AETHER-PUNK kitap kapağı

17. bölüm / 19

ÖLÜ ŞEHRİN KÜLLERİNDE YÜRÜYÜŞ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: ÖLÜ ŞEHRİN KÜLLERİNDE YÜRÜYÜŞ

Nadir Şehri’nin karanlığa gömülmüş devasa merdiven boşluklarında, yüzyıllardır duyulmayan yeni bir ritim yankılanıyordu: Özgürlüğe yürüyen binlerce insanın ayak sesleri. Biyo-Çekirdek’in patlamasından bu yana saatler geçmişti ve Sub-Nadir’in rutubetli tünellerinden çıkan sığınmacılar, Usta Kael’in önderliğinde üst katlara doğru büyük bir göç başlatmıştı. Bir zamanlar onları ezen, zehirli gazlarla doldurulan devasa havalandırma şaftları artık dış dünyanın taze, soğuk rüzgârını yeraltının derinliklerine taşıyordu.
Vane ve Syra, kafilenin en önünde yürüyordu. Vane’in adımları artık bir komutanın ağır, hesaplanmış mekanik yürüyüşü değil; her kasını, her nefesini hisseden bir insanın esnek ve doğal adımlarıydı. Üzerinde sadece direnişçilerin verdiği yıpranmış, kalın deri bir ceket vardı; göğsünde ve boynunda ise Syra’nın Aether büyüsüyle mühürlenmiş, hafifçe parıldayan soluk menekşe rengi yara izleri taşıyordu. Syra ise Vane’in hemen yanında, koyu safir saçlarını rüzgâra bırakmış, gözlerindeki o yüzyıllık hırçın öfkeyi tamamen huzurlu bir derinliğe terk etmiş bir halde ilerliyordu.
200. katın devasa geçiş meydanına ulaştıklarında kafile aniden duraksadı. Meydanın ortasında, Biyo-Çekirdek’in sinyali kesildiği için zihinlerindeki komuta ağı çöken yüzlerce Synapse Lejyonu askeri diz çökmüş, karanlıkta kaybolmuş bir halde bekliyordu. Zırhlarının buz mavisi neonları tamamen sönmüş, kaskları yerlere atılmıştı. Bir zamanlar Nadir Şehri'nin en korkutucu ölüm makineleri olan bu adamlar, şimdi emir almadan ne yapacaklarını bilemeyen, titreyen boş kabuklara dönüşmüştü.
Direnişçiler ellerindeki hurda lazer silahlarını kaldırdı ama Vane sağ elini havaya kaldırarak arkasındaki kalabalığı tek bir hareketle durdurdu. Silahsız ve zırhsız bir şekilde, meydanın ortasında bekleyen askerlere doğru ağır ağır yürüdü.
"Kalkın," dedi Vane. Sesi, eskisi gibi biyo-mekanik bir amfiden çıkmıyordu ama meydandaki herkesin ruhuna işleyecek kadar net, gerçek ve otoriterdi.
Askerlerden biri, yüzü ter ve derin bir şaşkınlık içinde kaskını bıraktığı yerden başını kaldırdı. "Komutan Sterling... Sistem... Sistem bize ne yapacağımızı söylemiyor. Emir yok. Nereye gideceğiz?"
"Sistem öldü," dedi Vane, askerin omuzuna elini koyarak. "Artık kendi yolunuzu kendiniz çizeceksiniz. Biz yukarıya, şehrin dış kapılarına gidiyoruz. Kendi zincirlerini kırmak ve bir makine olarak ölmek istemeyen herkes bizimle gelebilir."
Askerler birbirlerine baktılar. Yıllarca süren mutlak itaat, yerini ilk kez özgür iradenin o korkutucu ama muazzam hafifliğine bıraktı. Birer birer ayağa kalkarak silahlarını yere bıraktılar ve kafilenin arkasına, bir zamanlar avladıkları direnişçilerin arasına katıldılar.
Syra, Vane’in yanına gelip adamın elini tuttu. Parmaklarındaki ılık Aether enerjisi, Vane’in kanındaki ritimle birleşti.
"Bir zamanlar bu orduyla dünyayı yakabilirdin," dedi Syra, dudaklarında gururlu bir tebessümle. "Şimdi ise onlara insan olmayı öğretiyorsun."
"Ben de insan olmayı yeni öğreniyorum Sürgün," dedi Vane, kızın gözlerinin içine bakarak.
Birlikte, Nadir Şehri’nin sınırlarını dış dünyaya bağlayan o devasa, aşılmaz denilen Titanyum Dış Kapılar'a doğru son tırmanışlarına başladılar. Gökyüzünün ve gerçek dünyanın önündeki o son fiziki engel artık sadece birkaç kat yukarıdaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…