12. bölüm / 16
ALASAYVAN : Öç Ant'ı12. Bölüm : Bir tatlılık soluklanma
Bölümler 16Şu an: 12. Bölüm : Bir tatlılık soluklanma
- 1 1. Bölüm : Kurt Kurultayı2.287 kelime
- 2 2. Bölüm : Yaralı Geyik1.829 kelime
- 3 3. Bölüm : " Yok et ! " Emri2.146 kelime
- 4 4. Bölüm : Büyük Hata2.932 kelime
- 5 5. Bölüm : Kardeş Katili2.532 kelime
- 6 6. Bölüm : Ve Davet2.249 kelime
- 7 7. Bölüm : Özür Teması3.315 kelime
- 8 8. Bölüm : Zaman Tutulması2.725 kelime
- 9 9. Bölüm : Patlama ve Yara2.825 kelime
- 10 10. Bölüm : Kan ve Platonik4.015 kelime
- 11 11. Bölüm : Kanıt ve Blöf5.915 kelime
- 12 12. Bölüm : Bir tatlılık soluklanma3.961 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. Bölüm : Güven meselesi3.261 kelime
- 14 14. Bölüm : Gerçekler Yalan , Yalanlar Gerçek5.665 kelime
- 15 15. Bölüm : Piyon karşılaşması4.039 kelime
- 16 16. Bölüm : İzdüşüren3.560 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aralarındaki sessizlik devam ederken ikiside kendi içleriyle konuşuyorlardı.
Batuhan Suna hakkında bir şeyler düşünmek istiyor , fikir yürütmek istiyordu , onu köşeye sıkıştırmak , niyetini anlamak istiyordu. Neden kendisini ölüme terk etmediğinin yanıtını istiyordu artık. Ayrıca Suna'nın kendisine bu kadar samimi olması düşündürüyordu , kendisini bir tuzağa çekilebileceğini düşünüyordu ama hiç öyle hissetmiyordu Batuhan.
Ne kadar çok bunları istesede onunla iletişime geçtiğinde aklı duruyordu. Renkten renge giren gözlerine gözleri değmeyi görsün sanki kendisini efsunluyordu da bir kölesi gibi oluyordu kadının. Tabi bazen bu büyüden kurtulup Suna’nın üstüne gidiyordu ama bu sefer de Suna’nın beyninin içini dönme dolaba çeviren cümleleriyle uğraşıyordu.
Kadın , arabasından mühim bir şey çalsada Batuhan kadının uydurduğu yalanlardan sadece şüphelenmişti o gece. Ve onun çaldığını öğrenince ona hesap sormanın aksine büyüsüne kapılıp onu dansa kaldırmıştı.
Şimdi Suna'ya bunun hesabını soramıyor , sorduğunda niyetini öğrenemeyeceğini biliyordu ki zaten kadının o geceki gibi inkar edeceğini biliyordu.
Burnuna çalınan o tatlı ve lezzetli kokusuyla sanki Suna’yı bir melekmiş gibi düşünüyor ardından gelen keskin karanfil kokusu ise asiliğini elden bırakmıyordu.
Ama Batuhan kararlıydı , kendisine tüm bu garip şeyleri yaşatan kadının niyetinin ne olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.
Suna da aynı Batuhan gibi kendi içiyle , içindeki şeytanla konuşuyordu. Şuan olduğu yerden mutluydu , Batuhan'a yakınlaşmak , onunla güvenilir bir bağ kurmak istiyordu. Ve en sonunda da Batuhan'ı parmakları arasındaki bir piyon yapmak istiyordu. İçindeki Suna’yı öldüreli çok olmuş şimdi de içindeki mezarına gidiyordu. Böyle olmasını istemezdim ama başka çaresi yok , diyordu Suna. Kendini avutması bittikten sonra da Batuhan'ın kendisine neden böyle davrandığını merak ediyor bu sorusunu içindeki şeytan yanıtlıyordu. İstediğimiz oluyor işte , diyordu.
Arabayı mekanın önüne park ettiğinde bakıştılar tekrardan. “ Geldik.” dedi Batuhan düz bir ifadeyle. Suna başını sallayarak onay verdi. Suna Batuhan'a tebessümle baktıktan sonra aracın aynasını indirdi. Saçlarında ki dalgayı hafif dokunuşlarla düzelttikten sonra parmaklarını dudaklarının kenarına götürdü. Makyajına bir göz gezdirip emniyet kemerini çözdüğü sırada Batuhan'ın kendisini seyrettiğini fark etti.
O sırada Suna'nın kapısı açıldı. Suna , Batuhan'ın iç çeker gibi nefes alışını işittikten sonra ağır hareketlerle araçtan inip kapısını açan beyefendiye teşekkür etti. Başını kaldırıp mekana baktığında İstanbul'un en ünlü restoranlarından birine geldiğinden emin oldu.
İlk kokusunu hissettiği adam ise yanında durmuştu. Mekana girmek için göz göze geldiklerinde birbirlerinden onay alır gibi oldular , ardından tam yürümeye başlayacaklardı ki Suna Batuhan'ın koluna girdi.
Batuhan zarif, ince parmakların kolunu hafiften doladığını hissedince bir algı sorunu yaşadığını düşünüp yanındaki görenleri mest eden kadına baktı. Kadının yüzünde masum bir tebessüm oluşurken Batuhan bu bakışlara kanmamaya çalışıyordu. Batuhan'ın dudağının bir kenarı yukarı kıvrılırken kaşları hafiften çatılmış koyu gözlerinde bir şeytanilik dolaşmıştı. Bu tepkisini hızla bozup başıyla hafifçe onaylarken ciğerlerine büyük bir soluk çekip yürümeye başladı.
Suna ise bir zafer kazanmış edasıyla eşlik ediyordu Batuhan'a. Her şey istediği gibi giderken Batuhan'ın ters tepki vermemesi onun planına olan güvenini artırmıştı. Ancak bir sorunu vardı. Koluna doladığı parmakları saniyeler içinde adamın takımının altındaki teninden saçılan ateş ile tutuşmuş , terlemeye başlamıştı. Kendisine mi yoksa yanındaki adama mı anlayamadığı verilen selamların hepsini tebessümle karşılarken bir insanın nasıl bu kadar sıcak olabileceğini düşünüyordu.
HANZADE otelindeki gibi bir teras bölümü vardı. Yanlarına gelen bir adam onlara rezerve edilen masaya doğru eşlik ederken tek eşlik edenin o olmadığını fark etti Suna. Mekandaki gözlerin neredeyse çoğu da onları takip ediyordu. Bir an Batuhan'ın koluna girmekle hata mı ettim acaba , diye düşündü Suna sonra zaten kendi istediğinin de bu yönde olduğunu hatırlattı içindeki şeytan.
Terasta en uç köşeye oturduklarında onlara eşlik eden adam Suna için bir sandalye çekerken Suna bu ince harekete tebessüm ile karşılık vermişti. Saniyeler içinde ise menüler önüne gelmiş , uşak yanlarından ayrılmıştı. Suna mekana bir göz gezdirdiğinde uzakta bir yerde korumalarının kendisini izlediğini gördü ve ardından kendisini izleyen Batuhan'a döndü.
İkili birbiriyle sebepsiz yere bakışmaya başlamışken onların yanına az önceki uşaklardan biri gelmiş menüyü teslim etmişti. Suna bu durumdan sonra gözlerini gözlerinden çekmeyen adamı beklemeden menüye bir bakış attı. Batuhan'ın menüye hiç bakmamış olması dikkatini çekerken üstündeki bakışlar boğaz manzarasına kaymıştı. Sonbahar aylarında olduklarından hava erken kararıyordu ancak ılık bir hava vardı dışarıda. Suna dakikalar sonra istediğine karar verdikten sonra elindeki menüyü bırakıp Batuhan'a döndü.
“ Adam hâlâ komada yatıyormuş. “ dedi Suna , dakikalardır Boğaza bakan Batuhan'ın bakışlarını kendi üstüne çekerek. Suna Batuhan'ın Koray'ın aksine onunla ilgilenmeyişi Suna’nın garibine gitmişti , sanki zorla getirdik buraya , diye geçirmişti içinden Suna.
“ Hangi adam ? “ dedi Batuhan kaşlarını çatarak.
“ Bombayı yerleştiren adamdan bahsediyorum. “ dedi Suna ayar olmamaya çalışarak.
“ A evet , haberim var. “ dedi Batuhan başını sallayarak. Yüzü ne tebessüm ediyor ne de sinirle bakıyordu , Suna bu anda Batuhan'ın yüz ifadesi sert bir adam olduğunu anlamıştı.
“ Gerçi konuşur mu bir de orası var. “ dediğinde Suna Batuhan'ın gözlerinin bir anda karardığını gördü.
“ Konuşacak. “ dedi Batuhan kesin bir dille. Suna bu ifadeyi görünce açıkçası korkmuştu.
Batuhan'a mekanın önündeki suikasti yapanın abisi olduğunu söylemek istiyordu ama şimdi zamanı mıydı orasından emin değildi. Daha adamı kendi kontrolü altına alamamışken bunu söylemek abisiyle kendisini alenen açık açık düşman yapardı ve Suna kendini abisine karşı koruyabileceğinden emin değildi.
“ Batuhan Bey , açıkçası yanınızdaki arkadaşınız ne kadar istemesem de haklı. Bu esasında benim meselem , sizin başınıza iş açmak istemem. “ dediğinde , Batuhan'ın ifadesindeki sertlik yerini başka bir ifadeye bıraktı , kaşları çatıldı.
“ Suna Hanım ben laflarımı ikilemekten hiç hoşlanmam. “ diyerek konuyu kapatmıştı. Ardından Batuhan hiç beklemeden eliyle bir garson işaret etti.
“ Ne alırsın ? “ dediğinde Batuhan Suna yanlarına gelen garsona döndü.
“ Ben bir dilim çikolatalı petit gâteau ve bir americano alabilir miyim ? “ dediğinde adam başıyla onaylayıp oradan uzaklaştı. Suna Batuhan'ın siparişini almamasına şaşırsada da Batuhan için bu çok normalmiş gibi duruyordu.
“ Bu arada , geçmiş olsun , elinize ne oldu ? “ dedi Suna merakla. Batuhan'ın eline iki gün öncesinden cebine kağıt koyan teşkilatın adamıyla olan kavgasından aldığı pansumanlı elini sormuştu Suna. Batuhan avuçiçi bandajlı eline baktıktan sonra tekrar Suna'ya döndü.
“ Bir bıçak yarası , o kadar önemli bir şey değil. “ dedikten sonra daha fazla Suna'nın gözlerine bakamayarak Boğaz manzarasına döndü. Suna ise aklına gelen ile Batuhan'ın odağını kendi üstüne çekebilecekti.
“ Sarp KIZILTAN sizin akrabanız mı ? “ Batuhan duyduğu şeyi anlayamazken sakin bir tavırla kadına döndü.
“ Neden sordunuz ? “ dediğinde , Suna sinir olmuştu. Sorusuna sürekli soruyla karşılık verilmesinden hoşlanmıyordu , eğer böyle bir şey istese direkt ne olduğunu söylerdi di mi ama ? diye içinden gergince bir konuşma geçirirken bir karşılık vermemişti Suna.
“ Kardeşiniz mi ? “ dedi sakin olmaya çalışarak.
“ Evet. “ dedi Batuhan meraktan çatlar bir vaziyette.
“ Sizin işleriniz ayrı mı yoksa şirket işlerinizi o mu yönetiyor ? “ diye bir soru sordu Suna bu kez.
“ Suna Hanım Sarp ile ilgili durumu açıklar mısınız ? “ dedi merakını tutmaya çalışarak.
“ Benimle bir görüşme istedi. “ dediğinde , Batuhan'ın başını öfkeyle yana çevirdi , öfkesini kadının yanında belli etmemeye çalışıyordu ama kardeşinin hâlâ o geceyi araştırmasını istemiyordu.
Başına bir iş geleceğinden , engel olamayacağından korkuyordu. Kendisi adamlara söz vermişken , onlar ile iş yapacakken kardeşinin bir yandan onların arkasından iş çevirmesi , onları açığa çıkarmaya çalışması sıkıntılıydı , kendisini de yalancı çıkarırdı. Sonra aklına bugün görüşmeden önceki aldığı mesaj geldi. KURTLA OYUN KANLA BİTER. Demekki o zamanlar onların arkasından bir iş , bir oyun geçirdiklerini düşünmüşlerdi , peki bu uyarı mıydı yoksa kanla bitmiş miydi ? Kendisine saldıranlardan biri o muydu ? Bombayı koyan teşkilat mıydı ? Belki de yalnızca elindeki yaradan bahsediyorlardı ama o isteyerek gerçekleşen bir şey değildi. Sarp’a mı bir şey olmuştu ? Bir şey olsa duyardı ama.
Batuhan bunları düşünürken masaya siparişler geldi. Suna ise Batuhan dalıp gittiği zamanda onu izlemiş , aklından neler geçtiğini merak etmişti. Garson masadan çekildiğinde Suna kahvesinden bir yudum aldığında Batuhan kendisine gelmişti.
“ Dalıp gittiniz. “ dedi Suna az önceki yemeğine kıyasla rahatken. O sırada gözüne Batuhan'ın tatlısı çarpmıştı. Tanıdık bir tatlı olduğunu fark ettiğinde , adam ağzını açmadan her işini gördüğünde Suna'nın da aklına birkaç düşünce gelmiş , bu kadar tanınır olmasını biraz da hazmedememişti.
“ Ne zamana istedi ? “ diye sordu Batuhan kahvesinden bir yudum almadan önce. Suna ise bir kez daha burdundan soluduktan sonra karşılık verdi.
“ Batuhan Bey , bakın sorularıma yanıt verin ki size ona göre neyi deyip neyi diyemeyeceğimi bileyim. Yoksa aksi bir durumda bu sorduklarınızın yanıtını vermem doğru olmaz. “ diye haklı bir çıkış yaparken Batuhan ise kardeşi hakkında bilgi öğrenemediğinden kadının ona göre gereksiz olan davranışlarına ayar olmuştu , neticede kardeşiyim , diye düşünüyordu Batuhan.
“ Suna Hanım , daha çok genç biri Sarp. Müsade edin de ne işler yaptığından haberim olsun. Benim gölgem her zaman Sarp’ın üzerindedir. “ dediğinde Suna başıyla onayladı. Bu duydukları ona yeterdi.
“ Yarın. Otelde bir randevu verdim. Açıkçası neden istediğini merak ediyorum. “ dedi Suna , ardından kahvesinden bir yudum aldı. Batuhan tatlısına kaşığını daldırdıktan sonra Suna’ya baktı.
“ Öğrenmek istediğiniz şey benim gönderip göndermememse anlamış olmalısınız ki bir bilgim yok. “ dedi Batuhan ve ardından tatlısından yedi.
Suna bu karşılığa tebessümle karşılık verdikten sonra tekrar önlerindeki tatlılara döndüler. Dakikalar sonra Suna’nın ister istemez dikkatini çekti Batuhan'ın tatlısı. Şimdi hatırlar gibi olmuştu tatlıyı.
“ Bu tatlı… pepeçura mı ? “ dediğinde şaşkınlıkla , Batuhan’ın da yüzünde hafiften tebessüm belirmişti. Yönünü Boğaz manzarasından Suna’ya çevirdi.
“ Sever misin ? “ dediğinde gözlerindeki sebepsiz ışıltıyla Suna'nın şaşkın bakışlarına bakıyordu.
“ Çocukluğumun tatlısı , hiçbir yerde bulamıyordum. Tadını bile unuttum sanırım. “ dediğinde bir çocuk edasıyla , Batuhan aynı tatlı tebessüm ile konuştu.
“ Benim tatlıyla pek aram yok , garip bir tadı var ama hoşuma gidiyor. “ dedikten sonra ekledi. “ Dilersen sana da bir tane isteyelim. “ dediğinde Suna sandalyesine yaslandı.
“ Ha yok , şimdi fazla olmasın. “ dediğinde , Batuhan kahvesinden bir yudum aldı. “ Bir dahakine artık ama menüde yok sanırım. “ dediğinde Suna , Batuhan başını salladı.
“ Hatır bilen bir dostumun mekanı , sağ olsun ben gelince yapar. “ dediğinde Suna başını salladı. “ Şimdi oldu , ben de ne ara rezervasyon yaptırdın diye düşünüyordum. “ dediğinde Batuhan'ın yüzündeki tebessüm yine belirdi. “ Desene artık pepeçura biletimiz sensin. “ dediğinde Suna , Batuhan'ın yüzündeki tebessüm arttı.
Suna tatlısından ikinci kaşığı alırken keyfi yerindeydi , Batuhan ile olan samimiyetinin arttığına inanıyordu , az önceki gergin konuşmanın aksine. Batuhan da tatlısından bir kaşık daha aldıktan sonra Suna'ya döndü.
“ Genelde hasuda diye bir benzeri var Türkiye'de ama pepeçurayı herkes bilmez , senin bilmene şaşırdım açıkçası. “ dediğinde bir kaç bilgi almaya çalışıyordu Batuhan.
“ Benim dedem Gürcistan'lı , anneannem çok yapardı bize bu tatlıdan. “ dediğinde Batuhan'ın kaşları hafif çatıldı.
“ Gürcü müsün ? “ diye şaşırmışça sorarken Suna genişçe gülümsedi.
“ Hayır , babam Ankaralı , dedem ise Gürcistan'daki karakalpak Türkler'inden. “ diye bitirdikten sonra konuşmasının sonuna soru da ekledi. “ Sen Gürcü’sün o zaman ? “ dediğinde , Batuhan gülümsemesinin arasında ‘nıç’ dedi kaşlarını kaldırarak. Bu ifade Suna’nın gülümsemesini büyütürken az önce sert bir ifadesi olduğunu düşündüğü adamın hareketine gülmemek için zor tuttu kendini.
“ Artvin'de de bilirler bu tatlıyı. Annem de evlenmeden önce Gürcistan'da yaşıyormuş , arada sırada yapardı o da. “ dediğinde , Suna bir kez daha annesinin eksikliğini hissetmiş , ona olan özlemi bir anda yüreğinde belirmişti.b Bu acısını yüzüne belli etmemeye çalışırken Boğaz manzarasına dönüp ciğerinin en ücra köşelerine kadar bir soluk çekti , içindeki yangını söndürmek adına.
Karşısındaki Batuhan ise bir şeyler olduğunu fark etmiş ama üstüne gitmemişti , onun yerine öğrenmek istediği konuları sormak istiyordu.
“ Bugün kolyenizi takınmamışsınız. “ dediğinde Suna tekrardan Batuhan'a döndü. Sorduğu soru Suna'yı düşündürmüştü , biraz daha emin oluyordu aklındaki tahminlerden.
“ O her gün taşıdığım bir şey değil. “ deyip tebessüm ettiğinde eli ister istemez gerdanına gitmişti , Batuhan'ın kendisine bakmış olması Suna’yı bir garip hissettirmiş , durduk yere kalbi hızla çarpmaya başlamıştı.
“ Önemli bir şey sanırım. “ dediğinde Batuhan gözlerini yeni getiriyordu Suna’nın ela gözlerine. Suna ise kalp atışını umursamamaya çalışarak başını salladı.
“ Evet ama önemini daha bende çözemedim. “ dediğinde , Batuhan şaşırmıştı Suna'dan böyle bir şey beklemiyordu. Suna ise Batuhan'a bazı yerlerde açık davranmak istiyordu.
“ Nasıl yani ? “ dedi Batuhan şaşırmasını gizleyemeyerek.
“ Aile yadigarı ama anneannem daha büyük bir anlamı olduğunu söyledi. O anlamı ben bilmiyorum işte. “ dediğinde , Batuhan da başını onaylarcasına salladı. Batuhan ise Suna'nın ailesinin bu teşkilattan olup olmadığından emin olmak istiyordu.
“ Kolyenizi tekrar görme şansım var mı ? “ dediğinde , Suna'nın dudakları yukarı kıvrılmıştı. Tuzağa çekilen av gibiydi Batuhan gözünde.
“ Neden ki ? “
“ Merak ettim , belki içindeki sırrı çözebilirim. “ dediğinde Batuhan , Suna onun bu kadar ileri gitmeyeceğini düşünmüştü ama işine gelirdi. Suna gerçekten Batuhan'a güvenmek ve onun güvenini kazanmak istiyordu. Suna bu düşünme faslında tatlısından bir kaşık aldıktan sonra kendisinden bir yanıt bekleyen adama döndü.
“ Batuhan Bey , açıkçası size güvenmek istiyorum. “ dediğinde Batuhan yüzünde her zamanki gibi kendinden emin bir duruş vardı. Suna'ya öyle bir bakmıştı ki çoğu genç kızın düşeceği cinstendi. Suna bu bakışların altında bir soluk alıp rahatlamaya çalışırken tekrar söze girdi.
“ Ama karşılıksız bir güven duygusu içinde olamam. “ dediğinde Batuhan konuşmanın istediği noktaya geldiğini düşünüyordu. Batuhan hâlâ ağzını açıp bir şey demezken Suna tekrar konuştu.
“ Demek istediğimi anladınız umarım , siz benim size güveneceğim kadar bana güvenebilir misiniz ? “ dediğinde Batuhan'ın gözlerinde bir şeyler sezer gibi bir bakış vardı.
“ Neden böyle düşünüyorsunuz ? “ dediğinde ilk kez konuşmuştu Batuhan. Suna gözlerini Batuhan'ın gittikçe koyulaşan gözlerinde çekip kahve fincanıyla oynadı. Demesi doğru muydu , her şeyi şimdi der ise neler olabilirdi ? O bunları düşündükten sonra zar zor ağzından bir cümle çıktı.
“ Ortada… abim.. gibi bir etmen var. Siz onunla düşmanken bana güvenmeniz zor olacaktır…. bir.. tuzağa çekildiğinizi düşünebilirsiniz. “ dediğinde Suna , Batuhan onun böyle düşünmesinin ve üstelik bunları yüzüne demesinin altında gerçekten neyin yattığını merak ediyordu. İkili birbirini anlamaya çalışan bakışlarının devam ettiği yerde Batuhan söze girdi.
“ Suna Hanım , siz bana neden güvenmek istiyorsunuz ? O gece beni neden ölüme terk etmek yerine kurtardınız ? “ deyip karşılaştıkları ilk geceyi hatırlatmıştı , hâlâ bunun bir yanıtını bekliyordu. Suna karşılaştığı sorular karşısında sıkıntılı bir nefes aldı. Gözlerini kaçırdığı gözlere tekrar gelince bir kaç söz döküldü dudaklarından.
“ İşte bunların yanıtını vermem için size güvenmem gerekiyor. “ dediğinde , Batuhan sıkıntıyla nefesini verdi. Neler oluyordu anlamıyordu , kendisine güvenmek bu kadar zor muydu ?
“ Peki bana nasıl güvenebilirsiniz ? Sizin bana güvenmeniz için ne yapabilirim ? “ dedi Batuhan hemen , konunun dağılmasına izin vermeyerek. Suna sıkıntıyla Batuhan'ın gözlerine baktığında , Batuhan da bir şeyler olduğunu anlamıştı , kadının gözleri içindeki çaresizliği kendinde hissetmişti Batuhan. Yalnız kaldığını fark etmişti , hastanede kendisine içini açtığında söylediklerinin gerçek olduğunu anlamıştı yoksa bu kadar iyi rol yapabileceğini düşünmüyordu.
“ Siz bana gerçekten güvenirseniz… ben de size güvenebilirim. “
Batuhan duyduklarıyla birkaç saniye sonra yüzünü denize çeviridi. Batuhan ne yapacağını şaşırmış , kendisini sıcak basmıştı. Karşısındaki kadına güvenmek istiyor ama nasıl bir oyuncu olduğunu da davet gecesinden biliyordu. Ama kadının gözlerine baktığında doğru söylüyor gibi hissediyordu.
Kadının gözleri kendisine öyle bir bakıyordu ki Batuhan kadının rol yaptığını bilmese onun her dediğine inanırdı. Kadının kendisine olan bakışları gözünün önüne geldikçe daha çok terlemişti , şuan hangi duygunun içinde olduğunu bile kavrayamıyordu Batuhan.
Ne yapacağını şaşırdığını , vücuduna basan sıcaklıktan düşünmediğini fark etti. Burnundan soluduktan sonra ceketini bir hareketle çıkardı. Ceketi elinde kalırken bir an nereye koyacağını şaşırdığında yanlarına gelen bir uşak hızla Batuhan'ın ceketini aldı. O sırada karşısındaki kadının melek sesi kulaklarına doldu.
“ Batuhan Bey… biliyorum çok zor bana güvenmek… ama size ihtiyacım var. “ dediğinde , Batuhan olmadığı gibiydi. O hiçbir zaman tanımadığı insanların yanında iyi veya kötü bir şey olduğunu belli etmezken , onların yanında dümdüz bir ifadeyle konuşurken Suna’nın yanında olduğu gibi davranıyordu , bunu kendi de bilmiyordu ama duygularını yansımasına engel olamıyordu.
Şimdi de Suna’nın isteğiyle ne kadar zor bir durumda kaldığını kadına belli etmişti Batuhan. Batuhan kadının kendisini ikna edecek ses tonuyla söylediklerini dinledikten sonra eliyle yüzünü sıvazlayıp parmaklarıyla çenesini sarmış bir şekilde destek verdi. Ama yüz ifadesi sakindi , yalnızca ne yapacağını şaşırmıştı Batuhan.
“ Suna Hanım , iletişim kuramıyoruz farkında mısınız ? “ dedi diliyle dişi arasında. Suna bakışlarını masadan denize çekti.
Batuhan ise eli çenesinde Suna'yı izliyordu. Kendisini sürekli bir köşeye sıkıştırıyordu kadın , halbuki bunu yapacak olan Batuhanken. Batuhan kadına size güvenmiyorum diyemezdi , o zaman az önceki söylemek istediği niyetini öğrenemezdi. Güveniyorum da diyemezdi zira bir tuzağın içine çekilmekten korkuyordu. En iyisinin karşısındaki kadın gibi rol yapmak olduğunu düşündü Batuhan. Suna’nın rol mü yaptığını yoksa gerçekten mi böyle söylediğini çözemiyordu.
Kadın gözlerini denizden çekip kendisinden bir karşılık bekleyen adama döndü. Gözlerini gözlerine sabit tuttuktan sonra yüzündeki sıkıntılı ama net bir ifadeyle konuştu.
“ Belki bu diyeceğim ile benim hakkımdaki şüpheleriniz yok olur. “ dediğinde Batuhan kısılmış gözlerle Suna'dan devam etmesini istedi. Suna bir nefeslik arada Batuhan'dan gözlerini kaçırıp tekrar eski yerine getirdiğinde konuştu.
“ Davet çıkışı size yapılan suikastın ardında Bahadır BAYSUNGUR varmış. “
Batuhan duyduklarıyla doğruldu , sandalyesine yaslandığında kadının ela gözlerinin içine bir şeyler anlamaya çalışır gibi kısılmış gözlerle baktı. Bir süre ikisi de bir şey konuşmazken Batuhan'ın beynindeki düşünceler karman çorman olmuştu , aklındaki kitaplık yerle bir olmuştu sanki. Bu süre zarfında az da olsa yerleştirmeye , düzene korumaya çalıştıktan sonra iç çekip kaşlarını hafif havalandırdı.
“ Suna hanım , bu patlamadan önceki sorumun yanıtı mı ? “ dediğinde Suna başını iki yana salladı.
“ Hayır , bu adaletli olmaya çalışan bir kadının yanıtı. Ben herkesin içinde sizin can güvenliğinizden sorumluyum derken , ya da cezasını çekecek derken laf salatası yapmıyordum….. yalnızca olması gerekeni yaptım. “ dediğinde Batuhan sözlerinden etkilenmiş bir şekilde yüzünde tebessüm ile başını salladı ardından düşünmek için yönünü denize çevirdi.
Dakikalarca Batuhan denizi izlerken Suna da denize bakmıştı. İkisi de tahmin edileceği gibi düşünceleriyle boğuşurken sonlara doğru Suna içindeki şeytan ile konuşuyordu. Şeytan Batuhan ile muhabbet etmesini söylerken Suna içindeki sesi bastırmaya çalışıyordu.
Suna gözlerini deniz manzarasından çekip karşısındaki adama baktı. Karmaşık , öne ve hafif yukarıya doğru kullandığı siyaha çalan koyu renk kısa saçlara sahipti. Yandan gördüğü yüzüne sert bir ifadeyi katan kavisli kaşları vardı. Suna'nın gözleri ardından pek abartı olmayan normal bir belirginlikteki çenesine indiğinde bir anda gözleri daha aşağıya kaydı. Boynunda gezinen gözleri adem elmasında takılı kaldığında ne yaptığını fark edip hızla gözlerine çıkardı bakışlarını. Kendine gelmek adına bir nefes alıp sakinlemiş bir şekilde konuştu.
“ Bakıyorum da İstanbul beni büyülediği gibi sizi de büyülemiş. “ dediğinde Batuhan gülen gözleri Suna’yı buldu.
“ Haklısın. “ dedi bir kaç gece önceki davetteki konuşmalarına atıfta bulunan Suna’ya. Batuhan tekrardan gözlerini İstanbul manzarasına yönlendirdi.
“ Nazlı bir sevgili gibi. “ dedi gözlerini İstanbul boğazından çekmeyerek.
“ Çiçeklerden ise gül. “ diye devam etti Batuhan gözlerini manzaradan çekip karşısındaki manzaraya bakarken.
“ Gülü gerçekten seven de dikenine katlanır. “ diyerek sözünü bir nevi tamamladı Suna. “ Yorsa da üzse de onun gibisi yok bende. “ diye ekledi Suna. Daha deminden beridir Batuhan kısılmış gözlerle Suna'ya büyülenmiş gibi bakıyordu , Suna altında kaldığı bakışların sahi ku sahte mi olduğunu anlayamıyordu.
“ Beni de bu kısa sürede kendisine büyüledi İstanbul. “ dedi Batuhan bir anlığına tekrardan manzaraya bakarak.
“ Ve sanırım ondan ayrılamayacağım. “ dedi Suna'ya bakarak. Suna'nın gözlerinde bir anlığına mutluluk belirmişti.
“ İstanbul'a mı geleceksiniz ? “ dedi kaşları havalanmış bir şekilde. Bu hali Batuhan'ı güldürmeye yetmişti.
“ Evet , Ankara'daki birkaç işimi hallettikten sonra temelli geleceğim. “ dedi yüzündeki gülümseme ile. O sırada Suna'nın aklına sebepsiz bir şekilde gelen şey ile konuştu.
“ Bu arada siz Koray Bey ile nereden tanışıyorsunuz , bir İstanbul geçmişiniz mi var ? Ayrıca benim istemediğim bir durumda olduğumu nasıl anladınız ? “
“ Bi İstanbul geçmişi sayamayız ama zamanında ATAMAN'LAR ile yakından bir iletişimim olmuştu. Koray ve abisi Kıvanç denen adamın ne kadar yavşak biri olduğunu biliyorum. “ Dedikten sonra kısa bir süre durup burnundan soludu. “ Ayrıca o herifin gözleri sizde değil bedeninizdeydi. “ dediğinde Suna gözlerini Batuhan'dan çekip uzaklara baktı. Hissettiği bu garip ve kötü duyguyu içinde bitirdikten sonra Batuhan'a döndü.
“ ATAMAN’lar , sizce nasıl birileri ? Yani ticaret yapılır mı ? “ diye sorduğunda Batuhan olduğu yerde hareketlendikten sonra tekrar sandalyesine yaslandı.
“ Almış olduğunuz işi bitirin tabi ama.. tedbirli olun , yenisiniz fark etmezsiniz diyerekt size farklı mallar taşıtabilirler. “ Dediğinde ima etmek istediği şeyi Suna anlamıştı , bu sefer kaşları Batuhan'ın haklı olabileceğini düşündüğü için kalkmıştı.
“ Ama ille ticaret yapmak istiyorsanız , benimle yapın. Ben size taşınacak sevkiyat bulurum. “ dediğinde Suna gülümsedi. O sırada uzakta bir yerde kendilerini izleyen kişiler çalındı gözüne.
“ Sağ olun ama bu geceyle birlikte büyük ihtimalle baya adımız çıktı. “ dediğinde Batuhan'ın da yüzünde umursamaz bir gülüş belirmişti.
“ Sizin de mi kulağınıza geldi ? “ dediğinde Batuhan , Suna başıyla onayladı. Batuhan'ın bu olaya bir tepkisi olmaması içindeki Suna'yı mutlu etmişti , planının işlediğini düşünüyordu içindeki Suna.
“ Bu geceden sonrasını düşünemiyorum. Koray Bey bile duymuş , en son yanından ayrıldığımızda neler düşündü bakalım. “ dediğinde Batuhan'ın gözlerinde bir anda bir şaşkınlık geçti.
“ Koray mı ? “
“ Evet , en son sizin yerinizde olmak istediğini falan söylemişti. “ dediğinde Batuhan'ın tek kaşı kalktı.
“ Ve böyle düşündüğü halde size yavşıyor , öyle mi ? “ gereksiz yere sinirlendiğini düşünüyordu Suna.
“ Evet de… Sizi bu kadar sinirlendiren nedir ? “ diye sordu Suna kendisine engel olamayarak. Tamam belki Batuhan'ın bu tepkisi hoşuna gitmişti yaptığı ithamın gittiği yer Suna'nın bir tepki vermesini gerektiriyordu.
“ Pardon.. Koray’a olan öfkemden yanlış bir tepki verdi. “ deyip yerine yaslandı Batuhan , gözlerini ise Suna'dan kaçırmıştı. Bir anlık kendini tutamayışı neler düşündürmüştü , şimdi Batuhan kendine kızıyordu. Aradan bir kaç dakika geçmemişti ki Batuhan artık bu yemeğin sonlanması gerektiğini fark etti zira daha fazla böyle bir duruma düşmek istemiyordu.
“ Suna Hanım , bana açtığınız konuları ben İstanbul'a dönünce ayrıntılı bir şekilde konuşmak isterim. “ dediğinde Suna başıyla onay verdi.
Bunu ondan duyması iyi olmuştu , en azından bir kere daha görüşeceklerini biliyordu Suna. Ardından Suna Boğaza bakmaya başladı. Batuhan ise karşısındaki , kendisini altüst eden kadına bakıyordu.
Tam o sırada mekanda oturanların kulaklarına bir melodi doldu. Batuhan ve Suna başını sesin geldiği yöne herkes gibi çevirdiğinde mekanın köşelerinden birinde iki adam oturmuş birinin elinde keman çalmaya başlamıştı. Kişiye özel bir şey olmadığı anlaşılıyordu , mekanda canlı müzik veriliyordu.
O sırada onların yanına bir adam geldi ve türkü söyleyecek olanın omzuna elini attı sonrasında gözleri birini aradı. Adamın gözleri Batuhan ile kesiştiğinde elini göğsüne koydu , Batuhan da başıyla selam verirken elini göğsüne koydu.
Suna şahit olduğu şey yüzünde sebepsiz bir gülümseme oluşurken Batuhan'a baktı. Batuhan da karşısındaki kadına döndüğünde gülümseyle karşılık verdi. Tekrardan Suna gözlerini Boğaza çevirdiğinde türkü söylenmeye başlamıştı.
Beyaz giyme toz olur
Siyah giyme söz olur
Gel beraber gezelim
Muradımız tez olur
Salınada salınada gel , haydi yavrum
Dön dolaş yine bana gel
Batuhan hâlâ kadına bakarken , Suna duyduklarıyla Boğaza karşı bakarken gözlerini kapayıp türküye daldı , o sırada elleriyle omuzlarını sarmıştı.
Gel beraber gezelim
Muradımız tez olur
Salınada salınada gel , haydi yavrum
Dön dolaş yine bana gel
Suna omuzlarına konan şal ile irkildi. Batuhan'ın kendisine bakıp başını eğmesiyle kendisi için bir şal getirttiğini anladı. Mahcup gibi bir tebessüm ile Suna şala sarındıktan sonra tekrar aynı vaziyette Boğaza karşı dönüp gözlerini kapadı ve türküyü dinlemeye devam etti.
Beyaz giyme tanırlar
Seni yolcu sanırlar
Zaten bende talih yok
Seni benden alırlar
Salınada salına gel , haydi yavrum
Dön dolaş yine bana gel
Suna en son Batuhan'ın da mırıldanarak sözlere eşlik ettiğini duymuştu. Batuhan bir yandan karşısındaki kadının hangi alemden olduğunu düşünüyor , bir yandan da türküyü mırıldanıyordu. Karşısındaki kadın ile yaşadığı şeyleri düşünüyordu Batuhan. Güzel , kibar , bazen şair , bazen tatlı , bazen büyücüydü ama öyle bir an geliyordu ki ansızın ciddileşebiliyor , hemen pençelerini gösteriyordu. Hiçbir saygısızlığı ve aşağılama imasına bile gelemiyordu. Kendi kafasındaki doğrular olmayınca aniden asileşen , gücünü göstermekten , ben buradayım demekten çekinmeyen biriydi. Zekiydi , ağızdan çıkan yanlış bir kelimeyi , bir açığı çıkarıp hiç beklemeden önünüze fırlatırdı.
İstanbul'du ; iydi , hoştu , büyüleyiciydi ama zordu , acımasızdı , imkansızdı.
Bölüm etkileşimi
