47. bölüm · ADALET VE YANGIN ⚖️🔥
...
Hıçkırıklarım yavaş yavaş iç çekişlere dönüşürken, Ateş beni kucağında sallamaya başladı. Sanki kırılmış bir oyuncağı bir araya getirmeye çalışır gibi, her dokunuşu ürkek ve pişmanlık doluydu. Başımı göğsüne yaslamıştım ama bu sefer huzurdan değil, yorgunluktan ve hayal kırıklığından ötürüydü.
"Dinsin artık bu fırtına Arya... Yalvarırım," diye fısıldadı saçlarımın arasına. Dudakları titriyordu, sesi o her zaman duyduğum otoriter tondan çok uzaktı. "Seni bu halde görmek... Kendi ellerimle seni bu enkazın içine atmış olmak beni öldürüyor."
Gözlerimi açtığımda, Ateş’in siyah gömleğinin benim gözyaşlarımla ve ellerimden bulaşan hafif kan lekeleriyle ıslandığını gördüm. Başımı hafifçe kaldırıp o keskin yüz hattına baktım. Gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Neden Ateş?" dedim, sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duydum. "Neden o kağıtlara benden daha çok inandın? Biz o kadar kumpasın, o kadar merminin içinden geçmedik mi? İki satır yazı mı bizi bitirecekti?"
Ateş alnını alnıma dayadı. Sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu ama içimdeki o soğukluğu ısıtmaya yetmiyordu. "Korktum Arya. Seni kaybetmekten değil, senin tarafından kandırılmış olmaktan korktum. Gururum, aşkımın önüne geçti. O ses kaydı... Senin sesine o kadar benziyordu ki, zihnimdeki o şüphe canavarı bir anda uyandı. Ama şu an... Şu yıkıntının içinde sana bakınca anlıyorum ki, dünyanın tüm belgeleri bir araya gelse senin şu bir damla gözyaşının dürüstlüğünü edemez."
Elini yüzüme çıkardı, baş parmağıyla yanağımdaki kurumuş yaşları sildi. Dokunuşu canımı yakıyordu çünkü hala canımı yakan adamın şefkatine muhtaçtım.
"Beni affetme," dedi sesi boğuklaşarak. "Hemen affetme. Ama gitme de... Bu enkazı beraber toplayalım. O sahte belgeleri hazırlayanın kim olduğunu bulup, bu odayı nasıl yıktıysak onların hayatını da öyle yıkalım."
Gözlerimi yeniden kapattım. Kollarının sıcaklığına rağmen içimde bir şeyler kopmuştu. "O ayna kırıldı bir kere Ateş," dedim, yerdeki binlerce cam parçasını işaret ederek. "Ne kadar toplarsak toplayalım, her baktığımızda o çatlakları göreceğiz. Ben sana ruhumu açtım, sen ise o ruha hançer sapladın."
Ateş bir şey söylemedi, sadece beni daha sıkı sardı. O an ne o pırlanta yüzüğün parıltısı ne de malikanenin görkemi umurumdaydı. Sadece bu büyük aşkın içine düşen o zehirli şüphenin tadı vardı dilimde. Sessizce kucağında bekledim; bir yanı hala onu isteyen, diğer yanı ise kapıyı çekip gitmek için can atan o yaralı kadınla baş başa...
