8. bölüm · AETHER-PUNK

KESİLEN SİNYAL VE YANAN KAN

Kaymak Birası

Atölyenin tavanından dökülen beton tozları ve kıvılcımlar arasında yükselen o yakıcı ses, sadece etin ve kemiğin yanma sesi değildi; bir sistemin, bir adama kazıdığı mutlak itaatin kül oluşuyordu.
Syra, Aether bıçağının ucundaki menekşe rengi rün ateşini Vane’in bileğindeki biyo-çipe bastırdıkça, adamın sağ kolundan yukarı doğru uzanan mavi nöral damarlar anında mor renge büründü. Biyo-zırhın içindeki soğutma kanalları yüksek basınçtan patladı, dumanlar Vane’in açık göğsünden bir buhar tabancası gibi fışkırdı.
Vane’in çenesi o kadar şiddetle kasılmıştı ki, dişlerinin arasından sızan kan çenesine doğru aktı. Dizlerini beton zemine gömmüş, sol eliyle tezgahın kenarını sıkarak paslı metali bir kâğıt gibi bükmüştü. Tek bir çığlık bile atmadı; sadece göğsünün derinliklerinden gelen, Sub-Nadir’in tüm beton duvarlarını titreten hırıltılı bir inilti koyu havaya yayıldı.
"Dayan Vane..." diye fısıldadı Syra. Kızın gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, Vane’in dumanı tüten omzuna düştü. "Sadece birkaç salise kaldı... Çip eriyor!"
Biyo-çip, Aether ateşinin yıkıcı gücü altında önce sıvı bir metale dönüştü, ardından Vane’in ana atardamarındaki rünlerle birleşerek tamamen buharlaştı.
Şok dalgası salondaki tüm loş fenerleri patlattı.
Dünyaya mutlak bir karanlık çöktü.
Vane, bilincini kaybetmek üzereymiş gibi öne doğru devrildi. Syra hemen atılıp adamın başını ve zırhlı omzunu yakaladı. İkisi birden çamurlu ve sıcak betonun üzerine devrildiler. Vane’in göğsü hızla inip kalkıyor, cildinin altındaki mor rünler ve buz mavisi nöro-mühürler ilk kez tek bir ritimde, bir insan kalbinin atışı gibi senkronize bir şekilde parıldıyordu.
"Vane..." dedi Syra, elini adamın terli alnına koyarak. "Beni duyuyor musun?"
Vane yavaşça gözlerini açtı. Sol gözündeki mekanik kristal mercek tamamen yok olmuş, yerini derin, parlak ve menekşe rengi harelerle çevrelenmiş gri bir göz bebeğine bırakmıştı. Biyo-zırhı artık Lejyon’un soğuk veri sinyallerini yayınlamıyordu. Zırh, doğrudan Vane’in kendi Aether ile sentezlenmiş yeni kanıyla beslenmeye başlamıştı.
"Duyuyorum," dedi Vane. Sesi artık bir makinenin değil, hayattaki bir adamın pürüzlü, derin sesiydi. "Sinyal kesildi. İçimdeki... o sürekli veri fısıltısı durdu."
Ayağa kalkmak için hamle yaptı. Bu kez hareketi bir robotun milimetrik kasılması gibi değil, inanılmaz derecede esnek, hızlı ve akıcıydı. Zırhındaki kütleçekim plakaları, Syra’nın Aether büyüsüyle sarılmış gibi mor ve mavi neon bir kalkan saçıyordu.
"Nöro-mühürlerin... büyümle yeniden kodlandı," dedi Syra, şaşkınlıkla adamın değişen aurasına bakarak. "Artık sadece kütleçekimini kontrol etmiyorsun Vane. Biyo-zırhın Aether’ı emiyor."
"Veri katmanları olmadan da hedefi görebiliyorum," dedi Vane. Bileğindeki taze yanık izine baktı, ardından Syra’ya elini uzattı. "Ve senin nerede olduğunu hissetmek için bir haritaya ihtiyacım yok."
Syra gülümsedi. Adamın elini tutup ayağa kalktı. Aralarındaki o yakıcı düşmanlık yerini tamamen, koparılamaz bir kader bağına bırakmıştı.
Atölyenin dışındaki sokaktan Usta Kael ve kalan direnişçilerin ayak sesleri geldi. Kael, içeri girdiğinde yerdeki lejyon zırhı kalıntılarını ve Vane’in etrafındaki dönüşmüş aurayı gördü.
"Sinyal yok oldu," dedi Kael, şaşkınlık içinde bastonuna dayanarak. "Lejyon’un ana radarından tamamen silindiniz."
"Bu sadece başlangıç Kael," dedi Vane, belindeki kütleçekim tabancasını çekip Syra’nın Aether bıçağıyla aynı hizaya getirerek. "Sanal Duvar nerede?"
Kael ciddiyetle başını salladı. "Sub-Nadir’in 100. kat seviyesindeki eski su arıtma tünellerinin ardında. Orası Sanal Duvar’ın kalbi. Ama uyarayım; duvarı koruyan şey sadece kodlar değil. Biyo-Çekirdek’in beslediği ilk Aether Koruyucusu orada nöbet tutuyor."
"Ne olursa olsun geçeceğiz," dedi Syra, parmaklarındaki rünleri yakarak.
Vane, Syra’nın yanına geçti. İki düşman, artık iki yoldaş ve tek bir ruh olarak karanlık tünelin derinliklerine doğru ilk adımlarını attı.