15. bölüm · ADALET VE YANGIN ⚖️🔥

...

Ayşe Gündüz

Akşam yemeği için Vural malikanesinin o görkemli bahçesinde toplanmıştık. Masada Ateş’in küçük kardeşi Kaan ve her zamanki neşesiyle Melis de vardı. Ateş, adliyedeki o Rusça hamlesinden sonra hala o sinir bozucu, galip gülümsemesiyle bana bakıyordu. Aramızdaki gerginliği sadece biz biliyorduk ama Kaan ve Melis ortamı ısıtmaya kararlıydı.

Kaan, elindeki çatalı bırakıp bana döndü. "Yenge, senin adliyedeki başarılarını duyuyoruz ama abim senin çok dilli olduğunu söyledi. Mesela Mardinli bir müvekkilin gelse, ona şöyle bir selam verebilir misin? Kürtçe falan biliyor musun?"

Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Ateş’in bana meydan okuyan bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. "Tabii," dedim sakince. "Rojbaş Kaan, tu çawa yî? Ez pir kêfxweş im ku ez li vir im." (Günaydın Kaan, nasılsın? Burada olduğum için çok mutluyum.)

Kaan’ın gözleri açıldı. "Vay be! Gerçekten akıcıymış."

Melis heyecanla araya girdi. "Peki ya Avrupa dilleri? Mesela yarın bir iş yemeği olsa ve İtalyanlar gelse?"

Hiç duraksamadan devam ettim, sesimdeki özgüven odayı dolduruyordu. "Certamente, Melis. L'eleganza non è solo nell'abito, ama anche nel modo in cui parliamo." (Elbette Melis. Zarafet sadece kıyafette değil, aynı zamanda konuşma şeklimizdedir.)

Ateş bardağını masaya bıraktı, bakışları iyice keskinleşmişti. "Güzel bir performans," dedi alayla karışık bir takdirle. "Ama sadece 4-5 kelimeyle geçiştiriyor olmayasın Savcı Hanım?"

Ona döndüm. Mavi lenslerimin arkasındaki o yeşil öfkeyi sadece o görebiliyordu. "4-5 kelime mi?" dedim ve vites yükselttim.

Önce Fransızca başladım: "La justice est aveugle, mais elle entend tout." (Adalet kördür ama her şeyi duyar.)

Hızla Almancaya geçtim: "Du denkst, du kennst mich, aber du siehst nur das, was ich dir erlaube." (Beni tanıdığını sanıyorsun ama sadece sana izin verdiğim kadarını görüyorsun.)

Ve son darbeyi İspanyolca ile vurdum: "El juego acaba de empezar, y yo siempre gano." (Oyun daha yeni başladı ve ben her zaman kazanırım.)

Masada tam bir sessizlik oldu. Kaan ve Melis büyülenmiş gibi bana bakıyorlardı. Kaan ıslık çaldı. "Abi, sen resmen bir yürüyen ansiklopediyle evlenmişsin! Bu ne akıcılık!"

Ateş, arkasına yaslanıp beni süzdü. Az önceki alaycı ifadesi gitmiş, yerine o odadaki karanlık hayranlık gelmişti. "Gördüğün gibi Kaan," dedi Ateş, sesi artık daha derinden geliyordu.

"Yengen sadece yasaları değil, dünyayı da avucunun içine almış. Ama unutma Arya, her dilin bir bedeli vardır. Seninle baş başa kaldığımızda, hangi dilde pes edeceğini merak ediyorum."

Melis gülerek araya girdi. "Aman abi, hemen işi ciddiye bindirme! Arya, harikasın gerçekten. Bizimkiler genelde silah diliyle konuşur, senin bu zarafetin eve çok yakıştı."

Tabağımdaki yemeğe döndüm ama Ateş’in bakışlarını hala üzerimde hissedebiliyordum. O dillerin hiçbirinde söyleyemediğim tek bir şey vardı: Bu evden kaçış yok. Ama o an anladım ki, Ateş benim sadece gözlerime değil, zihnime de hapsolmaya başlamıştı.