16. bölüm / 15
Akasya Ağacı14. Bölüm
Bölümler 15Şu an: 14. Bölüm
- 1 1. Bölüm825 kelime
- 2 2. Bölüm955 kelime
- 3 3. Bölüm970 kelime
- 4 4. Bölüm1.238 kelime
- 5 5. Bölüm1.106 kelime
- 6 6. Bölüm818 kelime
- 7 7. Bölüm1.041 kelime
- 8 8. Bölüm1.121 kelime
- 9 9. Bölüm (Kurban Bayramı Özel Bölüm)1.227 kelime
- 10 10. Bölüm (Kurban Bayramı Özel Bölümü)1.380 kelime
- 11 11. Bölüm1.055 kelime
- 12 12. Bölüm1.512 kelime
- 13 13. Bölüm1.564 kelime
- 14 14. Bölüm1.423 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. Bölüm (FİNAL)1.264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
♪ Kafam Senden Bile Güzel - Kolpa / Çilek Kokusu - Cantoproll ♪
Mezuniyet için aldığım elbiseyi denerken Mars yatağıma zıpladı. Anlık bir kalp kriziyle ona bakıp güldüm. O ise umursamadan elbisemin püskülleriyle oynamaya başladı. Neredeyse yanlışlıkla komidinmeki vazoyu devirecekti. Vazoyu elime alıp akasyaları kokladım ve masama koydum. Kimin aldığını söylememe gerek yok galiba. Aynanın önünde kendi kendime moda defilesi yaparken telefonuma gelen mesajla irkildim. Yüzümü bir gülümseme kapladı. “GRUP: MASKELİ DÖRTLER” +1 Mesaj
Yine ne dertleri var dercesine bir bakış atarak whatsappı açtım.
Güney: Hadi dışarı çıkalım.
Giray: Nereye gidiyoruz?
Hayal: Lan çocuk yoğun bakımdan çıkalı bir hafta bile olmadı.
Ben: Ay sevgilisini de düşünürmüş.
Giray: Valla benlik bir sorun yok. Ama annem izin vermeyebilir. Sorup geliyorum.
Ben: Eğer kabul ederse Akasya Parkına gidelim mi?
Güney: Olur güzelim.
Giray: İzin vermedi ya:(
Ben: Bence sen annemi ara biraz duygu sömürüsü falan yap o sana kıyamaz konuşur teyzemle.
Giray: Oha çok mantıklı bekle.
Hayal: Zeki kankam ya.
“Gökçe!” diye bağırdı annem mutfaktan.
Ben: Bir saniye annem çağırıyor.
“Üstümü değişip geliyorum!” diye bağırdım. Hızla üstüme bol bir tişört ve şort giyerek aşağı indim. Salona girdiğimde annem dizisini durdurdu. “Saat ondan önce dönüyorsunuz. Bildiğiniz bir yere gidin. Kuzenine göz kulak ol.” dedi kollarını bağlayarak. “Anlaşıldı.” diyerek odama döndüm.
Ben: Evin önüne çıkın.
Hayal: Güney arabayı çıkartmaya gitti.
Hayal: Kaza yapmazsak iyidir.
Kıkırdayarak çantamı kaptım. Mars’ı öperek odamdan çıktım. Aşağı indiğimde Giray’ın beni beklediğini gördüm. “N’aber?” dedim sarılarak. Cevap vermesine fırsat olmadan Güney’in arabasını gördüm ve elinden çekerek oraya doğru yürüdüm. Arabanın arka koltuğunun -Hayal arkada oturuyordu- kapısını açarak arabaya bindim. “Hoşgeldiniz aşklarım!” dedi Hayal ellerini kaldırarak. “Selam!” dedim uzatarak. Giray ise arkasına dönerek Hayal’in başını öperek Güney’e döndü.
“Bugün şoförümüz sen misin?” Güney gururla başını salladı. “İnşAllah kaza yapmayız diyorum başka bir şey demiyorum.” dedi Hayal fısıldayarak. “Çok abartıyorsun ablacım.” dedi Güney bastırarak. “Oy canım kardeşim benim. Yirmi iki yıl uğraştım sonunda başardım.” Gülümsedim. Güney ise göz devirerek arabayı sürmeye başladı. Yol boyunca Hayal uzun süredir küs olduğumuz için her şeyi ayrıntılarına kadar konuştuk. Araba durduğunda camdan dışarı baktım. Çok özlemişim. Kapıyı açarak hızlıca arabadan indim. Ağaca doğru koşmaya başladım. Koşarken Hayal yanıma gelerek elimi tuttu. Arkadan Giray ve Güney’in gülüşmelerini duydum. Ağacın altına geldiğimizde adımlarımız yavaşladı.
“1…” dedim Hayal’e gülümseyerek. “2…” dedi ardından. Sırıttım. “3…” diye tamamladım ve ellerimizi bırakarak bağırdık. “Çöm!” Gülüşerek yere oturduk. Erkekler de yanımıza gelerek oturdular. “Ee..” dedi Giray gülerek. “Napıyoruz?” Birbirimize baktık. Sustuk. Harbiden geldik de ne yapmaya geldik? “Öncelikle size bir şey söylemem lazım.” dedi Güney hafif gergin bir sesle. Üçümüzde aynı anda ona döndük. “Ay yine noluyo.” dedi Hayal elini göğsüne koyarak. Güney yutkundu. “Biz mezun olduktan sonra… Şu yemin töreni falan geçince… Yüksek ihtimalle benim tayinim doğuya çıkıcak. Yani..” derken Hayal sözünü kesti. “Yani tekrar taşınıcaz.” Güney başını salladı.
Dördümüzde sustuk. Dudaklarımı dişledim. “Ayrıca…” dedi Giray sessizliği bozarak. “Eğer babamlardan dolayı aynı ekibe düşersek, ki %85 ihtimalle öyle olucak. Bende sizinle aynı şehire gelirim büyük ihtimalle.” Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Gökçe..” dedi Hayal çekinerek. “
Evet, harika. Gökçe olarak yine yalnız kalıyorum. Yine diyorum çünkü bu ilk defa olmuyor. Sizinle ilk yüzyüze tanışan kişi de Giray’dı. Annemler uzun süredir arkadaş olsalar bile sizinle beş yaşında tanıştım. Siz gittikten sonra da..” *Giray’a döndüm* “Sen hep burada değildi ki. Dört yıl önce döndünüz İstanbul’a. Sizin içinde zor ama benim için delirtici bir şey. Bu şekilde sürekli ayrılıcaz. Çünkü benim ailemde işi için dört yılda bir tayini çıkan kişi yok.” Gözyaşlarımı silip yutkundum. “Ben daha babamın ne iş yaptığını bile bilmiyorum ki…” Kimse konuşamadı. Başımı Güney'in omzuna yasladım. Yine acınan taraf oldum işte.
Hayat buydu işte. Herkese adil davranmıyorudu. Bazı kızlar makyajı bozulduğu için ağlardı, bazıları ağladığı için makyajı bozulurdu. Bazı çocuklar sevildiği için en iyisi olurdu, bazıları en iyisi olunca sevilirdi. Kalan insanlar unutamadığıyla araya mesafeler girince sorgulardı kendisinin gidememe nedenini, giden insanlar unutamadığından isterdi ayrılma zorunluluğuyla ilişkisini kesmeyi...
"Ama ayrılmıyoruz ki. Artık büyüdük. İstediğiniz zaman konuşabiliriz. Buluşabiliriz. Sen Sivas'a gelirsin veya biz İstanbul'a geliriz. Bir şekilde yürütebiliriz yani.." dedi Hayal gitgide yavaşlayan sesiyle. Gülümsedim. Gözyaşlarımı silip doğrulurken Güney kulağıma fısıldadı. "Bir daha asla ayrılmayacağız savcım." Şüpheyle ona baktım. Nasıl yani. Göz kırptı. Giray telefonuna gelen mesaja bakarak hafifçe gülümsedi. Telefonu yere koyarak bana döndü. "Baban olucak o adam mide kanaması geçirmiş." Garip bir şekilde hiçbir şey hissetmemiştim ve bu hoşuma gitmişti. Kıkırdayarak "Attığın yumruktan sonra şaşırmamak lazım." dedim. Güney kaşlarını hafifçe çatarak bize baktı. "Yumruk derken?" dedi. "Aa, siz o olayı bilmiyorsunuz dimi." Neşem şimdi yerine gelmişti. Giray'ın hemen ardından Hayal ve Güney'e bakarak kollarımı kavuşturdum. "Şimdi biz geçen bayram Trabzon'a gittiğimizde..."
***
Okul bahçesine çıkmayı beklerken heyecandan neredeyse bayılacaktım. BU SENE NE KADAR HIZLI GEÇTİ DEĞİL Mİ? HATTA MÜKEMMEL BİR SENEYDİ. İçeriye organizatör öğretmenimiz Rana hoca girince sarı elbisemin eteğini düzelterek ayağa kalktım. Okulumuz çok büyük olduğu için bütün mezuniyetler tek bir alanda yapılıyordu. Her taraftan bir ses yükseldiği için, Rana hoca boğazını temizleyerek hepimizi susturdu. “Çocuklar! Öncelikle sizi tebrik ederim. Zorlu dört senenin ardından mezun olmayı başardınız. Hep birlikte harika dört sene geçirdik.”
Yalan.
Gülümseyerek devam etti. “Bölüm ilk üçlüsünü ayrıca tebrik ederim. Umarım başarılarınız her daim devam eder. Şimdi sırayla kulis olarak belirlenen alana geçin.” Hepimiz sırayla yürümeye başladık. Kapıya yaklaştığımda Rana hoca beni eliyle durdurdu. “Senenin kötü geçtiğini düşünüyordum. Yine de üçüncü olmuşsun Gökçe’cim.” Gülümsedim. “Sandığınız kadar rahat bir sene değildi hocam.” Tek kaşını hafifçe havaya kaldırdı. “Güzel geçse birinci olurdum diyorsun yani? Hadi geç bakalım.” Yavaşça yürümeye başladım. Her adımım daha gururluydu. Kulis olarak belirtilen alanda bir süre bekledikten sonra sonunda çıkma sıramız gelmişti. Kurumun bahçesinde hukuk bölümüne çıktığımızda kürsüdeki müdürümüz konuşmaya başladı.
“Sayın veliler, sevgili öğrenciler ve saygıdeğer meslektaşlarım. Son olarak hukuk bölümümüzün yemin ve kep atma töreni var. Fakat öncesinde sizlere bölümümüzün birinci, ikinci ve üçüncüsünü takdim etmek istiyorum. Ve bölüm üçüncümüz Gökçe Öztürk’ü kürsüye davet ediyorum.” Alkışlar koptu. Öğrencilerin arasından sıyrılarak kürsüye, müdürümüzün yanına gittim. Plaketimi ve diplomamı alarak mikrofona yaklaştım. “Merhaba. Üçüncü olduğum için pek uzun bir konuşma hazırlamadım. Öncelikle beni her zaman destekleyen, her daim yanımda olan anneme çok teşekkür ediyorum.” Alkışlar. “Bana her zaman destek olan bütün öğretmenlerime de çok teşekkür ederim fakat beni destekleyen arkadaşlarım şuan burada benimle birlikte mezun olduğu için teşekkür edebileceğim başka insan yok ve gerekte yok. Size buradan söyleyeceğim tek bir şey var. Denemekten, çabalamaktan ve beklemekten asla vazgeçmeyin çünkü ben tüksensem bile hiç pes etmeyerek buralara geldim. Teşekkür ederim.”
Beklediğimden çok yüksek bir ses duyuldu. Şakasız bahçedeki herkes alkışlıyordu. Müdürümüzün elini sıkarak yerime geçtim. Bölüm ikincisi ve birincisi de konuşmalarını yaptıktan sonra sıra yemin törenine gelmişti. Öğretmenimiz önümüze gelerek yüksek sesle yemini ettirmeye başladı. “Görevimi adalete bağlı kalarak!” Hepimiz yüksek sesle tekrar ettik. “Görevimi adalete bağlı kalarak!” “Bilim ve fenne uygun olarak!” “Bilim ve fenne uygun olarak!” “Tarafsızlıkla yerine getiriceğime!” “Tarafsızlıkla yerine getiriceğime!” “Namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.” “Namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.”
Büyük bir alkış koptu ve hemen ardından geri sayım başladı. Hepimiz keplerimizi tuttuk. “10…9…8…7…6…5…4…3…2…1…0” dendiği anda hepimiz keplerimizi fırlattık. Bahçeden çığlıklar, alkışlar, fotoğraf sesleri geldi. Başarmıştım. Sonunda bitmişti. Bölümler yavaşça dağılırken gözlerim Güney’i buldu. Gözlerindeki gururu görebiliyordum. En son bizim fakültemiz de dağıldığında annemin yanına koşarken biri elimi tutarak beni peşinden sürükledi. Kendimi topladığımda beni tutan kişiye baktım. “Güney napıyorsun!” dedim hiddetle. Ufak bir kabinli teknenin önüne geldiğimizde bana döndü. “Sakin ol güzelim. Gel içeri geçelim, annemlerin haberi var zaten.”
Oflayarak içeri girdim. Ardından telefonuma bir mesaj geldi. Çantamı askılığa asarken telefonumu açtım. Hayal’dendi.
Hayal: Aşkım nerdesiniz?
Güney: Kardeşin beni bir tekneye getirdi. Sebebini bende bilmiyorum.
Hayal: He bir bak bakalım nedenmiş ;)
Arkamı dönerken konuştum. “Hayal neden bahsediyor Gü-“ Telefonum yavaşça elimden kaydı. Güney önümde diz çökmüş bana bakıyordu. Elindeki yüzüğe bakınca nefesim durucaktı neredeyse. “G-Güney…” dedim kekeleyerek. “Gökçe, bak. Biliyorum sana erken gelicek. Ama ben… Senin yüzündeki çaresizliği görünce dayanamadım. Seni çok seviyorum. Sandığından çok. Benimle evlenir misin Gökçe Öztürk?” Dünya karardı. Teknete çarpan dalga sesleri bir anda sustu. Güney’in diz çökmüş çaresizce bana bakışını gördüm. Gözyaşlarıma hakim olamadım. “Evet…evlenirim.” dediğimde ayağa kalktı. Yüzüğü parmağıma taktı.
“Seni asla pişman etmeyeceğim.” “Hiç şüphem yok…”
Yıl:2012
Yer:Güney’in Evi
“Evlenince üniversiteye gidemez miyim anne?”
“Hayır Gökçe’m. Hem evlenip hem de meslek sahibi olabilirsin tabiki.”
“Teşekkürler!” *Gökçe koşarak Güney’in odasına dalar*
“Büyüyünce evlenelim mi Güney?”
“Ne?”
“‘Büyüyünce evlenelim mi?’ dedim.”
“Of Gökçe. Bunun için mi odama daldın?”
“Sen önce soruma cevap ver!”
“Sen gerçekten salaksın kızım. Hayır tabiki.”
“Pekala Güney bey. Büyüyünce görüşeceğiz…”
SELAMLARRR. UMARIM BÖLÜMÜ BEĞENMİŞSİNİZDİR. BİRAZ GECİKTİ KUSURA BAKMAYIN. BU ARADA GEÇEN GÜN BEN YANLIŞLIKLA BÖLÜMÜ DAHA BİTİRMEDEN YAYINLAMIŞIM VE BİR GÜN BOYUNCA YAYINDA KALMIŞ ÇOK ÖZÜR DİLERİMM. BEN FARK EDENE KADAR OKUYANLAR İÇİN SÖYLEMEK İSTEDİM. AYRICA SONRAKİ BÖLÜM FİNAL OLACAK. BU KİTABA DA VEDA EDİYORUZ. YAKIN ZAMANDA YENİ BİR KİTAPLA KARŞINIZDA OLACAĞIMMMM.
HOŞÇAKALINNNNN💖💕💞💓💗💞💕💖
Bölüm etkileşimi
