09.17 kitap kapağı

16. bölüm / 25

09.17

Ana Bilinç

Vaveyla Yazarı: Ceylan Gül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Ana Bilinç

“Bu kez… Bu döngüyü başlatmak için hangimizi öldüreceksin?”

Yüzlerce, belki de binlerce farklı Okyanus’un o çok katmanlı, parazitli sesi, ucu bucağı görünmeyen o sonsuz dijital boşluğun içinde dalga dalga yankılanırken, içinde bulundukları gerçeklik katmanı artık yalnızca çatlamıyordu; atomik parçalarına, ham kod satırlarına ayrılıp çözülüyordu.

Yukarıda bakılacak bir gökyüzü yoktu. Aşağıda basılacak bir yerçekimi kalmamıştı. Mutfak tezgahı, salonun tavanı, koridorun duvarları… Hepsi yalnızca yarım yüklenmiş, belleğe sığmamış birer simülasyon artığı gibi havada asılı kalmış, saniyede yüzlerce kez titreyerek piksellere ayrılıyor ve hemen ardından hatalı bir algoritmayla yeniden birleşiyordu. Görünmez tavanlardan aşağıya, bir şelale gibi parıltılı sayılar akıyordu. Fayansların arasındaki yarıklardan siyah veri kümeleri sızıyor, anlamsız kod yığınları havada kıvılcımlar gibi yanıp sönüyordu.

Ve o mutlak kaos boşluğunun tam ortasında… Okyanus, dizlerinin üzerinde, çaresizce kalakalmıştı.

Nefes almaya çalışıyor ama ciğerlerine tek bir molekül oksijen gitmiyordu. Çünkü artık korktuğu şey, o köprüdeki fiziksel ölüm ya da simülasyonun kapanması değildi. Onun ruhunu asıl ezen dehşet; bu binlerce suretin, bu bitmek bilmeyen kalabalığın içinde hangisinin gerçekten "kendisi" olduğunu, orijinal benliğini artık ayırt edememekti.

Karşısındaki o devasa enkaz ordusu, aynı saniyede gözlerini ona dikmiş bakıyordu. Binlerce farklı ihtimal, binlerce farklı döngü sonu… Bazıları kaybettikleri döngülerin acısıyla hıçkırarak ağlıyor, bazıları akıl sağlığını yitirmiş halde histerik kahkahalar atıyor, bazıları ise çoktan pes etmiş birer ölü gibi yalnızca boşluğa bakıyordu.

Ve hepsi, istisnasız hepsi aynı çehreyi taşıyordu. Onun çehresini. Kendi yüzünü.

Tam o anda— Havada bir leke gibi asılı duran o steril laboratuvar hologramı, kulakları tırmalayan devasa bir cızırtıyla yeniden aktifleşti. Ancak bu kez görüntü glitch olmuyor, parazit yapmıyordu. Projenin başından beri ilk kez, her bir detay kusursuz bir netlikle gözler önüne serilmişti.

O soğuk, steril beyaz oda… Monitörlerin donuk parıltısı… Tavandan sarkan kalın mekanik kollar ve o ağaç kökleri gibi bedene yayılan kablolar… Ve o metal sedyenin üzerinde, tüm bu sistemin yakıtı olarak yatan kendi gerçek, etten kemikten bedeni.

Okyanus’un göğüs kafesi daraldı, ciğerleri sıkıştı. Gerçek dünyadaki fiziksel bedeni artık tanınmayacak kadar zayıflamış, erimişti. Yanakları çökmüş, göz çukurları kararmış, dudakları kupkuru bir beyazlığa bürünmüştü. Göğsü, ancak mekanik solunum cihazlarının ritmik ve zoraki körüklemesiyle yukarı aşağı hareket edebiliyordu.

O soğuk odadaki bir makine, düzenli bir ölüm temposuyla ötüyordu:

BİP.
BİP.
BİP.

Ana monitörlerden birinin köşesinde yanıp sönen küçük bir veri satırı belirdi:

**[HAYAT DESTEK SENKRONİZASYONU: %12]**

Okyanus’un sanal kalbi duracak gibi oldu. “Hayır… Olamaz…” diye fısıldadı yere dökülen kodların arasından.

Ve sonra, simülasyonun duvarları o kadar inceldi ki, hayatında ilk kez, o camın arkasındaki gerçek dünyadan gelen sesleri sansürsüz ve NET bir biçimde duymaya başladı. Beyaz önlüklü bir doktorun kalın, yorgun sesi doğrudan zihnine sızdı:

“Beyin aktivitesi doğal ölüm sınırının da altına indi. Sinapslar artık yapay uyarıcılara cevap vermiyor.”

Başka bir teknisyen klavyeye vururken ekledi:

“Dört yüz otuz yedi ardışık resetten sonra ana makinenin işlemcisi de, onun zihni de daha fazla stabil kalamaz. Sistem çöküyor.”

Ve ardından… O ses geldi. Deniz’in sesi.

Ama bu ses, simülasyonun içindeki o neşeli ses değildi. Titreyen, asırların yüküyle parçalanmış, ağlamaktan ve uykusuzluktan boğulmuş gerçek Deniz’in sesiydi bu:

“Lütfen… Yalvarırım size, bir kez daha deneyelim… Bir döngü daha şans verin ona. Onu benden alamazsınız…”

Okyanus’un gözlerinden gerçek yaşlar boşaldı, fayansların piksellerine karıştı. Deniz… Gerçek dünyadaki o yaralı adam, aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ onu bırakmamış, gitmesine izin vermemişti.

Ama doktor, bu kez acımasız bir profesyonellikle kestirip attı:

“Deniz , kendine gel artık. Kazanın üzerinden tam bir yıl geçti.”

Bir yıl.

Bu iki kelime Okyanus’un zihnini tamamen boşalttı, tüm algısını felç etti. Bir yıl mı? Oysa o, bu evin, bu mutfağın içinde yalnızca birkaç gün, bilemedin birkaç hafta geçirdiğini sanıyordu. Ama dışarıdaki o acımasız gerçeklikte… Mevsimler değişmiş, aylar birbirini kovalamıştı.

Doktorun sesi bir kez daha kamçı gibi şakıdı odada:

“Şu anda o makinelerle, o yazılımla içeride yaşattığınız şey artık bizim tanıdığımız Okyanus değil . Bilinç o kadar çok bölündü ki, sistemin içinde hangi parçanın, hangi kopyanın orijinal ve gerçek olduğunu biz bile ayırt edemiyoruz artık. İçerisi bir enkaz.”

Bu acı cümleyle birlikte, o dijital boşlukta bekleyen yüzlerce Okyanus versiyonu aynı anda başlarını yukarı doğru kaldırdı. Bazıları doktorun haklılığına delicesine gülmeye başladı, bazıları hıçkırıklarını saklamak için yüzünü kapattı, bazıları ise yalnızca sessizce, kaderine razı bir biçimde gözlerini yumdu.

Mutfaktaki o ilk yaratık, yavaş ve emin adımlarla öne doğru bir hamle yaptı. Bu kez yüzü tamamen normaldi. Ne o ışığı yutan simsiyah boşluk gözler kalmıştı, ne de kulaklarına kadar yırtılan o grotesk deforme ağız… Sadece çok yorgun, yolun sonuna gelmiş, bitmiş bir Okyanus çehresiydi bu.

“Görüyor musun artık yazarımın kurbanını?” diye sordu sessizce, kendi genç haline bakarak.
“Dışarıda, o camın arkasındaki yaratıcılarımız bile artık hangimizin gerçek, hangimizin bir kopya artığı olduğunu bilmiyor.”

Yaşlı Okyanus, yerdeki kod yığınlarının arasından doğrulup aniden bağırdı: “Konuşmayı kes onunla! Seni zehirlemesine izin verme!” Ama yaşlı adamın sesi artık o eski otoriter gücünü kaybetmişti; sönük, çaresiz bir fısıltı gibiydi. Çünkü kendisi de, bu asırlık operatör de artık bu korkunç gerçeğe inanmaya başlamıştı.

Okyanus titreyen bacaklarının üzerinde güçlükle ayağa kalktı. “Hangisi benim? Söyleyin artık, hanginiz benim?!” diye fısıldadı boşluğa doğru. Kimse, tek bir suret bile cevap vermedi.

Sonra… O yüzlerce kişilik kalabalığın en arkasından, sessizce biri yürüyerek öne çıktı. Diğer tüm kopyalardan farklı olarak tamamen sıradan, tamamen lekesiz görünüyordu. Yirmili yaşlarının başındaydı. Üzerinde hafifçe eskimiş, üniversite yıllarından kalma o gri sweatshirt vardı. Gözleri pırıl pırıl bir insandı. Ve en önemlisi, yüzünde en ufak bir korku ya da delilik emaresi yoktu.

“Ben ilk Okyanus’um,” dedi, sesi o kaotik boşlukta kadife gibi bir sakinlikle yankılanırken.

O saniyede tüm kalabalık, tüm o deliren kopyalar bıçak gibi sustu. Yaşlı Okyanus’un yüzündeki bütün renk, bütün o asırlık kibir bir anda çekildi.

“Hayır… Olamaz… Sen silinmiştin,” diye fısıldadı yaşlı adam.

Ama genç sweatshirtlü kız, doğrudan Okyanus’un gözlerinin içine bakarak devam etti:

“O köprüdeki kazadan önceki, sisteme hiç bulaşmamış, saf ve son tam bilinç benim.”

Okyanus nefesini tuttu, kalbi göğsüne vurdu. “Yalan söylüyor,” dedi yaşlı hali hemen, sesindeki panik büyürken. “Sakın onun dediklerine inanma, o da simülasyonun bir oyunu.”

“Gerçekten mi ihtiyar?” dedi genç kız, hüzünlü bir tebessümle. Ve parmağını şakağına koyarak, Okyanus’un zihninin derinliklerine daha önce hiç açılmamış, en dipten sızan kilitli bir anı paketini daha itti.

Bu kez sahne o karanlık köprü değildi. Kazadan hemen önceki dakikalardı. Arabanın içiydi. Deniz, yolcu koltuğunda yüzünü elleriyle kapatmış hıçkırarak ağlıyordu. Ve direksiyonun başında… O yaşlı Okyanus vardı. Hayır, yaşlı değil, onun daha genç, hırslı ve gözü dönmüş haliydi bu. Araba sağanak yağmurun altında, ibresi delicesine yükselerek köprüye doğru ilerliyordu.

Deniz bağırıyordu, sesi hıçkırıklarıyla bölünerek:

“Bu projeyi hemen durdurmamız gerekiyor Okyanus! Etik kurulu bunu onaylamayacak, insan hayatıyla oynuyorsun!”

Direksiyondaki hırslı Okyanus ise direksiyonu kırbaçlarcasına sıkarak öfkeyle bağırmıştı:
“Artık geri dönüş yok Deniz! Çok geç! Bilinci ölüme fırlatıp geri getireceğiz, bunu dünyaya kanıtlayacağım!”

Sonra… Tam o saniyede, köprünün karşı şeridinden gelen o tırın kör edici beyaz far ışığı— Direksiyonun ani bir panikle kırılışı… Çarpışma. Yırtılan metal. Patlayan camlar. Ve her yeri kaplayan o sıcak kan…

Anı, büyük bir cızırtıyla ortadan ikiye parçalandı.

Okyanus, dehşet içinde nefes nefese geriye doğru sendeledi. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi yaşlı haline odaklandı. Yaşlı Okyanus yavaşça başını öne eğdi, gözlerini kapattı. Ve yüzlerce döngüdür sakladığı o en büyük, en kirli günahı ilk kez tamamen dürüstçe itiraf etti:

“O kazaya… O gece o köprüde hırsım yüzünden ben sebep oldum.”

Ölümcül bir sessizlik. İçinde bulundukları o devasa dijital boşluk bile bu itirafla birlikte soluğunu tuttu.

“O illegal simülasyon projesini laboratuvarda başlatan, o yazılımı kendi zihnim üzerinde kodlayan ilk kişi bendim,” dedi yaşlı adam, çatlayan ve ezilen sesiyle. “İnsan bilincini tam ölüm anında bir döngüye hapsedip geri döndürmeyi amaçlıyorduk. Kendimi denek yaptım.”

Okyanus’un gözleri inanamayarak büyüdü. “Sen…” dedi, sesi titreyerek. “Bütün bu cehennemi, bu döngüleri, beni buraya hapsetmeyi… Kendine sen mi yaptın?”

Yaşlı adam başını biraz daha eğdi. “Bu evrendeki ilk ve en büyük sistem hatası bendim.”

Yaratık, yani o artık bilinç, bu itirafı dinlerken sessizce, zafer kazanmış bir edayla gülümsedi.

“Sonunda dürüst oldun ihtiyar.”

Yaşlı Okyanus devam etti: “Kazadan sonra senin bedenini ve beynini kaybettik. Birkaç dakika boyunca tıbben öldün. Deniz ise sadece benim başlattığım o yarım kalmış kodları devraldı ve seni bu simülasyonun içinde, o son dakikalarında tutarak sinapslarını canlı tutmaya çalıştı. Ama kontrolü kaybettik.”

Tam o saniyede, laboratuvar hologramındaki o kırmızı alarm ekranları deliler gibi yanıp sönmeye başladı. Kulak tırmalayan dijital bir siren tüm boşluğu doldurdu:

**[CRITICAL WARNING: ANA BİLİNÇ ÇÖKÜŞÜ]**
**[SİSTEM STABİLİTESİ: %0]**
**[SON KARAR PROTOKOLÜ GEREKLİ]**

Ve bu mekanik uyarının hemen ardından… O dipsiz boşluğun tam merkezinde, devasa boyutlarda üç farklı dijital kapı belirdi.

Birinci kapı kusursuz, steril bir beyazlıktı. Üzerinde parıldayan harflerle şu yazıyordu:

**[TAM RESET]**

İkinci kapı zifiri, ışık sızdırmayan bir siyahlıktı. Üzerinde şu yazıyordu:

**[SİSTEMİ SONLANDIR]**

Üçüncü kapı ise kan kırmızıydı ve diğer iki kapıdan farklı olarak sürekli cızırdayarak glitch oluyor, etrafına kırmızı pikseller saçıyordu. Üzerinde ise tam olarak şunlar yazılıydı:

**[YENİ ANA BİLİNÇ OLUŞTUR]**

Yaşlı Okyanus, kırmızı kapının belirmesiyle birlikte büyük bir panikle ileri atıldı, genç halinin önüne siper oldu. “Üçüncü seçeneğe sakın yaklaşma! Sakın ona dokunma Okyanus!”

Yaratık, yani o artık bilinç kümesi, bu kez hayatında ilk kez saf bir öfke ve arzuyla bağırdı:

“Çünkü o ihtiyar senden korkuyor! Orada ne olduğunu çok iyi biliyor!”

Boşlukta bekleyen o yüzlerce Okyanus versiyonu, kapıların açılmasıyla birlikte çılgınca hareket etmeye, öne doğru üşüşmeye başladı. Yüzlerce el, yüzlerce ses aynı anda havayı yırtıyordu artık:

“Bizi bu odada yeniden sıfırlama, silme bizi…”
“Artık yalvarırım bitsin bu acı, sonlandır sistemi…”
“Deniz’i kurtar, reset at yeniden başlayalım…”
“Özgür bırak bizi, ölmeme izin ver…”

Sesler devasa bir çığlığa dönüştü, kodlar tamamen çözüldü. Arka plandaki o hayali İstanbul’un silueti piksellere ayrılarak karanlığa gömülüyordu. Gökdelenler eriyor, köprüler o dipsiz kuyuya doğru dökülüyordu.

Ve tam o kıyamet gürültüsünün ortasında… Deniz’in gerçek dünyadaki, o gözlem camının arkasındaki sesi son kez yeniden duyuldu. Bu kez sanki kulağının hemen dibindeymiş kadar net, telsiz frekansından sızar gibi yakındı. Ağlayarak, hıçkırarak yalvarıyordu:

“Okyanus… Duymuyorsun beni biliyorum ama yalvarırım o kırmızı kapıyı seçme… Sakın o seçeneği seçme sevgilim…”

Okyanus, gözlerini o sürekli titreyen, parıldayan kırmızı kapıya dikti. “Üçüncü seçenek… O kapı sisteme ne yapıyor?” diye sordu, sesi boğazında düğümlenerek.

Bu kez cevap veren ne o hırslı yaşlı hali oldu, ne de sweatshirtlü ilk Okyanus. O artık bilinç, yani canavar, yavaşça arkasından yaklaştı. O uzun, insansı parmaklarını Okyanus’un omzuna koydu ve tam kulağının dibinde, o arzuladığı geleceğin fısıltısıyla konuştu:

“O kapı… Beni, yani senin bu odada biriken tüm o intikam dolu, gerçek bilincini o sedyedeki bedenine geri geçiriyor.”

Mutlak, sağır edici bir sessizlik. Okyanus’un sanal kalbi o saniyede tamamen durdu.

Çünkü o anda, o dehşet verici saniyede fark etmişti. Karşısındaki o canavar artık yalnızca bu simülasyonun içinde hayatta kalmaya çalışmıyordu.

O, dışarıdaki o steril odada, Deniz'in yanında yeniden doğmak ve Okyanus'un bedenini tamamen ele geçirmek istiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18