinde yoktu.

Kağıt alınmıştı. Kimsenin o kağıttan haberi yokken bunu yapacak tek kişinin Batuhan olduğunu anladı. Ama kendisine olmadığını söylemişti , bir açık mı vermişti ? Nasıl olurda alabilirdi bu kağıdı oradan ? Neden önemli o kağıt ? diye düşünürken , kapı çaldı ve koruması içeri girdi.

“ Suna Hanım ? “ diye seslendi yatak odasına doğru , Demir.

“ Müsait değilim Demir. “ dedi Suna , Demir’in ikinci seslenmesinde. İnanamıyordu , Batuhan'ın odasına kadar girip kağıdı aldırdığına inanamıyordu. Davet gecesi kendisine sordukları da cabası mıydı ? diye düşünüyordu hâlâ.

“ Suna hanım , Dilek Hanım önemli olduğunu söyledi. “ deyince Suna derin bir nefes aldı ve bir sinirle ayaklandı. Şu an kendisini meşgul eden sebebi çok merak ediyordu. Dilek Hanım , otelin en üst yöneticisiydi , aynı zamanda Suna’nın asistanıydı. Sert adımlarla Suna Dilek’in yanına vardığında Dilek hâlâ içeri alınmamıştı.

“ Gel Dilek ! Önemli olan neymiş söyle. “

“ Demir , teşekkürler çıkabilirsin. “ dedi aynı ciddilikte. Dilek ortamın kasveti ve Suna’nın şu anki sinirinden dolayı gerilmiş bir şekilde içeri girdi.

“ Suna hanım , rahatsız ettiğim için üzgünüm ama bana davet sonrası otelde kalan mafyaların isimlerini vermemi söylemiştiniz. “ deyince derin bir soluk aldı. Sinirini zapt edip kafa salladı.

“ Tamam söyle. “ dedi ayak üstü. Dilek bir an önce buradan çıkmak için bir hız ile telefonuna kaydettiği isimleri saymaya başladı.

“ Koray ATAMAN , Doğu KANDEMİR , Tamar MARUŞİANİ , Batuhan KIZILTAN , Boranbay MARŞANKUL - “ diye sayarken Suna bir anlık şaşkınlıkla lafını kesti.

“ Kim kim ? “ duyduklarına inanamamıştı Suna. Dilek olayı anlamamış bir vaziyette dediğini tekrarladı.

“ Boranbay MARŞANKUL.. “ dedi sesi hafif kısılırken.

“ Hayır hayır ! “ deyince Dilek elindeki telefona tekrar baktı ve ondan bir önce söylediği adı okudu.

“ Batuhan KIZILTAN.. “ Dedi sorarcasına. Suna bir kez daha duyduğu isimle emin oldu.

“ Burada mı kalıyor ? “

“ Evet. “ dedi bir an çekinir gibi.

“ Kaç gün kalacak ? “

“ Bir gün belirtmedi. “ deyince Dilek , Suna'nın yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu.

“ Şimdi nerede ? “ dedi öfkelice.

“ Bilmiyorum. “ dedi Dilek.

“ Bak Dilek , otele girdiği çıktı saatten anında haberim olacak. “

“ Hangi adamları sokuyor bilgim olacak. “ diye tembihledi. Dilek ise kendinden emin bir şekilde onayladı.

“ Tamam , Suna hanım. “ deyip odadan çıkarken Suna duvarı boydan boya kaplayan , İstanbul'un manzarasını sunan camın önüne geçti.

Siz benim odamı kurcaladınız diye hesap soramazdı. Üstelik kağıdı aldığını anladığı halde bir şey dememişken Batuhan , Suna bir şey diyemezdi. Ama Batuhan'ın ne işler karıştırdığını çok merak ediyordu. Ne yapabileceğini düşünmeye başlamıştı.

.....

Batuhan ve arkadaşları , İstanbul'un tehlikeli sokaklarından olan sokaklarından birindeydi. Burada Köse Cafer denilen adamın kendince bir yazıhanesi vardı. Tırlarını yakanların bu çapulcular olacağını tahmin ediyordu. Bu çapulcular bir kaç kez daha Batuhan'ın içinde bulunduğu ticaret masasının nakliyatlarını yağmalamışlardı. Geçen gün de tırları yakılan Batuhan , Çapulcuların başı olan Köse Cafer’e bedelini ödemetye gidiyordu. Yerini ise tecrübesi ve namı senelerdir İstanbul'da , sokaklarda olan Kıraç GÖKMEN’den almıştı. Bu ticaret masasının konusu olduğundan yanında ticaret masasının diğer üyelerinin adamları da vardı. Dikkat çekmemek için dağılmış bir hâlde yürüyorlardı. Batuhan herkese göz gezdiriyor , gelecek herhangi bir saldırıya karşı dikkatlice yürüyordu.

Birden uzun sokağın içi kalabalıklaşmaya başladığında Batuhan yanından geçen bir adamın yakasından tuttuğu gibi yere serdi. Yüzüstü yere serdiği adamın bir hamle yapmasına izin vermeden kolunu çevirip sırtına yapıştırdı. Adam acıyla dişlerini sıkarken Batuhan diziyle koluna çöktürüyordu.

Köse Cafer'e baskına giden adamlar Batuhan'ın hareketiyle bir anda durdular. Alper gözlerinin içine bakarken Batuhan “ Gidin. “ dedi sessizce. Alper hızla ekibi etraftaki insanlara ayıktırmadan toparlayıp mekana doğru yürümeye devam ettirdi. Neyseki basacakları mekanın yakınlarında olmamıştı bu olay , yoksa yapacakları baskın söz olarak kalacaktı.

Batuhan gözleriyle etrafı kolaçan ettikten sonra dizinin altında yüzünü yere yapıştırmış adama baktı. Fazla dikkat çekip burada olduğunu belli etmek istemiyordu , herkese normal bir kavga , sürtüşme gibi göstermek istiyordu.

Batuhan gergince elini cebine attı. Adam Batuhan'ın cebine hissettirmeden bir kağıt bırakacaktı ki Batuhan kendisine dokunulduğunu fark etmişti.

Cebindeki kağıdı çıkarıp açtı. Karşılaştığı Göktürk alfabesi ile burnundan soludu. Kendisiyle iletişime geçen sistemin adamı olduğunu fark etmişti. Batuhan belli etmemek için kısık sesle kulağına sordu.

“ Ne yazıyor burada ? “ dedi ama adamdan gık çıkmamıştı. Batuhan adamdan ses çıkmayınca kolunu biraz daha bastırdı , adam altında acıdan inlemekten başka bir şey demedi. Batuhan tekrar kulağına yanaşıp fısıldadı.

“ Bak kolun elimde kalacak ! “ dedi. Adam bu sefer konuşmak için yeltendi.

“ Bilmiyorum. “ dedi nefes almakta da zorluk çekerken. Batuhan’ın duyduğu şey sınırını bozmuştu. Daha fazla sokak ortasında dikkat çekmemek için kalktı yerden adam ile birlikte ve kendini uyuş… alan , o. çeken gençlerin bulunduğu bir sokağa attı. Kağıdı cebine koyduktan sonra adamı çıkmaz sokağın duvarına hızla yapıştırdı.

“ Kardeeş , zaten bunu okuyayım diye vermedin mi ? “ dedi duvara daha çok iterken.

“ Hee ! Söylesenee ! “ dedi.

“ Okusana o zaman ! “ dedi adam öfkeyle elinin altındayken. Batuhan adamın kendine çıkışmasına ayar olmuştu.

“ Doğru ! Bunu sonra da okurum ben ! Senin bana başka bildiklerin lazım. “ deyip adamı bir kez daha duvara bastırdım.

“ Senin bu büyüğün nerede ? “ diye sordu sakinleşmeye ve nefesini düzenlemeye çalışarak. Adamdan ses çıkmayınca kolunu daha çok yukarı çekti. Adam dişlerini sıkarken bağırdı.

“ Benim büyüğüm Allah ! O da her yerde ! “ Batuhan aldığı karşılıkla siniri bozuldu.

“ Doğru. “ dedi başını sallayarak. Ayar olmuştu adama.

“ Şöyle sorayım o zaman ! Bu kağıdı nereden aldın? “ dedi ama adamdan ses çıkmadı. Batuhan'ın öfkesi katlanarak artıyordu.

“ Söyle hadi , yoksa kolun elimde kalacak ! “ dedi tatlı bir dille. Ama adamdan hâlâ bir ses çıkmıyordu.

“ SÖYLE LAN KİMDEN ALDIN ! “ dedi kulağına bağırarak. Adam konuşmak için nefesini düzenledi ve birkaç saniye içinde konuştu.

“ Anandan. “ Bu Batuhan'ın öfkesini taşıran son damlaydı. Adamı kendine çevirdiği gibi bir yumruk attı , sonra adamın kalkmasını beklemeden üstüne çıkıp bir yumruk daha attı. Yakasından tutup sarstı.

“ LAN KONUŞ ! KONUŞ YOKSA HER YERİNİ KESER EN SONA DİLİNİ BIRAKIRIM ! “

Adam ise o sırada cebinden çıkardığı bıçağı Batuhan'a saplayacaktı ki Batuhan bıçağı görmesiyle onu tutmaya çalıştı. Eli kesilen Batuhan dengesini yitirmişti , bunu fırsat bilen adam ondan kurtuldu. Adam ayağa kalktığında Batuhan da ayaklanmış yine ona geçit vermemişti , elindeki bıçağı da elini kesme pahasına almıştı adamdan.

İkisi karşılıklı durup nefeslerini düzenlemeye çalışırken karşısındakinden gelecek bir atağı bekliyorlardı. Batuhan adamı sağ ele geçirip konuşturmakta kararlıydı , eline geçen tek fırsatı kaçıramazdı. Batuhan kanlı bıçağı sağ eline aldı ama sonra vazgeçip bıçağı yere attı.

Adam Batuhan'ın kendisine geçit vermeyeceğini anlayımca fikir değiştirip bir hızla arkasındaki duvara tırmanmaya başladı , Batuhan bu hamleyi ise beklemiyordu. Eğer çevik olmasaydı kertenkele gibi adamı elinden kaçıracaktı.

Batuhan tırmandığını görünce hızla ayağına asıldı. Adamın bu harekete karşılık ayağıyla omzuna vurdu. Batuhan ise elinde tuttuğu ayağı daha bir kuvvetle yere çekince adam daha fazla düz duvar üstünde kalamadı ve yere Batuhan'ın üstüne düştü.

Adam kalkıp kaçmaya çalışırken Batuhan onu tutmak için kavradığında başına bir dirsek yedi Batuhan. Batuhan ise daha fazla sabredemeyerek cebindeki çakısını çıkarıp adamın koluna sapladı. Adam acıyla kuvvetini bir zaman yitirirken Batuhan üstündeki adamı yere atıp belindeki silahı çıkarıp adamı hedef aldı.

Batuhan nefesini kontrol altına almaya çalışırken adamın acıyla kıvranışını gördü.

“ Dedim sana , konuşmazsan o kol bende kalacak dedim.” diye söylendi Batuhan. O sırada telefonu çaldı. Arayanın Alper olduğunu fark etti.

“ Söyle ! “

“ Batu neredesin sen ! “

“ Ara sokaklardan birindeyim , gelsinler bu adamı alsınlar.” dedi sakinleşmeye çalışarak.

“ Sen iyi misin ? “ Nefes nefese ses duyan Alper endişelenmişti. O sırada adam kaçmak için tam koşacaktı ki Batuhan ayağına sıktı. Arkadan silah sesini duyan Alper meraklanmıştı.

“ İyiyim , geleceğim birazdan. “ deyip telefonu kapadı Bayuhan. Yerde yatan adam acıyla kıvranırken onun başına gitti ve yakasından tuttu.

“ Konuşacak mısın , acı mı çekeceksin ? “ dedi Batuhan sanki normal bir şey soruyormuş gibi. Adam ise acı içinde bağırdı.

“ ÖLDÜR BENİ ! ÖLDÜR BENİ ! “ Batuhan adamın yakasını bırakırken o sırada dört adamı onu bulmuş , koşarak yanına gelmişlerdi.

“ Abi iyi misin ? “ dedi gelen adamlardan biri.

“ İyiyim , bu adamı elinizden sakın kaçırmayın , bağlayın.”

“ Üstünü de iyice arayın. “ dedi aklına sonradan gelen ile.

“ Hayatta kalacak bu adam. “ deyip aklına gelen ile elindeki telefonu açıp cebindeki kağıdı çıkardı. Kağıtta yazılan tek satırı çeviriye geçirirken içinden “ bu alfabeyi öğrenmeliyim artık” sözü geçiyordu. Sözü çeviriye geçirdiğinde ekranda okuduğu yazıyla kanı bulaşmış kağıda tekrar baktı.

KURTLA OYUN KANLA BİTER

……..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.