35. bölüm · ADALET VE YANGIN ⚖️🔥
...
Ameliyathane kapısının önündeki o bitmek bilmeyen bekleyiş, doktorun dışarı çıkıp "Durumu stabil, hayati tehlikeyi atlattı" demesiyle son buldu. Ama içimdeki o savcı uyanmıştı bir kere. O sahil yolunu, Ateş'in şoförlüğünü biliyordum; o virajı alamayacak bir adam değildi. Kaan’la gizlice otoparka inip çekiciyle getirilen hurda yığına bakınca haklı olduğum ortaya çıktı: Fren hortumları profesyonelce kesilmişti. Bu kaza değil, infaz girişimiydi.
Kaan’a "Burada kal, uyandığında yanında ol," deyip fırtına gibi adliyeye, kendi ekibimin yanına gittim. O sabahki kederimin sebebi meğer bu hainlikmiş. Dosyaları, kamera kayıtlarını, o Selin’in babasının bağlantılarını tek tek döktüm ortaya. Birkaç saat içinde o "cezayı" kesmiş, emri verenleri emniyetin soğuk nezarethanesine tıktırmıştım bile.
ATEŞ'İN AĞZINDAN:
Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir tavan ve genzimi yakan o keskin hastane kokusuyla karşılaştım. Vücudumdaki her kemik sanki yerinden oynamıştı ama zihnimdeki tek görüntü Arya’nın o kapıdan çıkıp gidişiydi.
"Arya..." diye fısıldadım, sesim çatallı çıkmıştı.
Yanımdaki koltukta Kaan uyukluyordu. Beni duyunca sıçrayarak uyandı. "Abi! Uyandın şükür!"
Gözlerim odanın içinde deliler gibi onu aradı ama yoktu. O an kalbimdeki ağrı, kaburgalarımdaki sızıdan daha çok canımı yaktı. Sahiden bitmişti demek. O gece ona el kaldırmış gibi olmam, o sahte evlilik sözleri... Haklıydı, gitmişti. Onu koruyayım derken ruhunu ellerimle parçalamıştım.
"Arya nerede?" dedim, sesimdeki umutsuzluk odayı kapladı. "Gitti değil mi? Bir daha gelmeyecek..."
O sırada Melis’in telefonu çaldı. Arayan Arya'ydı. Melis hoparlörü açınca odada onun o mesafeli ama titreyen sesini duydum.
"Melis? Cezayı kestim, bitti o iş. Abin nasıl? Uyandı mı?"
Melis heyecanla, "Uyandı Arya, şimdi uyandı!" dedi.
Telefonda kısa bir sessizlik oldu, sonra sadece "Geliyorum," dedi ve kapandı. On beş dakika geçmeden odanın kapısı sanki bir fırtına çarpmış gibi açıldı.
ARYA AĞZINDAN
Odaya daldığımda Ateş’i yatakta, başı sargılı ama gözleri açık görünce dizlerimin bağı çözüldü. Bakışlarımız çarpıştığında Ateş’in gözlerinin dolduğunu gördüm. O sert adam, beni karşısında görünce sanki dünyaları bağışlamışlar gibi bakıyordu.
"Geldin..." dedi fısıltıyla. "Ben... bitti sanmıştım."
Cevap vermedim, hızlı adımlarla yanına gidip elini tuttum. O an Ateş’in bakışları benim üzerime, daha doğrusu beyaz gömleğimin karın bölgesine takıldı. Koştururken dikişlerimin tamamen patladığını, gömleğimin o bölgesinin kıpkırmızı olduğunu fark etmemiştim bile.
"Arya!" dedi dehşetle, yataktan doğrulmaya çalışarak. "Dikişlerin... Kan içindesin! Ne yaptın sen kendine?"
Hala sızlayan yerime şöyle bir baktım, sonra tekrar onun o endişeli gözlerine döndüm. "Umursama," dedim, sesimdeki o buz gibi ama koruyucu tonla. "Geçti. Sen buradasın ya, gerisini hissetmiyorum bile."
Ateş elimi sıkıca tutup dudaklarına götürdü. "Sen delisin," diye mırıldandı gözlerinden bir damla yaş süzülürken. "Dünyanın en güzel, en inatçı delisisin."
"Öyleyim," dedim yanına ilişerek. "Ve bu deli savcı, sana pusu kuranların hepsini tek tek hücreye tıktı. Şimdi sadece iyileşmene bak Ateş Vural, çünkü o camlar hala silinmedi."
