51. bölüm · ADALET VE YANGIN ⚖️🔥
7. Bölüm Sırlar ve Adalet
30 Mayıs sabahı, güneş daha ormanın ardında tam yükselmemişken yataktan sessizce kalktım.
Ateş’in derin nefes alışverişlerini arkamda bırakıp, o meşhur inatçı savcı zırhımı üzerime geçirdim. Aylardır masamda bekleyen, kafamı bir türlü toplayıp bitiremediğim o yığınla dosyayı bugün halletmekten başka bir şey düşünmüyordum.
Tam çantamı alıp kapıdan çıkacakken, o boğuk ve uykulu ses arkamdan yankılandı.
"Nereye Arya? Bu saatte?"
Ateş, merdivenlerin başında, üstü çıplak ve saçları dağılmış bir halde bana bakıyordu. Bakışlarında hem bir şaşkınlık hem de dünden kalan o gizli planların verdiği bir tedirginlik vardı.
"İşe gidiyorum Ateş, nereye olacak?" dedim sesimi dümdüz tutarak. "Halledilmesi gereken bir sürü dosya var ve malum, evde herkesin kendi özel sırları olduğu için çalışacak ortam bulamıyorum."
Ateş bir şey söyleyecek gibi oldu ama ona fırsat vermeden kapıyı çekip çıktım. Arabaya biner binmez telefonumu tamamen kapattım. Ne Ateş, ne Melis, ne de Kaan... Bugün kimsenin beni "unuttukları" o günün hıçkırıklarıyla oyalamasına izin vermeyecektim.
Tüm gün adliyedeki odama kapandım. Kahve üstüne kahve içip onlarca dosyayı karara bağladım. Saatler geçerken içimde bir yerlerde "Belki bir şekilde ulaşırlar" diye bir ses fısıldasa da, sessizlik her yeri kaplamıştı. Akşam saat sekiz, dokuz sularında nihayet dosyaları bitirip eve döndüm.
Bahçeye girdiğimde ev loş bir ışık altındaydı. "Harika," diye mırıldandım. "Zaten kimsenin umurunda değil."
Kimseye seslenmeden, salondaki o sessizliğin içinden geçip doğrudan odama çıktım. Işığı açmadım, sadece masamdaki lambayı yakıp yanımda getirdiğim son birkaç belgeye bakmaya başladım. Gözlerim yorgunluktan sızlıyordu ama inadım yorgunluğumdan daha büyüktü.
Tam o sırada aşağıdan korkunç bir gürültü geldi. Bir şeylerin kırılma sesi ve ardından Ateş’in boğuk, acı dolu bir inlemesi...
"Aaaaah! Kaan! Melis!"
Kalbim ağzımda attı. Kalem elimden düştü. O dikişler, o eski yaralar... Ateş’e bir şey olmuştu! Dosyayı falan unutup sandalyeyi devirerek merdivenlere koştum.
"Ateş! Ateş ne oldu?!" diye bağırdım merdivenleri ikişer ikişer inerken. "Ateş, ses ver!"
Karanlık salona daldığımda nefes nefeseydim. "Ateş neredesin?!" Panikle etrafıma bakınıyordum ki, bir anda her yer aydınlandı.
"İYİ Kİ DOĞDUN ARYA!"
Evin her yerinden konfetiler patladı. Ateş, az önce "yerde can çekişiyormuş" gibi yapan o adam, karşımda elinde kocaman, üzerinde bir bizim fotoğrafınız olan pastayla duruyordu. Melis ve Kaan arkada kahkahalarla alkışlıyorlardı.
Öylece kalakaldım. Elim kalbimde, korkudan titreyen bacaklarımla onlara bakıyordum. Ateş pastayı masaya bırakıp hızlı adımlarla yanıma geldi ve beni belimden tutup kendine çekti.
"Öldüm sandım Ateş! Ne biçim sürpriz bu?!" diye bağırdım, ama sesim mutluluk ve korku karışımı bir tondaydı.
"Ancak böyle indirebilirdik seni o odadan," dedi Ateş, alnımı alnına yaslayarak. Sesi o kadar sıcak ve o kadar içtendi ki... "Telefonun kapalıyken biz burada öldük öldük dirildik. Ama değdi... İyi ki doğdun benim inatçı savcım, iyi ki benim hayatıma girdin."
Gözlerim dolmuştu. O bütün gün süren kızgınlığım, "unuttular" deyişim, omuzlarımdaki o ağır yük... Hepsi Ateş’in bu muzip gülüşüyle dağılıp gitti.
"Seni hiç affetmeyeceğim," diye fısıldadım, kollarımı boynuna dolarken.
"Affetme," dedi Ateş, beni havalandırıp döndürürken. "Ama hep böyle yanımda kal, o bana yeter."
