11. bölüm · AETHER-PUNK
ZİRVEYE ÇIKIŞ VE GÖLGE LEJYON
350. kattaki güvenlik koridoru, soğuk gri betona işlenmiş cam göbeği neon şeritlerin soluk ışığıyla aydınlanıyordu. Dışarıda, Nadir Şehri’nin devasa yüksek gökdelenleri asidik sisin içinde birer dev gibi yükseliyordu. Ancak buradaki hava, Sub-Nadir’in rutubetinden tamamen arınmış; tamamen yapay, steril ve metalik bir kokuyla kaplıydı.
Vane ve Syra, koridorun sonundaki 400. kata uzanan ana yükseltici platformuna doğru sessiz adımlarla ilerlediler. Vane’in biyo-zırhındaki kütleçekim plakaları, kızın aether enerjisiyle beslendiği için artık ritmik bir mor-mavi ışıkla hafifçe titriyordu. Vane’in yüzü sert, bakışları ise tamamen Biyo-Çekirdek’in bulunduğu üst seviyeye kilitlenmişti.
"350. kat Lejyon’un kişisel muhafızlarının bölgesi," dedi Vane. Sesi, koridorun pürüzsüz titanyum duvarlarında yankılandı. "Nolan burada sıradan askerleri kullanmaz. Karşımıza çıkaracağı tek bir birim var: Gölge Lejyon."
"Nöro-mühürleri doğrudan iradelerine bağlananlar mı?" diye sordu Syra, elindeki Aether bıçağını sıklaştırarak. Mor gözleri karanlıkta tehlikeli bir parıltıyla yandı.
"Daha da kötüsü," dedi Vane. "Onlar birer insan değil, zihinleri tamamen ana sisteme kopyalanmış boş kabuklar. Acı hissetmezler, geri çekilmezler ve biyo-şifreleri doğrudan Biyo-Çekirdek’ten beslenir."
Tam o anda, koridorun iki yanındaki cam paneller yüksek bir frekans sesiyle çatladı. Tavan noktalarından süzülen altı ayrı siluet, hiç ses çıkarmadan önlerine ve arkalarına indi. Üzerlerindeki zırhlar simsiyah zifiri bir malzemeden yapılmıştı; nöro-mühürleri ise kan kırmızısı bir ışıkla cızırdayarak yanıyordu.
HEDEF KİLİTLENDİ: HAIN KOMUTAN VANE VE SÜRGÜN.
EMİR: İNFAZ VE NÖRAL KANIT SİLME.
Gölge Lejyon askerleri aynı salise içinde harekete geçti. Hiçbir insan refleksinin erişemeyeceği bir hızla, kırmızı plazma kılıçlarını çekerek Vane ve Syra’nın üzerine atıldılar.
"Syra, arkamda kal!"
Vane öne fırladı. Biyo-zırhının kollarındaki kütleçekim bastırıcılarını maksimum kapasiteyle çalıştırıp avuçlarını yere vurdu. Zemin çatırdarken etrafa yayılan mor-mavi şok dalgası, önden saldıran üç askerin hızını bir anlığına kesti ve onları geriye savurdu.
Ancak arkadan yaklaşan iki asker, plazma kılıçlarını Syra’nın böğrüne doğru indirmek üzere hamle yaptı. Syra saliseler içinde vücudundaki Aether büyüsünü serbest bıraktı. Parmak uçlarından çıkan kadim rün iplikçikleri havada devasa bir ağ gibi örüldü; plazma darbelerini doğrudan uzay-zamanın kıvrımlarında emerek etkisiz hale getirdi.
"Bana hamle alanı ver Vane!" diye haykırdı Syra.
Vane bir an bile duraksamadı. Syra’yı belinden kavradı ve kütleçekim iticilerini ateşleyerek kızı koridorun tavanına doğru fırlattı. Syra, tavadaki metal kolonlara bastığı an havada bir takla attı; Aether bıçağını aşağıda duran iki askerin tam omurilik bağlantısına doğru fırlattı.
Mor büyü bıçağı havayı yırtarak ilk askerin ensesine saplandı. Askerin kırmızı nöro-mühürleri patlayarak cızırdayan kıvılcımlarla söndü. Bıçak hemen ardından Syra’nın elindeki büyülü çekimle geri döndü.
Vane ise yerdeki kalan üç askerle göğüs göğüse çatışıyordu. Artık kristal merceğe ya da sistem verilerine ihtiyacı yoktu. Syra ile aralarındaki o bağ, adamın reflekslerini tamamen hissi ve kusursuz bir seviyeye taşımıştı. Zırhının sağ dirseğindeki kütleçekim darbesiyle bir askerin kaskını parçaladı, ardından sol eliyle diğer askerin plazma kılıcını yakalayıp kılıcı askerin kendi biyo-çekirdek yuvasına sapladı.
Son asker de kan kırmızısı kıvılcımlar arasında yere yığıldığında koridora ağır bir sessizlik çöktü.
Syra hafifçe tavandan süzülerek Vane’in yanına indi. Nefes nefeseydi, şakaklarından bir damla ter süzülüyordu. Vane, kızın elini yakalayıp zırhının sıcaklığıyla onu destekledi.
"Az kaldı," dedi Vane, koridorun sonundaki altın ve mavi neonlarla kaplı devasa asansör kapısına bakarak. "Nolan bizi yukarıda, Biyo-Çekirdek Odası'nda bekliyor."
Syra Vane’in gözlerinin içine baktı. "Bu sahte şehri başlarına yıkmaya hazır mısın Komutan?"
"Seninle her şeye hazırım," dedi Vane.
İkisi birden 400. kata çıkan son platforma adım attılar. Kapılar kapandı ve platform, tüm gerçekliğin kaderinin belirleneceği o son noktaya doğru hızla tırmanmaya başladı.
