11. bölüm / 16
ALASAYVAN : Öç Ant'ı11. Bölüm : Kanıt ve Blöf
Bölümler 16Şu an: 11. Bölüm : Kanıt ve Blöf
- 1 1. Bölüm : Kurt Kurultayı2.287 kelime
- 2 2. Bölüm : Yaralı Geyik1.829 kelime
- 3 3. Bölüm : " Yok et ! " Emri2.146 kelime
- 4 4. Bölüm : Büyük Hata2.932 kelime
- 5 5. Bölüm : Kardeş Katili2.532 kelime
- 6 6. Bölüm : Ve Davet2.249 kelime
- 7 7. Bölüm : Özür Teması3.315 kelime
- 8 8. Bölüm : Zaman Tutulması2.725 kelime
- 9 9. Bölüm : Patlama ve Yara2.825 kelime
- 10 10. Bölüm : Kan ve Platonik4.015 kelime
- 11 11. Bölüm : Kanıt ve Blöf5.915 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm : Bir tatlılık soluklanma3.961 kelime
- 13 13. Bölüm : Güven meselesi3.261 kelime
- 14 14. Bölüm : Gerçekler Yalan , Yalanlar Gerçek5.665 kelime
- 15 15. Bölüm : Piyon karşılaşması4.039 kelime
- 16 16. Bölüm : İzdüşüren3.560 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Suna elindeki kağıdın alındığını öğreneli iki gün olmuştu. Batuhan ile görüşmek istese de hem ne diyeceğini bilmiyor hem de Batuhan'ı otelde bulamıyordu. İki gündür gece geç saatlerde girip sabah erkenden çıktığı haberini alıyordu. Kendilerine tuzak kuran , bomba yerleştiren adam ise ameliyattan sonra hâlâ uyanmamıştı.
Bu süre zarfında Suna davette de tanıttığı kurduğu lojistik şirketi ile uğraşıyordu. Kendisi ile iş yapmak isteyenler ile görüşme düzenliyordu. Dedesinin dostlarından Boranbey MARŞANKUL ve Tamar MARUŞİANİ ile bu geçen iki günde görüşme yapmıştı. Gürcistandaki Batum limanında Batuhan KIZILTAN’ın iş yaptığını öğrenmişti. Bu sebepten dolayı onlar ile Poti limanından sevkiyat yapmaya karar kılmışlardı.
Katıldığı ticaret birliğinden de haber gelmişti. Yarın toplantı düzenlenmişti. Bunların çoğuyla ilgilense de aklında bunlar değil Batuhan’dı. İki gündür otelinde kalan adamın niyetini anlayamamıştı. Ayrıca anneannesinin kendisine verdiği kolye ile Batuhan'ın parşömenindeki tamganın benzerliği aşikardı. Suna artık Batuhan'ın onlardan olduğuna emin olmuştu.
Bu sebepten Suna Batuhan'a güveniyordu. Anneannesinin kolyeyi verirken onlar seni korurlar sözünü hatırlıyor buna kanıt olarakta Batuhan'ın kendisini kurtardığını düşünüyordu. Şimdi planını harekete geçirecekti. Batuhan'a yakınlaşacak hem onun ne gibi bir teşkilattan olduğunu öğrenecek hem de abisini öldürecekti. İçindeki şeytanın her bir dediğini yapacaktı , yoksa intikamı o patlamanın yangınındaki küller altında kalacaktı.
Eski Suna'yı kaybedeli çok olmuşken artık nasıl biri olduğu umrunda olmuyordu. Abisinin kardeşini ölüme terk ettiğini biliyordu. Abisini öldürmeye ant içmişti ama bu kendi başına yapabileceği bir şey değildi. Abisi üst düzey , kendisinden de daha iyi korunurken onun evine girip onu öldüremezdi. Çetin’e ve Akın’lara dese onlar da buna engel olurdu. Suna tek çıkar olarak şu an güvendiği Batuhan'ı düşünüyordu. Onu kendisine bağlaması gerekiyordu.
Batuhan ile de kendisini kurtarması adına bir yemek yemek istiyordu. Asıl amacı onu biraz daha öğrenmekti ama Batuhan'ı iki gündür yakalayamıyordu. Odasına girip kasasından parşömeni almasına çok öfkelense de , hesap sormak istese de bunu yapamazdı , kendini kendi ele veremezdi. Şuan Batuhan'ın güvenini kazanması gerekiyordu.
“ Yine daldın Suna. “ dedi çalışma masasının yanındaki deri koltukta oturan Akın. Zeren , Akın ve Kapgan Suna’nın yanına lojistik şirketine gelmişti. Çetin de yanlarındaydı. Suna duyduğu sesle irkildi.
“ Efendim. “ dedi Akına dönerek. Akın ise masadaki kalemlerle oynamayı bıraktı. Suna'nın bu karşılığı diğerlerini tebessüm ettirirken Akın hüzünle yüzüne baktı.
“ Yorulmadın mı düşünmekten ? “ Suna bu soruyla kendine gelmiş , burnundan bir soluk çekmişti. Sandalyesine geri yaslanırken gözlerini Akın’dan kaçırdı.
Etraftaki arkadaşlarına bakarken Kapgan'ı da en son iki gün önce patlama gecesi gördüğünü hatırladı. Ona söylediği sözler geldi aklına. Burada olması o geceki sorusun yanıtı vermiş olmalıydı. Suna elindeki dolma kalemi masaya fırlatıp az önceki kasvetli halinden kurtulup konuştu.
“ Ee siz ne zaman evleniyorsunuz ? “ diye sordu Zeren ve Akın’a. Zeren tatlı tatlı gülümserken Akın’ın yüzü dümdüzdü. Suna’ya bakmadan konuştu Akın.
“ Sanırım sen bizden önce evleneceksin. “ dediğinde Suna'nın kaşları çatıldı. Araları mı bozulmuştu , diye düşündü Suna. Kapgan Akın’ın dediğine göz devirirken Zeren bir şeyler söylemek ister gibiydi. Suna’nın bakışları en son Çetin de durduğunda başını olumsuz anlamda iki yana sallıyordu. Suna kimseden ses çıkmayınca konuştu.
“ Ne oluyor ? Aranız mı bozuldu ? “ deyince bu sefer Akın gözlerini devirdi. Karşısındaki Zeren sessizce nefesini verdikten sonra konuştu.
“ Yok Allah'ıma çok şükür , öyle bir şey yok… da. “ dedi Zeren sakince. Suna’nın kulağına gelmediğini anlamıştı oradakiler.
“ Onun demek istediği o değil. “ deyip tekrar yavaşça arkasına yaslandı Zeren. Suna herkese tekrar göz gezdirdikten sonra Zeren’de kaldı. Erkeklerin ağzını açmayacağını anlamıştı. Gözlerini Zeren'e kitlediğinde Zeren umursamaz bir hal takındı.
“ Yaa sen bunların durumu vahim gösterdiklerine bakma.” diye çıkıştı bu sefer Zeren. Sonrasında sakinleşerek devam etti.
“ Yani biraz adın dillerde dolaşmış kulağımıza gelmiş. “ dedi. Suna aldığı yanıtla erkeklerin hepsine göz gezdirirken konuştu.
“ Ee ne var bunda ? “ diye onlara sorunca Zeren bir kaç saniye sonra cümlesini tamamladı.
“ Yani tek dolanmamış. “ dedikten sonra duraksadı , sonra erkeklerin durumu bu kadar avartmasına dayanamayıp umursamazca söyledi.
“ Off Batuhan’la siz dans edince , sizin aranızda bir şeyler olduğunu düşünmüş herkes. Bu da bizim kulağımıza gelince gerildi bunlar , ne var sanki. “ deyip geri deri koltuğa yaslandığında Suna’nın gözlerindeki ciddiyet söndü ve şaştı kaldı. İnsanların cidden her şeyden nem kaptıklarını fark etti.
“ Biz sana demedik mi kızım ? “ dedi Akın’ın karşısında , masanın diğer yanında oturan Çetin. Suna ise bu duruma ofladı.
“ Hayır anlamıyorum , ben biriyle dans edince hemen aramda bir şey mi oluyor ? Ben Akın’la da dans edebilirdim Kapgan’la da ? “ diye bitirdiğinde ortam aniden sessizleşti , Zeren yandan yandan Kapgan’a bakarken Kapgan'ın gözleri Suna’da takılı kaldı. Suna ise yaptığı hatayla içinden kendine sövdükten sonra devam etti.
“ Yani anlamıyorum , bu insanların işi gücü yok mu bunları düşünüyorlar yaa ? “ Yakınması karşılıksız kalırken içindeki şeytan bu habere sevinmişti. Suna içindeki sesi bastırmaya , duymamazlıktan gelmeye çalışıyordu.
“ Neyse olan oldu , abin cevabı vermiş zaten. “ dediğinde Suna Çetin'e döndü. Gözleri kısılmış ne olduğunu soruyordu.
“ GÜMÜŞDAĞLAR’dan haber geldi. Davet gecesi Batuhan'a KIZILTAN’a çıkışta yapılan suikasti abin düzenlemiş. “
Suna duyduğu şeylerle bir kaç saniye Çetin’in gözlerinde kalsa da sonrasında sandalyesine yaslanıp önündeki kalemlerle uğraştı. Abisine olan öfkesini sindirmeye çalışıyordu. Bir yandan da Batuhan'ın düşüncesinin doğru çıkmış olması aklına geliyor , o geceki sorusunda kalıyordu.
Bunu yapan abin olsa cezasını keser misin ? diye sormuştu patlamadan önce. Şimdi Batuhan'ın kesinlikle Bahadır'ı öldüreceğini biliyor , içindeki şeytan biraz daha mutlu oluyordu. Ama nereden baksan abisinin davet gecesi mekanının önünde güvenliği kendisinden sorumlu kişiye saldırtması gururuna dokunuyordu.
“ Sebep ? “ dedi birkaç saniye kafasını iki yana sallarken. Bunun cevabını diğer arkadaşları da merak ediyordu.
“ Onu da abime sorarsın. “ dedi Çetin düz bir ifadeyle.
“ Ama bana fikrimi sorarsan , o geceki girişteki takışma ve dans yüzünden derim. “ deyince Suna yüzünü buruşturdu.
“ Bu … bu öldürmek için geçerli bir sebep mi ? “ diye ellerini iki yana açıp yakındı. Hepsi abisine kırgın olduğunu biliyordu bu yüzden bu tepki abisine öfkesini değil de Batuhan'ı savunduğunu düşündürmüştü.
“ Onu mu koruyorsun ? “ dedi Kapgan , ilk defa konuşmaya dahil olmuştu. Bunu Akın dese farklı anlayacak Suna Kapgan deyince sakinliğini sağlamaya çalıştı.
“ Onu koruduğum falan yok ! “
“ Burada bana hata yapan abim. Ben herkesin karşısında canınızın sorumluluğu bende demişim , Bahadır da neyin hırsıysa benim sözümü düşürmek için daha adam otelden çıkmadan tanıyor. “ dedi sinirle.
“ Ayrıca bunu anlayamayacak kadar tevrübesiz değilsiniz , şimdi suçu ne diye adama atıyorsunuz ? “ Bu şüphesi Akın’ın ve Kapgan'ın aklında farklı şeyler düşündürmüş , onlar ile aynı şeyi düşünen Çetin ise bu düşüncelerin sözcüsü olmuştu.
“ Bu adam düşmanınız farkında mısın ? “ dedi Çetin gergince. Suna’nın Batuhan'a olan tavrını hiç beğenmiyordu. Suna ise duyduğuyla başını diğer yana attı. Önüne geri döndüğünde siniri bozulmuşçasına gülümseyerek sordu.
“ Neden düşmanımız ? “ diye cevabını bildiği soruyu sordu.
“ KIZILTAN ailesi yıllar önceden baban ile hasımdı , ben bunu sana davetten önce de söyledim. “ dedi Çetin hiç zaman kaybetmeden.
“ AMA SEN NE YAPTIN ! GİTTİN ADAMLA DANS ETTİN ? “ dedi sesini yükselterek. Suna ise bir kaç saniye sonra aynı sinir bozukluğuyla konuşmaya başladı.
“ Çetin amca sen , ben yeraltına girer girmez hasım sahibi mi oluyum istiyorsun ? “ dedi koyulaşmış gözleri kısılıp başını iki yana sallarken.
“ Onun hasımlığı hısımlığından daha yeğdir. “ deyip kestirip attı Çetin , gözleri ise Suna’nın bu gergin halkına bakmaya dayanamamıştı.
“ Ben şu an neyi yönetiyorum Çetin amca ? “ dedi sakin kalmaya çalışarak. Karşılık almayan sorusunu parmaklarını masaya değdirerek tekrar sordu.
“ Ben hangi mirası işletiyorum ? “ dedi bir kez daha.
“ Ben BAYSUNGUR diye tanınan abim ile bir ilişkisi olmayan HANZADE şirketini yönetiyorum. Ben , Balabek HANZADE’nin mirasını yönetiyorum. “
“ Benim işlerim abimle ayrı , bunu herkes biliyor. Bana ne diye bir düşmanlık gütsün.“ dedi aynı sakin tonda. Ama karşısındaki dostları tatmin olmamıştı bu karşılıkla.
“ Adam benim hayatımı kurtardı. “ dedi sefer de eskisine nazaran biraz daha yüksek çıkan sesiyle. Bunu duyan Çetin , Akın ve Zeren’i işittikleri ile akıllarına durgunluk gelmişti. Akın ve Zeren'in yüzü kendisine dönerken Suna’nın gözleri onlara patlamayı söyleyip kendisini kurtaranı demeyen Kapgan’a değdi bir kaç saniye. Kapgan’ın bakışları yerdeki parkelerdeydi.
“ Ne ? “ diye bir tepki geldi kaşları çatılmış Akın’dan. Suna ise çifte kaşlarını hafif kaldırarak baktı.
“ Evet. Batuhan KIZILTAN abimin yapmadığını yapıp beni kurtarmak için bombanın üstüne koştu. “ dedi sakinlikle. Ama bu sakinliğin altında abisine duyduğu bir öfke yatıyordu.
“ Batuhan KIZILTAN , bunu herkes bilsin ki belki dostum değil ama hasmım hiç değil. “ dediğinde bu konuyu kapatmıştı. Odadaki diğer kişiler düşüncelere dalarken Suna daha fazla onlarla iletişim kırmayıp önündeki belgelere döndü. Bir kaç dakika geçti ki lojistik şirketinde ki asistanı Caner kapıya tıklattı. Suna’nın içeriye çağırmasıyla içeri girdi.
“ Suna Hanım , Koray ATAMAN’ın adına bir adam gelmiş.” deyince bakışlar Suna’ya kaydı.
“ Gelsin. “ İçeriye siyah takımlı adam girdiğinde hepsi diyeceklerini bekliyordu.
“ Suna Hanım , Koray ATAMAN sizinle , ilgilendiğiniz lojistik işi hakkında konuşmak için akşam yemeğe davet ediyor. “ dediğinde herkes şaşırmıştı. Diğer adamlar buraya , yazıhanesine gelip görüşürken Koray denilen adamın Suna’yı yemeğe davet etmesi onları düşündürmüştü , özellikle Akın ve Kapgan’ı.
“ Buraya gelemiyor muymuş ? “ dedi Akın , Suna’ya dönerken. Suna Akın’a bir bakış atıp biraz düşündükten sonra gönderilen adama döndü.
“ Buraya bekliyorum ama eğer illerde yemekte konuşmak istiyorsa onu otelimin restoranında ağırlamaktan şeref duyarım. “ dedi.
Karşısındaki adam peki , deyip çıkarken Kapgan bu durumdan hoşlanmamış bir vaziyette iken Akın kendisine ters ters bakıyordu.
“ Onunla yemek yemek zorunda değildin. “
“ Biliyorum , ama tanımak istedim nasıl birileri. “ deyip kapattı konuyu Suna.
…..
Batuhan odaya giren kişinin bir kaç gün önce vurulduğu gece görüştüğü adam olduğunu anlayınca debelenmeyi kesti. Bir yol kenarında onları pusuya düşürmüşler Batuhan'ı tereyağından kıl çeker gibi almışlardı adamlarının arasından. Ağzına ve vücuduna bağlanan iplerden kurtulmaya çalışırken nefes nefese kalmışlardı.
“ Çözün. “ Bu ses içlerindeki en yüksek yöneticiden çıkmış , hafif ak sakallı yaşını almış bir adamdan çıktı.
Batuhan geldiğinden beri adamı süzerken aynı siyah takımın ceketindeki mendil yine turkuaz mavisiydi. Ceketinin köşesine taktığı rozet ise tanıdıktı , hilalin içinde sekiz köşeli yeşil taşlı bir Türk yıldızı vardı.
Batuhan'ın elleri çözüldüğünde adam ile baş başa kalmışlardı. Önlerinde kayın ağacından yapılmış eski bir masa vardı. Nereye getirildiğini bilmiyordu. Batuhan adama dik dik bakarken adam da Batuhan'ı inceliyordu.
“ Dolunay vaktine kadar bekleyemedin. “ dedi yaşını almış kısa ak sakallı adam. Bunu derken ellerini masanın üstüne koymasıyla parmağındaki yüzüğü ayrıntılarıyla birlikte gördü Batuhan. Yüzükte kabartmalı türk yıldızı varken bu sefer hilal yokti , bir kartalın kanatları yaşlı adamın parmağını sarıyordu. Ayrıca sağ elinin baş parmağında da kartal diye düşündüğü bir zighiri gördü.
“ Kurda ne oldu ? “ dedi Batuhan adama bakarak. Adamın dudakları tebessüm eder gibi olduğunda gözlerinden bir ışıltı geçti.
“ Yaralı bir geyiğin yanında bulduk. “ diye yanıtladı yaşını almış adam. O sırada Suna’nın kendisine dediği şeyler aklına geldi. Demek dediği doğruydu , diye geçirdi içinden.
“ İşlerini İstanbul’a taşıyacaksın. “ dedi yaşını almış adam. Batuhan bunu beklemiyordu.
“ Sizin dediklerinizi neden yapayım ? “ dedi Batuhan , adamlar kendileriyle ilgili hiçbir şey açıklamazken bu istekleriyle ne oluyoruz olmuştu Batuhan.
“ Bizden olduğun için. “ dedi karşısındaki adam. Batuhan ise ciddiyetle başını salladı.
“ Ben sizden değilim. “ az bekledikten sonra devam etti. “ Ben sizi tanımıyorum. “ dedi sakin ve ciddi bir tavırda.
“ Biz seni biliyoruz , bu kâfidir. “ dedi adam karşılık olarak.
“ Benim için yeterli değil. “ dedi Batuhan. Biraz bekledikten sonra devam etti.
“ Bana olan bu güveniniz nereden geliyor ? “ dedi gövdesini hafif öne getirirken.
“ Senin bize olan güveninden. “ dedi adam. Batuhan adamın halka halka olmuş gözlerine bakarken onlara güvendiğini nasıl anladığını düşünmeye başlamıştı.
“ Bu güven benim için yeterli değil. Anlattıklarınızı biraz daha açıklayın ki size olan güvenim tam olsun. “ dedi Batuhan tekrar sandalyesine yaslanırken.
“ Sorsaydın öğrenirdin. “ dedi adam o güne ithafen. Batuhan açık vermeyen , kendisiyle iletişimi zorlaştıran adamın yanıtından sonra burnundan kısa bir soluk verdi.
“ Peki. “
“ Biz dediğiniz kim ? “
“ Biz dediğimiz sensin. Biz dediğimiz özümüzdür , soydaşımızdır , kandaşımızdır , yurttaşımızdır. Acun yüzeyindeki tüm Türklerdir. “
“ Kimi korursunuz ? Kim için çalışırsınız ? “
“ Biz , bizden olanı koruruz , bizden olan için ter dökeriz , kan dökeriz. “ Batuhan aldığı karşılık karşısında halk için çabaladıklarını anladığında kendisi ile olan ilişkisini anlayamadı.
“ Benim ile işiniz nedir ? “
“ Bizden olduğun için. “ dedi adam. Batuhan ise yakaladığı açığı hiç acımadan önüne attı.
“ Bütün Türklerle mi iş yaparsınız ? “ dediğinde adamın yüzünde gizli bir tebessüm oluştu.
“ Kimiyle büyük kimiyle küçük , kimisiyle yan yana kimisiyle gizliden , kimisiyle uzaktan , kimilerini gözeterek esirgeyerek iş yaparız. “ aldığı cevaptan biraz da olsa mutluydu Batuhan.
“ Bu kadar büyüktür , ne diye gizlidir ? “ diye aklındaki sorunlardan birini daha sordu Batuhan.
“ Gizli olması bu kadar büyük olmasını sağlayandır. “ diye karşılık verdi adam. Batuhan soruları bir bir yanıtlanıyorken ona zıt gitmek istemedi.
“ Atamı nerden tanırsınız ? “
“ Gençliğinden beri son nefesine kadar bizi biz yapanlardandı. “ Adamın dediğine göre babası da onlardan biriydi ama hiç böyle bir şey duymamıştı.
“ Benim neden bilgim yok ? “
“ Şimdi oldu. “ dediğinde tekrar burnundan soludu Batuhan.
“ Beni neden buraya getirdiniz ? “
“ Aklındakileri sorulara yanıt bulasın diye. “ dediğinde başıyla onayladı Batuhan. Birkaç saniye bekledikten sonra sordu.
“ Madem bu kadar adamınız var , bana neden ihtiyaç duydunuz ? “ dedi Batuhan.
“ Böyle istenildiği için. “ deyince kaşlarını çattı Batuhan.
“ Sizin büyüğünüz mü var ? “ dedi şaşırarak.
“ Hepimizin bir büyüğü var. “ dedi adam tok bir sesle. Batuhan tekrar söze girmek için bir soluk aldı.
“ Bu kadar gizli bir teşkilatsınız(!) o vakit niye benimle iletişime geçtiniz ? “
“ Özüne dönmen için. “
“ Diğerleri gibi , gören gözümüz , duyan kulağımız , uçan kanadımız , parçalayan pençemiz olman için. “ dediğinde durumu anladı Batuhan. Ama adamın karşısında başka biri olsaydı belki anlamazdı , gerçi anlamaya da burada olmazdı.
“ Neden sizinle birlikte iş birliği yapayım ? Benim bundan çıkarım ne olacak ? “ diye sorduğunda adamın yüzü ciddileşmişti , belli ki sinirlenmişti.
“ Sen hiç sevdiklerine karşı karşılıksız bir şey yapmadın mı ? “ dedi sertçe.
“ Sizi sevdiğimi nereden çıkardınız ? “ Bu soru Batuhan’ın anlayamadığı bir şekilde adamı sinirlendirmişti.
“ Bre sen Türk değil misin ? “ diye çıkıştı ilk defa.
“ Sana aynı kanı taşıdığın ecdadının tarih boyunca hükmettiği coğrafyayı koruma şerefi yetmez mi ? “ dediğinde Batuhan yerin dibine girmişti. O bunu kastatmemişken adamın çektiği nokta onu çok yanlış göstermişti. Aklını toparlamak ve sakinleşmek adıma bir soluk çekti ciğerlerine. Gözlerini açtığında sert bakışlarını adamda tutmaktan esirgemedi.
“ Bakın beyfendi , karşıma geçmiş biz şuyuz buyuz , bize çalışacaksın laflarıyla hareket edecek biri değilim. Sizin için yaptığım şeylerin masum insanların canını yakmayacağını nereden bileceğim ben ? “ dedi sertçe.
“ Neyi görmek istiyorsun ?! “ diye az önceki sinirle karşılık verdi.
“ Böyle bir teşkilatın varlığını kanıtlamanızı. “ dedi Batuhan aynı tonda. Adam ayaklanmadan konuştu.
“ Ha eğer gerçekten böyle bir kuruluş varsa atam gibi fedailerinden olmaktan onur duyarım. “ dedi aynı keskin bir sertlikte. Adamın Batuhan'a olan bakışlarında ki sinir biraz da olsa geçmişti. Ayağa kalktığında seslendi.
“ Kanıt peşindeysen peşimden gel. “ deyip onu beklemeden çıktı odadan.
Batuhan oturduğu koltukta rahatlamak adına bir soluk alıp verdikten sonra gecikmemek için ayağa kalktı , üstündeki takımı düzeltip yanına doğru ilerledi. Adam merdivenlerden çıkarken Batuhan da ardı sıra onu takip etti. Üç kat çıktıktan sonra adamın bir kapıdan içeri girdiğini gördü.
Batuhan adamın girdiği odaya adım atınca dayalı döşeli , bir çalışma odası olduğunu gördü. Hiçbir yerde farklılık görmüyordu. Yaşını almış adamın keskin bakışları Batuhan'ı bulduğunda odanın içinde elinde bir kumaşla duruyordu. Yanına gelip kumaşı parçasını uzattı.
“ Gözlerini bağla. “ dediğinde Batuhan kumaşı eline almıştı. Merakı ona ikiletmeden gözüne kumaş parçasını bağlanmıştı.
“ Burada gördüklerini , işittiklerine bu odadan çıktıktan sonra hatırlamayacaksın. Yalnızca yüreğindeki bize olan güvenden emin olacaksın. “ diye aynı keskin ve sert tondaki adamın sesini duydu.
Daha sonra Batuhan birkaç ayak sesi duyduktan sonra neye benzediğini anlayamadığı bir ses daha duydu. Ardından yaşlı adamın geniş ve sıcak elini sırtında hissetti. Adamın onu yönlendirmesiyle bir yere doğru yürüdüler. Sonra bir kaç adım sesi ve yine bir şeye benzemediği o ses. Batuhan adamın yanında durduğunu hissedince bir anca gözlerindeki karanlık yerini aydınlığa bıraktı. Adamın kumaşın düğümünü çözdüğünü fark ettiğinde gözlerini araladı.
İşte burası her yerden farklıydı. Karşısındaki duvarda bir dünya haritası vardı ve ufak birkaç yer hariç her yeri aynı turkuaz rengindeydi. Adam eliyle o büyük haritayı işaret etti ve anlatmaya başladı.
“ Bu harita dünyadaki tüm Türklerin yerini gösterir. “
Batuhan gözünü başka bir yöne çevirdiğinde bu sefer de bir masaya takıldı gözleri. Üstü camla kapanmış bu masanın üstünde tüm Avrupa ve Asya kıtasının kabartmalı haritası vardı. Çoğu yeri bu büyük masa kaplarken oradaki haritada nehirler , ırmaklar bile belirtilmişti.
Batuhan gözünü bu sefer başka bir duvara çevirdi. Tarih boyunca tüm Türk devletlerinin bayrağı bir konsolun üstünde diziliyken duvarda kendisine gönderilen parşömendeki tamgayı gördü. Batuhan duvardaki kabartılmış tamgayı görünce ilk defa konuştu.
“ Bu ne anlama geliyor. “
“ Ortadaki taş , Türklerin kutsal saydığı yada taşıdır. O taştan yapılmış olan her bir köşesinin bir anlamı olan sekiz köşeli Türk yıldızıdır. Türk yıldızı aydınlığı temsil ederken altındaki hilal karanlığı temsil eder. Birlikte aydınlığın karanlığa galip gelişini tasvir ederler. Toprağın uyandığı gündür , yeniden doğuş , yeniden diriliştir. “ deyip soluklansı. Batuhan ise adamın anlattıklarına hayran kalırken gözü tekrar tamgayı buldu.
“ Üstündeki çift başlı kartal da Türklüğün sembollerindendir. İki yana açtığı kanatları ise doğuyu ve batıyı kuşatır. Bu çift başlı doğuyu ve batıyı gören kartal yer ile gök arasındaki hakimiyeti simgeler. “ dedi. Adam sözü bitince kendisini dinleyen Batuhan'a çevirdi kafasını. Batuhan ise etkilenmiş ifadesini adamdan geri çekmemişken adam Batuhan'ın yanından ayrıldığında dudaklarında hafiften tebessüm oluştu. Batuhan yerinde kalakalmışken adam konuştu.
“ Senin istediğin kanıt kısmına gelince. “ deyip dosyalarla dolu olan duvar boyu olan kitaplıktan bir dosya çıkardı. İçinden bir kağıt dosyası çıkardı. Batuhan adamın yanına geldiğinde dosyanın üstünde Tugay KIZILTAN yazdığını gördü.
Adam dosyanın içindeki belgeleri bir kenara çekip bir fotoğraf gösterdi. Batuhan eline aldığı fotoğrafta resimlerden tanıdığı babasının gençliğini gördü. Kucağında kendisi ve yanlarında iki adam vardı. Birinin yanındaki adam olduğunu fark etmişti. Mekan burası değildi ama arkada da tüm Türk devletlerinin bayraklarını gördü yine.
Daha sonra adam bir parşömen kağıdı koydu önüne. Başlıkta Göktürkçe bir şeyler yazdığını gördü , daha sonra da aynı şekilde Göktürkçe yazılar vardı. Bir kez daha Göktürkçe öğrenmediğine pişman olurken babasının ıslak imzasını gördü. Artvindeki fabrikadaki eski belgelerin üstündeki imzanın tıpatıp aynısıydı. Başını adama doğru çevirdiğinde konuştu adam.
“ Bu babanın bu kurultaya katıldığında ve and içeriğine dair bir belge. “
Batuhan yaşadığı şeylerin gerçekliğine inanamazken adam yanından ayrıldı. Çalışma masasında bir kaç çekmece açtıktan sonra eline aldığı anahtar ile konsolun yanına vardı. Konsoldaki çekmecelerden birini anahtar ile açıp içindeki sandığın şifresini girdikten sonra eline aldığı gümüş bir tamga ile Batuhan'ın yanına yürüdü. Batuhan kendisine uzatılan şeyi eline aldı.
“ Bu tamga , babana aitti. Bu parşömendeki tamga da buna ait. “ deyip az önceki parşömeni işaret etti. Adam konuşmaya girmek için bir soluk aldı.
“ Bu tamga artık senin. “ dedi. Batuhan bir şey diyemezken adam bir kaç saniye soluklandıktan sonra devam etti.
“ Biz masumlara zarar gelmesin diye varız. Zalimlerin yaptıklarının bedelini ödetmek için varız. “ dedikten sonra adam elini Batuhan'ın omzuna attı. Batuhan hızla gözlerini adama getirdiğinde adam bir iç çektikten sonra konuştu.
“ Atanın intikamını almak istediğini bilirim. “ dedikten sonra bir kez daha nefeslenmek için durdu. Batuhan’ın gözlerine güven veren bakışlarla bakarak konuştu.
“ Kaygılanmayasın , kimse yaşattığını yaşamadan ölmeyecek. “ dediğinde Batuhan bakışlarını babasının fotoğrafına dikip başını salladı.
“ Ben ne zaman imzalayacağım böyle bir belge ? “ diye sordu Batuhan. Adam dosyaları toplarken yanıtladı.
“ Göktürkçe öğrendikten sonra. “ dediğinde Batuhan'ın yüzünde bir tebessüm oluşmuştu. Adam dosyaları eline aldıktan sonra döndü Batuhan'a.
“ Sen evvela verdiğim görevi tamamla , İstanbul’a gel. “ dedikten sonra dosyayı kitaplığa yerleştirip elindeki anahtarı çekmeceye attı. Masaya koyduğu kumaşı tekrar Batuhan'a uzattığında Batuhan elindeki tamgayı ceketinin cebine atıp kumaşı gözlerine bağladı. Sonra tekrar adım sesleri ve bu sefer anladığı o ses , gizli odaya geçit olan kapı sesiydi. Bir kaç adım attıktan sonra yine aynı sesler ve adam Batuhan'ın gözünü tekrar açtı.
“ Önümüzdeki dolunay vaktinde işlerini İstanbul'a taşımış ol. “ dediğinde Batuhan başıyla onayladı.
“ O tamga sende kalacak , günü geldiğinde atan gibi sende üyeliğe giriş ve and yazılı belgeyi imzalayacaksın. “ dedi ve Batuhan bir kez daha başıyla onayladı. Adam son kez konuşmak için nefesini verdi.
“ Çocuklar adamlarında iletişime geçip elinde tuttuğun adamımla takas yapacaklar. “
“ Tabi sen adamlarının yanına gittiğinde soracaklar sana ama senin bildiğin hiçbir şey yok değil mi ? “ dedi son sözünde tek kaşını kaldırarak.
“ Evet. “ dedi Batuhan ciddiyetle. Adam gitmesi için başını salladığında Batuhan da karşılık vererek odadan ayrıldı , merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
.....
Suna , lacivert saten kumaştan üstü asimetrik yaka beline kadar vücudunu saran dizlerinin altına gelen elbise giymiş , kahvenin her tonu bulunan arasında ışıltılar olan saçlarını her zamanki gibi dalgalı olan haline bırakmıştı. Ayağındaki lacivert stilettoları ve damla inci küpeleriyle tam bir akşam yemeğine hazırken , bir kolyeye ihtiyaç duymuyordu ayrıca bileğinin inceliğini gözler önüne koyan annesinden yadigâr ince işçilikli gümüş bir saat vardı.
Saat akşam yedi buçuğu geçmişken kendisine has kavun ve vişne esanslı alt notasında tonka olan parfümünden de sıkıp odasından dışarı çıktı. Yemeği kendi otelinde uygun gördüğü için şimdi asansör ile aşağı iniyordu. Restorant katına geldiğinde terastaki rezerve masaya doğru ilerlediğinde Koray ATAMAN’ın geldiğini fark etti.
Ağır adımlarla yanına geldiğinde Koray sandalyeden kalkmış yanına gelmiş ve tokalaşmak için tuttuğu eli öpmüştü. “ İyi akşamlar. “ diyen Suna’nın yüzünde sahte bir gülümseme belirdiğinde adamın sözünü işitti.
“ Işığınız beni yanınızda sönük bıraktı. “ deyince sadece gülümseyerek karşılık verdi ve bir an gözleri Koray ATAMAN'IN üstünde gezindi. Siyah bir takımın içerisinde lacivert keten bir gömlek gözlerini yorarken sarıya çalan açık kahve saçlarıyla da hiç uyuşmadığını fark etti. Koray yönelip oturması için sandalyesini çektiğinde teşekkür edip oturdu. Gözleri tekrar hayranlıkla kendisini seyreden adama geldiğinde giyinmeyi bilmediğini düşündü.
“ Ne yemek istersiniz ? “ dediğinde çoktan gelmiş olan menüye bir göz atıp karşısındaki adama döndü.
“ Ben karar verdim , dilerseniz siz seçin. “ deyip ellerini masanın önünde birleştirdi. Adam ise “ Bakar mısınız ? “ diye bir garsona seslendikten sonra Suna’ya döndü.
“ Sizin seçimizin benim de hoşuma gideceğine eminim. “ Suna yine sahte bir gülümsemeyle karşılık verdi , masaya gelen garsona dönüp “ Beyefendi ve benim için beğendiğim balıktan lütfen. “ dedikten sonra adama döndü. “ Ne içersiniz ? “ diye sorduğunda adam dakikalardır sürdürdüğü gülüşüyle karşılık verdi. “ Beyaz şarap tercih ederim. “ dediğinde garson masadan ayrıldı. Suna garson gittikten sonra Koray ATAMAN'a döndü. Adamın bakışları ise geldiği dakikadan beri üzerindeydi.
“ Yemek davetinizin burada olması bir sorun olmadı umarım ? “ dedi aynı sahte gülümseme ile.
“ Hayır tabiki de. Elbette ki sizi kıramazdım. “ Bir durgunluk yaşandı ardından. Suna bir nefes alıp aklındaki söyledi.
“ Babanız Acar beye , onun gibi büyük bir iş adamıyla ticaret yapmaktan şeref duyduğumu iletin lütfen. “ dediğinde Koray memnuniyetle başıyla onayladı.
“ Ben de size teşekkür ederim ki güzeller güzeli olan siz ile yemek yeme şerefine eriştim. “ Suna adamın övgülerine dayanamayacak gibi oldu bir an ama sonrasında o sahte gülümseme ile konuştu. “ Teveccühünüz bayım. “ dediğinde Koray’ın artık iş konusuna girmesini istiyordu.
“ Davette babam ile konuşmuştunuz diye hatırlıyorum. “ dediğinde garson masaya getirdiği beyaz şarabı Koray ATAMAN'a sunmuştu. O sırada Suna’ya da elma suyu aromalı bir meşrubat sunup gitmişti.
“ Siz şarap almadınız mı ? “ diye sordu kaşları hafif sorgular gibi çatılırken. Suna ise kadehini eline aldıktan sonra yanıtladı.
“ İş sırasında tüketmiyorum. “ deyip arkasına tekrar sahte bir tebessüm bıraktı ve meşrubatından bir yudum aldı.
“ Nerede kalmıştık ? “ dedi Suna , bir an önce iş konusu konuşup yemeği sonlandırmak için.
“ Babam ile görüştünüz değil mi ? “ diye sordu beyaz şarabından bir yudum aldıktan sonra.
“ Evet , kendisi deniz taşımacılığı istiyordu. “
“ Evet. “ diye karşılık verdi Koray gözlerini Suna’nın beyaz teninden çekip. Suna ise karşısındaki adamın dakikalardır bedenini dikizlediğini biliyordu ve yüz ifadesini normal tutmakta çok zorlanıyordu. O sırada sipariş verdikleri yemekler sunuldu. Birkaç dakikalığına Suna gözünü Koray’dan çektiği için mutluydu.
“ Babam , Lübnan Beyrut limanına bir sevkiyat istiyor. “ deyince Suna kısa bir an düşündü.
“ Peki , ne sevkiyatı ? “ dedi Suna iş konusundaki hassasiyeti ile.
“ İlaç , birazda toz patlayıcı. “ dedi gözlerine bakarak. Bu yanıt Suna’nın düşünmesine sebep oldu. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki Koray bu durumu anlamışa benziyordu.
“ Siz de diğer sevkiyat işini yürüten kişiler gibi toz olduğu için biraz düşündünüz elbette , doğal olarak ama düşündüğünüz gibi değil. Dilerseniz gemiler yüklenirken araştırabilirsiniz. “ dediğinde Suna onaylarcasına başını salladı.
“ Açıkçası diğerleri neyi düşündü bilmiyorum ama ben toza karşıyım. Yani üretilmesinden tutun satılmasına kadar. “ dediğinde Koray'ın gözleri kısıldı , dudaklarında ise tebessüm vardı.
“ Ama ne yazikki kendisine mafya diyen kişilerin çoğu da bundan kazanıyor. Çoğu sizin gibi ince düşünemiyor. “ dedi Suna'nın ela gözlerinin içine büyülenmiş gibi bakarak. Suna başıyla onayladıktan sonra yemeğinden bir kaç lokma almaya başladı. O sırada gözlerini zar zor çeken Koray da önündeki yemeğe döndü. Bir kaç dakikalığına aralarında sessizlik oluşurken Suna’nın denize bakan gözlerini konuşmaya girmesiyle üstüne çekti Koray.
“ Başka neler kırmızı çizgileriniz ? Şunu affedemem dediğiniz bir şey var mı mesela ? “ denildiğinde Suna bakışlarını masaya düşürüp düşünmeye başladı.
“ Şimdi bende tüm yeraltı alemindekiler gibi ihanete diyeceğim sıradan gelecek. “ diyerek tebessüm etti , Koray büyülenmiş ifadesine tebessümü katarken Suna devam etti.
“ Ama bizim ilişkilerimizde de güven çok önemli. Aslında bir kaç şeye daha karşıyım ama sizi de öğrenmek isterim. Sizin yanlış bulduğunuz şeyler var mı ? “ dedi , Koray hakkında da bilgi almak istiyordu. Koray tabağından bir kaç çatal almıştı ama şimdi beyaz şarabından üçüncü kadehi dolduruyordu. Şarabından bir yudum aldıktan sonra yüzünü dirsekten masaya koymuş elinin ayasına yasladı. Suna'yı baştan sona süzdükten sonra konuşmaya başladı.
“ Benim bu dünyada hoşlanmadığım çok şey var , hoşlandıklarımdan bahsedeyim ben. “ Suna işittikleriyle gözleri biraz daha karşısındaki yavşak adamda takılı kalsa da elini meşrubatından bir yudum almak için kadehine attı. Bir yandan meşrubatını içerken gözleriyle etrafı tararken bir an bir yerde takılı kaldı.
Terasta oturan tek mafyanın kendileri olmadığını fark etti. Göz göze geldiği kişiden gözlerini ayırıp önündeki adama döndüğünde Koray Suna’nın bedenini süzmekten hir bir yeri izlediğini bile fark etmemişti. Suna'nın aklı Batuhan'da kalırken Koray anlatmaya başladı.
“ Estetik olan şeylerden hoşlanırım mesela. “ Suna Batuhan'ı otelde yakalayabildiğine sevinecekken Batuhan'ın yüz ifadesi onu bir garip etmişti. Ciddi bir ifadeyle kendisiyle bakıştığından Batuhan'ın aldığı parşömen yüzünden öyle baktığını düşündü. Sonrasında Batuhan'ın ise sürekli kendisini izlediği düşüncesi onu bir garip yaptı.
“ Güzel yemeklerden , güzel içkilerden. “ dediğinde Koray , Suna zorlukla gözlerine baktı.
“ Mesela sizin gibi güzel bir kadından hoşlanmamam mümkün değil. “ dediğinde Suna hafif kaşlarını çattı.
“ İş yemeği olduğunu düşünüyordum. “ dedi Suna , Koray'ı uyarmak ister gibi. Koray bir iç çekip doğruluğunda çatal bıçağını eline aldı.
“ İş konuştuktan sonra birbirimizi de tanımak isteriz diye düşünmüştüm , işin şurasında birlikte ticaret yapacağız. “ deyip balıktan bir çatal aldı. Suna o sırada aklındaki Batuhan ile tekrar meşrubat kadehini dudağına yaslayıp o tarafa dönüp bakmak istedi. Baktığında tekrar Batuhan'ın kendilerini izlediğini fark ettiğinde bu sefer daha hızlı bir dönüş yaptı. Zira karşısındaki adamın anlamasını istemiyordu.
“ Ama elbette sizinle daha başka konularda baş başa yemek yemek isterim. “
“ Sözlerinizi bir başkası duysa buraya benimle iş konuşmaya gelmediğinizi düşünür. “ dedi Suna yemeğini yerken. Koray bu cümleyle başını kaldırıp karşısındaki kadına baktı.
“ Kimin karşısında bu kadar güzel bir bayan olsa iş konuşmak istemez. “ dedi efsunlanmış bakışları Suna’nın üzerindeyken.
“ Estağfirullah. “ dedi Suna , bir an önce kapatmaya çalışıyordu konuyu , adamın daha fazla iş konuşmayacağını çoktan anlamıştı. Koray üçüncü kadehini bitirdikten sonra karşılık verdi.
“ Ayrıca mütevazisiniz de … Batuhan'ın yerinde olmak isterdim. “ Suna duyduklarına inanamazken yorulduğu sahte gülüşle konuştu.
“ Pardon , anlamadım. “ Koray başını deniz manzarasından çekmiş Suna’ya baktığında tam tekrarlayacakken yanlarına siyah takımlı bir adam geldi.
“ Suna Hanım , böldüğüm için üzgünüm ama Batuhan beyle akşam sekizde randevunuz vardı. Hatırlatmamı istemiştiniz. “ Suna duyduklarına anlam yükleyemedi başta , zira yanına gelen adamı tanımıyordu bile. Gözleri adamın arkasına kaydığında Batuhan onaylar gibi başını aşağı yukarı bir kez salladı. Suna ise Koray’dan çıkış bileti bulmuş , kaçırmak istememişti.
“ Aaa evet , teşekkür ederim. Arabamı hazır edin birazdan kalkarım. “ deyip adamı yolladığında karşısında sinir olmuş bir Koray vardı ve kendisinden bir yanıt bekliyordu.
“ Evet Koray bey biz devam edelim , biraz zaman sonra kalkmam gerekiyor. “ Koray bir şey demeden başını salladı.
“ Malları benim limanıma getirirsiniz o zaman. “ dedi Suna devam ettiğini belli ederek.
“ En geç iki günde mallar limana ulaşır. “ diye devam etti.
“ Güzel. “ diye karşılık verdi Koray. Derin bir nefes alıp verdikten sonra konuştu.
“ Ama Suna Hanım bana bir yemek daha borçlusunuz , beni masada bıraktığınız için. “ Suna'nın yüzünde ise az sonra Koray'dan kurtulacağının mutluluğu vardı.
“ Şu sıra siz de tahmin edersiniz ki çok yoğunum ama ondan sonra elbette ben de telafi etmek isterim. “ dediğinde Koray resmen çocuklar gibi sevinmişti.
“ O zaman bir dahaki sefere sizin güzel gerdanınızın boş kalmaması için bir de hediye almak isterim. “ Suna bu isteğe ne diyeceğini şaşırdı. Aslında içinden çok şey desede onu dışarıya vuramıyordu. Suna zaman kazanmak adına meşrubatından son yudumu aldı. Adamla görüşmemek için ileri tarihte belki diyordu , adam ise hediye almaktan bahsediyordu.
O sırada masalarına bir karaltı çöktü. Koray karşısında gördüğü kişiden hiç memnun olmasa da Suna’nın için Batuhan bir kurtarıcıydı. Az önceki gelen adamı sırf erken kalkması için bir düzen sanarken Suna şimdi gerçekten Batuhan'la gitmek durumunda kalmıştı.
“ Batuhan… “ ilk tepki Suna’dan çıkarken ayaklanmıştı ardından. Batuhan Suna’ya gülümsedikten sonra Koray’a tekrar döndü.
“ Bu ne güzel bir karşılaşma. “ dedi Koray sıkması için Batuhan'a elini uzatırken. Suna ise şaşkın halini toparlarken Batuhan'dan bir karşılık bekliyordu.
“ Koray Bey ile yemek yediğini öğrenince bir merhaba demek istedim. “ dedikten sonra ilk defa gülümsedi Koray'a , o da aşağılayıcı bir gülümseyişti.
“ Hazır mısın ? “ dediğinde Suna’ya döndü , Suna bir an duraksadı , Batuhan'ın bu bakışları altında yutkunmak istese de pek belli etmemeye çalıştı. Sanki altında başka bir anlam yatıyormuş gibi hissetmişti Suna.
“ Evet hazırım. “ Batuhan Koray'a bakıyor , Koray ise Suna’ya bakıyordu. Suna da Batuhan'dan ne yapıyorsun ? diyen bakışlarını çekip kendisinden yanıt bekleyen Koray'a döndü.
“ Koray bey , babanıza dediklerimi söylemeyi unutmayın. Umarım her iki taraf da mutlu ayrılır bu ticaretten. “ derken tokalaşmak için elini uzatmıştı Suna. Koray aynı büyülenmiş bakışlarını Batuhan yanındayken de Suna’nın üstünden çekmeyip üstüne bir de baştan aşağı süzdü.
“ İletirim. “ dedikten sonra Suna ellerini ayırdı. Tekrar bir baş selamı verince Batuhan yanında askerlik arkadaşı gibi yürümemek için kolunu uzattı. Suna daha deminden beridir Koray'ın yanından ayrılmak için Batuhan'ın düzenlediği her şeyi onaylarken buna da tamam deyip dediğini yaptı. Ama şuan tam olarak nereye gittiğini bilmiyordu Suna.
Sınavlar terastan ayrılırken arkalarında sinir tutulması yaşayan bir adam bırakmışlardı. Koray masadındaki kadını Batuhan'ın bir anda gelip alıp gitmesine sinirlensede Suna yanında olduğu için gıkını çıkaramamıştı.
Suna ise koluna girdiği adamla mekandan çıkarken konuşmuştu.
“ Neden böyle bir şey yaptın ? “ dediğinde asansörün önüne gelmişlerdi. Suna kolunu Batuhan'dan çekince Batuhan bir anlığına Suna’nın hareketine baksa da tekrar karşısındaki kadına dönmüştü. Sorusunu ise yanıtlamamaya yemin etmiş gibiydi. Asansörden inip zemin kata geldiklerinde Batuhan tekrar girmesi için kolunu uzattığında Suna öylece kalmıştı.
“ Ne oluyor ? “ diye sormuştu. Batuhan bir kez daha koluna bakıp Suna’ya bakınca Suna bıkkınlıkla koluna girmişti. Lobiden çıkıp otelin çıkış kapısına yürüdüklerinde Suna’nın burnuna çalınan tarçın ve karanfil kokusu onu sakinleştirmişti. Önünde duran aracın kapısı Batuhan tarafından açıldığında içindeki şeytan Suna’nın yönetimini eline almış , Suna hiç sorgulamadan binmişti arabaya.
Batuhan ise derin bir nefes verip arabasının içine bindiğinde Suna’nın o hafif tatlı hafif lezletti ama keskin kokusunu hissetmişti. Suna hiçbir şey demeden otelden hızla ayrılmıştı.
Suna’nın bilinci yavaş yavaş gelirken çoktan otelden çıkmışlardı. Yanındaki adama uzun bir bakış attı. Siyah çift taraflı düğmeli bir takımın içine keten siyah bir takım giymişti. Hafif kavruk tenli adama elbetteki karanfilin keskin kokusuyla tarçının içi hoş eden kokusu yakışmıştı. Baby face cildinden hafif sakalları çıkmaya başlamış , sert az uzun saçları ise dağınıktı.
Yanındaki kadının kendisini izlediğini anlayan Batuhan kadına bir bakış attıktan sonra dikiz aynasına baktı.
“ Arkadaki araba senin mi ? “ dediğinde Suna efsundan kopmuş dikiz aynasından arkadaki arabanın plakasına bakıyordu.
“ Evet , korumalarım. “ dedi kısaca. Sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
“ Neden böyle bir şey yaptın ? “ dediğinde Batuhan tekrardan gözlerini yoldan çekil Suna'ya bir bakış attı.
“ Neden beni bozmadın ? “ diye sordu Batuhan da. Suna gözlerini yumup açtıktan sonra ilk ben sordum tartışmasına girmeden yanıtladı.
“ Çünkü Koray ATAMAN ile daha fazla oturmak istemedim. “ dediğinde Batuhan'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“ Korayla oturacağıma Batuhan'la otururum , dedin yani. “ deyince Suna'nın hızla yüzü buruştu.
“ Hayır , sen masaya gelene kadar blöf sanıyordum , ben seni bahane edip kalkmayı düşünmüştüm. “ diye savunmaya başlayınca Batuhan'ın yüzünde yine hafif bir tebessüm oluştu.
“ Yani benimle yemek yemek istemiyor musun ? “ diye sorunca Suna’nın yüzü daha çok buruştu.
“ Hayır tabiki de , öyle demek istemedim. Üstelik iki gündür seni otelde yakalamaya çalışıyorum , bir yemek ısmarlamak için. “ dediğinde Batuhan Suna'ya bir bakış daha attı. Bir solukluk mesafeden sonra Batuhan konuştu.
“ Ben de fark ettim yanında kalmak istemediğini , sonra aklıma hayatımı kurtarmaya karşılık seninle görüşmemi reddettiğin geldi , ben de altta kalmamak için hem bir yemeğe götüreyim hem de kurtarayım oradan dedim. “
“ Altta kalmazdın zaten , sen de zaten karşılık olarak benim hayatımı kurtardın. “ dedi karşılık olarak Suna.
“ Sırtın nasıl ? “ diye sordu bu sefer de. Batuhan duyduklarıyla Suna'ya bir kez daha bakış atıp yanıtladı.
“ Az önceki halinden daha iyi. “ dediğinde Suna'nın yüzünde bir anlığına gülümseme belirdi.
“ İyi bari. “ dedikten sonra biraz duraksadı ve aklına geleni sordu.
“ Ee yemeğe mi gidiyoruz şimdi ? “ diye sordu. Açıkçası şuan onunla bir şey yapmak işine gelirdi , zaten onunla yakınlaşmak ve bir iş birliği yapmak istiyordu.
“ Yemek yedin diye biliyorum. “ dedi Batuhan'ın kaşları hafif çatılırken. Suna'nın ise aklına onları izlediği gelmişti.
“ O mu beni yedi ben mi onu yedim tartışılır da…” diye ağzında geveledi. Batuhan ise ışıklarda durduğunda Suna’ya döndü.
“ Anlamadım ? “
“ Doydum ben , yemek yemem daha. “ dediğinde göz göze geldiler.
Batuhan Suna'nın gözlerinin içine bakarak niyetini anlamaya çalışsa da kendi aklını kaybediyordu yüzüne bakarken. Kahverengi rimel ve arka plandaki hafif kahve farı gözlerini belirginleştirse de çekik gözleri asiliğini , savaşçı halini , asyalığını elden bırakmıyordu. Bir kornanın sesiyle hızla kendine gelirken çevikçe arabayı kaldırdı.
Suna'nın içindeki şeytan onların bu bakışmalarının asıl mimarı olsa da Batuhan'ın köyü gözlerindeki girdaba yakalanmışlardı. Suna da kendini bir anlığına kaybetse de şimdi ikisi de bozuntuya vermiyordu. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Batuhan söze ilk giren oldu.
“ Bir tatlı yeriz o zaman. “ dediğinde Suna'nın aklına gereksiz bir detay takılmıştı.
“ Bu kıyafetle mi ? “ diye çocuk gibi gösterirken Batuhan'ın bakışları ilk defa üzerine kaydı. Tüm kıyafeti süzdükten sonra bakışlarını çeken Batuhan daralırcasına bir nefes bıraktı.
“ Ona uygun bir yere gideriz bizde. “ deyip Suna'ya kısa bakışlarından birini attı. Ama bilmiyordu ki Suna'ya ansızın attığı her bakışta Suna'nın vücudu elektrik çarpmış gibi oluyordu.
İçindeki şeytana söven Suna ne kadar Batuhan'a kapılmamak için dua etsede içindeki Suna’nın sözünü dinlemekten kendini alamıyordu. Ama neticede ikisi de aynı yerde uzlaşmışlardı. İkisi de Batuhan'ı kullanmak için onunla herhangi bir yakınlık kurmak istiyorlardı.
Bölüm etkileşimi
