1. bölüm / 8
Zıtlığın Adı AşkGİRİŞ
Bölümler 8Şu an: GİRİŞ
- 1 GİRİŞ1.666 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 (1) İTİNAYLA BAŞINIZ BELAYA SOKULUR1.124 kelime
- 3 (2) YAĞMURDAN KAÇARKEN GÖK GÜRÜLTÜSÜNE TUTULMUŞUZ...1.208 kelime
- 4 (3) FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.754 kelime
- 5 (4) AŞK CİDDİ BİR İŞTİR1.980 kelime
- 6 (5) BİR ŞEY YOK AMA ÇOK ŞEY VAR1.323 kelime
- 7 (6) HOŞÇA KAL YAKIŞIKLI BEY1.286 kelime
- 8 (7) Bir Kar Topu Kaç Belaya Sebep Olabilir?2.715 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GİRİŞ
Zıtlıkların uyumu, çoğu zaman gözle görülemeyen bir güzelliktir. Kimse siyah ve beyazın uyumundan bahsetmez mesela. Ya da gece ile gündüzün uyumunu anlatmaz. Ay ile güneşi kıyanlarız ama onların ne kadar yakıştığını hiçbir zaman konuşmayız.
Hayat böyledir işte. Bazı güzellikler vardır; kişi onları fark etmekte zorlanır. Eğer gerçekten seni seven biriyse, sendeki güzelliği hemen fark edecektir. Fark ettiğindeyse bu, gerçek sevgiye dönüşür.
Akrep ile yelkovan birbirini kovalarken renkli sandalyeme oturmuş, önümdeki kaosu izliyordum. Önümdeki kaosun sahibi bizzat benim öğrencilerimdi.
Anaokulu öğretmeni olmak zor bir seçimdi. Bir süre sonra kafanız şişiyordu, sinirleriniz bozuluyordu ama günün sonunda ve bu mesleği yaptığınız için şükrediyordunuz. Garip bir işti öğretmenlik.
“Öğretmenim pandufumu bulduk!”
Çenemi avuç içimden ayırarak bana seslenen küçük kıza döndüm. “Hah, öyle mi?” dedim şaşkın şaşkın. “Ne güzel.” Diyorum ya, akıl bırakmıyorlar insanda.
Zil çalınca zar zor öğrencileri hizaya sokup bahçeye çıkardım. Yorgunluktan bayılmam an meselesiydi ama dayanıyordum bir şekilde.
Okuldan koşar adım uzaklaştım. Mini Cooper arabama ilerledim. Kapılarını açıp arabaya bindim. Soluklandım bir süre. “Bir haftayı daha galibiyetle kapattık çok şükür,” diye mırıldandım kendi kendime. Buna ben bile inanamıyordum.
Yoğun geçen bir haftanın sonucunda şu iki günlük tatilimi öğlene kadar uyuyarak geçirecektim. Arabayı çalıştırdım. Eve doğru ilerledim.
🪖🎀
Yerdeki sümüklü peçetelere umutsuz bakışlar attı Defne. Bu evin hizmetçisi olmalıydı. Yoksa bu dağınıklığı toplamak zorunda olmasının başka açıklaması olamazdı.
“Yeter artık, Rüya,” dedi bıkkınlıkla. “Daha ne kadar ağlayacaksın? Boş ver sen elin oğlunu. Terk ettiyse kendi kaybeder. Senden önemli mi?”
Yatağında yarı uzanır pozisyonda durmuş, hüngür hüngür ağlayan Rüya bir peçete daha attı yere. “Önemli,” derken hıçkırdı. “O benim her şeyimdi. Bana bunu nasıl yapar?”
Defne yüzünü ekşitti. Aşk konuları kesinlikle ona göre değildi. “Adamın zaten kendine hayrı yoktu. Sana nasıl bakacaktı kızım?” Üzülüyordu hassas kalpli arkadaşının değmeyecek bir erkek için ağlamasına.
“Neden öyle diyorsun?” dedi Rüya. İçinde hâlâ bir umut vardı. “Belki tanısa severdi.” Tanıyacak kadar uzun süre hayatında tutmuştu aslında onu ama inanmak istemiyordu.
Defne daha fazla ısrar etmedi. Ne derse desin, Rüya kendi yolundan şaşmayacaktı. Yaşayarak öğrenecekti. “Benim işlerim daha bitmedi. Bittikten sonra birlikte ağlarız,” dedikten sonra odadan çıktı.
Koridorda yürürken bakışları sağ tarafa, Merve ve Gülperi’nin hep dağınık olan odasına kaydı. İkişer ikişer paylaşmışlardı odaları. Defne kendi odalarını her gün temizlerdi ama Gülperi ve Merve o kadar pasaklıydı ki yan yana geldiklerinde kaos oluşuyordu.
Defne onlara bir iyilik yapıp odalarını temizleyecekti. Ben olmasam evi pislik götürürdü, diye boşuna demiyordu. Odanın kapısı hafifçe aralıktı. Kapıyı ardına kadar açtığında delicesine dans eden Merve’yi gördü. Yine bir tiktok dansı ezberliyordu.
Merve dansa kendini kaptırdığı için Defne’yi fark etmemişti. Şarkıyı duyan Defne hüsrana uğradı. İsmail Yk dinleyen bir arkadaşı vardı... Kendinden utanıyordu.
Merve bağıra çağıra, “Şakası yok bu işin. Gör bak, eriyorum!” diyordu odanın ortasında deli danalar gibi dans ederken. “Artık tutmayın beni, bum bum geliyorum!”
Defne kulaklarını tıkadı. “Merve kapatsana şu saçma müziği!” diye bağırdı. Yüzünü ekşitti. Bir sürü ünlü güzel şarkıları olan şarkıcılarımız dururken nerenin talebiydi İsmail Yk?
Merve onu duymuyordu. “Of, şekerim benim! Sizi kıtlarım yerim!” Enerjik bir kızdı Merve. İşi buydu; Youtuber’dı o. Defne onunda iyi, sağlam bir işi olsun isterdi ama Merve’nin en büyük hayali, kanalını büyütüp herkes tarafından bilinen biri olmaktı. Defne sırf arkadaşının hayalleri yıkılmasın diye sessiz kalıyordu.
Defne hızlıca odaya girdi. Merve’nin şarkıyı açtığı ses sisteminin fişini sertçe çekerek şarkıyı kökten kapattı. Merve ona döndüğünde doğruldu, ellerini beline koydu. “Ne bu tantana?”
Merve’nin, ev arkadaşını bu kadar sinirli ilk görüşü değildi. Defne hep sinirliydi. Gayet sakin bir sesle, “Video çekiyorum,” dedi. “Görmüyor musun, Defnoş?”
Defne gözlerini devirdi. Koyu kahverengi gözlerinin hedefi Merve olduğunda, Merve gelmekte olan öfke patlamasının farkına vardı. “Görüyorum ama sen beni duymuyorsun galiba. Yüksek sesten kulak zarım yırtıldı burada!”
Çabuk öfkelenen birisiydi Defne. Migreni tuttuğunda, Defne’yi tutabilene aşk olsun. Kimseyle bir problemi yoktu, hatta en çok o insanlara yardım eli uzatırdı. Onun tek sorunu karşısındaki kişi tek bir hatasında hayatından silmesi olabilirdi. Önyargılıları da varken sinir bozucu insanlar Defne’nin hayatının her alanında vardı. Herkese bir kere şans verirdi. İkinci şansı tanımazdı.
Merve, Defne’yi iyi tanıdığı için ses çıkarmazdı kavga ederlerken. Sesini de çok yükseltmezdi. Uslu uslu dinlerdi Defne’yi. Onun gözünde akıllanmaz biri gibi görünüyor olsa bile, Defne’nin içten içe onu dış dünyadan korumaya çalıştığını görüyordu. “Özür dilerim, Defnoş,” dedi daha ılımlı bir sesle.
Defne tuttuğu nefesi burnundan sertçe verdi. “Bıktım artık sizin dağınıklığınızı toplamaktan,” derken sesi az önceki kadar yüksek çıkmıyordu. “Bana yardım et. Şu odayı oda şekline getirelim.”
Odanın içi darmadağınıktı. Gülperi’nin kullanmayıp kenara fırlattığı buruşturulmuş kağıtlar ve Merve’nin yediği çerezlerin boş paketleri yere saçılmıştı. Saç düzleştiricisi bir köşedeydi, tarak ayrı köşede. Odada ne ararsan vardı ama bulduğun sürece kullanabilirdin.
Merve telefonunu yasladığı duvardan aldı. Kapattıktan sonra sehpaya bıraktı. Defne ne derse onu yapacaktı. Avuçiçlerini birbirine sürttü. “Evet,” dedi harfleri uzata uzata. “Nereden başlıyoruz?”
🪖🎀
İki elimde sıkı sıkı tuttuğum ağzına kadar dolu poşetleri tutarken anahtarı çantamın en dibinden arayıp çıkarmakla uğraşmak istemediğimden zile bastım uğraşarak. Kollarımdaki tüm yükün ağırlığıyla poşetleri inatla bırakmazken eve girdikten sonra masaya koymakta kararlıydım. Bir kapı açmak ne kadar zor olabilirdi ki? Değil mi ama. Sağ olsunlar, canım arkadaşlarım ben zili çaldıktan yarım saat sonra -tamam biraz abartıyor olabilirdim- açtılar kapıyı.
Kapıyı açan Rüya bana hoş bir tebessüm sundu. “Hoş geldin, canımın içi,” dedi mutlu mesut.
Ama ben onun kadar mutlu değildim. “Rüya çekil kenara, yoksa poşetler fazla ağırlıktan yırtılacak!” dedim aceleyle. Şakam yoktu, poşetler yırtılırsa aldığım bütün yiyecek içecekler yere düşerdi. Tabaka delinirdi, öyle bir ağırlık.
Rüya elimdeki poşetlere baktığında, yeni gördüğünü anladım. “Ay pardon,” diyerek hemen kapının önünden çekildi. İçeri girdim ve ayakkabılarımı fırlatırcasına çıkararak mutfağa yöneldim. Rüya arkamdan pıtı pıtı adımlarla geliyordu. “Alayım mı birkaç tanesini?” diye sordu arkamdan.
Bunu şimdi mi söylüyorsun, be Rüya?
Poşetleri masaya bıraktım. Parmaklarım poşetleri taşımaktan kıpkırmızı olmuş bir vaziyetteyken, kan gitmemiş gibi beyazlık da oluşmuştu. Aman, geçer birazdan diye düşünerek kendimi masanın ucundaki boş sandalyeye bıraktım. Nefes nefese kalmıştım.
Rüya yanıma gelince poşetleri aldı sırayla. Hepsini buzdolabının önüne getirdiğinde içlerinden sütleri çıkarmaya başladı. “Sen söyleseydin erkenden açardım kapıyı, kapıda bile beklerdim,” dedi bir yandan da.
Tek başıma hallederim sanmıştım ama çok yanlış sanmışım. “Of ne bileyim böyle olacağını? İki eşya alıp çıkacaktım, bir baktım market sepeti ağzına kadar dolmuş.” Kendime hakim olamadığım anlar oluyordu. Evin aylık alışverişini yapmış olabilirdim şu an.
Güldü Rüya. “İyi yapmışsın. Evde hiçbir şey kalmamıştı.” Onun açısından iyiydi tabii. Ah arabam, canım arabam, o olmasaydı eve kadar kendim taşırdım poşetleri. Arabam çok kıymetliydi.
Sandalyeden kalktım. “Ellerimi yıkayayım, geliyorum,” derken lavaboya ilerliyordum. Titiz değildim ama temiz bir insan evladıydım evelallah. Ellerimi kuruladıktan sonra üstümü başımı değiştirmek için odama yöneldim.
Odaya adımı atar atmaz ortamdan yükselen, “Sakın basma!” uyarısıyla olduğum yerde kaldım.
Ellerimi teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdım. “Tamam, basmadım sakin olun.” Yine bir oda temizleme telaşı vardı odada. Ayda yılda bir süpürdüğüm odam temizlik malzemeleri kokuyordu buram buram. Burnumu tıkamak zorunda kaldım.
Defne yine iş başındaydı. Bembeyaz halıyı resmen deliyordu! Süpürgeyi öyle bir bastırıyordu ki, halıda yeni desenler oluşmuştu. Merve camları siliyordu ama ne silmek! Sarı bezin suyunu sıkarak canını çıkarıyordu. Burada bir temizlik faciası yaşanıyordu ama benim tek isteğim üstümü değiştirmekti. Buradan işim bittiğinde kendi rızamla çıkacaktım zaten.
“İzin verirseniz pijamalarımı alacağım, pek sevgili arkadaşlarım.”
Cevap Defne’den geldi. “Birazdan al.” Rahat rahat oturmak benimde hakkımdı! Başladıkları temizlik akşama kadar sürecek gibiydi. O kadar bekleyemezdim.
“Olmaz. Şimdi almam lazım,” diye ısrar ettim.
Defne o kadar işin arasında şahin misali gözlerini bana dikti. “Gülperi ne olacak sanki iki dakika pijamasız otursan? Git telefonuna falan bak, hadi. Meşgul etme beni.” Yeniden işine döndü.
Kıyafetlerim hem rahat hem şıktı aslında. Bunlarla idare ederdim ama benimde huyum buydu işte; evdeysem pijamalarım olmak zorundaydı.
“Merve verir.” Camları hunharca silen uyuz Merve’ye döndüm. “Merveciğim,” dedim sevimli bir gülümseme eşliğinde. “Rica etsem bana ördekli pijamalarımı verebilir misin?” Normalde hiç yapmayacağım bir şeyi yapmış ve Merve’den bir şeyi yapmasını rica etmiştim.
Merve sırıttığında beni sattığını belirtir gibi mavi gözlerini Defne’ye çevirdi. “Sence vermeli miyim, Defnoş?” Sana yemek hazırladığım günlere lanet olsun, Merve!
Defne bana bakmadan, “Ver gitsin,” dedi sakince. Ondan beklemediğim bir ataktı. Şaşırdım ama gülümsedim de.
Zafer sırıtışımla Merve’ye döndüm. Elimi uzattım, parmaklarımı açıp kapattım birkaç kez. “Ver bakayım kıyafetlerimi.”
Merve oflayarak dolaptan çıkardığı katlanmış ördekli pijamalarımı bana uzattı ama ne uzatmak… Kafamda parçalamak ister gibiydi. “Al,” diye homurdanırken bana bakmıyordu.
Sinir bozucu gülümsememle, “Teşekkür ederim,” dedim. Gülüşüm soldu. “Bu yaptığını unutmayacağım,” dedim Defne’nin duyamayacağı bir şekilde.
Merve iddialı bakışlar attı. “B12 izin verirse bu dediğini de ben unutmam, Güloş.” Tekrar odaya döndü. Odayı Defne ile temizlemeye devam ettiler. Oradan ayrılmam uzun sürmedi.
Diğer boş olan odaya gittim mecburen. Odaya girip ardımdan kapıyı yavaşça kapattım. Odada kimse yoktu. Bu odada Defne ve Rüya kalıyordu. O yüzden oda tertemiz ve düzenliydi. Defne kendi odalarını her gün topladığı için Rüya çok şanslıydı.
Ya ben? Benim günahım neydi? Merve ile aynı odada kaldığımızdan odayı hiç toplu bulamıyordum ki. Merve odayı dağıtırdı ama geri toplama kısmında yoktu. Onun dağınıklığını toplamaya çalıştığımda yere attıklarını toplamaktan belim tutuluyordu.
Üstümü bir köşede giydikten sonra çıkardıklarımı katladım ve odanın bir köşesine yerleştirdim. Şimdi odama girmeye kalksam on ton laf yerdim. Hiç uğraşmak istemiyordum.
Odadan çıktığımda Defne çöpleri atmaya gidiyordu. Ayağına terliklerini geçirdi ve ses çıkararak evden çıktı. Beş dakikadan önce gelmeyeceğini hepimiz biliyorduk. Yan komşumuz Şaziye Hanım pek severdi dedikodu yapmayı, mahallede kim ne yapmış öğrenmeyi. Defne’yi dışarıda görünce onu soru yağmuruna tutacağı kesindi.
Merve işleri bitirmiş olmanın verdiği rahatlama hissiyle koltuğa uzanmıştı. Telefonuyla uğraştığına göre çektiği videoları editliyordu. Yanına gittim. Ayaklarını uzattığı tarafa oturdum. “Merve alışverişe gidelim,” dedim bir anda.
Merve telefonu kapatmadı. “Gideriz birazdan.”
Elindeki telefona arkadan minik bir darbe yemesi kaçınılmazdı. Telefon göğsüne düştü. “Ne zaman gideceğiz? Öğlen oldu.”
Merve telefonu kaldırırken bana öfkeliydi. “Ya kanka Defne daha yeni saldı beni. Biraz insaflı davran ve beni bugün rahat bırak.”
“Yok canım. İnsaflı falan olamam. Gideceğiz, dediysem gideceğiz o AVM’ye.” Oflayarak başımı ellerimin arasına aldım. “Giyecek doğru düzgün tişörtüm kalmadı. Defne eskidi diye çoğunu el bezi yapmış, inanabiliyor musun?” Bu noktada hafifçe yükseldim. “En sevdiğim Mickey Mouse’lu tişörtüm artık cam bezi haline gelmiş!” Ağlamaklıydım.
Merve derin bir nefes aldı. “Defne’ye söyle bunları. Ben ne yapabilirim senin eskimiş tişörtüne?”
Bacağına vurdum. “Alışveriş yapacağız beraber.” İtiraz etmek için ağzını açıyordu ki, “İtiraz istemiyorum!” diyerek onu susturdum. Bugün o alışverişe gidilecekti ya da gidilecekti, o kadar.
Bölüm etkileşimi
