48. bölüm · ADALET VE YANGIN ⚖️🔥

...

Ayşe Gündüz

Akşamın mayhoş havasını geride bırakmıştık.Villanın o huzurlu havasını bozmadan, kahvaltıdan sonra üstümüze rahat bir şeyler alıp dışarı çıktık. Şehrin gürültüsünden uzak, sahil kenarında sakin bir yürüyüş yoluna gelmiştik. Denizden gelen hafif esinti yüzümüze çarparken Ateş elimi hiç bırakmıyor, parmaklarını parmaklarımın arasına kenetlemiş bir halde ağır adımlarla yürüyordu.

Yolun ilerisinde, çimenlerin üzerinde küçük bir çocuk heyecanla bir topun peşinden koşuyor, annesi ve babası da kahkahalarla onu izliyordu. Ateş’in adımları bir an yavaşladı. Bakışlarının o küçük çocuğa kilitlendiğini fark ettim. O sert, dünyaya meydan okuyan adamın gözlerinde ilk defa bu kadar şeffaf, bu kadar savunmasız bir özlem gördüm.

"Baksana Arya," dedi sesi boğuklaşarak. "Şu çocuğun neşesine bak... Dünyada sanki hiçbir dert yokmuş gibi koşuyor."

Durdu ve bana döndü. Denizin maviliği gözlerine yansımıştı ama o maviliğin içinde derin bir merak vardı. "Biz..." dedi duraksayarak. "Biz ne zaman böyle üç kişi olacağız Arya? Ne zaman bu evin koridorlarında sadece bizim değil, minik adımların sesi yankılanacak?"

Bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Kalbim hızla çarpmaya başladı ama dilim tutulmuş gibiydi. Ateş’in bu kadar içten, bu kadar "baba" olmayı dileyen bir yerden sorması beni hazırlıksız yakalamıştı. Sessiz kaldım. Bakışlarımı denize çevirdim, rüzgarın dalgalarla olan oyununu izledim ama bir şey diyemedim. İçimdeki korkular, savcı kimliğimle verdiğim savaşlar ve henüz yeni bulduğumuz bu huzuru kaybetme endişesi boğazımda düğümlendi.

Ateş sustuğumu görünce derin bir iç çekti. Elimi daha sıkı tuttu, sanki bu sessizliğimden korkmuş ama beni zorlamak da istemiyormuş gibiydi. Konuyu daha fazla deşip o anki huzurumu kaçırmak istemediği belliydi.

"Biliyorum," dedi, alnımı şefkatle öperek. "Henüz çok yeni her şey. Sadece... Seni anne olarak hayal ettiğimde, bu dünyanın geri kalan tüm karanlığı yok olup gidiyor sanki. Ama acelemiz yok güzelim. Sen ne zaman hazırsan, ben o zaman baba olmaya hazırım."

Hafifçe gülümsedi ama o burukluk hala gözlerinin kenarındaydı. "Hadi," dedi neşesini geri kazanmaya çalışarak. "Daha yürüyecek çok yolumuz var."

Yürümeye devam ettik ama o kısa sessizlikte Ateş’in kalbindeki o en büyük arzuyu duymuştum. O, sadece benim koruyucum değil, kuracağımız o küçük dünyanın babası olmak için gün sayıyordu. Ben ise onun elini sıkarken, içimden bir gün o hayali gerçeğe dönüştürebilmenin duasını ediyordum.